← Resmî Gazete 2 Ekim 2026: İfade özgürlüğü ihlali: fesih
Tam metin

Anayasa Mahkemesinin 21/4/2026 Tarihli ve 2022/81264 Başvuru Numaralı Kararı

Kaynak: Resmî Gazete, 2 Ekim 2026, sayı 33388

Bu metin Resmî Gazete'deki görüntüden otomatik okunmuştur (OCR); okuma hatası olabilir, esas metin Resmî Gazete'dedir.

--- Sayfa 1 --- 2 Ekim 2026 CUMA Resmî Gazete Sayı : 33388 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: BİRİNCİ BÖLÜM KARAR MEHMET GÜVEN BAŞVURUSU Başvuru Numarası : 2022/81264 Karar Tarihi : 21/4/2026 Başkan : İrfan FİDAN Üyeler : Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Yılmaz AKÇİL Raportör : Aydın AYGÜN Başvurucu : Mehmet GÜVEN Vekili : Av. Ersin ÇINĞIR I. BAŞVURUNUN ÖZETİ 1. Başvuru, bir yerel televizyon kanalına yaptığı açıklamalar nedeniyle iş sözleşmesi feshedilen başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. 2. Başvurucu 1960 doğumlu olup 2018 yılından iş sözleşmesinin feshedildiği 18/5/2021 tarihine kadar Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin (Belediye) Espark Eskişehir Park Bahçe Peyzaj Temizlik Anonim Şirketinde (İşveren/Şirket) işçi statüsünde çalışmıştır. 3. Başvurucu, Belediyede çalışmaktayken Eskişehir TV kanalında sunulan bir programa konuk olarak katılmıştır. Söz konusu programdaki açıklamaları nedeniyle başvurucu hakkında gereğinin yapılması için Belediye İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığı, Şirkete bildirimde bulunmuştur. 4. Başlatılan soruşturma kapsamında başvurucunun programda yaptığı açıklamaların kurum ve yöneticiler hakkında kurumun iç işleyişi ve işverenin yönetim hakkı ile ilgili uygunsuz ve karalayıcı konuşmalar olduğu tespit edilerek başvurucudan yaptığı açıklamalar kapsamında savunması yazılı olarak istenmiştir. Şirketin yaptığı tespitler şöyledir: "a) 'Sağ görüşlü olduğum için, bana farklı davranıyorlar', 'İşveren olarak demokrasiyi yaşatmıyorlar', 'Adalet diyorlar ya buradan Ankara'ya yürüyorlar ya, ben de yürüyeceğim, bunlar değil miydi adalet isteyen' gibi siyasi ve ayrımcılık içeren sözler sarf ettiğiniz, b) İfadenizde AKP İl Başkanlığı'na giderek kararnamızı ve yöneticilerinizi şikayet edici sözler sarf ettiğiniz, c) İşvereninizin yaptığı görev yeri değişikliğini gözdağı vermek, sürgün ve mobbing olarak nitelendirip 'Bana haksızlık yaptılar, sürgüne gönderdiler' diyerek alaycı bir şekilde 'göl marzarası yere geldim' gibi ifadeler kullandığınız, --- Sayfa 2 --- d) Konuşmaların devamında kurumunuzun yöneticilerine ve kurumsal kimliğine karşılık olacak şekilde 'İşçilerin karnını nasıl çıkacaksınız, yanak değil mi bu insanlara' şeklinde sözler sarf ettiğiniz, e) 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında veri güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, söz konusu yükümlülüğü yerine getirmeyerek kurumunuz yöneticileri ile yaptığınız toplantı konuşmalarını kamaya açık bir platformda paylaştığınız, f) Birlikte çalıştığınız 300 civarı iş arkadaşınızı da kurumunuza karşı olumsuz bir şekilde kışkırtarak, dava açmaları konusunda çalışmalar yaptığınız, g) Yöneticilerinizi adaletsizlik, yolsuzluk ve baskıcı olmakla suçlayarak 'adaletsizlik ve yolsuzluk durdurulamazsa daha ileri gideceğim, başka programlara da çıkacağım' şeklinde ifadeler kullandığınız, işverenin yönetim hakkına ağır derecede müdahale teşkil eden bu sözlerin eleştiri maksadını aştığı, herkesin görebileceği bir mecrada bunların paylaşılma durumu söz konusu olduğu görülmektedir." 5. Başvurucunun iş akdi Şirketin Disiplin Kurulunun 18/5/2021 tarihli kararıyla feshedilmiştir. Anılan kararda başvurucunun konuk olarak katıldığı programda "Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Bürokratları ve iştiraklerinin yöneticileri hakkında iç işleyişi ve işverenin yönetim hakkı ile ilgili amaçsız ve karalayıcı şekilde konuşmaları" nedeniyle disiplin ceza cetvelinin 52. maddesi "sosyal medya ve benzeri yerlerde Kurum ve idare aleyhine tazick düşürücü, onur kırıcı vb. gibi paylaşım ve söylemde bulunmak" fiilinden dolayı iş akdinin- yargı kararındaki tespit göre geçerli nedene- feshedildiği belirtilmiştir. 6. Başvurucu, feshin haksız ve geçersiz olduğu iddiasıyla işe iade talebiyle tespit davası açmıştır. Davanın görüldüğü Eskişehir 2. