Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2013/9687 E. K.

AYM 2016-03-17 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

MÜZEYYEN NERGİZ VE SEMİRE

NERGİZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/9687)

Karar Tarihi: 17/3/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, vekâlet ücreti

alacağının tahsili istemiyle açılan alacak davasında, Mahkemece alınan

bilirkişi raporlarında belirlenenden çok daha düşük miktarda alacağa

hükmedilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedenleriyle eşitlik

ilkesinin, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular, 27/12/2013

tarihinde Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona

sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Başvurucu Semire Nergiz tarafından yapılan 2013/9688 numaralı bireysel

başvuru dosyası aralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle birleştirilmiş,

incelemeye 2013/9687 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden devam

edilmiştir.

4. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 19/11/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 9/7/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular, serbest avukat

olarak çalışmakta iken Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Türk Telekom) ile aralarında

düzenlenen vekâlet sözleşmesinin hukuka aykırı olarak feshedildiği iddiasıyla

17/7/2003 tarihinde Diyarbakır Barosu Hakem Heyetine başvurmuşlardır.

8. Baro Hakem Heyetlerinin

kaldırılması üzerine başvuru dosyası Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesine

gönderilmiş, Mahkemenin E.2004/1046 sayılı dava dosyasında vekâlet ücreti

alacağına ilişkin alacak davasına devam edilmiştir.

9. Mahkemenin 29/12/2006

tarihli ve E.2004/1046, K.2006/552 sayılı kararıyla, taraflar arasında

akdedilen vekalet sözleşmesinin kusur sorumluluğuna dayanmadan feshedildiği,

sözleşmenin tek taraflı olarak sona erdirilmesinin haksız yere azil olarak

değerlendirildiği, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174.

maddesine göre vekilin takip ettiği dava ve icra dosyalarında talep edilen

vekalet ücretinin haksız azil durumunda vekile ödenmesi gerektiği, alınan

27/1/2004 havale tarihli bilirkişi raporu sonucuna göre haksız azil nedeniyle

192.589,98 TL vekâlet alacağının tahakkuk ettiği belirtilerek davanın kabulüne

karar verilmiştir.

10. Temyiz üzerine, Yargıtay 13.

Hukuk Dairesinin 2/2/2009 tarihli ve E.2008/8842, K.2009/868 sayılı ilamıyla,

taraflar arasında düzenlenen sözleşmeye göre; sözleşmenin sona erdiği tarih

itibarıyla başvurucuların tahsilatla sonuçlandırdığı, henüz tahsilatla

sonuçlanmayan ancak tahsilatı mümkün hale gelen veya tahsilatının mümkün hale

geldiği kabul edilebilecek dosyalar ile tahsilat yapılmasının mümkün olmadığı

anlaşılan dosyalardan dolayı ücret talep edebileceği, sözleşmenin sona erdiği

tarih itibarıyla sonuçlanmayan ve devam edip sonucu belli olmayan dosyalar

hakkında taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 4. maddesine göre

başvurucuların isteyebilecekleri ücret ile başvurucuların sarf ettiği emek ve

mesaileri nazara alınarak hak ve nezafet kurallarına göre uygun bir miktara

hükmedilmesi gerektiği, sözleşme ile belirlenen ücretin 1136 sayılı Kanun’un

164. maddesinin 4. fıkrasında ifade edildiği anlamda ve asgari ücret tarifesi

altında bir ücret olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı, başvurucuların

talep edebileceği alacağın tespit edilmesi amacıyla ek bilirkişi raporu

alınması veya yeni oluşturulacak bilirkişi kurulundan rapor alınması gerektiği belirtilerek,

İlk Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur.

11. Mahkemece bozmaya uyularak

yürütülen yargılamada ek bilirkişi raporu alınmıştır. 11/1/2010 tarihli ek

bilirkişi raporunda, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararı uyarınca dava konusu

olayda haksız fesihten bahsedilemeyeceği, buna karşın sözleşmenin davalı

tarafından tek yanlı olarak sona erdirilmesi halinde ödenecek ücretin, Türkiye

Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) hükümlerine göre

belirlenen tutarın altında olamayacağına ilişkin 1136 sayılı Kanun’un 164.

maddesinin taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri ile birlikte

değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, başvuruculara 117.636,050 TL vekâlet

ücreti alacağı ödenmesi yönünde tespite varılmıştır.

