Emsal kararlara ilişkin iddia karşılanmayınca gerekçeli karar hakkı ihlal edildi
Başvurucu, işe giriş bildirgesine dayanarak sigorta başlangıç tarihinin tespiti istemiyle dava açmış, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin bozma kararı üzerine mahkeme davayı reddetmişti. Mahkeme, uyuşmazlık konusu çalışmanın el halıcılığı dokuma işi niteliğinde olduğunu, bu işlerin ilgili dönemde uzun vadeli sigorta kollarına tabi sayılamayacağını gerekçe göstermişti.
Başvurucu, kendisiyle aynı maddi olaya dayanan başka davalarda davanın kabulüne karar verildiğini ve bu kararların aynı daire tarafından onandığını ileri sürmüş, ancak mahkeme ve Yargıtay bu iddiayı hiç değerlendirmemişti. Anayasa Mahkemesi, esasa etkili bu iddianın karşılanmamasını gerekçeli karar hakkının ihlali olarak nitelendirdi.
Karar, yeniden yargılama yapılmak üzere Kırklareli İş Mahkemesine gönderildi. Başvurucuya 40.487,60 TL yargılama gideri ödenmesine hükmedildi. Karar, benzer emsal iddialarının derece mahkemelerince tartışılmasının bir zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor.
Kaynak: Anayasa Mahkemesinin 5/5/2026 Tarihli ve 2021/32883 Başvuru Numaralı Kararı (Resmî Gazete, 30 Ekim 2026, sayı 33415)
Tam metni ayrı sayfada okuyun (OCR ile okunmuş metin)
Haksız kesilen verginin faizsiz iadesi mülkiyet hakkını ihlal etti
Başvurucunun iş akdi ikale sözleşmesiyle sona erdirilmiş, kendisine ödenen iş sonu tazminatı üzerinden gelir vergisi kesilmişti. Vergi mahkemesi bu kesintiyi açık vergi hatası sayarak iptaline karar vermiş, başvurucuya vergi iade edilmişti. Başvurucu daha sonra kesinti tarihinden iade tarihine kadar geçen süre için faiz talep etmiş, bu talep önce kabul edilip ödense de istinaf aşamasında davayı kesin olarak reddedilmişti.
Anayasa Mahkemesi, haksız tahsil edilen bir verginin yalnızca nominal tutarının iadesiyle yetinilmesinin, kişinin bu paradan mahrum kaldığı süre boyunca uğradığı değer kaybını gidermediğini belirtti. İstinaf mahkemesinin, iadeye hükmedilmiş olmasına karşın değer kaybını hiç tartışmamasının mülkiyet hakkına orantısız müdahale oluşturduğuna hükmetti.
Karar, yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 9. Vergi Mahkemesine gönderildi. Başvurucuya 40.487,60 TL yargılama gideri ödenmesine karar verildi.
Kaynak: Anayasa Mahkemesinin 18/5/2026 Tarihli ve 2021/22795 Başvuru Numaralı Kararı (Resmî Gazete, 30 Ekim 2026, sayı 33415)
Tam metni ayrı sayfada okuyun (OCR ile okunmuş metin)
Tapu tahsis belgesi davasında süre başlangıcı öngörülemez bulundu
Başvurucuların murisine ait tapu tahsis belgesinin iptaline ilişkin idari işleme karşı açtıkları dava, idare mahkemesince süre aşımından reddedilmişti. Mahkeme, dava açma süresinin başlangıcını, başvurucuların adli yargıda görülen ayrı bir davada idarenin cevap dilekçesinin kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren hesaplamıştı.
Anayasa Mahkemesi, idari işlemin kurumlar arası yazışma niteliğinde olduğunu, başvurucuların bu yazışmayı öngörmesinin mümkün olmadığını belirtti. İşlemin başvuruculara ayrıca tebliğ edildiği tarih ortadayken, ayrı bir adli davadaki dilekçe tebliğinin esas alınmasının öngörülemez olduğu ve aşırı külfet yüklediği sonucuna varıldı.
Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilerek dosya yeniden yargılama için Manisa 1. İdare Mahkemesine gönderildi. Başvurucuların tazminat talebi reddedilirken toplam 40.487,60 TL yargılama gideri ödenmesine hükmedildi.
