Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2013/8474 E. K.

AYM 2016-01-21 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

CEMAL BAYSEFEROĞULLARI

BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2013/8474)

Karar Tarihi: 21/1/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, iş kazasından

kaynaklanan alacak davasında, Yargıtay bozma kararı öncesi verilen gerekçeli

kararın davalıya tebliğ edilmemesi ve bozma ilâmına karşı yapılan karar düzeltme

talebinin işleme konulmaması nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının; yargılama

sırasında ıslah dilekçesi ile bilirkişi raporlarının tebliğ edilmemesi ve hükme

esas alınan bilirkişi raporuna itiraz etme hakkı tanınmadan karar verilmesi

nedenleriyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin; Mahkemenin

usul ve kanuna aykırı uygulamaları nedeniyle tarafsız mahkemede yargılanma

hakkının; dava sonucunu etkileyecek nitelikteki iddialarının Yargıtay kararında

karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının; yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları

hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 21/11/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

25/2/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 25/2/2015 tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildirilmiştir.

Bakanlık görüşünü 27/4/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 4/5/2015 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucunun işvereni olduğu

inşatta işçi olarak çalışan M.B., 23/10/2002 tarihinde meydana gelen iş kazası

sonucu vefat etmiş, ölenin yakınları, başvurucu ve diğer davalılar A.A., Ü.

Müşavir Mühendislik A.Ş. ve Milli Eğitim Bakanlığına

karşı 1/8/2003 tarihinde, Bakırköy 2. İş Mahkemesinin E.2003/129 sayılı

dosyasında maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.

9. Başvurucu vekili 30/9/2003,

11/12/2013 ve 6/4/2004 tarihli duruşmalara mazeret bildirerek diğer duruşmalara

ise herhangi bir neden bildirmeden katılmamıştır.

10. Davacı taraf 7/2/2008

tarihli duruşmada dosyaya ıslah dilekçesini sunmuş, Mahkeme dilekçeyi hazır

olan davalı Hazine vekiline tebliğ etmiş, başvurucu davalıya dilekçe ile ilgili

herhangi bir bildirimde bulunmamıştır.

11. Mahkeme, 7/2/2008 tarihli ve

E.2003/129, K.2008/83 sayılı kararıyla, başvurucu davalı açısından davayı kısmen

kabul etmiş, diğer davalılar açısından reddetmiştir. Kararın ilgili kısımları

şöyledir:

“…

Davalı Cemal Bayseferoğulları

vekili tarafından Mahkememize verilen cevap dilekçe ile; işyeri sorumluları

tarafından gerekli tedbirlerin alındığı, uyarıların yapıldığını bu nedenle

davanın reddi gerektiği beyan etmiştir.

…

Taraflarca dosyaya sunulan belgeler ile birlikte dosya kusur

bilirkişisine verilerek rapor alınmıştır.

Dosyaya sunulan 09.12.2006 tarihli kusur bilirkişisi

raporuna göre meydana gelen iş kazasında davalı işveren Cemal Bayseferoğulları’nın %100 oranında kusurlu olduğu bu

kusurun %10’unun davalı A.A.’ya ait olduğunun tespit

edildiği diğer davalıların ve sigortalının kusurunun bulunmadığının

belirtildiği görülmüştür.

Davacı vekilinin 6/2/2008 tarihli ıslah dilekçesi ile dava

dilekçesindeki taleplerini bilirkişi raporu doğrultusunda ıslah ederek

arttırmış olduğu görülmüştür.

Sigorta Müdürlüğüne yazı yazılarak davacıların tüm peşin

sermaye değerleri dosyaya celp edilmiştir.

Dosya hesap bilirkişisine verilerek davacıların maddi

zararları hesaplanmıştır. Ayrıca söz konusu olaydan davacıların duyduğu elem,

üzüntü, ızdırap, tarafların sosyal ve ekonomik

durumları, paranın alım gücü dikkate alındığında, davacıların manevi tazminata

hak kazandıkları kanaat ve sonucuna varılarak aşağıda gösterildiği şekilde

hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklandığı üzere,

1-Davacı tarafından davalılardan S.B. aleyhine açılan

davanın kısmen kabulü ve %10 takdiri indirim uygulanmak suretiyle;

Eş Z. için 110.666,62 YTL. Maddi tazminat ile 25.000,00 YTL.

Manevi tazminatın olay tarihinden itibaren,

Oğlu S. için 11.954,68 YTL. Maddi tazminat ile 20.000,00

YTL. Manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,

Çocuk Y. için 4.101,84 YTL. Maddi tazminat ile 20.000,00

YTL. Manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,

Oğlu D. için 105,13 YTL. Maddi tazminat ile 20.000,00 YTL.

Manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte

davalılardan Cemal Bayseferoğullarından alınarak

davacı Z.B.’ye kendisi adına ve çocuklarına velayeten verilmesine,

2-Davalılar Milli Eğitim Bakanlığı,

A.A. ve Ü. Müşavirlik Mühendislik A.Ş. adına açılan davanın reddine,

…”

12. Davacıların temyiz istemi

üzerine Mahkeme, 12/6/2008 tarihli ve E.2003/129, K.2008/83 sayılı ek

kararıyla, temyiz harç ve masraflarının tamamlanmadığı gerekçesiyle, kararın

temyiz edilmemiş sayılmasına hükmetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“…

Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz eden tarafından adına

tebligatın yapılmasına rağmen süresi içinde karar harcını, eksik temyiz harcını

ikmal etmediği ve temyiz posta masrafı da vermediğinden HUMK.un

434/3.-son maddesi gereğince kararın temyiz edilmemiş sayılmasına, kayıtların

bu suretle kapatılmasına, başkacada harç alınmasına yer olmadığına, kanun

yolları açık olmak üzere karar verildi”

13. Bu arada başvurucuya

gerekçeli karar ve davacıların karar ve ek karara ilişkin temyiz dilekçeleri

tebliğ edilmemiş, Mahkemenin 12/6/2008 tarihli ek kararı, 10/7/2008 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

14. Davacılar tarafından ek

kararın temyizi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 5/5/2009 tarihli ve

E.2008/16950, K.2009/6399 sayılı ilâmıyla, temyiz harcının tamamlatılmasına

ilişkin davacılara yapılan tebligatın usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle,

kararın temyiz edilmemiş sayılmasına ilişkin karar kaldırılmış, esastan yapılan

incelemeyle Mahkeme kararı bozulmuştur. Bozma ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“…

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacılar

murisi M.B.’nin davalı C.’nin

yürüttüğü ilköğretim okulu inşaatında kalıp ustası olarak ve davalı C.’nin işçisi olarak çalışırken 23.10.2002 tarihinde inşaatın

1. kat döşemesi üzerinde kırıcı ile beton traşlama

işini yaparken kırıcıdaki elektrik kaçağından etkilenerek 3 metre yükseklikten

zemine düşüp yaralandığı, daha sonra hayatını kaybettiği, olayda mahkemece

hükme esas alınan 09.12.2006 tarihli kusur raporuna göre, davalı işveren Cafer Bayseferoğullarının %100 oranında kusurlu olduğunun, bu

kusurun %10’unun davalı şantiye şefi A.A’ ya ait olduğunun tesbit

edildiği anlaşılmaktadır.Mahkemece hükme esas alınan

bilirkişi raporunda davalı A.A.’ya da %10 oranında

kusur verilmiş olmasına ve bu durumun mahkeme kararında da belirtilmesine

karşın nedenleri gösterilmeksizin davalı A.A. hakkındaki davanın reddine karar

verilmesi doğru değildir.

Öte yandan hüküm

altına alınan tazminatlardan davalı Cemal Bayseferoğulları

ile davalı A.A.’nın müştereken ve müteselsilen

sorumlu olduklarının düşünülmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın

yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacıların

bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

…”

15. Bozma ilamı, 28/7/2009

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu karar düzeltme yolu kapalı olan

Yargıtay kararına karşı 31/7/2009 tarihli dilekçe ile karar düzeltme talebinde

bulunmuştur.

16. Mahkeme karar düzeltme

dilekçesini işleme koymamış, dosyayı E.2009/640 sırasına kaydetmiş, bozma

ilamına uyarak yargılamaya devam etmiştir.

17. Başvurucu vekili, bozmadan

sonraki yargılama sürecinde, 23/3/2010 tarihli duruşmaya mazeret bildirerek,

diğer duruşmalara ise herhangi bir neden bildirmeden katılmamıştır.

18. Başvurucu, 9/12/2009 tarihli

dilekçe ile karar düzeltme dilekçesi gereği dosyanın Yargıtaya

gönderilmesi talebinde bulunmuş, Mahkemece bu taleple ilgili değerlendirme

yapılmamıştır.

19. Bozmadan önce davacılar

tarafından dosyaya sunulan ıslah dilekçesi, 9/12/2009 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu 17/12/2009 tarihli dilekçe ile ıslah

talebine karşı beyanda bulunmuştur.

20. Mahkemece, 27/5/2010,

4/11/2010, 8/10/2011, 13/12/2011 ve 25/6/2012 tarihlerinde bilirkişi rapor ve

ek raporları aldırılmış, yalnızca hükme esas alınan 25/6/2012 tarihli rapor

29/6/2012 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

21. Mahkeme, 27/6/2012 tarihli

ara kararı gereği başvurucuya tebliğ edilen bilirkişi raporunun bulunduğu

tebligat şerhinde, rapora karşı 15 günlük sürede beyanda bulunma hakkı olduğunu

hatırlatmış, ancak 15 günlük süre dolmadan 10/7/20012 tarihli celsede esas

hakkındaki kararı vermiştir.

22. Mahkemenin 10/7/2012 tarihli

ve E.2009/640, K.2012/503 sayılı kararı ile başvurucu ile davalı A.A. açısından

davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“…

Davalı Cemal Bayseferoğulları vekili tarafından Mahkememize verilen

cevap dilekçe ile; işyeri sorumluları tarafından gerekli tedbirlerin alındığı,

uyarıların yapıldığını bu nedenle davanın reddi gerektiği beyan etmiştir.

Yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği

kararın temyiz edildiği Yargıtay 21. H.D, E.2008/16950 bozma sayılı ilamı ile

hüküm altına alınan tazminatlardan davalı Cemal Bayseferoğulları

ile davalı A.A.’nın müştereken ve müteselsilen

sorumlu oldukları düşünülmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir

denilerek bozulmasına karar verilmiş bozma ilamına uyulmuş yargılamaya devam

olunmuştur.