12. Mahkeme, yeni bilirkişi

heyeti oluşturularak rapor düzenlenmesine karar vermiştir. Düzenlenen 30/6/2010

tarihli bilirkişi raporunda, taraflar arasında imzalanan vekalet sözleşmesinin

3. maddesinin üçüncü fıkrasında sözleşmenin feshedilmesi halinde vekile

ödenecek ücretin; sözleşmenin 4. maddesine göre belirleneceğinin ifade

edildiği, 4. maddenin birinci fıkrası uyarınca aylık net vekalet ücretinin

belirlenmesinde AAÜT hükümlerinin uygulanması gerektiği, ilgili sözleşmenin 4.

maddesinin beşinci fıkrasında avukat tarafından takip edilen, davalının lehine

veya aleyhine açılan her türlü dava ile yapılacak icra takiplerinde ve bu

takiplere bağlı olarak açılacak davalarda karşı taraftan tahsil edilen

avukatlık ücretinin de bir kısmının ödeneceğinin belirtildiği, buna göre başvuruculara

83.631,33 TL vekâlet ücreti ödenmesi gerektiği tespit edilmiştir.

13. Mahkemece tekrar ek

bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş, 11/5/2011 tarihli bilirkişi

raporunda; 10/1/2011 tarihli rapordaki hesaplamanın en doğru ve Mahkemeye

takdir hakkı veren bir rapor olduğu ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra, Yargıtayın bozma ilamında taraflar arasında düzenlenen

sözleşmenin 3. ve 4. maddelerine atıf yaptığı, sözleşmesinin 3. maddesinin

üçüncü fıkrasına göre sözleşmenin feshedilmesi halinde vekile ödenecek ücretin;

sözleşmenin 4. maddesine göre belirleneceğinin ifade edildiği, sözleşmenin 4.

maddesinde avukat tarafından takip edilen, davalının lehine veya aleyhine

açılan her türlü dava ile yapılacak icra takiplerinde tahsil edilen avukatlık

ücretinin, Türk Telekom A.Ş. avukatlarının tabi olduğu Vekâlet Ücretlerinin Dağıtımına ve Ödenmesine İlişkin

Esaslar çerçevesinde belirleneceği hususunun yer aldığı

açıklanmıştır. Buna göre sözleşme

ile karşı tarafa açıkça tek taraflı düzenleme yapma hakkı tanınmadan bu şekilde

yapılan atıfları sözleşmenin bir parçası olarak görmenin tereddütle

karşılandığı belirtilerek Vekalet

Ücretlerinin Dağıtımına ve Ödenmesine İlişkin Esaslar’ın

Limit başlıklı 3. maddesinde

ödenecek vekalet ücretinin yıllık tutarının tespitinde 14/7/1964 tarihli ve 657

sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 146. maddesinin esas alınacağı, buna göre

her bir başvurucunun vekâlet ücreti alacağının 8.232,00 TL olduğu tespit

edilmiştir.

14. Mahkemece, 6/9/2011 tarihli

ve E.2009/201, K.2011/872 sayılı kararla; taraflar arasındaki sözleşmenin sona

erdiği tarih itibarıyla, bu sözleşmenin 3. maddesinin son fıkrası ile

sözleşmenin 4. maddesi uyarınca başvurucuların ücret isteme hakkına sahip

oldukları, sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla başvurucuların tahsilatla

sonuçlandırdığı veya henüz tahsil edilmeyen ancak tahsili mümkün hale gelen ve

tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek dosyalar ile tahsilat yapılmasının

mümkün olmayacağı anlaşılan dosyalardan dolayı sözleşmenin 4. maddesine göre

isteyebilecekleri ücretin yıllık 4.116,00 TL olduğu, iki yıl süren sözleşmeye

göre başvurucuların ayrı ayrı 8.232,00 TL alacak hakkının bulunduğu, sözleşmenin

sona erdiği tarih itibarıyla sonuçlanmayan ve sonucu belli olmayan dosyalar

için başvurucuların harcadığı emek ve mesainin dikkate alındığı, 4. maddeye

göre isteyebilecekleri ücrete göre %10 oranında hak ve nesafet

indirimi yapıldığı belirtilerek, toplam 15.640,80 TL vekâlet ücreti alacağının

ödenmesine karar verilmiştir.

