Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2013/5800 E. K.

AYM 2016-02-03 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

YAHYA SALİHOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/5800)

Karar Tarihi: 3/2/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvurunun, terör örgütü üyeleri tarafından yeğenleri öldürüldüğü hâlde bu

durumun dikkate alınmayarak reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma

hakkıyla mülkiyet hakkının; ret işlemlerine karşı açılan davaya ilişkin

yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/10/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/1/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, terör örgütü mensupları tarafından 16/4/1994

tarihinde Batman-Sason kara yolu kesilerek yeğenleri H.A. ve S.A.nın öldürüldüğünü beyan etmiş

ve bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını iddia etmiştir.

8. Başvurucu 6/9/2007 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

9. Komisyon 30/6/2011 tarihli ve 2011/1-1392 sayılı kararında,

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan

başvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyalarda yer

alan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Çayırlı köyü boşalmadığından,

kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından ve anılan köyde 1997 yılında

480 kişi, 2000 yılında 583 kişi yaşadığından bahisle talebin reddine karar vermiştir.

10. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batman

İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

11. Batman İdare Mahkemesinin 24/2/2012 tarihli ve E.2011/3171,

K.2012/1423 sayılı kararında Çayırlı köyünün kısmen boşalan ya da boşaltılan

köyler arasında yer almadığı, köyde tamamen bir boşalma ya da boşaltılma

olmadığı, köyde geçici köy korucusu ve gönüllü köy korucusu görevlendirildiği

ve koruculuk sisteminin bulunduğu, köy korucularının ailelerinin dışında köyde

20 hanenin daha bulunduğu, köy nüfusunun 1997 yılında 480 kişi, 2000 yılında

583 kişi olduğu, 1990-2000 yılları arasında muhtarlık seçimlerinin düzenli

olarak yapıldığı, köy okulunun güvenlik sebebiyle kapatılan okullar arasında

yer almadığı, Çayırlı köyü halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa

göç etmesinden dolayı uğradıkları zararın anılan köyün tamamen boşalmamış

olması diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış

olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması

nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki

olanak bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.

12. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 31/1/2013 tarihli ve E.2012/6718, K.2013/771 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek onanmasına karar verilmiştir. Onama kararı, başvurucuya 10/7/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 1/8/2013 tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K. 2009/1227 sayılı kararı (bkz. Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

15. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge

rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine

göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü

derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört

katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci

derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara

intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri

uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 3/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terk

etmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasının

dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik

nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler nazara alınmaksızın ve

terör örgütü mensuplarınca yeğenleri H.A. ve S.A.nın

öldürülmesine dair özel durumu dikkate alınmadan, köyün tamamen boşalmamış

olduğu soyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da

saldırısının bulunmaması ileri sürülerek sunduğu belgeler değerlendirilmeden

idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını, bu belgeler tebliğ

edilmemek suretiylekendisine savunma yapma imkânı

tanınmadan verilen kararın adil olmadığını belirtmiştir.

18. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgeleri dikkate

alarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve

gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddine

karar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen

şahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı

değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da

yazmayan bir neden ileri sürülerek Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin

reddedildiğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul

sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87.,

125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler

ve maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

19. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,

5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar

altında incelenmiştir:

1. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

20. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebinin ve akabinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10.

maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

21. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz

kaldıklarına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları, belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

22. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddiaları

temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

23. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

25. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel bir

kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

26. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

27. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

28. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge, deliller dikkate alınmadan

sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgelere

dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiğini

belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

29. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da ilk derece mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç ilk derece

mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

30. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucunu etkileyen

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

33. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası, daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamındaki özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

34. Somut başvurunun incelenmesinde başvurucunun talebinin 5233

sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında İlk Derece

Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığının

çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamında

değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu

etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. § 11), İlk

Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçelerin hukuka uygun bulunmak

suretiyle kanun yolu mahkemesinin denetiminden geçerek (bkz. § 12) kesinleştiği

anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun -hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında- gerekçeli

karar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

36. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

37. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

39. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (6/9/2007) ile nihai karar tarihi (31/1/2013) arasında geçen 5 yıl 4

aylık sürede uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

41. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,

yeğenleri H.A. ve S.A.’nın 16/4/1994 tarihinde terör

örgütü üyelerince öldürülmesi noktasındaki öznel durumu nazara alınmaksızın,

Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel

ölçütten hareketle reddedildiğini belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde

tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

42. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas

yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

43. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesindeterör

dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik

kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu

sebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

44. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması

veya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması”

şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlu görerek güvenlik kaygısına

dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması hâlinde o yerleşim

yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik

şartlarının idarece oluşturulduğundan hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında

maddi zararların idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesini

benimsemişlerdir (Mesude Yaşar,

§§ 89, 90; Cahit Tekin, §§ 84,

85).

45. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların, maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye,

B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudaki takdir esasen derece

mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının bariz takdir

hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip

edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir değerlendirme yapılması

gerekebilecektir (Mesude Yaşar, §

93; Cahit Tekin, § 88).

46. Başvurucunun, yeğenlerinin terör örgütü mensuplarınca

öldürülmesinden kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği ve bu

çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi

gerektiğini ileri sürdüğü ve belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile

soruşturma evrakını derece mahkemelerine ibraz ederek yerleşim yerini terör

olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk ettiği noktasındaki

özel durumunun dikkate alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.

47. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların

başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya

kişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur

arasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,

25/12/2012, § 21).

48. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı

mağdur olduğunda, başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalinin

mağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilen

duygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerin

varlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,

§ 98; İpek/Türkiye, B. No:

25760/94, 17/2/2004, § 181).

49. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş ve

kendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabulü için, yaşanan olay sonucunda

duyulan üzüntünün ötesinde, yakınının başına gelen hadise sebebiyle başvurucuda

oluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil eden özel bağ ve

algının yoğunluğu konusunda açıklamada ve kanıtlamada bulunulması gerekmektedir

(Sahibe Çelik ve Necla Çelik, B.

No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).

50. Anayasa Mahkemesinin 10/6/2015 tarihli yazısı ile

başvurucudan, mağdur oldukları beyan edilen kişiler ile başvurucu arasında

şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair başvuru formunda ileri sürülen iddialarını

ispat etmeye yönelik elverişli delilleri Mahkemeye sunması istenmiştir.

51. Başvurucu 8/7/2015 tarihli dilekçesi ile kendisinin H.A. ve S.A.nın amcası olduğunu belirtmiş,

bu kişiler ile aralarındaki hısımlık derecelerini ve buna ilişkin nüfus

kayıtlarını sunmanın dışında başkaca bir husus beyan etmemiştir.

52. Bu çerçevede başvurucunun yeğenlerinin öldürülmesi iddiaları

hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından başvurucuya yazılan müzekkereye cevap

olarak başvurucunun bu kişiler ile aralarındaki akrabalık ilişkisine değinmekle

yetindiği, aralarındaki ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi

bir bilgi veya belge sunulmadığı, mağdur olduğu beyan edilen kişinin başına

geldiği iddia edilen olay neticesinde başvurucuda oluşan algı, bu algının

oluşmasında temel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğu konusunda

başvurucunun yeterince açıklıkta beyanının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu

tespit karşısında başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin,

yerleşim yerini terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle terk edip etmediği noktasında nesnel ölçütten farklı bir

karine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.

53. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

54. Başvurucu, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkını ihlal ettiğini

iddia etmektedir.

55. Başvuru dilekçesinin incelenmesinde başvurucunun Anayasa’nın

35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde, 5233 sayılı Kanun

kapsamında tanzim edilen belgelerde maddi zararının mevcut olduğunun belirtildiği

ve tazminat başvurusunun reddedilmesine ilişkin davada idari yargı makamlarının

söz konusu düzenlemeleri dar ve aleyhe yorumlaması nedeniyle Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü tespit edilmiştir.

56. Başvurucu tarafından, mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine

ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (bkz. §§ 41–51)

başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya

etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu da

saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin, adil yargılanma hakkının

gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No:

2013/2263, 26/6/2014, § 43).

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

3/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur ODUNCU

Basvurucu

:

Yahya SALİHOĞLU

Vekili

:

Av. Saim BOZKURT