Dosya toplanan tüm delillerle birlikte kusur incelemesi için

bilirkişi heyetine verilmiş bilirkişi raporunda meydana gelen iş kazasında

davalı Cemal Bayseferoğullarının %100 davalı A.A.’nın %10 oranında kusurlu olduğu diğer davalıların ve

sigortalıların kusuru bulunmadığı tespit edilmiştir.

Dosya hesap bilirkişisine verilerek davacıların maddi

zararları hesaplanmıştır. SGK’ ya yazı yazılarak davacının tüm psd dosya ya celp edilmiştir.

Dosyaya sunulan 09.12.2006 tarihli kusur bilirkişisi

raporuna göre meydana gelen iş kazasında davalı işveren Cemal Bayseferoğullan'nın %100 oranında kusurlu olduğu bu kusurun

%10'unun davalı A.A.’ya ait olduğunun tespit edildiği

diğer davalıların ve sigortalının kusurunun bulunmadığının belirtildiği

görülmüştür.

Davacı vekilinin 06.02.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile dava

dilekçesindeki taleplerini bilirkişi raporu doğrultusunda ıslah ederek

arttırmış olduğu görülmüştür.

Yapılan yargılama sonunda davacının iş kazası nedeniyle

maddi ve manevi tazminat davası açtığı anlaşılmıştır.

Davalı A.A’nın vekili müvekkilinin

şantiye şefi olmadığını bu nedenle sorumlu olmadığını iddia etmişse de toplanan

tüm deliller Yargıtay bozma ilamı bilirkişi raporları ve tüm dosya birlikte

değerlendirilerek davalı Cemal Bayseferoğlu ve A.A’nın tazminat miktarlarından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu tarafların mali ve sosyal

durumları tazminat miktarları davacının davaya konu kaza nedeniyle duyduğu elem

ve üzüntü manevi tazminatın bir ceza ya da ödence

olmama özelliği sebepsiz zenginleşmeye neden olmaması gerektiği de dikkate

alınarak davacıların maddi zararları bilirkişi raporu ile hesaplandığından

açılan davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıda ki şekilde hüküm

kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan

nedenlerle ,

1- Açılan davanın kısmen kabulü ile, %10 takdir indirimi

uygulanmak suretiyle Davacı Z. için 110.666,62 TL maddi tazminatın olay

tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte 25.000.00

TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,

S. için 11.954.68 TL maddi

tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte 20.000.00 TL

manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,

Y. için 4.101.84 TL maddi

tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte 20.000.00 TL

manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte,

D. için 105,13.00 TL maddi tazminatın olay tarihinden

itibaren yasal faizi ile birlikte 20.000.00 TL manevi tazminatın olay

tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte, davalılar Cemal Bayseferoğulları, A. A.’nın

müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Z.B’ye kendisi adına ve velayeten çocukları adına verilmesine

...”

23. Başvurucu 18/9/2012 tarihli

dilekçesinde, 31/7/2009 tarihli karar düzeltme dilekçesinde ileri sürdüğü

hususları tekrarlayarak kararı temyiz etmiş, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi,

24/9/2013 tarihli ve E.2012/20210, K.2013/16953 sayılı ilamı ile hükmü

onamıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi

ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; bozmaya

uyarak ilamda yazılı nedenlerle davalılardan Milli

Eğitim Bakanlığı ile Ü. M. Mühendislik AŞ. adına

açılan davanın reddine, 211.828,27 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle

birlikte diğer davalılardan alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün

süresi içinde temyizen incelenmesi davacılar ile

davalılardan Cemal Bayseferoğulları vekillerince

süresinde, davalılardan A.A.’nın vekilince de süresi

dışında duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi

olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24/9/2013 Salı günü tayin edilerek taraflara

çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacılar vekili Avukat M.H. ile

davalılardan A.A.’nın vekili Avukat F.Y. geldiler.

Diğer davalılar adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan

Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı

gün Tetkik Hâkimi B.M.Ş. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar

okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit

edildi.

K A R A R

Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına,

delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar ile

davalılardan A.A. ve Cemal Bayseferoğulları

vekillerinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve

kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,

…”

24. Onama kararı başvurucuya

23/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu, 21/11/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

25. 11/1/2011 tarihli ve 6098

sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren,

bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

26. 6098 sayılı Kanun’un 53.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:

…

Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple

uğradıkları kayıplar.”

27. 6098 sayılı Kanun’un 56.

maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya

ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın

ödenmesine karar verilebilir.”

28. 12/1/2011 tarihli ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

29. 6100 sayılı Kanun’un 447.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf

yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri

uygulanır.”

30. 6100 sayılı Kanun’un 177.

maddesi şöyledir:

“Islah,

tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.

Islah, sözlü veya

yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah

talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber

vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.”

31. 6100 sayılı Kanun’un 183.

maddesi şöyledir:

“Tarafların

veya mahkemenin dava dosyasında bulunan belgelerdeki açık yazı ve hesap

hataları, karar verilinceye kadar düzeltilebilir. Taraflardan birinin yazı veya

hesap hatasını düzeltmesi sonucu yargılama uzamışsa, yargılama giderlerinin

belirlenmesinde bu durum da dikkate alınır.”