Kaynak: Anayasa Mahkemesinin 18/6/2026 Tarihli ve 2021/22462 Başvuru Numaralı Kararı (Resmî Gazete, 30 Ekim 2026, sayı 33415)
Tam metni ayrı sayfada okuyun (OCR ile okunmuş metin)
694 sayılı KHK ile düşen icra takipleri sonrası açılan davalarda süre sorunu
Mülga bir belediyede çalışan memurlar, eksik ödenen maaş alacakları için ilamsız icra takibi başlatmış, takipler haciz aşamasına kadar ilerlemişti. 694 sayılı KHK ile idari yargının görev alanına giren alacaklar için ilamsız icra yolu kapatılınca, bu takiplerin düşmesine karar verilmiş, başvurucular kararın kesinleşmesinden sonra otuz gün içinde idari davalar açmıştı.
İdare mahkemeleri, eksik ödemelerin bazı aylarda ve süreklilik arz etmeden yapıldığını, bu nedenle her ödemenin ait olduğu ayda öğrenildiğinin kabulü gerektiğini belirterek davaları kısmen veya tamamen süre aşımından reddetmişti.
Anayasa Mahkemesi, icra takibinin düşmesi üzerine KHK'da öngörülen süre içinde açılan davada bu şekilde bir yorumun öngörülemez olduğunu, haciz aşamasına kadar gelmiş takiplerin düşmesi sonrası alacakların büyük kısmının elde edilmesini imkânsız hale getirdiğini vurguladı. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilerek dosyalar ilgili idare mahkemelerine gönderildi, tazminat talepleri reddedildi.
Kaynak: Anayasa Mahkemesinin 16/9/2026 Tarihli ve 2021/1112 Başvuru Numaralı Kararı (Resmî Gazete, 30 Ekim 2026, sayı 33415)
Tam metni ayrı sayfada okuyun (OCR ile okunmuş metin)
Yönetmeliğe dayanan okul değiştirme cezası eğitim hakkını ihlal etti
Özel bir eğitim kurumunda okuyan iki lise öğrencisine, Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'ne dayanılarak okul değiştirme disiplin cezası verilmişti. Öğrencilerden biri yöneticilere saygısız davranış, diğeri ise sosyal medya paylaşımı nedeniyle cezalandırılmıştı. İdare mahkemeleri cezaları farklı şekillerde değerlendirmiş, bir davada ret bir davada iptal kararı verilmiş, ancak istinaf aşamasında her iki ceza da hukuka uygun bulunmuştu.
Anayasa Mahkemesi, ortaöğretim öğrencilerinin disiplin suç ve cezalarına ilişkin herhangi bir kanuni düzenleme bulunmadığını, cezaların tek dayanağının yönetmelik maddeleri olduğunu belirtti. Bu nedenle müdahalenin kanunilik şartını taşımadığı sonucuna vardı.
Ayrımcılık iddiası delillendirilemediği için kabul edilemez bulundu. Eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verilerek dosyalar yeniden yargılama için ilgili idare mahkemelerine gönderildi, başvuruculara ayrı ayrı 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildi.
Kaynak: Anayasa Mahkemesinin 16/9/2026 Tarihli ve 2024/68293 Başvuru Numaralı Kararı (Resmî Gazete, 30 Ekim 2026, sayı 33415)
Tam metni göster
Bu metin Resmî Gazete'deki görüntüden otomatik okunmuştur (OCR); okuma hatası olabilir, esas metin Resmî Gazete'dedir.
--- Sayfa 1 ---
30 Ekim 2026 CUMA
Resmî Gazete
Sayı : 33415
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MAHAMMAD RZAYEV VE ROBERTO NEJAT DİLMEN BAŞVURUSU
Başvuru Numarası : 2024/68293
Karar Tarihi : 16/9/2026
Başkan : İrfan FİDAN
Üyeler : Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Raportör : Kübra ÇİFTÇİ
Başvurucular : 1. Mahammad RZAYEV
Vekili : Av. Işıl Eylem BAKIR
2. Roberto Nejat DİLMEN
Av. Bekirhan BARAN
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, okul değiştirme disiplin cezasıyla cezalandırılma nedeniyle eğitim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Olay tarihinde özel bir eğitim kurumunda lise öğrencisi olan başvurucular 7/9/2013 tarihli ve 28758 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve olay tarihinde yürürlükte olan Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğine (Yönetmelik) dayanılarak 4/12/2023 ve 19/1/2024 tarihlerinde okul değiştirme disiplin cezasıyla cezalandırılmıştır.