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) davanın kabulü ile feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir: " İş sözleşmesinin haklı yada geçerli nedene dayalı olarak feshedildiğine ilişkin ispat yükünden davalı işveren üzerinde olduğu, davalı işveren tarafından her ne kadar iş akdinin davacının 29/04/2021 tarihinde Eskişehir TV isimli programa konuk olması ve programda Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Bürokratları ve iştiraklerinin yöneticileri hakkında iç işleyişi ve işverenin yönetim hakkı ile ilgili amaçsız ve karalayıcı konuşmaları gerekçe gösterilerek iş akdi feshedilmiş ise de; davacının katıldığı TV programındaki konuşmalarının hakaret ve saptama niteliğinde olmadığı, davacının iş yerindeki düzene ilişkin düşüncelerini ve eleştirilerini açıkladığı, davacının davranışının tek başına 4857 sayılı Yasanın 25. maddesi kapsamında haklı neden oluşturmadığı, 4857 sayılı Yasanın 18. maddesi kapsamında yapılan değerlendirmede de söz konusu paylaşımların iş ilişkisinin devamını çekilmez kalacak nitelikte bulunmadığı, davacının yaptığı bu paylaşım nedeniyle işverenin ticari menfaatlerinin zarar görmediği, çalışma düzeninin bozulduğuna ilişkin de bir delil bulunmadığı, buna göre davacının yaptığı paylaşımın işverene haklı bir nedenle fesih imkanı vermeyeceği gibi geçerli nedene fesih imkanı da vermeyeceği anlaşılmakla davacının alt işveren bünyesindeki işine iadesine ve işe iadenin mali sonuçlarından davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarının tespitine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." 7. İşverenin istinaf talebinde bulunması üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) İş Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, feshin geçerli nedene dayandığını tespit etmiştir. Bu kapsamda programda sarf edilen sözlerin içeriği ve --- Sayfa 3 --- savunma dikkate alındığında başvurucunun siyasi kimliğini öne çıkardığını, işyerinde yaşananları bir parti il teşkilatına aktardığını, dava yoluyla hak arama olanağı varken ve bunu kullanma konusunda bilgi sahibi olduğu dosya kapsamıyla sabitken işverene savunma hakkı verilmeyen bir ortamdaki söylemlerinin geçerli nedene feshe imkân verdiğini açıklamıştır. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir: "İşDavacının 29/04/2021 tarihinde TV programında sarfettiği sözler nedeniyle 07/05/2021 tarihinde savunma için 10 gün süre verilerek savunmasının istenildiği davacının 17/05/2021 tarihinde savunma verdiği, savunmasında TV programında sarf ettiği sözlere değinmeyip iş ilişkisi sürecinde yaşadıklarını anlattığı, farklı siyasi görüşe olması nedeniyle ayrımcılığa uğradığını belirttiği, işverence rapor da alınarak 18/05/2021 tarihli Disiplin Kurulu kararı ile de iş akdinin feshedildiği, davacının TV Programında sarf ettiği sözlerin içeriği ve savunması dikkate alındığında davacının siyasi kimliğini öne çıkardığı, işyerinde yaşananların bir parti il teşkilatına aktardığı, dava yolu ile hak arama olanağı varken ve bunu kullanma konusunda bilgi sahibi olduğu dosya kapsamından anlaşılan işe iade kararı ile de sabitken işverene savunma hakkı verilmeyen bir ortamda yaptığı söylemler nedeniyle davalı işverence yapılan feshin geçerli nedene dayandığından davanın reddi gerektirken kabulü hatalıdır. Sonuç olarak davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur." 8. Başvurucu, nihai kararı 6/7/2022 tarihinde öğrendikten sonra 4/8/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. II. DEĞERLENDİRME 10. Başvurucu; TV programında sarf ettiği sözlerin iş akdinin feshine sebebiyet verecek nitelikte olmadığını, Yargıtay yerleşik içtihadına göre sözlerinin eleştiri kapsamında kaldığı ancak istinaf dairesinin eksik incelemeyle hatalı karar verdiğini, feshin son çare olması gerektiği ilkesinin uygulanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının, eşitlik ilkesinin ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. 11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, mevcut başvuruda başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. 12. Başvurucunun iddialarının yerel bir televizyon kanalına yaptığı açıklamalar nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesine ve açtığı işe iade davasının reddedilmesine ilişkin işlemler bütünüyle ifade özgürlüğüne yönelik olduğu görülmüştür. Bu kapsamda iş sözleşmesinin feshinin temeli ifade özgürlüğüne dayanmaktadır. Anayasa Mahkemesi her zaman ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 34-36). --- Sayfa 4 --- 13. İfade özgürlüğüne yönelik negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden ayrılması her durumda mümkün değildir. Devlet için doğrudan negatif yükümlülükler, her durumda ifade özgürlüğüne keyfî surette müdahaleden kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de bu hakkın korunmasını ve bireyler arası ilişkiler alanında olsa da ifade özgürlüğüne saygının güvencelerini sağlamaya yönelik olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ahmet Özkar (3) [2. B.], B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; Ömür Kara ve Onursal Özbek [2. B.], B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 46). 