15. Temyiz üzerine Yargıtay 13.

Hukuk Dairesinin 26/2/2013 tarihli ve E.2012/6334, K.2013/4381 sayılı ilamıyla

İlk Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır.

16. Karar düzeltme istemi, aynı

Dairenin 10/10/2013 tarihli ve E.2013/13765, K.2013/24933 sayılı ilamıyla

reddedilmiştir.

17. Başvurucular, 27/12/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili

Hukuk

18. 1136 sayılı Kanun’un “Vekâlet ücreti” kenar başlıklı 164.

maddesinin 4. fıkrası şöyledir:

“Avukatlık asgarî

ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması

halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.(Değişik

üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 – 5043/5 md.)

Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı

ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı

veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün

geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari

ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye

yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre

ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin

yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak

belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari

ücret tarifesi uygulanır.”

19. 657 sayılı Kanun’un

26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel

Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde

Kararname ile yapılan değişiklikten önceki 146. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

...

“(Değişik fıkra:

14/1/1988 - KHK - 311/1 md.)

Ancak, 2/1/1961 tarihli ve 196 sayılı Kanunun 2 nci

maddesi, 7/6/1926 tarihli ve 904 sayılı Kanuna 30/1/1957 tarihli ve 6893 sayılı

Kanunla eklenen ek 5 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları, 19/07/1972

tarihli ve 1615 sayılı Kanunun 161 inci maddesi, 13/01/1943 tarihli ve 4358

sayılı Kanunun değişik 14 üncü maddesi ve 02/02/1929 tarihli ve 1389 sayılı

Kanun ile Katma Bütçeli Kurumların, İl Özel İdareleri ve Belediyeler ile

bunlara bağlı birliklerin davalarını sonuçlandıran avukat ve saireye verilecek vekalet ücretine ilişkin sair kanun

hükümleri saklıdır. (Değişik cümle 20/03/1997-KHK -

570/8 md.) Şu kadar ki, vekalet ücretinin yıllık

tutarı, hukuk müşavirleri ve avukatlar için 10000, diğerleri için 6000 gösterge

rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak

aylık brüt tutarının oniki katını geçemez. Bu esasa

göre yapılacak dağıtım sonunda artan miktar merkezde bir hesapta toplanarak

Maliye ve Gümrük Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmeliğe göre diğer avukatlar

arasında, yukarıdaki miktarı aşmamak üzere eşit olarak dağıtılır.”

20. Davanın tarafları arasında

imzalanan Türk Telekom Vekâlet Sözleşmesinin “Sözleşmenin

Süresi” kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

…

“Sözleşmenin ister

Avukat isterse Türk Telekom tarafından yenilenmemesi, feshedilmesi veya

kendiliğinden feshedilmiş olması halinde, Avukat üzerindeki dosyaları,

kendisine teslim edilmiş tüm evrak ve belge asılları ile birlikte yazılı ihbar

tarihinden itibaren varsa gerekli hukuki işlemleri de tekemmül ettirmek

suretiyle bir ay içinde eksiksiz ve bir yazı ilişiğinde Türk Telekom’a teslim

etmek ve o tarihe kadar yaptığı işleri rapor düzenlemek suretiyle bildirmek ve

söz konusu işlerin hesabını vermek zorundadır.

Bu takdirde müstahak

olacağı ücret iş bu sözleşmenin 4. maddesine göre belirlenir.”

21. Davanın tarafları arasında

imzalanan Türk Telekom Vekâlet Sözleşmesinin “Ücret”

kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Avukat, düzenleyeceği serbest meslek makbuzu

karşılığında, AAÜT’nin birinci kısım dördüncü

bölümünde belirtilen miktarda aylık net ücret ödenecektir. Avukatın göreve

başladığı ay ile görevi bıraktığı aya ait ücretler kıst

olarak ödenecektir.

Avukat tarafından

takip edilen, Türk Telekom’un leh veya aleyhine açılan

her türlü dava ile yapılacak icra takiplerinde ve bu takiplere bağlı olarak

açılacak davalarda karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretleri, Türk

Telekom Avukatlarının tabi olduğu Vekâlet Ücretlerinin Dağıtımına ve Ödenmesine

İlişkin Esaslar’ın hükümleri dairesinde Avukata

ödenecektir.”