32. 6100 sayılı Kanun’un 304.

maddesi şöyledir:

“Hükümdeki

yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya

taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse

hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse,

dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir.

Tashih kararı verildiği takdirde, düzeltilen

hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş olan

suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve

mühürlenir.”

33. 6100 sayılı Kanun’un 280.

maddesi şöyledir:

“Bilirkişi, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere

teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye

verir; verildiği tarih rapora yazılır ve duruşma gününden önce birer örneği

taraflara tebliğ edilir.”

34. 6100 sayılı 281. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği

tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların,

bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise

bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını

mahkemeden talep edebilirler.”

35. 6100 sayılı Kanun’un 321.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların

gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde,

hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini

tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç

bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.”

36. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanunu’nun yürürlükte olan 433. maddesinin

birinci ve ikinci fıkrası şöyledir:

“Temyiz dilekçesi, hükmü

veren mahkeme aracılığı ile karşı

tarafa tebliğ olunur. Tebliğ tarihi temyiz dilekçesinin

dosyada kalan aslına işaret edilir.

Karşı taraf,

tebliğ gününden başlayarak on gün içinde cevap dilekçesini,

hükmü veren mahkemeye veya bu mahkemeye gönderilmek

üzere başka bir mahkemeye verebilir.

Cevap veren, hükmü süresinde temyiz etmemiş olsa bile, cevap

dilekçesinde hükme ilişkin itirazlarını bildirerek temyiz isteğinde de bulunabilir.“

37. 30/1/1950 tarihli ve 5521

sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi şöyledir:

“İş Kanununa göre

işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E

fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren

vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak

iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum

görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.”

38. 5521 sayılı Kanun’un 7.

maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü

uygulanır.”

39. 30/1/1950 tarih ve 5521

sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 2/3/2005 tarihli ve 5308 sayılı Kanunla

değişmeden önceki 8. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“İş mahkemesinin nihai

kararları tefhim tarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.

…

Yargıtayın kararlarına karşı karar düzeltme yoluna

başvurulamaz.”

40. 5521 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesi şöyledir:

“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235

sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin

Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek

göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları,

kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafından sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkında

İş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyize

ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

41. Mahkemenin …/…/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 21/11/2013 tarihli ve 2013/8474 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

42. Başvurucu, aleyhine açılan

iş kazası sonucu ölüme dayalı maddi ve manevi tazminat davasında yargılamanın

makul sürede tamamlanmadığını, davacının bozmadan önceki aşamada dosyaya

sunduğu ıslah dilekçesinin kendisine tebliğ edilmediğini, bu nedenle zamanaşımı

ve diğer itiraz haklarını kullanamadığını, yine bilirkişi raporları için itiraz

süresi beklenmeden Mahkemece karar verildiğini, gerekçeli karar tarafına tebliğ

edilmeden temyiz incelemesi yapıldığını, bu açıdan temyiz hakkının elinden

alındığını, ilk bozma kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunduğunu,

ancak Mahkemenin dilekçesini işleme koymadığını, usul ve yasaya aykırı

uygulamalar nedeniyle Mahkemenin tarafsızlığını yitirdiğini, Yargıtayın benzer uyuşmazlıklarda usul kurallarına

uyulmasını esas almasına rağmen dosyada yapılan vahim hataların görmezden

gelinmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin zedelendiğini, Yargıtay onama ilâmının

gerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasanın 10. ve 36. maddelerinde güvence

altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespiti ile

yeniden yargılama kararı verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

43. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde başvurucunun, Mahkemenin verdiği karar nedeniyle Anayasa’nın 10.

maddesinde düzenlenen eşitlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü

görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu yönde ileri sürdüğü iddiaların özü

söz konusu kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir. Bu nedenle başvurucunun

bu iddiası adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlal Edildiği İddiası

44. Başvurucu, Mahkemenin

7/2/2008 tarihli esas hakkındaki kararı ile davacının asıl ve ek karara yönelik

temyiz dilekçelerinin kendisine tebliğ edilmediğini, bu açıdan temyiz hakkını

kullanamadığını, yine Yargıtay bozma kararı sonrası verdiği karar düzeltme

dilekçesinin de işleme konulmadığını belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

45. Bakanlık görüşünde,

gerekçeli kararın tebliğ edilmemesi hususunun, silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

46. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

48. Herkes, kişisel hak ve

yükümlülüklerinin karara bağlanması için bir mahkemeye erişme ya da dava açma

hakkına sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mahkemeye erişim

hakkı, suç isnadı altındaki veya medeni haklarını icra etmesine yapılan müdahalenin

hukuka aykırı olduğunu savunulabilir şekilde öne süren ve bu şikayetini

Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının sağladığı güvencelere sahip

bulunan bir mahkeme nezdinde öne süremediğini iddia eden herkese açıktır

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Smith/Almanya,

27801/05, 1/4/2010, § 43, § 58; Roche/Birleşik Krallık [BD], B. No: 32555/96,

19/10/2005, § 117; Stanev/Bulgaristan, [BD], B. No: 36760/06,

17/1/2012, § 229).