3. Bahsi geçen Yönetmelik'in "Disiplin cezaları" başlıklı 163. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Öğrencilere, disiplin cezasını gerektiren davranış ve fiillerinin niteliklerine göre;
a) Kınama,
b) Okuldan kısa süreli uzaklaştırma,
c) Okul değiştirme,
ç) Örgün eğitim dışına çıkarma
cezalarından biri verilir."
--- Sayfa 2 ---
4. Aynı Yönetmelik'in "Disiplin cezasını gerektiren davranış ve fiiller" başlıklı 164. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(3) (Ek cümle:RG-5/9/2019-30879) Okul değiştirme; öğrencinin yerleşim yeri öncelikli olmak üzere, aynı tür ve derecedeki başka bir okula nakdinin yapılmasıdır. Okul değiştirme cezasını gerektiren fiil ve davranışlar;
...
ğ) Okul yöneticilerine, öğretmenlerine, çalışanlarına ve arkadaşlarına kaba ve saygısız davranmak,
...
m) Bilişim araçları veya sosyal medya yoluyla eğitim ve öğretimi engellemek, kişilere ağır derecede maddi ve manevi zarar vermek"
5. Başvurucular, disiplin cezalarının iptali istemiyle İdare Mahkemelerinde dava açmıştır. Başvurucu Roberto Nejat Dilmen'in açtığı davada İdare Mahkemesi, başvurucunun okul içinde yönetici ve öğretmenlere yönelik sözlü saldırılarda bulunduğunun ve onları tehdit ettiğinin sabit olduğunu belirterek davayı reddetmiştir. Başvurucunun anılan kararı istinaf kanun yoluna taşıması üzerine Bölge İdare Mahkemesi kararın usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle 27/11/2024 tarihinde istinaf başvurusunun kesin olarak reddine karar vermiştir.
6. Başvurucu Mahammad Rzayev'in açtığı davada ise İdare Mahkemesi, başvurucuya bilişim araçları veya sosyal medya yoluyla eğitim ve öğretimi engelleme, kişilere ağır derecede maddi ve manevi zarar verme şeklinde isnat edilen disiplin suçunun tipiklik şartının gerçekleşmediğini belirterek iptal kararı vermiştir. Kararın idare tarafından istinaf kanun yoluna taşınması üzerine Bölge İdare Mahkemesi; başvurucunun sosyal medya paylaşımlarının başka bir öğrenciyi tehdit edici ifadeler ve hakaret içerdiğini, söz konusu paylaşımların tehdit edilen öğrencinin eğitim hakkını kullanmasını engelleyecek ve manevi olarak olumsuz etkileyecek nitelikte olduğunu belirterek 6/11/2024 tarihinde davanın kesin olarak reddine karar vermiştir.
7. Başvurucu Roberto Nejat Dilmen nihai kararı 4/12/2024 tarihinde öğrenmiş, 30/12/2024 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır. Başvurucu Mahammad Rzayev ise nihai kararı 28/11/2024 tarihinde öğrenmiş, 27/12/2024 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.
8. Komisyon, aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunan 2024/69948 numaralı başvurunun 2024/68293 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Eğitim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
9. Başvurucular; disiplin cezası nedeniyle okullarına gidemediklerini belirterek eğitim hakkının, okula girişlerinin yasaklanması nedeniyle de kişi özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu Mahammad Rzayev, disiplin cezasının
--- Sayfa 3 ---
dayanağının bir sosyal medya paylaşımı olması nedeniyle ifade özgürlüğünün de ihlal edildiğini iddia etmiştir.
10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucuların eğitim haklarının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu Roberto Nejat Dilmen, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda başvuru formunda ileri sürdüğü ihlal iddialarını yinelemiştir.
11. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucular disiplin cezaları nedeniyle mevcut okullarına gidememelerine yönelik şikâyetlerini, eğitim hakkı ve kişi özgürlüğüyle ilişkilendirmişlerse de mevcut bir eğitim kurumuna ulaşamama niteliğinde olan bu şikâyetlerin bir bütün hâlinde eğitim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirmiştir.
12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
13. Anayasa Mahkemesi benzer bir şikâyeti S.Ü. ([1. B.], B. No: 2020/34927, 6/3/2024) kararında incelemiştir. Bahsi geçen kararda, Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'nin "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde gösterilen kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde (S.Ü., § 33) ortaöğretim öğrencilerine uygulanabilecek disiplin suç ve cezalarına ilişkin bir hüküm bulunmadığı, dolayısıyla başvuruya konu disiplin cezasının sadece bir yönetmelik hükmü uyarınca tesis edildiği belirtilmiştir. Bu itibarla ortaöğretim öğrencilerinin disiplin suçlarıyla ilgili genel ilkeleri ortaya koyan, bu suçların çerçevesini çizen ve disiplin cezalarını gerektiren eylemleri genel hatlarıyla da olsa belirleyen, belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli, amaç ve kapsamı belirlenebilir veya öngörülebilir herhangi bir kanuni düzenleme olmadığı belirtilerek müdahalenin kanunilik şartını taşımadığı sonucuna ulaşılmış ve başvurucunun eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (bkz. S.Ü., § 34).
14. Eldeki başvuruda da başvuruculara uygulanan disiplin cezalarının tek dayanağı ilgili Yönetmelik'tir. Bu sebeple bahsi geçen kararda dayanılan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
15. Bu itibarla başvurucuların eğitim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Varılan sonuca göre müdahalenin meşru bir amacının bulunup bulunmadığının ve ölçülü olup olmadığının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
16. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
17. Başvurucu Roberto Nejat Dilmen annesinin Musevi olması nedeniyle, başvurucu Mahammad Rzayev ise yabancı uyruklu olması nedeniyle ayrımcılığa uğradığını iddia etmektedir.
--- Sayfa 4 ---
18. Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz [1. B.], B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).
19. Ayrımcılık iddiasının incelenebilmesi için başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki kişilere yönelik farklı uygulamaların meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Adnan Oktar (3) [2. B.], B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 50).
20. Somut olayda başvurucuların ırk ve din sebebiyle uğradıklarını iddia ettikleri ayrımcılığa ilişkin delilleri ortaya koyamadıkları görülmüştür. Dolayısıyla başvurucular tarafından ileri sürülen iddiaların kanıtlanamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
21. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
22. Öte yandan başvurucu Mahammad Rzayev, disiplin cezasının dayanağının bir sosyal medya paylaşımı olması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmişse de eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin sonuç yeniden yargılama yapılmasını gerektirdiğinden ve yeniden yapılacak yargılama neticesinde başvurucunun bu şikâyetinin de yargı mercilerince incelenmesi mümkün olduğundan söz konusu iddianın ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir. Bu sebeple başvurudaki diğer şikâyetler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
23. Başvurucular, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması taleplerinde bulunmuştur. Ayrıca başvuruculardan Mahammad Rzayev 100.000 TL, manevi tazminat, diğer başvurucu ise miktar belirtmeksizin tazminat talep etmiştir.
24. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama istemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
25. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuları manevi zararları karşılığında ayrı ayrı 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
--- Sayfa 5 ---
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
Ç. Kararın bir örneğinin eğitim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesine (E.2024/3574, K.2024/3476) iletilmek üzere Ankara 14. İdare Mahkemesi (E.2024/139, K.2024/899) ile İstanbul 8. İdare Mahkemesine (E.2024/111, K.2024/1271) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvuruculara ayrı ayrı net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 3.518,70 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 43.518,70 TL yargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/9/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
ByLock gerekçesiyle yapılan fesih özel hayata saygı hakkını ihlal etmedi
Bir havacılık şirketinde çalışan başvurucunun iş sözleşmesi, ByLock kullanımı ve FETÖ/PDY ile irtibat şüphesi gerekçesiyle OHAL döneminde feshedilmişti. Başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasında ise kesin ve yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmişti.