22. Anayasa Mahkemesinin,

10/7/2004 tarihli Resmi Gazete’de

yayımlanan E.2003/98, K.2004/31, K.T. 3/3/2004 tarihli kararıyla iptal edilen; 1136

sayılı Kanun’un 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun ile değiştirilen 167.

maddesi şöyledir:

“Avukatlık

sözleşmesinden ve vekâlet ücretinden kaynaklanan her türlü anlaşmazlıklar,

hukukî yardımın yapıldığı yer barosu hakem kurulunca çözümlenir.”

23. 12/1/2011 tarihli ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 30. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 17/3/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 27/12/2013 tarihli ve

2013/9687 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

25. Başvurucular, 17/7/2003 tarihinde

vekâlet ücreti alacağından kaynaklanan uyuşmazlığın çözülmesi amacıyla

Diyarbakır Barosu Hakem Heyetine başvurduklarını, Baro Hakem Heyeti

Kurullarının kaldırılması üzerine Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde

vekâlet alacağının tahsiline ilişkin alacak davasına devam ettiklerini,

Mahkemece, alınan bilirkişi raporlarında belirlenenden çok daha düşük miktarda

alacağa hükmedildiğini, alınan son ek bilirkişi raporunda bilirkişi heyetinin

ilk raporlarındaki görüşlerinin devam ettiğini ifade ettiklerini ve

yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, eşitlik ilkesinin,

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

26. Başvurucuların, Diyarbakır

Barosu Hakem Heyetinde başlattıkları ve Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde

sürdürdükleri vekâlet alacağının tahsiline ilişkin alacak davasına Mahkemece

alınan bilirkişi raporlarında belirlenenden çok daha düşük miktarda alacağa

hükmedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını, belirterek,

eşitlik ilkesinin, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürdükleri anlaşılmıştır.

27. Somut olayda olduğu gibi,

özel kişiler arasındaki mülkiyet ihtilafları açısından, çoğu zaman mülkiyet

hakkına klasik müdahale biçimlerinden biri söz konusu olmamakla beraber, bu hak

kapsamında da yetkili makamlar için geçerli olan usulî

özen yükümlülüğü, gerekli usulî güvenceleri sunan

yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların özel

kişiler arasındaki bir uyuşmazlıkta etkili ve adil bir karar vermesini temin

etme sorumluluğunu ifade etmektedir (Mehmet

Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 53).

28. Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki

nitelendirmeyi kendisi yapar. Başvurucular tarafından eşitlik ilkesinin ve mülkiyet

haklarının ihlal edildiği hususundaki iddialarının yargılamanın sonucuna

dayandırıldığı anlaşıldığından anılan ihlal iddiaları, adil yargılanma hakkı

kapsamında yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası çerçevesinde

incelenmiş, eşitlik ilkesinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Mehmet Yavuz, § 53). Başvurucunun makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ise ayrıca

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

29. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

30. 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

31. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

32. Başvurucular, Diyarbakır 3.

Asliye Hukuk Mahkemesinde yürütülen vekâlet ücreti alacağının tahsiline ilişkin

açtıkları alacak davasında, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında

belirlenenden çok daha düşük miktarda alacağa hükmedildiğini belirterek adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

33. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dahil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi ile delillere ilişkin temel usuli

güvencelere riayet edilmesi, adil yargılanma hakkının somut görünümleri

arasında yer almaktadır. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri

sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır.

Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma

ve inceleme yöntemlerini denetlemek Anayasa Mahkemesi'nin görevi kapsamında

olmayıp, Mahkemenin görevi delillere ilişkin bazı temel kuralların gözetilmesi

suretiyle başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri

ışığında, taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında da uygun imkanların tanınması ve delillere ilişkin

hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi

gerekir (I.Y., B. No: 2012/1213,

7/7/2014, § 27).