49. Mahkemeye erişim hakkı somut

ve etkili olmalıdır. Erişim hakkının etkili olabilmesi için bireyin haklarına

müdahale eden bir işleme itiraz etmek üzere açık ve somut bir fırsata sahip

olması gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Bellet/Fransa, B. No. 23805/94, 4/12/1995, § 38).

50. Mahkemeye erişim hakkı

sadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil, eğer iç hukukta itiraz,

istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst

mahkemelere başvurma hakkını da içerir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.

Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No:

37569/06, 27/11/2012, § 42).

51. Ne var ki yargılamadaki

hakkaniyete ilişkin herhangi bir eksiklik, belli koşullar altında ister aynı

seviyede (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Helle/Finlandiya, B. No. 20772/92, 19/12/1997, § 54), isterse

daha üst bir mahkeme tarafından (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Schuler-Zgraggen/İsviçre, B. No. 14518/89, 24/6/1993 § 52)

daha sonraki bir aşamada telafi edilebilir (Benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Feldbrugge/Hollanda, B. No. 8562/79, 29/5/1986).

52. 6100 sayılı Kanun’un 321.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kararın tefhiminin, mahkemece hükme ilişkin

tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşeceği, zorunlu

hâllerde, hâkimin bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece

hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebileceği, bu durumda

gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmasının

zorunlu olduğu belirtilmiştir.

53. 5521 sayılı Kanun’un, halen

yürürlükte olan, 5308 sayılı Kanun’la değişmeden önceki 8. maddesinin birinci

fıkrasında, temyiz yoluna başvurma süresinin, karar yüze karşı verilmişse nihaî

kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden

itibaren sekiz gün olduğu, üçüncü fıkrasında ise, iş mahkemesince verilen

kararlara ilişkin Yargıtayın onama ve bozma

ilamlarına karşı karar düzeltme yoluna başvurulamayacağı belirtilmiştir.

54. 6100 sayılı Kanun’un 304.

maddesinin birinci fıkrasında, hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer

benzeri açık hataların, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine

düzeltilebileceği, hüküm tebliğ edilmişse hâkimin, tarafları dinlemeden hatayı

düzeltemeyeceği, davet üzerine tarafların gelmemesi halinde, dosya üzerinde

inceleme yapılarak karar verilebileceği hususu düzenlenmiştir.

55. Yine mülga 1086 sayılı

Kanun’un başvuru konusu olayda uygulanan 433. maddesinin birinci ve ikinci

fıkrasında, temyiz dilekçesinin karşı tarafa tebliğinin zorunlu olduğu, karşı

tarafın hükmü süresinde temyiz etmemiş olsa bile,

cevap dilekçesinde hükme ilişkin itirazlarını

bildirerek katılma yoluyla temyiz isteğinde bulunabileceği belirtilmiştir.

56. Başvurucu, Mahkemenin

gerekçeli kararı ile davacının asıl ve ek karara yönelik temyiz dilekçelerinin

kendisine tebliğ edilmediğini, bozma kararına karşı dosyaya sunduğu karar

düzeltme dilekçesinin işleme konulmadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Kararına göre iş mahkemesi kararlarına karşı karar düzeltme yoluna

başvurulabileceğini belirterek temyiz ve karar düzeltme hakkından yoksun

bırakıldığını iddia etmiştir.

57. Somut olayda, dava

dosyasının içeriği ve Mahkemeye yazılan yazı cevabına göre, Mahkemenin,

7/2/2008 tarihli gerekçeli kararı ile davacıların temyiz dilekçelerini

başvurucuya tebliğ etmediği gibi başvurucunun 31/7/2009 tarihli karar düzeltme

dilekçesi ile ilgili herhangi bir işlem yapmadığı anlaşılmıştır.

58. Mahkemenin gerekçeli kararı

ve davacının temyiz dilekçelerinin tebliğ edilmemesi nedeniyle başvurucu temyiz

hakkından yoksun bırakılmış ise de bozmadan sonra yapılan yargılamada verilen

10/7/2012 tarihli kararın, başvurucuya tebliğ edildiği, başvurucunun bu karara

karşı, davanın esasına ilişkin tüm temyiz itirazlarını ileri sürdüğü, özellikle

Yargıtayın başvurucunun ilk kararı temyiz etmemesi

nedeniyle bozma kapsamı dışında kalan hususların kesinleştiği savından hareket

etmediği, başka bir ifadeyle başvurucunun ilk karara yönelik olarak ileri

sürebileceği temyiz nedenlerini de bir bütün olarak değerlendirdiği

anlaşılmıştır.

59. Bunun yanında iş

mahkemelerinin kararlarıyla ilgili, Yargıtay tarafından verilen onama veya

bozma ilâmlarına karşı karar düzeltme yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı,

ancak Yargıtayın, 6100 sayılı Kanun’un 304. maddesi

kapsamında, maddi hataya dayalı onama veya bozma kararlarına karşı karar

düzeltme yoluna gidilebileceğini belirttiği (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun

2/7/2003 tarihli ve E.2003/21-425, K.2003/441 sayılı ilamı), bu açıdan

başvurucunun Yargıtay ilamına karşı Mahkemeye verdiği dilekçesinin, talebin

reddi veya dosyanın bu kapsamda Yargıtaya

gönderilmesi hususunda değerlendirilmesi gerektiği halde Mahkemece herhangi bir

işlem tesis edilmediği anlaşılmış ise de başvurucunun bozmadan sonraki

yargılama sürecinde ve temyiz aşamasında maddi hatalara dayalı bozma ilamına

karşı bu iddialarını her zaman ileri sürebilme imkânına sahip olduğu, nitekim

Mahkemece en son verilen karara yönelik verdiği temyiz dilekçesinde, 31/7/2009

tarihli karar düzeltme dilekçesinin içeriğindeki tüm hususları da tekrarladığı,

bu itirazlarının da Yargıtay tarafından değerlendirildiği anlaşılmıştır.

