Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2022/108740 E. K.

AYM 20.05.2026 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

HATİCE GÜNGÖR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/108740)

Karar Tarihi: 20/5/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

Muhterem İNCE

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Volkan SEVTEKİN

Başvurucu

:

Hatice GÜNGÖR

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; davanın sonucunu etkileyebilecek tanığın dinlenmemesi ve eksik inceleme sonucu haksız ve hukuka aykırı olarak karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu aleyhine dava konusu Mersin ili, Çamlıyayla ilçesi, Namrun Mahallesi, bağ niteliğindeki 1738 parsel numaralı taşınmazın bir kısmına ev yapmak suretiyle müdahalede bulunulduğu iddiası ile 30/5/2019 tarihinde el atmanın önlenmesi davası açılmıştır.

3. Başvurucu ise davaya karşı cevabında dava konusu taşınmazda davacı ağabeyine ait olan hissenin evveliyatında anneleri [G.C.]ye ait olduğunu, annesinin taşınmaz hissesini ağabeyine devretmesi sonrası, davacının muvafakatiyle kendisinin dava konusu taşınmazın bir kısmını 2016 yılında telle çevirmek suretiyle kullanmaya başladığını belirtmiştir. Söz konusu yere davacı; ağabeyinin bir engellemesi olmadan 2017 yılında ev yaptırdığını, ev yapımının dokuz ay sürdüğünü belirterek davanın reddi ile savunma yoluyla davacının hissesinin beşte birinin adına temliken tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

4. Tarsus 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 5/3/2020 tarihinde asıl davanın kabulü ile başvurucunun dava konusu taşınmaza müdahalesinin menine; karşı davada, şartları oluşmadığından temliken tescil talebinin reddine karar vermiştir.

5. Başvurucunun istinaf talebi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin (İstinaf Dairesi) 8/12/2020 tarihli kararında; dava konusu taşınmazın tapu kaydında davacı dışında da hissedarların olduğu, başvurucu (davalı-karşı davacı) tarafından savunma yoluyla temliken tescil talebinde bulunulmasına karşın diğer hissedarların davada yer almadıkları belirtilerek, taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi nedeniyle istinaf başvurusunun kabulüne ve mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.

6. Mahkemece dava konusu taşınmazın diğer tapu malikleri de davaya dâhil edilmiş ve yapılan yargılama sonucunda 8/7/2021 tarihinde; asıl davanın kabulü ile başvurucunun dava konusu taşınmaza müdahalesinin menine; karşı davada, şartları oluşmadığından temliken tescil talebinin reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Asıl Dava: tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.

Karşı dava: temliken tescil isteğine ilişkindir.

Hemen belirtilmelidir ki, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.

Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.

Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.

Somut olaya gelince; davacının dava konusu parselde 6/8 hisse ile malik olması, parsel üzerindeki ev olarak kullanılan yerin davalı tarafından kullanılmasının (her ne kadar dava[da]n önce muvafakat etmiş ise de) davacının dava tarihinden sonra geçerli olan muvafakatine veya geçerli sözleşmesine dayanmadığı, her ne kadar davalı davacının dava konusu evi yapmasına rıza gösterdiğini, evi yaparken kendisinin de aynı parselde evi olduğunu, davacının evi yaptırdığına şahit olduğunu belirtmiş ise de, davacının muvafakatinin ecrimisil yönünden etkili olduğu, el atma yönünden etkili olmadığı davacının muvafakatinin eldeki dava ile sona erdiği bu durum davalının el atmasını haksız el atma statüsüne soktuğu anlaşılmakla [nedeniyle] davalının el atmasının önlenmesine karar vermek gerekmiş, davalı karşı dava ile temliken tescil talebinde bulunmuş ise de dava konusu taşınmazın ifrazı mümkün olmadığından temliken tescil talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”

7. Anılan karara karşı başvurucu, istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstinaf Dairesi 11/11/2022 tarihli kararı ile başvurucunun istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Yargıtay kararlarında da belirtildiği şekilde; elatmanın önlenmesi davası, mülkiyet hakkına dayanan ve kaynağını TMK’nın 683. maddesinden alan bir dava türüdür. Müdahalenin men’i davasında amaç, mülkiyet hakkına olan saldırının veya müdahalenin ortadan kaldırılmasıdır. Böylelikle malına haksız olarak müdahalede bulunulan malik, içinde bulunduğu durumdan kurtulmuş olur. Bahsi geçen müdahale maddi olabileceği gibi farklı şekillerde de ortaya çıkabilmektedir.