34. Derece mahkemeleri

nezdindeki yargılamalarda izlenilen delil kuralları ve bunların yorumlanması

kural olarak belirtilen hususların değerlendirilmesi açısından daha elverişli

konumda olan söz konusu mahkemelere aittir. Bununla birlikte, delillerin

incelenme ve değerlendirilme yönteminin açık bir hakkaniyetsizlik veya keyfilik

ihtiva etmesi veya bu değerlendirmelerin "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama" ilkeleri

gözetilerek yapılmaması durumunda, adil yargılanma hakkının gereklerine

uygun bir delil değerlendirilmesinden söz edilemez (Uğur Büke,

B. No: 2013/4177, 22/1/2015, § 30).

35. Başvuru konusu olayda,

Mahkemece 29/12/2006 tarihli kararla, taraflar arasında akdedilen vekalet

sözleşmesinin kusur sorumluluğuna dayanmadan feshedildiği, sözleşmenin tek

taraflı olarak sona erdirilmesinin haksız yere azil olarak değerlendirildiği,

1136 sayılı Kanun’un 174. maddesine göre vekilin takip ettiği dava ve icra

dosyalarında talep edilen vekalet ücretinin haksız azil durumunda vekile

ödenmesi gerektiği, alınan bilirkişi raporu sonucuna göre haksız azil nedeniyle

192.589,98 TL vekâlet alacağının tahakkuk ettiği belirtilerek davanın kabulüne

karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2/2/2009

tarihli ilamıyla karar bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yargılamaya

devam edilmiştir ( § §9-10).

36. Mahkemece yürütülen

yargılamada, yeni bir bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş, 30/6/2010

tarihli, başvuruculara 83.631,33 TL vekâlet ücreti ödenmesi gerektiği tespitini

içeren rapor yeterli görülmemiş ve 11/5/2011 tarihli ek bilirkişi raporu

alınmasına karar verilmiştir. İlgili raporda; önceki bilirkişi raporlarında

vekâlet ücreti hesaplamasında dikkate alınmayan sözleşmenin 4. maddesinin

atıfta bulunduğu ve avukatlık ücretinin hesaplanmasında, Türk Telekom

avukatlarının tabi olduğu Vekâlet

Ücretlerinin Dağıtımına ve Ödenmesine İlişkin Esaslar’ın

Limit başlıklı 3. maddesi

çerçevesinde hesaplama yapılarak her bir başvurucunun vekâlet ücreti alacağının

8.232,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Mahkemenin 6/9/20111 tarihli kararıyla,

anılan bilirkişi raporu doğrultusunda sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla sonuçlanmayan

ve sonucu belli olmayan dosyalar için başvurucuların harcadığı emek ve mesainin

dikkate alındığı, 4. maddeye göre isteyebilecekleri ücrete göre %10 oranında

hak ve nesafet indirimi yapıldığı belirtilerek,

toplam 15.640,80 TL vekâlet ücreti alacağının ödenmesine karar verilmiştir.

Temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 26/2/2013 tarihli ilamıyla İlk

Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin

10/10/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir ( §

§11-16).

37. Somut başvuru açısından,

Mahkemece yürütülen yargılama sırasında 27/1/2004 tarihli, 30/6/2010 tarihli ve

6/9/2011 tarihli olmak üzere üç adet rapor tanzim edilmiş, Mahkemece Yargıtay

13. Hukuk Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda taraflar arasında imzalanan

sözleşmenin 4. maddesinin atıfta bulunduğu ve avukatlık ücretinin hesaplanmasında,

Türk Telekom avukatlarının tabi olduğu Vekalet

Ücretlerinin Dağıtımına ve Ödenmesine İlişkin Esaslar’ın

Limit başlıklı 3. maddesi

uyarınca düzenlenen 6/9/2011 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak karar

verilmiştir. Bu kapsamda başvurucuların "silahların

eşitliği" ve "çelişmeli

yargılama" ilkelerine aykırı olarak delillerini sunma,

inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin

bir veri bulunmadığı gibi, Mahkemenin delilleri değerlendirmesinde açık bir

hakkaniyetsizlik veya keyfilik bulunduğuna dair bir bulguya da rastlanmadığı

anlaşılmaktadır.