60. Buna göre; başvurucuya,

Mahkemenin 7/2/2008 tarihli kararına karşı kanun yolunda ileri sürebileceği

itirazlarını bozmadan sonraki temyiz aşamasında sunma imkânının tanındığı,

nitekim başvurucunun, 10/7/2012 tarihli karara karşı esasa yönelik itirazları

ile birlikte, 31/7/2009 tarihli karar düzeltme dilekçesinin içeriğindeki

hususları ileri sürdüğü, temyiz merciinin de itirazları değerlendirdiği,

dolayısıyla eksikliğin sonraki aşamada telafi edildiği anlaşılmış, yargılamanın

bütününe göre başvurucu açısından herhangi bir hak kaybının söz konusu olmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

61. Açıklanan nedenlerle,

mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Silahların

Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlali İddiası

62. Başvurucu, Mahkemece, hükme

esas alınan 25/6/2012 tarihli bilirkişi raporuna karşı iki haftalık itiraz

süresi tanındığını, raporun 30/6/2012 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini,

ancak bu süre dolmadan 10/7/2012 tarihinde karar verildiğini, yargılama

süresince alınan diğer bilirkişi raporlarının kendisine tebliğ edilmediğini,

ıslah dilekçesinin Yargıtay bozma kararından önce tebliğ edilmesi gerektiği

halde sonraki aşamada tebliğ edildiğini, dolayısıyla zamanaşımı gibi usuli itirazlarını ileri sürme hakkından yoksun

bırakıldığını belirterek silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

63. Bakanlık görüşünde,

Mahkemenin, bilirkişi raporunun başvurucuya tebliğ edildiği tarihin 11. gününde

karar verdiğini, dosyada ıslah dilekçesinin tebliğine ilişkin bir belgeye

rastlanmadığını, gerekçeli kararın da 11/9/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ

edildiğini belirterek bu bilgiler doğrultusunda değerlendirme yapılmak üzere

takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir.

64. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

65. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve

tarafsız bir mahkeme tarafından, hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak, …

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

66. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın

36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü,

Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir

(Güher Ergun ve diğerleri, B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 38).

67. “Hakkaniyete

uygun yargılanma”nın temel unsuru, yargılamanın “çelişmeli” olması ve taraflar arasında “silahların eşitliği”nin sağlanmasıdır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Rowe ve Davis/Birleşik Krallık [BD], B. No: 28901/95,

16/2/2000, § 60). Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan çelişmeli

yargılama ilkesi taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum

yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif

olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda, mahkemece tarafların

dinlenilmemesi, taraflara delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi, yargılama

faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale gelmesine neden olabilecektir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/İspanya,

§ 63; Feldbrugge/Hollanda, B. No. 8562/79, 29/05/1986, §

44).

68. Adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri de silahların eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi

davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı

koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir

duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde

dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 32).

69. Silahların eşitliği

ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeli yargılama ilkesi, kural olarak bir hukuk

ya da ceza davasında tüm taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler

hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkânı

vermektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. J.J./Hollanda, B. No: 9/1997/793/994, 27/3/1998, § 43; Vermeulen/Belçika, B.No: 19075/91, 20/2/1996, § 33).

70. Genel anlamda hakkaniyete

uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkeleri ışığında taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere

delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması

gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik

iddiaları da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilecektir (Yüksel Hançer, B. No. 2013/2116,

23/1/2014, § 19).

71. AİHM, silahların eşitliği

ilkesine uyulup uyulmadığını denetlerken somut olayda şikayet

konusu eşitsizliğin yargılamayı fiilen ve gerçekten adaletsiz kılıp kılmadığına

bakmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kremzov/Avusturya, B. No: 12350/86, 21/9/1993, § 75).

72. Bu bakımdan, daha önce

ulaşılamayan bilgi ve belgelere üst yargılama aşamasında ulaşılmış ve bunlara

karşı iddia ve itirazlar dile getirilmiş ise silahların eşitliği ilkesi ihlal

edilmiş sayılmayabilir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki

görevi, somut olayın usul kurallarına uygunluğunu denetlemek değil, adil

yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin somut olayda ihlal edilip

edilmediğini denetlemektir (Durmaz Oto.

Petrol Ürünleri İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. (4), B. No:2013/251,

10/6/2015, § 22).

73. 6100 sayılı Kanun’un 280.

maddesinde, bilirkişi raporunun duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara

tebliğ edileceği, aynı Kanun’un 281. maddesinin birinci fıkrasında, tarafların,

bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde,

raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını;

belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının

sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri

hususları düzenlenmiştir.