14. Başvurucunun iş sözleşmesi, Belediyenin bildirimi üzerine başlatılan disiplin soruşturması sonucunda feshedilmiştir. Belediyelerin kamu gücünü kullanan kurumlardan olduğu, dolayısıyla somut olayda kamu gücünü kullanan idarenin doğrudan müdahalesinin bulunduğu dikkate alındığında -başvurucu her ne kadar 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun hükümleri kapsamında istihdam edilse de- başvurunun devletin negatif yükümlülükleri bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 104; Ayla Demir İşçi [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 113). 15. İfade özgürlüğü kişinin başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu hususta başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl şekilde ve serbestçe ifade edilmesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal öneme sahiptir (Bekir Coşkun, § 33-35; Mehmet Ali Aydın, § 42, 43; Taner Çolak [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 35-38). Bu nedenle başvuru ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir. 16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir. 17. Katıldığı TV programındaki açıklamaları nedeniyle iş sözleşmesi feshedilen başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur. Müdahale doğrudan müdahalesinin 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan başkalarının şöhret veya haklarının korunması meşru amacı kapsamında kaldığı anlaşılmıştır. O hâlde Anayasa Mahkemesinin yapması gereken, söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu denetlemektir. 18. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve ölçülü olması gerekir (Bekir Coşkun, § 53-55; Mehmet Ali Aydın, § 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18). --- Sayfa 5 --- 19. Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyrması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemekle ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran [2. B.], B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı [2. B.], B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 44). 20. Devletin söz konusu yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğini denetlemek için Anayasa Mahkemesi, somut olaya benzer başvurularda ifşa kararlarında kişilerin müdahale edilen ifade özgürlüğü ile söz konusu ifadeler nedeniyle sözlerin muhatabı olan kişilerin müdahale edilen şeref ve itibar hakları arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir (Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), § 49). Anayasa Mahkemesi, böyle bir dengenin kurulabilmesi için açıklanan düşüncelerin tamamının bağlamından koparılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Nilgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı, § 45). 21. Kamu gücünü kullanan bir kurumda veya özel bir firmada işçi statüsünde çalışan bir işçiden işveren ile arasındaki ilişkide ahlak ve iyi niyet kuralları çerçevesinde hareket etmesi beklenir ve bu bağlamda meslek sırlarının açıklanması veya işverenin şeref ve itibarına yapılacak bir saldırı haklı fesih nedeni sayılarak meşru kabul edilebilir. Bununla birlikte Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünden herkes gibi işçiler de yararlanır. İfade özgürlüğünün sağladığı güvence, yerine getirilen görevle bağlantılı şekilde genel olarak işçilerin işverenleri hakkında yaptıkları beyanları da kapsamaktadır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. İlter Nur [2. B.], B. No: 2013/6829, 14/4/2016, § 26). 22. İşverene karşı sadakat yükümlülüğü içinde bulunan işçi, dürüstlük ve ihtiyat kaidelerine uygun hareket etmelidir. İşveren tarafından başkaları ile paylaşılmayan bilgilere sahip olduklarında işçilerin ifade özgürlüklerini kullanırken daha hassas davranmaları beklenir. Söz konusu yükümlülük çerçevesinde somut olayda başvurucunun ifade özgürlüğü ile işverenin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekir. 23. Söz konusu değerlendirmelerde yargı makamlarının belirli bir takdir yetkisi vardır ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, öir kasılamanın ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı hususuna karar vermede yetki sahibi olan iç hukuktaki son mercidir (Sinan Baran [1. B.], B. No: 2015/11494, 11/6/2018, § 37). 24. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken derece mahkemelerinin yerini almak değildir fakat söz konusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi açısından doğruluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu olan müdahalenin gözetilen meşru amaçla ölçülü olup olmadığını ve bunu haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ortaya konan gerekçelerin ilgili ve yeterli görünüp görünmediğini tespit edebilmek amacıyla söz konusu müdahaleyi davranış bütününe bakarak değerlendirecektir (Sinan Baran, § 38). --- Sayfa 6 --- 25. Başvurucunun iş sözleşmesi "sosyal medya ve benzeri yerlerde Kurum ve idare aleyhine küçük düşürücü, onur kırıcı vb. gibi paylaşım ve söylemde bulunmak" gerekçesiyle disiplin ceza cetvelinin 52. maddesi gereğince feshedilmiştir. İş Mahkemesi feshin geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ve başvurucunun işe iadesine karar vermekle birlikte Bölge Adliye Mahkemesi feshin 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesi gereğince geçerli olduğu kanıatiyle davanın reddine karar vermiştir. O hâlde neticeden başvurucunun iş sözleşmesi geçerli nedenle fesih kapsamında feshedilmiştir. 26. 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle, belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından feshinde geçerli bir nedene bildirme zorunluluğu getirilmiştir. Söz konusu hükümde geçerli nedenlerin neler olabileceği madde metninde sayılmıştır. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshi için ya işçinin yeterliliğinden ve davranışlarından kaynaklanan ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedenin işveren tarafından gösterilmesi gerekmektedir. Hükmün gerekçesinde de işbu hüküm gereği iş sözleşmesinin feshi için işçinin davranışlarının iş görme borcunu ciddi biçimde olumsuz etkilemesi, iş görme borcunu gerektiği biçimde yerine getirmesine olanak vermemesi, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından makul ölçülerde beklenememesi gerektiği ifade edilmiştir. Hükme göre bir davranış ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması hâlinde geçerli sebep sayılabilir. İşçinin davranışlarının işyerindeki üretim ve iş ilişkisi sürecine olumsuz bir etkisi yoksa bu davranışların iş sözleşmesinin feshinde geçerli bir neden olarak gösterilmesi mümkün değildir (Kasım Çiftçi ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/33243, 4/7/2022, § 35; Ayhan Deniz ve diğerleri [GK], B. No: 2019/1975, 14/6/2023, § 42). 27. Bu kapsamda işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları geçerli fesih nedenlerinden biridir. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâllerden biri de işçinin işveren veya aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesidir. Bu hâlin söz konusu olması ancak işveren veya aile üyelerinden birine (veya işveren vekiline) eleştiri sınırını aşan ve hakaret boyutunda olan sözlerin söylenmesidir. Bununla birlikte Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünden herkes gibi işçiler de yararlanır. İfade özgürlüğünün sağladığı güvence, yerine getirilen göreve bağlantılı bir şekilde genel olarak işçilerin işverenleri hakkında yaptıkları beyanları da kapsamaktadır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. İlter Nur, § 26) ancak işverene karşı sadakat yükümlülüğü içinde bulunan işçi, ahlak ve iyi niyet kurallarına uygun hareket etmelidir. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun ifade özgürlüğü ile işverenin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir. 28. Başvurucu; katıldığı televizyon programında kendisinin siyasi görüşü nedeniyle haksızlığa uğradığını, işyerindeki çalışma biriminin değiştirildiğini, bu haksızlıklara sessiz kalmayacağı anlamına gelen açıklamalarda bulunmuştur. Dosya kapsamından başvurucunun daha önce de iş sözleşmesinin feshedildiği ve yargısal süreç sonunda işe iadesine karar verildiği görülmektedir. Başvurucunun açıklamalarında yer verdiği değerlendirmelerin daha öncesden yaşadığı süreçlere dair olduğu anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi; başvurucunun açıklamalarının hakaret ve satışma niteliğinde olmadığını, işyerindeki düzene ilişkin eleştiriler niteliğinde olduğunu tespit etmiştir. Bu kapsamda anılan açıklamaların iş ilişkisinin devamını çekilmez kalmadığına, dolayısıyla başvurucunun söz konusu ifadelerinin iş akdinin feshi için haklı veya geçerli neden oluşturmayacağına karar vermiştir. --- Sayfa 7 --- 29. Bölge Adliye Mahkemesi ise başvurucunun açıklamalarında siyasi kimliğini öne çıkardığı, uğradığını iddia ettiği haklılıklar için dava yoluna başvurması gerekirken başka yöntemler tercih ettiği ve işverenin kendisini savunamayacağı bir ortamda bu açıklamaları yaptığı gerekçeleriyle feshin geçerli nedene dayandığı sonucuna ulaşmıştır ancak Bölge Adliye Mahkemesi işçinin hangi somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğini ve iş barışının nasıl bozulduğunu yeterli düzeyde tespit etmemiş, işverenin zarar gören işletme menfaatlerinin neler olduğunu açıklamamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi soyut ve genel bir gerekçeyle başvurucunun savunmasında ve açıklamalarında siyasi kimliğini öne çıkardığı tespitinde bulunarak karar vermişse de başvurucunun açıklamalarının hangi suretle iş sözleşmesi ile güdülen amacı tehlikeye sokacak özellikleri olduğunu gerekçesinde belirtmemiştir. 30. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun söz konusu açıklamalarının 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesinde yer alan işçinin davranışlarından kaynaklı geçerli sebepler kapsamında değerlendirilmesine yönelik Bölge Adliye Mahkemesinin kararında başvuruya konu işçilerin nitelikleri ve kullandıkları hakları, aynı zamanda söz konusu açıklamaların muhtemel etkilerini yeterli derecede ve detaylı bir şekilde incelemediği sonucuna ulaşılmıştır. 31. Diğer yandan başvurucu, yerel bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalardan dolayı oldukça ağır bir sonuçla karşılaşmış ve işini kaybetmiştir. Karşılaşılan ağır sonuç nedeniyle Yargıtayın geliştirdiği ölçütlere göre feshin son çare olması prensibinin bu tür davalarda uygulanmasının temel hak ve özgürlüklerin korunması için hayati önemde olduğu açıktır. Zira son çare olduğu gösterilmeden temel hak ve özgürlüklerini kullanan işçilerin iş sözleşmelerinin feshedilmesi söz konusu işçiler ve diğerleri üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olacaktır. O hâlde bir iş sözleşmesinin feshinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline neden olmaması için iş ilişkisinin devam ettirilmesinin imkânsız kılındığı değerlendirilen ve doğrudan en ağır yaptırıma bağlanmış olan bu sebeplerin işverence ve daha sonra denetleme yapan yargı mercilerince hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş olması gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. Kardenlen Yoğurtçan ve Sonay Yezcan [2. B.], B. No: 2018/24097, 2/5/2023, § 63; Ayhan Akyüz ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/6851, 10/5/2023, § 45). Buna karşın başvurucunun iş sözleşmesinin sonlandırılmasında feshin son çare olması prensibinin değerlendirilmediği görülmüştür. Anayasa Mahkemesi daha hafif giderim yolları izlenmeksizin doğrudan iş sözleşmesinin feshedilmesinin kaçınılmaz olduğunun gösterilemediğini değerlendirmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. Ayhan Akyüz ve diğerleri, § 46). 32. Tekrar ifade etmek gerekirse işverenlerin çalıştırdığı işçilerin verimli şekilde iş görmeleri ve önceden saptanmış nesnel kurallara sadakat göstermeleri konusunda beklenti içinde olmalarının haklı bir gerekliliğe dayandığını belirtmek gerekir zira işin veriminin düşmesine veya işveren ile olan güven ilişkisinin ciddi şekilde zedelenmesine işçinin yol açtığı durumlarda işverenin menfaatlerinin etkileneceği açıktır. Dolayısıyla yasal düzenlemelerin ve işverenin belirlediği kurallar çerçevesinde devam eden iş ilişkisinin meşru nedenler ortaya çıktığında bozulması ve sona erdirilmesi olağan bir durumdur (C.A. (3), § 123). --- Sayfa 8 --- 33. Yapılan açıklamalar ışığında Bölge Adliye Mahkemesi ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında bir denge kurmaya çalışmamış, yalnızca soyut bir değerlendirmeyle söz konusu ifadelerin geçerli nedenle fesih sebebi oluşturduğunu kabul etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olduğunu gösteremediği gibi başvurucunun iş akdinin feshedilmesi şeklindeki müdahalenin başvurucuya orantısız bir külfet yüklediği sonucuna ulaşmıştır. 34. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. III. GİDERİM 35. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve yargılama giderlerinin verilmesi talebinde bulunmuştur. 36. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkeler ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). IV. HÜKÜM Açıklanan gerekçelerle; A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE, C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesine (E.2022/1373, K.2022/2052) iletilmesi için Eskişehir 2. İş Mahkemesine (E.2021/959, K.2022/94) GÖNDERİLMESİNE, Ç. 664,10 TL başvuru harcı ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE, D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA, E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.