El atmanın önlenmesi davası açabilmek için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bu dava bir eda davası olup taşınmaza haklı bir sebep olmadan kişi el atmış ya da tecavüz etmiş olmalıdır. Davacı olan mutlaka malın maliki ya da zilyeti konumunda olmalıdır.

…

TMK'nın 684 ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK'nın 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.

Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.

TMK'nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiası ileri sürülebilir.

Malzeme sahibinin TMK'nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;

a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır;

TMK'nın 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK'nın 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.

Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14/02/1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul)

b) İkinci koşul ise yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. (Objektif koşul)

c) Üçüncü koşul, yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir.

d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanı sıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.(Bknz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2015/12040 Esas, 2016/1656 Karar nolu ilamı)

Somut olayda; davacı [T.C.] tarafından davalının kendisine ait hisseye tecavüz ettiğinin ileri sürülerek elatmanın önlenmesi talebinde bulunduğu, davalının ise savunma yoluyla temliken tescil talebinde bulunduğu, yargılama aşamasında mahkemece elatma davasının kabulüne, temliken tescil talebinin reddine yönelik kararın verildiği, davalı-karşı davacı vekili tarafından istinafa kararın taşındığı, bu kararın dairemizce taraf teşkili ve harç eksikliği nedeni ile kaldırıldığı, kaldırma kararı doğrultusunda mahkemece eksik hususların tamamlanarak yine aynı kararın verildiği, davalı-karşı davacı vekili tarafından istinafa taşındığı görülmektedir.

Davalı-karşı davacı tarafça savunma yoluyla davacı-karşı davalının ev yapması konusunda kendisine muvafakat ettiği hususu ileri sürülerek temliken tescil talebinde bulunulmuş ise de davacı-karşı davalı dışında farklı hissedarlarında taşınmazda hisselerinin olduğu, bu şahısların davalı-karşı davacının taşınmaza ev yapması hususunda muvafakatlerinin olmadığı, bu nedenle davalı-karşı davacının temliken tescile konu dava yönünden iyi niyetli olmadığı sabittir.

Bu nedenlerle davalı-karşı davacı vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürmüş olduğu hususlar yerinde değildir. ...”

8. Başvurucu, nihai hükmü 30/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 19/12/2022 tarihinde süresi içerisinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Silahların Eşitliği İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

9. Başvurucu, tanıklarının dinlenmediğini ve özellikle davanın sonucunu etkileyebilecek annesi [G.C.]nin tanık olarak dinlenilmeden karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

10. Başvurunun anılan iddiası silahların eşitliği ilkesi yönünden incelenmiştir.

11. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir ( Mehmet Fidan [1. B.], B. No: 2014/14673 , 20/9/2017, § 37).

12. Kural olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı bir sonuç güvencesi sağlamamakta, yargılama sürecinin adil olmasını sağlamaya yönelik bir dizi usul güvencesi sunmaktadır. Bu usul güvencelerinden biri de silahların eşitliği ilkesidir.

13. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması, taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir ( Yaşasın Aslan [2. B.] , B. No: 2013/1134 , 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsamaktadır ( Yüksel Hançer [1. B.] , B. No: 2013/2116 , 23/1/2014, § 18).

14. Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin usul kurallarına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Anayasa Mahkemesinin görevi başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını değerlendirmektir ( Yüksel Hançer , § 19).

15. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ilkesi ışığında taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma, inceletme noktasında uygun imkânların tanınması ve tarafların yargılamaya etkin katılımlarının sağlanması gerekir. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsiz olma iddiaları da yargılamanın bütünü kapsamında değerlendirilecektir. Ceza davaları ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesinin güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir ( Mustafa Kupal [1. B.], B. No: 2013/7727 , 4/2/2016, §§ 50, 51, 52).

16. Anayasa Mahkemesinin tarafların öne sürdüğü ve esasa etkili olan iddiaların işin mahiyetinin gerektirdiği ölçüde incelenip incelenmediğini ve özellikle ispat külfeti konusunda taraflardan birinin diğerine nazaran dezavantajlı bir konuma düşürülüp düşürülmediğini denetleme görevi bulunmaktadır ( Ahmet Korkmaz [2. B.], B. No: 2014/16232 , 25/1/2018, § 29).

