7. Hukuk Dairesi 2010/6930 E. , 2011/7200 K.
"İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı-karşı davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Asıl dava taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın aidiyetinin tespiti, karşı dava ise ecr-i misil alacağının tahsili istemine ilişkindir. 1-Asıl davaya yönelik temyiz incelemes; mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosyada toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden değerlendirileceği kuşkusuzdur. Öte yandan; taşınmaz üzerinde daha önce mevcut bulunan bir muhtesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması, oturulabilir hale getirilmesi veya mevcut muhtesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhtesat meydana getirme niteliğinde olmayıp mevcut muhtesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhtesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işlerdir. Mevcut muhdesat inşaatının tamamlanması için harcanan giderler de muhtesatın değerini artıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. İyileştirici nitelikteki bu giderleri tek başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklarinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını B.K.nun 61 ve onu izleyen maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer maliklerinden isteyebileceği tartışmasızdır. Somut olaya gelince; dava konusu muhdesatın asıl kısmının (temelinin ve ana bölümünün) kadastro tespitinden önce meydana getirildiği, tespit tarihinden sonra yapılan ilave bölümlerin ve buna yönelik harcamaların iyileştirme gideri niteliğinde olduğu, muhdesatın üzerinde bulunduğu 37 parsel sayılı taşınmazın tespitinin kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde sözü edilen kamu düzenine ilişkin, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır. Davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığının belirlenmesi halinde salt bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekir, davanın esasına girilemez.Bu halde davalı tarafın davayı kabulü dahi sonuç doğurmaz. Kaldı ki, dava konusu taşınmaz iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olduğu gözetildiğinde bir kısım paydaş davalıların tek başına kabulünün de hukuki sonuç doğurmayacağı kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; asıl davanın hak düşürücü süre nedeniyle tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken, yasal düzenlemeler gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 2-Karşı davaya yönelik temyiz incelemesine gelince; karşı davalının temyizi, mahkemece kabulüne karar verilen 512,22 TL. alacağa yöneliktir. HUMK.nun 427. maddesi hükmünde açıklanan yargı denetimine ilişkin kesinlik sınırı 4146 ve 5219 sayılı Yasalar uyarınca 01.01.2007 tarihinden itibaren 1.170,00 TL.’ye yükselmiştir. Temyize konu karar 23.10.2007 tarihinde verildiğinden incelenmesi istenilen hüküm kesinlik sınırı içinde kalmaktadır. Niteliği itibariyle kesin olan kararların temyiz edilmeleri halinde, temyiz istemi hakkında yerel mahkemece bir karar verilmesi gerektiği gibi yerel mahkemenin bir karar vermemesi halinde 01.06.1990 gün, 3/4 sayılı İBK. uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca az yukarıda açıklanan hukuksal olgular dikkate alınarak karşı davalının temyiz inceleme isteğinin reddine karar verilmelidir. SONUÇ :Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı ...’ın temyiz itirazının kabulüyle asıl dava yönünden verilen kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre asıl davaya yönelik sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, karşı davaya yönelik temyiz inceleme isteminin ise (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle REDDİNE, peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, 23.11.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi
Muhalefet Şerhi
Dava taşınmaz üzerindeki muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece bir kısım davalıların, davayı kabulü gözetilerek kabul eden davalılar açısından, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu kararı davalılar temyiz etmemiş, davacı ise reddedilen kısım açısından temyiz isteminde bulunmuştur. Dairemizin sayın çoğunluğu 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesi esas alınarak kadastro tespitinden önceki nedene dayanılarak kesinleşen tutanaklar hakkında 10 yıllık hak düşürücü sürede açılmamış davanın salt bu nedenle dinlenemeyeceği gerekçesiyle temyiz edenin aleyhine olacak şekilde bozma kararı verilmiştir. Mahkemenin kısmen kabul gerekçesi davalıların bir kısmının davayı kabul ettikleri yönündeki beyanlarıdır. HUMK'un 95. maddesine göre kabul, kesin bir hükmün hukuki sonuçlarını doğurur. Yasanın kesin hüküm sonucuna bağladığı kabul beyanına nazaran mahkemenin, hak düşürücü süre nedeniyle davayı reddetmesi olanağı yoktur. Davalıların davayı kabul etmelerine nazaran Yargıtay'ın mahkeme kararını hak düşürücü süreye dayanarak bozması da kesinleşen hususlarda inceleme yapma yasağına aykırılık oluşturur. Zira, Yargıtay dosyayı sadece önüne gelen uyuşmazlıkla sınırlı olarak temyiz incelemesine tabi tutabilir. Önüne uyuşmazlık olarak gelmemiş; kesinleşmiş hususların Yargıtay'ca incelenmesi kamu düzenine aykırılık oluşturur. HUMK'un 237.maddesinde öngörülen kesin hüküm bütün mahkemeleri bağlayıcı olduğu gibi yasama ve yürütme organları ile idare kesinleşen kararlara uymak zorundadır. Öte yandan HUMK'un 74. maddesi gereğince hakim, iki tarafın iddia ve savunmalarıyla bağlı olup, istekten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Somut olayda mahkemenin davanın kısmen kabulüne karar verdiği hususlar taraflarca temyiz edilmemiştir. Davacının temyizi, reddedilen kısma ilişkin olup, kabul edilen kısım temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Yargıtay reddedilen kısımla sınırlı olarak davacının temyiz itirazlarını inceleyebilir. Aksi durum HUMK.'un 74. maddesine aykırılık oluşturur. Konu doktrinde de tartışılmış ve davalının davayı kabul etmesi halinde mahkemenin hak düşürücü süreyi kendiliğinden gözeterek davanın reddine karar veremeyeceği, kabul gereğince davanın kabulüne karar vermek zorunda olduğu benimsenmiştir. (Prof. ... Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı cilt IV sayfa 3705) Yargısal uygulamada da bu konuda birlik bulunmaktadır. (Yargıtay 1. HD. 2010/9446 E-10924 K sayılı 25.10.2010 tarihli kararı, 3 HD'nin 28.1.1957 tarih, 691/647, 6 HD'nin 15.2.1966 tarih 5927/524) O halde mahkemenin bir kısım davalıların kabul beyanı esas alınarak o davalılar hakkında verdiği davanın kısmen kabul kararı gerek yukarıda açıklandığı üzere HUMK'un 95 ve 237. maddelerine uygun olduğu gibi, temyiz edenin sıfatı dikkate alındığında aleyhe bozma yasağı kapsamında olduğu halde daire çoğunluğunun aksi düşünceyle temyiz edilmemiş ve kesinleşmiş hususları bozma kapsamına alması usule aykırı olduğundan asıl davada verilen kararın onanması görüşüyle Daire kararının 1 numaralı bozma gerekçesine katılmıyorum.