Anayasa Mahkemesi, iş ilişkisinde güven ilişkisinin ortadan kalktığını söyleyebilmek için şüphenin mutlak kesinliğe ulaşmasının şart olmadığını, önemli olanın şüphenin ciddi, güçlü ve objektif nedenlere dayanması olduğunu belirtti.
Başvurucunun kariyer mesleğinden alıkonulmadığı, özel sektörde çalışmasını engelleyen ek bir kısıtlamaya tabi tutulmadığı gözetilerek müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varıldı. Özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verildi.
Kaynak: Anayasa Mahkemesinin 16/9/2026 Tarihli ve 2020/7753 Başvuru Numaralı Kararı (Resmî Gazete, 30 Ekim 2026, sayı 33415)
Tam metni göster
Bu metin Resmî Gazete'deki görüntüden otomatik okunmuştur (OCR); okuma hatası olabilir, esas metin Resmî Gazete'dedir.
--- Sayfa 1 ---
30 Ekim 2026 CUMA Resmî Gazete Sayı : 33415
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET DEMİR BAŞVURUSU
Başvuru Numarası : 2020/7753
Karar Tarihi : 16/9/2026
Başkan : İrfan FİDAN
Üyeler : Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Raportör : İsmail ŞAHİN
Başvurucu : Mehmet DEMİR
Vekili : Av. Hüseyin İhsan İZMİRLİOĞLU
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle kişinin iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvuruya konu olayların meydana geldiği süreçteki olağanüstü hal (OHAL) koşullarına, OHAL ilanına ve uygulanan tedbirlere ilişkin genel bilgiler için bkz. C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 10-18; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 10-18.
3. Başvurucu 10/7/2012 tarihinden itibaren TGS Yer Hizmetleri A.Ş. (işveren) bünyesinde hareket koordinasyon müdürü olarak çalışmaktayken işveren tarafından 13/6/2017 tarihinde iş sözleşmesi feshedilmiştir. Fesih yazısında Bylock kullanımı ve Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile irtibatlı olması nedeniyle 1/9/2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (673 sayılı KHK) 7. maddesi ile 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin (II) numaralı fıkrası kapsamında güven ilişkisinin bozulduğu belirtilmiştir.
4. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebiyle 18/6/2017 tarihinde Bakırköy 6. İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme, işveren ile başvurucu arasındaki iş ilişkisinin çekilmez hâle geldiği gerekçesiyle 30/1/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.
--- Sayfa 2 ---
5. Başvurucunun kararı karşı istinaf kanun yoluna başvurması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 26/12/2019 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiş, karar gerekçesinde ilgili kurumlardan gelen cevabi yazılardan başvurucunun Bylock kullanıcısı olduğunun anlaşıldığını belirterek mahkeme kararının usul ve kanuna uygun olduğunu açıklamıştır.
6. Başvurucu, nihai kararı 25/1/2020 tebliğ aldıktan sonra 24/2/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
7. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
8. Öte yandan başvurucu hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda 9/9/2022 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) tarafından yapılan yargılamada başvurucunun Bylock kullanıp kullanmadığının tespitine ilişkin kesin bir yargıya varılamadığı, mahkûmiyetine yeter nitelikte kesin ve yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle 12/9/2023 tarihinde beraat kararı vermiştir. Anılan karar, istinaf ve temyiz kanun yolu aşamasından 17/6/2025 tarihinde geçerek kesinleşmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
9. Başvurucu; pasif Bylock kullanıcısı olarak nitelendirildiğini fakat söz konusu uygulamayı telefonuna yüklemediğini, hakkında yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma da bulunmadığını belirterek özel hayata saygı hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevap vermemiştir.
11. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun anılan iddiaları özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir. Başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesine yönelik işlem, özel hayata saygı hakkının otomatik olarak uygulanabilirliğini sağlamamakla birlikte mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik müdahalenin başvurucunun özel hayatını ciddi şekilde etkilediği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı değerlendirildiğinden başvuru, özel hayata saygı hakkı yönünden uygulanabilir bulunmuş ve bu kapsamda incelenmiştir (benzer şekildeki değerlendirmeler için bkz. C.A. (3), §§ 97-101; Ayla Demir İşat, §§ 106-110).