17. Somut olayda Mahkeme, davacı-karşı davalının dava konusu taşınmazın paydaşlarından olup mülkiyet hakkı sahibi olduğunu, başvurucunun dava tarihinden sonra mülkiyet sahibinin taşınmazından yararlanmaya ilişkin muvafakatine veya geçerli bir sözleşmesine dayanmadığını (bkz. § 6), bir başka ifade ile mülkiyet sahibi öncesinde taşınmazından yararlanılması için izin vermiş olsa da bu rızasını sonradan kaldırdığını kabul etmiştir. İstinaf Dairesi ise 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesi uyarınca temliken tescil davasında malzeme sahibi başvurucunun diğer paydaşların bina yapmak üzere rızasını sağlamadan kendi malzemesi ile yapı yaptığından iyi niyetli olmadığını ve bu nedenle davada subjektif koşulun gerçekleşmediğini vurgulamıştır (bkz.§ 7).

18. Öte yandan Mahkemece yargılama sürecinde herhangi bir tanık dinlenmemiştir. Bir davanın hangi delillerle ispat edilebileceği, bir başka deyişle hangi davada tanık dinlenmesi gerektiği somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir. Somut olaydaki yargı kararlarının gerekçeleri de dikkate alındığında, iddianın ispatında tanık beyanının belirleyici bir delil olmadığı, davanın taraflarının yargılamaya etkin katılımlarının sağlandığı ve usule ilişkin haklar bakımından farklı koşullara tabi tutulmadıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının mahkemece dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmamıştır.

19. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

20. Başvurucu, eksik inceleme sonucu haksız ve hukuka aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

21. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır ( Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351 , 18/9/2013, § 42).

22. Adil yargılanma hakkı, hukuk kuralının davanın başvurucu lehine sonuçlanmasını temin eden yorumunun esas alınmasını güvence altına almamaktadır. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir. Bununla birlikte derece mahkemelerinin hukuk kurallarını yorumlarken Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen ve Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesini gözönünde bulundurmaları gerekir. Esasen hukuk devleti ilkesi Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanmasında dikkate alınması zorunlu olan bir ilkedir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğinin yorumlanmasında da hukuk devletinin gerekleri gözetilmelidir ( M.B . [GK], B. No: 2018/37392 , 23/7/2020, § 84).

23. Başvurucuların medeni haklarıyla ilgili uyuşmazlıklarda uygulanan hukuk kurallarının açıkça keyfî veya hakkın tesliminden kaçınacak (adaleti hiçe sayacak) biçimde yorumlanması usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getireceğinden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden söz edilebilir. Zira bu hâlde, derece mahkemesinin yorumunun başvurucu tarafından öngörülmesi mümkün olmayıp hukuk kurallarının öngörülemez biçimde yorumlanması hukuk devleti ilkesini örseler. Özellikle hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı hükümlerin geniş yoruma tabi tutulması keyfîliğe ve bireylerin kendilerini hukuk karşısında güvensiz hissetmelerine yol açar ( M.B., § 86).

24. Somut olayın koşullarında yargılamanın bütünü kapsamında delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasının öngörülemez olup olmadığı ve usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediği hususlarının irdelenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

25. Mahkeme kararının gerekçesinde; asıl davada mülkiyet sahibinin, davanın öncesinde başvurucuya taşınmazdan yararlanılması için izin vermiş olsa da bu rızasını sonradan kaldırdığını belirterek müdahalenin meni davasını kabul etmiştir. Başvurucunun temliken tescil talebi de taşınmazın ifrazının mümkün olmadığı belirtilerek, şartları oluşmadığından reddedilmiştir (bkz. § 6). İstinaf Dairesi ise taşınmazın diğer paydaşlarının başvurucunun taşınmaza ev yapmasına muvafakatlerinin olmadığını, bu nedenle 4721 sayılı Kanun’un 724. maddesi uyarınca başvurucunun iyi niyetli olmadığından, temliken tescil davasının şartlarından olan subjektif koşulun gerçekleşmediği gerekçesi ile istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir (bkz. § 7).

26. Nihai yargılama makamı İstinaf Dairesinin gerekçesi dikkate alındığında; delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasının öngörülemez olmadığı, usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiğinin söylenemeyeceği görülmektedir. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelerce delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

27. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.