Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2014/3567 E. K.

AYM 2016-06-30 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

GÜLEN SÜNGET VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/3567)

Karar Tarihi: 30/6/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat

davasının reddedilmesinden dolayı adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/12/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 22/2/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık 21/3/2016 tarihinde sunduğu belge ile

mevcut başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararının Bakanlıklarına

gönderilmesi hâlinde 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 49/2. ve AnayasaMahkemesi

İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 71. maddeleri uyarınca görüş bildirilebileceğini

belirtmiştir.

6. Anayasa Mahkemesince Merkezî Nufüs İdaresi Sistemi'nden

yapılan sorgulama neticesinde başvuruculardan Sırma Aydınlı'nın bireysel

başvuru tarihinden önce 9/5/2013 tarihinde vefat ettiği tespit edilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular ve diğer bir kısım davacı tarafından 13/11/2006

tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine Gölbaşı Asliye Hukuk

Mahkemesinde açılan kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat davasında,

davacılar Gölbaşı ilçesi Virancık köyünde bulunan 879 parsel sayılı taşınmazda

hissedar olarak malik sıfatlarının bulunduğunu, söz konusu taşınmazın tamamının

Ankara-Konya devlet yolu olarak ayrıldığını, davalı idarenin taşınmaza herhangi

bir kamulaştırma işlemi uygulamadan kamulaştırmasız olarak el attığını, bu

bağlamda taşınmazı işgal edip haksız yere yıllardır kullandığını

belirtereklehlerine kamulaştırmasız el atma tazminatı ile ecrimisil tazminatına

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

9. Yapılan yargılama sonunda Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi

8/11/2007 tarihli ve E.2006/576, K.2007/708 sayılı kararı ile davanın reddine

hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Gölbaşı ilçesi Virancık köyünde bulunan eski

619 yeni 879 parsel sayılı taşınmazda davacılar hisse sahibidir. Dava konusu

taşınmaz 21.09.1953 tarih ve 1584 sayılı Menafi-i Umumiye kararına istinaden

Ankara-Konya yolu Km:7+100-21+500 arası yapımı nedeniyle kamulaştırmaya tabi

tutulmuştur.

Taşınmaza yol yapımı (birinci şerit inşası)

nedeniyle 18.05.1954 tarihinde, duble yol yapımı (ikinci şerit inşası)

nedeniyle 15.05.1979 tarihinde fiilen el atılmıştır. Bu nedenle davacılara ait

taşınmaza, davalı idarenin kamulaştırmasız olarak el attığı belirlenmiş ise de, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2005/5379 E. ve 2005/10770

K. sayılı ilamı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2005/288 E. ve 2005/352 K.

sayılı ilamı ile, yine 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının ilgili hükümleri ile

Anayasanın 153/son maddesi gereğince açılan davanın davacılar yönünden

zamanaşımı süresinin dolduğu görülmektedir. Bu nedenlerle açılan davanın

reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm fıkrası kurulmuştur.

.."

10. İlk Derece Mahkemesinin kararı üzerine davacılar tarafından

temyiz talebinde bulunulmuş; yapılan inceleme sonucunda Yargıtay 5. Hukuk

Dairesi 2/7/2010 tarihli ve E.2008/3897, K.2010/12871 sayılı ilamı ile bozmaya

hükmetmiştir. İlamın ilgili kısımları şöyledir:

"...Dosyadaki bilgi ve belgelere göre,

dava konusu taşınmazın bir bölümüne 18.05.1954 tarihinde, geri kalan kısmına

ise 1979 yılında el atıldığı anlaşılmıştır.

221 sayılı Kanunun 1. maddesinde “6830 sayılı

İstimlak Kanununun yürürlüğe girdiği 09.10.1956 tarihine kadar kamulaştırma

işlerine dayanmaksızın Kamulaştırma Kanunlarının göz önünde tuttuğu maksatlara

fiilen tahsis edilmiş olan gayrimenkuller ilgili amme hükmi şahsı veya

müessesesi adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılır”, 4. maddesinde de; Gayrimenkulün bedelini dava hakkı, bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren iki sene sonra düşer.” hükümleri yer almaktadır.