12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
13. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir
--- Sayfa 3 ---
(Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde alınan tedbiri konu edinen somut başvuruda Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi dikkate alınacaktır (Mustafa Önal [2. B.], B. No: 2018/9808, 9/2/2022, § 14).
14. Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme; müdahalenin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığının, anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunup dokunmadığının, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediğinin ve durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespitiyle sınırlı olacaktır (Ayla Demir İşat, § 146).
15. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Ayrıca somut olaydaki tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırı olduğu da saptanmamıştır (Ayla Demir İşat, §§ 147, 148). Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacak son inceleme, müdahalenin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır.
16. Başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince sonuca bağlanan uyuşmazlığın Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfî olmaması gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken elbette ülkemizde olağanüstü hâl (OHAL) ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan şartlar dikkate alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 349).
17. İşçi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiği, dolayısıyla işçi ve işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak alınacak tedbirler bakımından basit bir şüphenin yeterli olmayacağı, bu durumun somut olgularla desteklenmesi gerektiği açıktır. Gerek işveren gerekse yargı organları tarafından açıklanan nedenler işveren ile işçi arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğini ortaya koyacak ve ikna edecek yeterlilikte olmalıdır (C.A. (3), § 125; Ayla Demir İşat, § 133).
18. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenmese de Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere (benzer yöndeki Yargıtay kararları için bkz. C.A. (3), §§ 46-56; Ayla Demir İşat, §§ 52-62) şüphenin kişiliğinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Aksi hâlde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı bir şekilde keyfî uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir (Delil Metin [2. B.], B. No: 2019/1419, 18/1/2023, § 32).
19. Öte yandan 673 sayılı KHK dayanak alınarak uygulanan somut tedbirin başvurucu üzerinde doğuracağı etki de gözönüne alındığında özellikle yargılama sürecinde devletten beklenen yükümlülüklerin OHAL şartlarında da yerine getirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu anlamda takdir yetkisinin öngörülen sınırlar dâhilinde kullanılması ve nedenlerin ikna edici şekilde ortaya konulması OHAL şartlarında da yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerdendir. Dolayısıyla terör örgütleriyle irtibat ya da iltisakı olduğu konusunda çalışanlardan duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna ilişkin ikna edici gerekçeler ortaya konulmaması hâlinde alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında da söz konusu yükümlülüklere uygun olmadığı değerlendirilebilecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ayla Demir İşat, § 161).
--- Sayfa 4 ---
20. Özel hayata saygı hakkı, üçüncü kişiler tarafından da olsa hakkın öngördüğü
güvencelere keyfî şekilde müdahale edilmesini yasaklamaktadır. Öngörülen yükümlülüklerin
yerine getirilmesi, kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve itibarını etkileyen mesleki
hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması, bu kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata
saygı hakkının gereklilikleri bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin
benimsendiği dönemlerde de geçerli olan temel güvencelerdir (Ayla Demir İşat, § 150). Öte
yandan darbe teşebbüsü ve terör örgütlerinin özellikleri gözönüne alındığında devletin ve
kişilerin güvenliği ile kamu düzeninin korunması amacıyla yasal düzenlemeler yapılmasının
ve sakıncalı görülen kişilerin mesleklerinden uzaklaştırılmasına yönelik işlemler tesis
edilmesinin gerek bir ihtiyaçtan kaynaklandığı açıktır ancak söz konusu tedbirlerin
muhattaplarının sakıncalı olduğu değerlendirilen kişilerden olması ve alınan tedbirlerin
durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir (Ayla Demir İşat, § 159). Ayrıca belirtildiği
üzere temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığının
ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınması, kişilerin ölçüsüz veya keyfî müdahalelere
karşı koruyabilecekleri usule ilişkin güvencelerden yararlandırılması gerekir (Ayla Demir İşat,
§ 160).
21. Başvuruya konu olayda feshin gerekçesi, devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olduğu konusunda
başvurucudan duyulan şüphe ve bu şüphe nedeniyle güven ilişkisinin ortadan kalkmasıdır.
FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisaklı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphenin
başvurucunun ByLock kullandığı tespitine dayandırıldığı görülmüştür.
22. İş ilişkilerinde taraflar arasındaki güven ilişkisinin ortadan kalktığını
söyleyebilmek için şüphenin mutlak bir kesinliğe ulaşması şart değildir. Önemli olan husus
işçiden duyulan şüphenin güven ilişkisini zedelediği konusunda objektif nedenlerin
bulunması ve bunların ikna edici şekilde ortaya konulmasıdır. Somut olayda başvurucunun
FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olduğu yönünde elde edilen ve mahkemelerce açıklanan
bilgiler dikkate alındığında güven ilişkisinin zedelendiği konusunda başvurucudan duyulan
şüphenin ciddi, güçlü ve objektif bir şüphe olarak nitelendirilmeye uygun hâle geldiği
anlaşılmaktadır. Bu bağlamda tedbirin taraflar arasındaki güven ilişkisini ortadan kaldırmaya
elverişli olduğu ve iş sözleşmesinin feshedilmesini gerekli kıldığı konusunda başvurucu
özeline bireyselleştirmenin yapıldığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla somut
başvurunun koşullarında benimsenen yaklaşımın kamu gücüyle donatılan işverenin takdir
yetkisinin kapsamında olduğu, keyfîlik içermediği ve gerçekleştirilen müdahaleye takdir
yetkisinin sınırlarının aşılmadığı değerlendirilmektedir (benzer yönde yargı mensupları
yönünden yapılan değerlendirmeler için bkz. A.S. [GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, §§
142-149; N.E. [GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, §§ 140-146).
23. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesinde millî güvenliğe ve
kamu düzeninin korunmasına, kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik
meşru amacın olduğu açık olsa da alınan tedbirin amaçla ölçülü olması şarttır. Bu hususta
başvurucunun mesleğinin niteliği, başka bir işte çalışma imkânının olup olmadığı ve
başvurucuya düşen fedakârlığın ağırlığı bir bütün olarak ele alınmalıdır.
--- Sayfa 5 ---
24. Somut olayda başvurucu, bir kariyer mesleği niteliğinde olan mesleki
faaliyetten alıkonulmadığı gibi özel sektörde çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave
kısıtlamaya da tabi tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlamanın getirilmemiş olması nedeniyle
başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin öngörülen meşru amaçla
ölçülü şekilde gerçekleştirildiği ve kamunun menfaati ile başvurucunun kişisel menfaati
arasında adil dengenin kurulduğu, ayrıca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle başvurucu
ile işveren arasında doğan uyuşmazlığın çözümüne olanak sağlamaya uygun yasal
düzenlemelerin mevcut olduğu görülmektedir. Yine başvuruya konu edilen yargılama süreci
incelendiğinde başvurucunun yargı mercileri önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve
savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla
yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmaktadır.
25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
hayata saygı hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının
İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/9/2026
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Antalya, Kocaeli ve Balıkesir'de yapı denetim kuruluşu bölgeleri yeniden tanımlandı
Yapı Denetim Kuruluşlarının Elektronik Ortamda Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslara Dair Tebliğ'de yapılan değişiklikle Antalya ili, yapı denetim kuruluşlarının görevlendirilmesi bakımından iki bölgeye ayrıldı: Kaş, Demre, Finike, Elmalı, Kumluca, Kemer ve Korkuteli ilçelerinden oluşan 1. bölge A kısmı ile Konyaaltı, Kepez, Döşemealtı, Muratpaşa ve Aksu ilçelerinden oluşan 1. bölge B kısmı; Serik, Manavgat, İbradi, Akseki, Gündoğmuş, Alanya ve Gazipaşa ilçeleri ise 2. bölgeyi oluşturuyor.
Kocaeli ili de iki, Balıkesir ili ise üç bölgeye ayrıldı. Kuruluş merkezinin bulunduğu bölge dışında görev almak istemeyen yapı denetim kuruluşları, Bakanlığa dilekçeyle başvurabilecek; bu başvurular en geç yedi iş günü içinde sonuçlandırılacak.