38. Açıklanan nedenle,

başvurucular tarafından ileri sürülen bu iddiaların kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının bariz takdir

hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı

İddiası

39. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi

sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

40. Başvurucular, Türk Telekom

ile aralarında düzenlenen vekâlet sözleşmesinin hukuka aykırı olarak

feshedildiği iddiasıyla 17/7/2003 tarihinde Diyarbakır Barosu Hakem Heyetine

yaptıkları başvuru dosyasının, Baro Hakem Heyetlerinin kaldırılması sonucunda

Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiğini ve şikayetlerine vekâlet

ücretine ilişkin alacak davası olarak devam ettiklerini, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

41. Medeni hak ve yükümlülüklere

ilişkin yargılamaların makul sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede

yargılanma hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul

edilerek, bir davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde

davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı

belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34–59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir

(bkz. Gülseren Gürdal ve diğerleri,

B.No:2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B.No:2013/3283,

19/12/2013; Haydar İzgi,

B.No:2012/673, 19/12/2013).

42. Başvuru konusu olay, Asliye

Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan alacak davasına ilişkindir. 1086 sayılı mülga

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda

yer alan usul hükümlerine göre yürütülen ve medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan somut yargılama faaliyetinin makul süre değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı karara

bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarihtir. (Güher Ergun ve diğerleri, § 50). Somut

olayda, 1136 sayılı Kanun’un 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun ile

değiştirilen 167. maddesi uyarınca Baro Hakem Kuruluna başvuruda bulunulduğu,

ilgili kanun hükmünün Anayasa Mahkemesinin 10/7/2004 tarihinde Resmi Gazetede

yayımlanan E.2003/98, K.2004/31, K.T. 3/3/2004 kararıyla iptal edilmesi üzerine

yargılamaya Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2004/1046 sayılı dava

dosyasında devam edildiği, Diyarbakır Barosu Hakem Kuruluna yapılan başvuru ile

Mahkemenin E.2004/1046 sayılı dosyasında yürütülen yargılamanın birbirinin

devamı niteliğinde olduğu anlaşıldığından, makul süre değerlendirmesinin

başlangıç tarihi olarak Baro Hakem Kuruluna başvurunun yapıldığı 17/7/2003

tarihinin esas alınması gerekir.

43. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri,

§ 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş

tarihinin, başvurucuların karar düzeltme talebinin Yargıtay 13. Hukuk

Dairesince reddedildiği 10/10/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

44. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun vekâlet ücretine ilişkin

alacak davası olduğu, Mahkemece verilen 29/12/2006 tarihli kararının Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin

2/2/2009 tarihli ilamıyla bozulduğu, Mahkemece bozmaya uyularak yargılamaya

devam edildiği, 30/6/2010 tarihli ve 6/9/2011 tarihli bilirkişi raporlarının

alındığı, Mahkemenin 6/9/20111 tarihli kararıyla davanın kısmen kabulüne karar

verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 26/2/2013 tarihli

ilamıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onandığı, karar düzeltme isteminin,

aynı Dairenin 10/10/2013 tarihli ilamıyla reddedildiği anlaşılmıştır.

45. Başvurunun değerlendirilmesi

sonucunda, başvuruya konu alacak davasının, hukuki meselenin çözümündeki

güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan

engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan

uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucuların tutum ve davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla

yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep oldukları da söylenemez. Dolayısıyla

somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı

ve on yıl üç aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

46. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

47. Başvurucular, adil

yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edilmesi nedeniyle ihlalin tespitini,

yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini ayrıca maddi ve manevi tazminat

ödenmesini talep etmişlerdir.

48. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Kararlar” kenar

başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

49. Başvurucuların tarafı

oldukları uyuşmazlığa ilişkin on yıl üç aylık yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında her bir

başvurucuya ayrı ayrı net 8.300,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

50. Başvurucular tarafından

maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

51. Başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin ayrı ayrı başvuruculara ödenmesine, 1.800,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin ise müştereken başvuruculara ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvuruculara ayrı ayrı net

8.300,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer

taleplerinin REDDİNE,

C. Yargılama gideri kapsamında

198,35 TL başvuru harcının başvuruculara ayrı ayrı ÖDENMESİNE, 1.800,00 TL

vekâlet ücretinin ise başvuruculara müştereken ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına gönderilmesine,

17/3/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Gökçe GÜLTEKİN

Başvurucular

:

1. Müzeyyen NERGİZ

2. Semire NERGİZ

Vekili

:

Av. Semir GÜZEL