221 sayılı Yasa 12.01.1961 günü yürürlüğe

girdiğinden, davacının dava hakkı 2 sene sonrası olan 13.01.1963 günü sona

ermiş olup, dava konusu taşınmazın 09.10.1956 gününden önce el atılan kısımları

yönünden davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi sonucu itibariyle doğrudur.

Ancak;

Dava konusu taşınmazın 09.10.1956 tarihi ile

04.11.1983 tarihi arasında fiilen el atılan bölümleri yönünden ise;

30.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren 5999

sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa

eklenen Geçici 6. madde ile;

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya

kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 09.10.1956 tarihi ile 04.11.1983

tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir

ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara

kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası

olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, bu maddenin yürürlüğe

girmesinden önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu madde hükümlerine göre

uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini bu maddenin yürürlüğe

girmesinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeye verecekleri dilekçeler

ile bildirebilirler. Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma görüşmelerinin neticesine

kadar dava bekletilir; uzlaşılamaması halinde, uzlaşmazlık tutanağının

mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir.” hükmü getirilmiş olduğundan,

bu düzenleme doğrultusunda işlem yapılarak sonucuna göre;

Karar verilmek üzere hükmün açıklanan

nedenlerle H.U.M.K.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre

sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına...[peşin alınan temyiz

harcının istenildiğinde iadesine, 02.07.2010 gününde oybirliğiyle karar

verildi]."

11. Bozma ilamına uyarak dosyayı yeniden incelemeye alan Gölbaşı

Asliye Hukuk Mahkemesince taraf delilleri, tapu kayıtları, taşınmaza ilişkin

krokiler, kamulaştırmaya ilişkin belgeler incelenmiş; keşif yapılarak bilirkişi

raporları alınmış ve yapılan değerlendirme sonucunda 28/3/2012 tarihli ve

E.2010/748, K.2012/324 sayılı karar ile davanın reddine hükmedilmiştir. Kararın

ilgili kısımları şöyledir:

"...

Keşif esnasında hazır bulundurulan hesap

bilirkişileri mahkememize sunmuş olduıkları gerekçeli raporlarında davaya konu

taşınmazın Karayolları Genel Müdürlüğünün 21/09/1953 tarih ve 1584 sayılı

kararı ile kamulaştırıldığı, 1954 yılında da yol yapım çalışmalarına başlanarak

taşınmaza el atıldığı belirtilmiş ve davacıların paylarına isabet eden bedeller

belirtilmiştir.

Yapılan araştırma ve inceleme sonucunda;