Değişiklik, yayımı tarihinden bir ay sonra yürürlüğe girecek. Düzenleme, ilgili illerde faaliyet gösteren yapı denetim kuruluşlarının hangi ilçelerde görevlendirilebileceğini doğrudan etkiliyor.
Kaynak: Yapı Sahipleri ile Yapı Denetimi Hizmet Sözleşmesi İmzalayacak Yapı Denetim Kuruluşlarının Elektronik Ortamda Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslara Dair Tebliğde Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ (Resmî Gazete, 30 Ekim 2026, sayı 33415)
Tam metni göster
30 Ekim 2026 CUMA
Resmî Gazete
Sayı : 33415
TEBLİĞ
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:
YAPI SAHİPLERİ İLE YAPI DENETİMİ HİZMET SÖZLEŞMESİ İMZALAYACAK
YAPI DENETİM KURULUŞLARININ ELEKTRONİK ORTAMDA
BELİRLENMESİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLARA DAİR
TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI
HAKKINDA TEBLİĞ
MADDE 1- 29/12/2018 tarihli ve 30640 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yapı Sahipleri ile Yapı Denetimi Hizmet Sözleşmesi İmzalayacak Yapı Denetim Kuruluşlarının Elektronik Ortamda Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslara Dair Tebliğin 8 inci maddesinin on altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(16) Antalya ili, yapı denetim kuruluşlarının görevlendirilmeleri bakımından Kaş, Demre, Finike, Elmalı, Kumluca, Kemer ve Korkuteli ilçelerinden oluşan 1 inci bölge A kısmı, Konyaaltı, Kepez, Döşemealtı, Muratpaşa ve Aksu ilçelerinden oluşan 1 inci bölge B kısmı ve Serik, Manavgat, İbradi, Akseki, Gündoğmuş, Alanya ve Gazipaşa ilçelerinden oluşan 2 nci bölge olmak üzere iki bölge olarak değerlendirilir. Kuruluş merkezinin bulunduğu bölge dışındaki bölgede görev almak istemeyen 1 inci bölge merkezli kuruluşlar ile kuruluş merkezinin bulunduğu bölge dışındaki bölgenin kısım veya kısımlarında görev almak istemeyen 2 nci bölge merkezli kuruluşlardan Bakanlığa dilekçe ile başvuran yapı denetim kuruluşlarına yedinci ve sekizinci fıkralardaki durumlar hariç diğer bölge veya diğer bölgedeki kısım veya kısımlardan görevlendirme yapılmaz. Başvurular, Bakanlıkça en geç 7 iş günü içerisinde sonuçlandırılır.”
“(17) Yapı denetim kuruluşlarının görevlendirilmeleri bakımından;
a) Kocaeli ili, Başiskele, Derince, Gölcük, İzmit, Kandıra, Karamürsel ve Kartepe ilçelerinden oluşan 1 inci bölge ve Çayırova, Darıca, Dilovası, Gebze ve Körfez ilçelerinden oluşan 2 nci bölge olmak üzere iki bölge olarak,
b) Balıkesir ili, Ayvalık, Burhaniye, Edremit, Gömeç ve Havran ilçelerinden oluşan 1 inci bölge, Altıeylül, Karesi, Balya, Bigadiç, Dursunbey, Kepsut, Savaştepe, Sındırgı, Susurluk ve İvrindi ilçelerinden oluşan 2 nci bölge ve Bandırma, Erdek, Gönen, Manyas ve Marmara ilçelerinden oluşan 3 üncü bölge olmak üzere üç bölge olarak,
değerlendirilir. Kuruluş merkezinin bulunduğu bölge dışındaki bölgelerde görev almak istemeyen ve Bakanlığa dilekçe ile başvuran yapı denetim kuruluşlarına yedinci ve sekizinci fıkralardaki durumlar hariç diğer bölge veya bölgelerden görevlendirme yapılmaz. Başvurular, Bakanlıkça en geç 7 iş günü içerisinde sonuçlandırılır.”
MADDE 2- Bu Tebliğ yayımı tarihinden bir ay sonra yürürlüğe girer.
MADDE 3- Bu Tebliğ hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.
Günün diğer düzenlemeleri