74. 6100 sayılı Kanun’un 177.

maddesinde, ıslahın, tahkikatın

sona ermesine kadar, sözlü veya yazılı olarak yapılabileceği, karşı tarafın

duruşmada hazır olmaması veya ıslah talebinin duruşma dışında yapılması

halinde, yazılı talep veya tutanak örneğinin, haber vermek amacıyla karşı

tarafa bildirileceği belirtilmiştir.

75. Somut olayda; Yargıtay bozma

kararından önce davacılar tarafından dosyaya sunulan ıslah dilekçesinin, bozma

kararından sonra 9/12/2009 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edildiği,

başvurucunun 17/12/2009 tarihli dilekçe ile ıslah talebine karşı beyanda

bulunduğu, Mahkemenin, dosya kapsamına 27/5/2010, 4/11/2010, 8/10/2011,

13/12/2011 ve 25/6/2012 tarihli bilirkişi rapor ve ek raporları aldırdığı,

yalnızca hükme esas alınan 25/6/2012 tarihli raporun 29/6/2012 tarihinde

başvurucu vekiline tebliğ edildiği, Mahkemenin 27/6/2012 tarihli ara kararı ile

başvurucuya, rapora karşı 15 gün içerisinde itiraz etme hakkı verilmesine

rağmen süre dolmadan 10/7/2012 tarihinde esas hakkında karar verdiği

anlaşılmıştır.

76. Mahkemenin, en son alınan

bilirkişi raporu dışındaki raporları başvurucuya tebliğ etmediği, hükme esas

alınan rapora karşı 15 günlük itiraz süresi dolmadan karar verdiği ve ıslah

dilekçesinin bir suretini bozma ilamından önce başvurucuya tebliğ etmediği

anlaşılmış ise de, Mahkemece yargılama sürecinde farklı bilirkişilerden

aldırılan raporlarla birlikte en son, dosyanın hesap uzmanı N.S.’ye

tevdi edilerek 25/6/2012 tarihli rapor aldırıldığı, bu raporun içeriğinde,

8/10/2011 tarihli heyet raporunda varılan kusur oranlarına atıf yapıldığı,

dolayısıyla başvurucunun yargılama sürecinde kendisine tebliğ edilmediğini

iddia ettiği kusur tespitine yönelik raporlarının sonuç kısmını öğrendiği, yine

son bilirkişi raporuna karşı varsa itirazlarını temyiz mercii önünde ileri

sürme hakkının da tanındığı, ancak başvurucunun bu yöndeki itirazlarını ileri

sürmediği, bunun yanında ıslah dilekçesinin başvurucuya bozma kararından sonra

9/12/2009 tarihinde tebliğ edildiği, başvurucuya varsa zamanaşımı gibi itiraz

veya defi haklarını kullanma imkanının bu aşamada tanındığı, kaldı ki

başvurucunun dosya kapsamında bu yönde bir hakkını ne mahkeme ne de Yargıtay

önünde dile getirmediği anlaşılmıştır.

77. Buna göre; başvurucunun daha

önce ulaşamadığı bilgi ve belgelerin içeriğini yargılamanın sonraki aşamasında

elde ettiği ve bunlara karşı iddia ve itirazlarını dile getirme imkânına

kavuştuğu, bu açıdan yargılama sürecindeki uygulamanın diğer tarafı üstün bir

konuma getirmediği, yargılamayı fiilen ve gerçekten adaletten yoksun kılmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

78. Açıklanan gerekçelerle,

başvurucunun silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesine yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Tarafsız

Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

79. Başvurucu, Mahkemenin

yargılama sırasında, kanun ve usul hükümlerini hiçe sayarak yaptığı

uygulamaları nedeniyle tarafsızlığını yitirdiğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

80. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

81. 6216 sayılı Kanun’un, 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

82. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden

olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının tüketilmiş olması gerekir.

83. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır (Mümin Meriç, B. No: 2013/7204, 20/2/2014, § 27).

84. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (Bayram Gök, B.

No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).

85. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi

zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun

olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu

makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek

için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Bayram

Gök, § 19).

86. Bireysel başvurunun ikincil

niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler

önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu

edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de

Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,

§ 20).

87. Başvurucu, yargılamanın en

başından beri taleplerine rağmen Kanuna ve hakkaniyete aykırı uygulamaları

nedeniyle mahkemenin tarafsızlığını yitirdiğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

88. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun 18/9/2012 tarihli temyiz dilekçesi ve bozmadan önce verdiği

31/7/2009 tarihli karar düzeltme dilekçesinde, Mahkemenin uygulamaları

nedeniyle tarafsızlığını yitirdiğine ilişkin herhangi bir iddiayı ileri

sürmediği görülmektedir. Başvurucu bu anlamda, ihlale neden olduğunu ileri

sürdüğü iddiaya ilişkin olarak yargılama sırasında talepte bulunmadığı için

yargısal yollar usulünce tüketilmemiştir.

89. Açıklanan nedenlerle,

Mahkemenin Kanuna ve hakkaniyete aykırı uygulamalarından dolayı tarafsızlığını

yitirmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının, başvuru

yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı

anlaşıldığından, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemesi”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

90. Başvurucu, Yargıtay onama

kararının yeterli gerekçe ihtiva etmediğini, ileri sürdüğü iddia ve dosyadaki

maddi olguları karşılayacak nitelikte olmadığını ileri sürerek hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

91. Bakanlık, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, bu

hususta görüş belirtmeyeceğini bildirmiştir.

92. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve

mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların

hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi

sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale

getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık

bir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir Gökatalay, B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 66).

93. Mahkeme kararlarının gerekçeli

olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber, bu hak

yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun

kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı

ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının

cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra,

kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da

her zaman bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu

mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer

verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, bu

durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin

benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin

Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve

Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

94. Başvuru konusu davada,

başvurucu aleyhine açılan iş kazası nedeniyle ölümden doğan maddi ve manevi

tazminat davasında, davanın kısmen kabulüne karar verildiği, İlk Derece

Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle

Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 24/3/2013 tarihli ilâmıyla onandığı

anlaşılmıştır.

95. Duruşmalı olarak yapılan

inceleme sonucu verilen Yargıtay onama ilamında, dosyadaki iddia ve olgulara

ayrıntılı cevap verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı, ilamda Mahkemenin

gerekçesine atıf yapılarak başvurucunun, önceki bozma kararına ilişkin karar

düzeltme dilekçesinde geçen hususlar da dahil olmak üzere tüm temyiz

itirazlarının reddine karar verildiği, bu açıdan iddiaların ilamlarda

değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle Yargıtay kararının

gerekçesiz olduğundan bahsedilemez.

96. Başvurucunun gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Makul

Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

97. Açıkça dayanaktan yoksun

olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni

de görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

98. Başvurucu, davalısı olduğu,

iş kazası nedeniyle ölümden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasının

makul olmayan bir sürede tamamlanmasının hak arama özgürlüğünü ihlal ettiğini

ileri sürmüştür.

99. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, daha önce benzer nitelikteki bireysel başvurulara ilişkin

görüşlerini sunduklarını, bu süreçler neticesinde Anayasa Mahkemesinin uzun

yargılama şikâyetlerine yönelik karar verdiğini, söz konusu başvurunun

koşulları dikkate alındığında Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği

kararlarında varılan sonuçlardan farklı bir neticeye ulaşılmasını gerektirecek bir

neden bulunmadığını ifade ederek somut başvuru için ayrıca bir görüş

belirtilmemiştir.

100. Medeni hak ve yükümlülüklere

ilişkin yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede

yargılanma hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul

edilerek, bir davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde

davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı

belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 34-59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (bkz. Gülseren Gürdal ve diğerleri, B.

No:2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283,

19/12/2013; Haydar İzgi,

B.No:2012/673, 19/12/2013).

101. Başvuru konusu olayda, İş Mahkemesi

nezdinde açılan tazminat davasının söz konusu olduğu görülmekle, 1086 ve 6100

sayılı Kanun’larda yer alan usul hükümlerine göre

yürütülen ve medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama

faaliyetinin makul süre değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı karara

bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 50) bu tarih

somut başvuru açısından, 1/8/2003 tarihidir.

102. Sürenin bitiş tarihi ise,

somut olayda olduğu gibi devam eden yargılamalar bakımından, başvurunun karara

bağlandığı tarihtir (Güher Ergun ve

diğerleri, § 52).

103. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başvurucunun işvereni olduğu

inşatta meydana gelen iş kazasında ölenin yakınlarının açtığı maddi ve manevi

tazminat istemine ilişkin olduğu, davanın 1/8/2003 tarihinde açıldığı ve İlk

Derece Mahkemesinin esasa ilişkin kararını, 7/2/2008 tarihinde verdiği ancak

temyiz incelemesi sonucu kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 5/5/2009 tarihli

ilamı ile bozulduğu, bozmaya uyularak verilen 10/7/2012 tarihli kararın da

Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 24/9/2013 tarihli ilamı ile onandığı ve kararın

bu tarih itibarıyla kesinleştiği anlaşılmıştır.

104. Başvuruya konu tazminat

davasının incelenmesinde; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, yargılamanın

niteliği, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan

engeller gibi kriterler dikkate alındığında başvuruya konu yargılamanın

karmaşık nitelikte olmadığı, somut başvuru açısından, daha önce verilen

kararlar dışında farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, söz

konusu yaklaşık on yıldır devam eden yargılama sürecinde, makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

105. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

106. Başvurucu, ihlalin tespiti

ile yeniden yargılanma kararı verilmesini talep etmiştir.

107. 6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Anayasa Mahkemesince bir ihlalin tespit

edilmesi halinde yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hallerde talep halinde başvurucu lehine tazminata hükmedilebileceği belirtilmiştir.

108. Başvuruda her ne kadar uzun

süren yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmiş ise de başvuru formu ve eklerinde başvurucunun tazminat talebinde

bulunmadığı anlaşıldığından başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi mümkün

değildir.

109. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği iddiasının, “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2. Silahların eşitliği ve

çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği iddiasının, “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3. Tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının, “başvuru

yollarının tüketilmemesi”,

4. Gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği iddiasının, “açıkça dayanaktan

yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

6. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucunun diğer

taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan

198,35 TL harç ve 1.800,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

21/1/2016

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Cemal BAYSEFEROĞULLARI

Vekili

:

Av. Nedim ERKUŞ