Davaya konu 879 nolu parselin 619 nolu parselden oluştuğu, 619 nolu parselin

ifraz sonucu bir kısmının 877, bir kısmının 878, birkısmınında 879 nolu parsel

olarak tescil ediliği, 879 nolu parselin 1954 yılında yapılan ifraz işlemi

sonucunda yol olarak tescil edildiği ve 1954 yılında da fiilen davalı idare

tarafından taşınmaza el atıldığı, hernekadar davalı idare tarafından aynı

parselde duble yol (2.şerit) inşaasına 1979 yılında başlandığı belirtilmiş ise

de taşınmazın 1954 yılında yapılan ifraz sonucu niteliğinin yol olarak

belirtilerek kamulaştırıldığı, dolayısı ile taşınmaza fiilen el atıldığı ve

taşınmazın yol olarak kullanılmaya başlandığı, daha sonra duble yol olarak

yapılan çalışmanın ayrı bir kamulaştırma işlemi olmadığı, mevcut yolu ıslah ve

genişletilmesine ilişkin olduğu, daha önce kamulaştırılan alan üzerinde ikinci

bir yol şeridinin açılmasının söz konusu olduğu , bunun malikler yönünden yeni

bir hakkın başlangıç tarihi olarak belirtilemeyeceği, kaldıki dava konusu

taşınmazın duble yol yapımı esnasında ayrıca el atılan kısmının yüzölçümün

tesbitininde mümkün olmadığı, Fen ve Hesap bilirkişisi raporlarındada bu

hususun açıkca belirtildiği, bu bağlamda221 sayılı yasanın 1 ve 4. maddeleri

gereğince davacı tarafların dava hakkının Yargıtay bozma ilamında da

belirtildiği üzere 13/01/1963 tarihinde sona erdiği, dolayısı ile davanın hak

düşürücü süre nedeni ile reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılarak

aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

..."

12. İlk Derece Mahkemesi

kararına karşı taraflarca temyiz talebinde bulunulması üzerine yapılan inceleme

sonucunda Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 15/10/2012 tarihli ve E.2012/10544,

K.2012/19521 sayılı ilamı dava dosyasının ile uyuşmazlık konusu edilen Ankara

ili, Gölbaşı ilçesi Virancık köyünde bulunan 879 parsel sayılı taşınmazın

geldisi olan 619 parsel sayılı taşınmaza ilişkin tapulama tutanağının ve 619

parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluşan 877 ve 878 parsel sayılı taşınmazlara

ait tapu kayıtlarının ilgili tapu sicil müdürlüğünden getirtilmesinden

sonraalınacak cevaplarla birlikte gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesine geri

çevrilmesine hükmetmiştir.

13. Yargıtay 5. Hukuk

Dairesinin geri çevirme kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince geri çevirme

ilamında belirtilen eksiklikler tamamlanarak dosya tekrar temyiz incelemesi

için gönderilmiş; Dairece yapılan inceleme sonucu 15/10/2012 tarihli ve

E.2012/25030, K.2013/1206 ilam ile uyuşmazlık konusu taşınmazın geldisi olan

Virancık 619 nolu parselin kara yolu yapımı nedeniyle 877, 878 ve 879

parsellere ifrazına ilişkin, ifraz belgeleri ve ifraz krokilerinin ilgili Tapu

Sicil Müdürlüğünden getirtilmesi ve bu belgelerin dosyaya eklenmesi gerektiğine

karar verilmiş ve yargılama dosyası tekrar geri çevrilmiştir.

14. Söz konusu eksikliklerin

de tamamlanmasının ardından yapılan temyiz incelemesi sonunda ise Yargıtay 5.

Hukuk Dairesinin 13/5/2013 tarihli ve E.2013/4567, K.2013/9295 sayılı ilamı ile

onamaya hükmedilmiş, karar düzeltme istemi de 13/1/2014 tarihli ve

E.2013/22816, K.2014/183 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

15. Karar düzeltme talebinin

reddine ilişkin ilam başvuruculara 14/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucular 14/3/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

17. 5/1/1961 tarihli ve 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya

Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller

Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"6830 sayılı İstimlak Kanununun yürürlüğe girdiği tarihe kadar,

kamulaştırma işlerine dayanmaksızın, kamulaştırma kanunlarının gözönünde

tuttuğu maksatlara fiilen tahsis edilmiş olan gayrimenkuller ilgili amme hükmi

şahsı veya müessesesi adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılır."

18.221 sayılı Kanun'un 3. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede yazılı gayrimenkuller tapuda kayıtlı ise, kayıt

sahipleri veya mirascıları ancak fiili tahsis tarihindeki rayiç üzerinden

gayrimenkul bedelini istiyebilirler. Tapuda kayıtlı olmayan gayrimenkuller

hakkında fiili tahsis tarihinden itibaren on sene geçmemiş ise o tarihte

zilyedlikle iktisap şartları tahakkuk eden zilyedleri veya mirasçıları birinci

fıkra hükmünden faydalanabilirler.

Herhalde gayrimenkule müdahalenin men'i (İptal ibare: Anayasa Mah.nin

17/01/2008 tarihli ve E. 2004/25, K. 2008/42 sayılı Kararı ile.) * davası

dinlenmez."

Gayrimenkulün bedelini dava hakkı bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten

itibaren iki sene sonra düşer."

19.221 sayılı Kanun'un 4. maddesi şöyledir:

"Gayrimenkulün bedelini dava hakkı bu

kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki sene sonra düşer."

20. 18/6/2010 tarihli ve 5999 sayılı Kanun'la 4/11/1983 tarihli

ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanun'una eklenen geçici 6. maddenin birinci ve

altıncı fıkraları şöyledir:

"Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç

yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında

fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis

edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya

tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın

fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminat

talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.

...

İdare

ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının

tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya davet olmaksızın sona

erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından sadece tazminat

davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el konulan taşınmazın veya

üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki değeri, ikinci

fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve taşınmazın veya

hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminat ödenmesine

hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilen

tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 30/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

22. Başvurucular, Ankara ili Gölbaşı ilçesi Virancık köyünde

bulunan taşınmazlarına Ankara-Konya devlet yolu yapımı amacıyla herhangi bir

kamulaştırma işlemi yapılmadan el atıldığını, el atma nedeniyle kendilerine

herhangi bir bedel de ödenmediğini bu sebeplerle Gölbaşı Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtıkları kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat

davasının, söz konusu taşınmazın 1953 yılında kamulaştırılarak taşınmaza 1954

yılında fiilen el atıldığını, bu bağlamda 221 sayılı Kanun'un 4. maddesi

uyarınca hak düşürücü sürenin geçmiş olduğuna dayanılarak reddedildiğini oysa

yargılama safhasında Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2/7/2010 tarihli ilamında da

belirtildiği üzere taşınmaza ilki 1954 yılında ikincisi ise 1979 yılında olmak

üzere iki ayrı farklı tarihte el atmaların gerçekleştiğini, değerlendirmenin de

bu kapsamda yapılması gerektiğini yine yargılama sürecinde davalı idarenin kamulaştırmaya

ilişkin kamu yararı kararını, kamulaştırma tebligatlarını, tebligat listesini,

taşınmaza el atma tarihlerini ortaya koyamadığını dolayısıyla geçersiz bir

kamulaştırma işlemine dayanılarak davanın reddedildiğini, taşınmaza fiilen el

atılan tarihin tespit edilebilmesi için hava fotoğraflarının incelenmesi

gerektiğini ancak yargılama safhasında bu talebinin değerlendirilmediğini,

benzer bir davada Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin davanın kabulüne

hükmettiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, keşif ve bilirkişi aracılığı ile söz konusu taşınmazın bedelinin

tespit edilmesini ve tespit edilecek bedelin kendilerine ödenmesine karar

verilmesini talep etmişleridir.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

24.Başvurucuların açtıkları kamulaştırmasız el atmadan

kaynaklanan tazminat davasında İlk Derece Mahkemesinin, söz konusu taşınmazın

1953 yılında kamulaştırıldığı ve taşınmaza 1954 yılında fiilen el atıldığı, bu

bağlamda 221 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca hak düşürücü sürenin geçmiş

olduğu kabulüne karşın, esasında taşınmaza ilki 1954 yılında ikincisi ise 1979

yılında olmak üzere iki ayrı farklı tarihte el atıldığı, değerlendirmenin de bu

kapsamda yapılması gerektiği, yine yargılama sürecinde davalı idarenin

kamulaştırmaya ilişkin kamu yararı kararını, kamulaştırma tebligatlarını,

tebligat listesini, taşınmaza el atma tarihlerini ortaya koyamadığı dolayısıyla

geçersiz bir kamulaştırma işlemine dayanılarak davanın reddedildiği ayrıca

taşınmaza fiilen el atılan tarihin tespit edilebilmesi için hava

fotoğraflarının incelenmesi gerektiği ancak yargılama safhasında bu talebinin

değerlendirilmediği ve benzer bir davada aynı İlk Derece Mahkemesince davanın

kabulüne hükmedildiği iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamında

yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönünden incelenmesi uygun görülmüştür.

Öte yandan söz konusu taşınmazlara kamulaştırmasız olarak el atıldığı ve buna

karşın herhangi bir bedel ödenmediği iddiası ise adil yargılanma hakkı

kapsamında yapılacak incelemenin ardından değerlendirilecektir.

25. Anayasa Mahkemesince Merkezî Nüfus İdaresi Sistemi üzerinden

yapılan incelemede başvuruculardan Sırma Aydınlı'nın bireysel başvuru

tarihinden önce vefat ettiği anlaşıldığından (bkz. § 6) adı geçen başvurucu

yönünden incelemenin ayrı başlık altında yapılması uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Başvurucu Sırma Aydınlı Yönünden İnceleme

26. Başvurucu

vekili, başvurucunun da paydaş olarak maliki olduğu taşınmaza herhangi bir

kamulaştırma işlemi yapılmadan el atıldığını, el atma nedeniyle başvurucuya

herhangi bir bedel de ödenmediğini, bu sebeplerle başvurucu tarafından açılan

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının, söz konusu taşınmazın

1953 yılında kamulaştırılarak taşınmaza 1954 yılında fiilen el atıldığı, bu

bağlamda 221 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca hak düşürücü sürenin geçmiş

olduğuna dayanılarak reddedildiğini oysa taşınmaza ilki 1954 yılında ikincisi

ise 1979 yılında olmak üzere iki ayrı farklı tarihte el atmaların

gerçekleştiğini, değerlendirmenin de bu kapsamda yapılması gerektiğini yine yargılama

sürecinde davalı idarenin kamulaştırmaya ilişkin kamu yararı kararını,

kamulaştırma tebligatlarını, tebligat listesini, taşınmaza el atma tarihlerini

ortaya koyamadığını, dolayısıyla geçersiz bir kamulaştırma işlemine dayanılarak

davanın reddedildiğini, taşınmaza fiilen el atılan tarihin tespit edilebilmesi

için hava fotoğraflarının incelenmesi gerektiğini ancak yargılama safhasında bu

talebinin değerlendirilmediğini, benzer bir davada aynı Derece Mahkemesince

davanın kabulüne hükmettiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27.6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler

tarafından yapılabilir."

28. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un

45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa'da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkese

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır. Dolayısıyla

medeni haklara sahip gerçek ve tüzel kişiler bireysel başvuru yönünden dava

ehliyetine sahiptir (Büğdüz Köyü Muhtarlığı,

B. No: 2012/22, 25/12/2012, § 24).

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 34.

maddesinde yer alan "mağdur" kelimesi ile ihtilaf konusu eylem ya da

ihmalden doğrudan etkilenen kişinin kast edildiğini belirtmiş (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95,

28/10/1999, § 50); hakkı ihlal edilen kişinin bireysel başvuru yapmadan önce

ölmesi durumunda mağdurluk durumunun ortadan kalkması nedeniyle hukuken bir

başkasının ölen kişi adına bireysel başvuruda bulunamayacağına karar vermiştir

(Davut Kaya, Zöhre Polat/Türkiye,

B. No: 2794/05, 40345/05, 21/10/2008).

30. 11/1/2011

tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "b.

Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar" kenar başlıklı 43.

maddesi şöyledir:

"Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca

kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın

veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi

veya iflas etmesi durumlarında sona erer.

Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda da uygulanır.

Tarafların karşılıklı kişisel hakları saklıdır."

31.6098 sayılı Kanun'un "2.

Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas" kenar başlıklı 513.

maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme,

vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile

kendiliğinden sona ermiş olur."

32.22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 28.

maddesine göre gerçek kişiler hakkında sağ doğmakla başlayan kişilik ölümle

sona ermekte olup ölüm ile kişiliği sona erenler için artık hak ve fiil

ehliyetine sahip olduklarından söz etmeye olanak bulunmamaktadır. 6098 sayılı

Kanun'un anılan hükümlerinden anlaşıldığı üzere ise hukuki işlemden doğan

vekâlet veren ile vekil arasında temsil yetkisine dair sözleşme,aksi

kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça tarafların

birinin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası ile hiçbir işleme gerek

kalmaksızın kendiliğinden son bulacaktır (Abdurrehman

URAY, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 28).

33.6216 sayılı Kanun'un "Başvuru

hakkının kötüye kullanılması" kenar başlıklı 51. maddesi

şöyledir:

"Bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye

kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine, yargılama giderlerinin dışında,

ayrıca ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasına

hükmedilebilir."

34. İçtüzük'ün “Başvuru

hakkının kötüye kullanılması” kenar başlıklı 83. maddesi şöyledir:

“Başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki

davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit

edilmesi hâlinde başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında, ilgilinin

ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla

cezalandırılmasına karar verilir.”

35.İlgili düzenlemeler vasıtasıyla genel hukuk teorisinde bir

kamu düzeni kuralı olarak ele alınan ve genel olarak bir hakkın açıkça

öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının

hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının,

bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu bağlamda

bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Mahkemenin başvuruyu

gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru hakkının kötüye

kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (Mehmet Güven Ulusoy, [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015, § 31;

S.Ö., B. No: 2013/7087,

18/9/2014, § 28).

36.Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçek

olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,

başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi

verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu

değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında

mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat

oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak

kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya

tahrik edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında

ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla

bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru

hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (Mehmet Güven Ulusoy, § 32; S.Ö.,

§ 29).

39.Başvuru konusu olayda Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinde

açılan davanın temyiz incelemesi devam ederken 9/5/2013 tarihinde başvurucu

vefat etmiş, daha sonra Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin onama ve karar düzeltme

talebinin reddine ilişkin hükümlerinin ardından başvurucu vekili tarafından

anılan yargılama sonucunda başvurucunun adil yargılanma ve mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yapılmış, başvuru formunda

başvurucunun öldüğü konusunda bir bilgiye yer verilmemiştir.

40. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel

başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından

bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman

Uray, § 30).

41.Açıklanan nedenlerle başvuru tarihinden önce vefat etmiş

başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılan

bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

42. Bu durumda Avukat Özlem Kaya aleyhine Anayasa Mahkemesini

yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi

ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 1.000 TL disiplin para cezasına

hükmedilmesi gerekir.

b. Diğer Başvurucular Yönünden İnceleme

43.Başvurucular, taşınmazlarına kamulaştırmasız el atıldığını

ileri sürerek açtıkları davada İlk Derece Mahkemesinin, söz konusu taşınmazın

1953 yılında kamulaştırılarak taşınmaza 1954 yılında fiilen el atıldığı, bu

bağlamda 221 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca hak düşürücü sürenin geçmiş

olduğu gerekçesine dayanarak davayı reddettiği oysa taşınmaza ilki 1954 yılında

ikincisi ise 1979 yılında olmak üzere iki ayrı farklı tarihte el atmaların

gerçekleştiği, değerlendirmenin de bu kapsamda yapılması gerektiği yine

yargılama sürecinde davalı idarenin kamulaştırmaya ilişkin kamu yararı

kararını, kamulaştırma tebligatlarını, tebligat listesini, taşınmaza el atma

tarihlerini ortaya koyamadığı, dolayısıyla geçersiz bir kamulaştırma işlemine

dayanılarak davanın reddedildiği ayrıca taşınmaza fiilen el atılan tarihin tespit

edilebilmesi için hava fotoğraflarının incelenmesi gerektiği ancak yargılama

safhasında bu talebinin değerlendirilmediği ve benzer bir davada aynı İlk

Derece Mahkemesince davanın kabulüne hükmedildiğini belirterek adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

44. Başvurucuların şikâyetinin özü, Mahkemenin kanunları hatalı

yorumladığı ve yanlış karar verdiği iddiasına dayandığından inceleme adil

yargılanma hakkı kapsamında yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönünden

yapılmıştır (bkz. § 24).

45. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin

incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi

tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir.

46. Bir anayasal hakkın ihlali iddiası içermeyen, yalnızca

derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talep edilen

başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve Kanun tarafından Mahkemenin

yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır (Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Yay. San.

Tic. A.Ş., B. No:2012/1056, 16/4/2013, § 34).

47.İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu

şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir

hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

48.5999 sayılı Kanun'la 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici 6.

madde 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine

ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis

yapılan taşınmazlara ilişkin olarak bireylere tazminat davası açma hakkı

vermektedir. Bunun için de öncelikle bir uzlaşma yolunun denenmesi gerektiği

anılan maddede ifade edilmektedir.

49.Somut başvuruya konu dava 13/11/2006 tarihinde

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminata hükmedilmesi talebi ile açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesince yapılan inceleme sonucu 8/11/2007 tarihinde verilen

karar ile söz konusu taşınmazın 1953 tarihinde kamulaştırıldığı ve ilgili

taşınmazlara 1954 ve 1979 yıllarında el atıldığı, bu bağlamda zamanaşımı

süresinin dolduğu gerekçesine dayanılarak davanın reddine hükmedilmiştir. Ancak

temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2/7/2010 tarihli ilamı

ile İlk Derece Mahkemesi kararı 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesi

uyarınca, uyuşmazlık konusu taşınmazın 9/10/1956 ile 4/11/1983 tarihleri

arasında fiilen el atılan bölümleri yönünden değerlendirme yapılması gerektiği

belirtilerek bozulmuştur.

50. Bozma ilamı üzerine dosyayı tekrar incelemeye alan İlk

Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama kapsamında, taraf

delilleri toplanmış, tapu kayıtları vekamulaştırmaya ilişkin belgeler ile diğer

dayanak belgeler getirtilmiş, taşınmaza ilişkin krokiler yargılama dosyasına

alınmış, keşif yapılarak bilirkişi raporları alınmış ve yargılama sonunda

28/3/2012 tarihinde hükmedilen karar ile taşınmazın 1954 yılında yapılan ifraz

sonucu niteliğinin yol olarak belirtilerek kamulaştırıldığı, dolayısı bu

tarihte taşınmaza fiilen el atıldığı ve taşınmazın yol olarak kullanılmaya

başlandığı, daha sonra duble yol olarak taşınmazda yapılan çalışmanın ayrı bir

kamulaştırma işlemi olmadığı, mevcut yolun ıslah ve genişletilmesine ilişkin

olduğu ilaveten daha önce kamulaştırılan alan üzerinde ikinci bir yol şeridinin

açılmasının söz konusu olduğu, bu eylemin de başvurucular yönünden yeni bir

hakkın başlangıç tarihi olarak belirtilemeyeceği kaldı ki dava konusu

taşınmazın duble yol yapımı esnasında ayrıca el atılan kısmının yüzölçümün

tespitinin de mümkün olmadığı bu bağlamda 221 sayılı Kanun uyarınca

başvurucuların tazminat talep edebilmek için dava açma haklarının 13/1/1963

tarihinde sona erdiği gerekçesine dayanılarak reddedilmiştir.

51. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk

Dairesince yargılama dosyası iki kez, uyuşmazlık konusu taşınmaza ilişkin

tapulama tutanaklarının, komşu parsellere ilişkin tapu kayıtlarının, komşu

parseller ile birlikte uyuşmazlık konusu parsellerin geldisi olan parselin

ifraz belge ve krokilerinin dosyaya sunulması gerektiği belirtilerek, geri

çevrilmiş, belirtilen eksikliklerin tamamlanmasının ardından yapılan inceleme

sonunda ise 13/5/2013 tarihli ilam ile İlk Derece Mahkemesi kararı onanmış

13/1/2014 tarihli ilam ile de karar düzeltme talebi reddedilmiş ve böylece

yargılama süreci sona ermiştir.

53. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 33. maddesi gereği hukukun uygulanması ve yorumlanması hâkimin resen

gözeteceği bir husustur (Şerafettin Eken ve

diğerleri, B. No:2013/1902, 24/6/2015, § 36). Somut olayda da İlk

Derece Mahkemesi, 2006 yılında açılan davanın konusunu, taşınmazın kamu

hizmetine ayrılma tarihini ve hak düşürücü süreyi gözönünde bulundurduğunu

gerekçesinde ifade ederek davayı reddetmiştir. Bu karar da temyiz ve karar

düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmiştir.

54. Açıklanan nedenlerle başvurucuların adil yargılanma

haklarının ihlal edildiği iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası

veya açıkça keyfîlik içermediği anlaşıldığından başvurucuların bu

şikâyetlerinin diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

55. Öte yandan başvurucuların aynı İlk Derece Mahkemesinin

benzer bir davada davanın kabulü yönünde hüküm kurduğu ve bu bağlamda adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının, bireysel başvuru dosyasına

sunulan söz konusu Mahkeme kararı incelendiğinde sunulan kararın başvurucular

lehine uygulanabilecek yerleşik bir yargısal içtihadıtemsil ettiği yönünde bir

tespit yapılamadığından başvurucular tarafından da bu yönde bir açıklamada

bulunulmadığından, değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

56. Başvurucular ayrıca taşınmazlarına kamulaştırmasız olarak el

atıldığını ve buna rağmen kendilerine herhangi bir bedel ödenmediğini

belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.

57. Başvurucuların söz konusu mülkiyet hakkının ihlali iddiası,

somut olay bağlamında, ancak hâlen başvuruculara ait bir mülkün varlığı ya da

böyle bir mülkün kaybından kaynaklanan geçerli hukuki zemine dayalı tazmin

isteminde bulunulabilme olanağının varlığı durumunda değerlendirilebilecek bir

husustur. Bu husus da bireysel başvuruya konu edilen kamulaştırmasız el atma

davasında tartışılmış ve yargılamanın sonucunda başvurucuların uyuşmazlık

konusu taşınmazdaki mülkiyet haklarının 1953 yılında yapılan kamulaştırma ile

ortadan kalktığına, bu duruma ilişkin tazminat talep haklarının dazamanaşımı

süresinin geçmiş olması nedeniyle ortadan kalktığına karar verilmiştir (bkz. §

11).

58. Dolayısıyla yukarıda incelenen kamulaştırmasız el atma

davasının sonucuna bağlı bir husus olan mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin iddianın

söz konusu yargılama sürecinin sonucuna ilişkin şikâyetlerin incelenmesi

neticesinde bu şikâyetler yönünden açıkça dayanaktan yoksunluk kararı verildiği

dikkate alındığında değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu Sırma Aydınlı yönünden yapılan başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanılması

nedeniyle REDDİNE,

2. Diğer başvurucular yönünden yargılamanın sonucu itibarıyla

adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

C.6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 1.000 TL disiplin para cezasının Avukat Özlem

KAYA'dan TAHSİLİNE,

D. Kararın bir örneğinin Ankara Barosu Başkanlığına

GÖNDERİLMESİNE 30/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah

PERDECİOĞLU

Başvurucular

:

1. Sırma

AYDINLI

2. Hayriye

BEYHAN

3. Kadriye

YILDIRIM

4. Murat

SEÇKİN

5. Satiye

BEYHAN

6. Aslı

Zeynep AVCIERGUN

7. Gülen

SÜNGET

8. Ahmet

Ulucan SÜNGET

9. Mehmet

ALBAKIR

10. Ethem

SEÇKİN

Vekili

:

Av. Özlem

KAYA