Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2013/5816 E. K.

AYM 2016-03-10 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

BAYRAM AĞAYA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/5816)

Karar Tarihi: 10/3/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından hısımlarının

öldürülmüş olması dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör

ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında

yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve

mülkiyet haklarının; ret işlemlerine karşı açılan davaya ilişkin yargılama

işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğininin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 23/10/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 28/1/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/2/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular;29/6/1993 tarihinde hısımları olan M.A.nın terör eylemleri nedeniyle

öldüğünü, 15/9/1994 tarihinde ise S.A.nın gazi

olduğunu, bu nedenle babaları olan muris A.A.nın bu özel

durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda

kaldığını iddia etmişlerdir.

8. Başvurucuların murisi olan A.A. 6/9/2007 tarihinde 5233

sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman

Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

9. Başvurucular murisi A.A. 30/7/2009 tarihinde vefat etmiştir.

10. Komisyon 24/9/2010 tarihli ve 2010/1-248 sayılı kararında;

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan başvuruda

bilirkişi raporlarının incelenmesi neticesinde Sason ilçesi Dağçatı

köyü boşalmadığından, korucu aileleri dışında köyde ikamet eden başkaca

ailelerin de olduğundan, nüfus sayım sonuçlarına göre köyde yoğun bir nüfus

olduğundan, başvuru sahibine yönelik doğrudan bir tehdit ve saldırı

bulunmadığından bahisle talebin reddine karar vermiştir.

11. Başvurucular tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine

Batman İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

12. Batman İdare Mahkemesinin 15/2/2012 tarihli ve E.2011/3267,

K.2012/933 sayılı kararı ile "...1987-2000

yılları arasında Dağçatı Köyü’nde GKK ve GÖKK

görevlendirildiği ve koruculuk sisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricinde

köyde 48 hanenin ikamet ettiği,köy nüfusunun 1990

yılında 581, 1997 yılında 563, 2000 yılında 719 kişi olduğu,...1990-2000

yılları arasında muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, ancak evrakların imha

edilmek üzere SEKA'ya gönderildiği, 2000 yılı sonrasında da seçimlerin düzenli

olarak yapıldığı,...Dağçatı Köyü İlköğretim Okulu'nun

güvenlik sebebiyle eğitim ve öğretime kapalı olmadığı,...Dağçatı

Köyü Suarkı Mezrası halkının bir kısmının güvenlik

kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan

köyün tamamen boşalmamış olması diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik

kaygısının yaşanmamış olması ve davacıya yönelik bir terör tehdidi ya da

saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece

karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı..." gerekçesine

dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.

13. Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 31/1/2013 tarihli ve E.2012/4793, K.2013/692 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir.

14. Başvurucular 1/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge

rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine

göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü

derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört

katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci

derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci

derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara

intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri

uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 10/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

18. Başvurucular; 5233 sayılı Kanun kapsamında murisleri

tarafından yapılan talebin ve akabinde açtıkları davanın reddedildiğini, köy

halkına “Köy korucusu ol ya da

köyü terk et.” şeklinde idare tarafından yapılan baskı ve zorlamanın Mahkemece

dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik

nedeniyle köylerinin boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütü

mensuplarınca hısımları M.A.nın ölümü ve S.A.nın yaralanmasına dair özel durumları gözönünde bulundurulmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu

soyut gerekçesine ve şahıslarına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının

bulunmamasına dayanılarak sundukları belgeler değerlendirilmeksizin idare

tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını ve bu belgeler tebliğ

edilmemek suretiyle kendilerine savunma yapma imkânı tanınmadan verilen kararın

adil olmadığını belirtmişlerdir.

19. Başvurucular; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sundukları belgeler dikkate alınmadan idarece sunulan belgelere

dayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde

çelişkili ve gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, aynı

yerleşim yerinden önceki bir tarihte başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun

tazminat ödenmesi yönünde karar verdiği hâlde yargı mercilerince bu kararlar

konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarak davalarının reddine karar verildiğini,

bu nedenle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen şahıslarına

tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldıklarını,

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

mülkiyet haklarından yoksun kaldıklarını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı

hatalı değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı

Kanun’da yer almayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca

taleplerinin reddedildiğini, ayrıca yaptıkları başvuru hakkında yürütülen

işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7.,

10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmişler ve maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

20. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucuların,

5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, Mahkemece verilen ret

kararları neticesinde idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü

yerine getirmemesi sonucu maruz kaldıkları mülkiyet hakkından yoksun kalma

durumu karşısında bir giderim sağlanması imkânının kendilerine tanınmadığını

belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir. Anılan ihlal iddiaları, hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı

olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme

yapılmamıştır. Başvurucuların diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında

incelenmiştir:

1. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları giderim

taleplerinin mukim oldukları köyün tamamen boşaltılmamış olduğu gerekçesiyle

reddedildiğini ancak önceki bir tarihte aynı yerleşim yerinden başvuruda

bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini ve

yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarak

davalarının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebep

bulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararlar alındığını belirterek

Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

22. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

23. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

24. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

25. Başvurucular, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını iddia

etmişlerdir.

26. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

27. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tarafsız mahkemede

yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucular; sundukları bilgi, belge, deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davalarının reddine karar

verildiğini belirtmiş, bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin

ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).

31. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucuların usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucuların çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucular, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmişlerdir.

34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

35. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucuların

taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında

Derece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup

olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler

kapsamında değerlendirildiği, başvurucular tarafından ileri sürülen ve hüküm

sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §

12), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun

bulunmak suretiyle karar ve gerekçesinin kanun yolu mahkemesinin denetiminden

geçerek (bkz. § 13) kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucuların,

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğine

yönelik iddiaları hakkında farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

bulunmamaktadır.

36. Açıklanan nedenlerle başvurucuların gerekçeli karar

haklarının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

d. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdükleri

giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

38. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

40. Somut başvuru bakımından başvurucuların murisi A.A.nın Komisyona başvuru tarihi olan 6/9/2007 tarihi ile

nihai karar tarihi olan başvurucuların temyiz talepleriüzerine

verilen 31/1/2013 tarihli Danıştay Onbeşinci

Dairesinin hükmün onanması kararı arasında geçen 5 yıl 4 aylık sürede,

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden,

başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de

bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

41. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların makul sürede yargılanma

haklarına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

42. Başvurucular; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan

başvurunun 29/6/1993 tarihindeterör eylemleri

nedeniyle hısımları olan M.A.nın

ölmesi, 15/9/1994 tarihinde ise S.A.nın yaralanmasına

dair özel durumları dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim oldukları köyün

tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle

reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

43. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas

yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

44. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomik

ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında

bulundukları yerleri kendi istekleriyleterk edenlerin

bu sebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

45. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması

veya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması”

şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlu görerek, güvenlik kaygısına

dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması halinde o yerleşim

yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik

şartlarının idarece oluşturulduğundan hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında

maddi zararların idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesini

benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§

89, 90; Cahit Tekin, §§ 84, 85).

46. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hak

veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin,

§ 88).

47. Başvurucuların ve murislerinin, hısımlarının terör nedeniyle

ölmesinden ve yaralanmasından kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köylerini terk

ettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve murislerinin vefat etmesi

üzerine başvurucuların belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma

evrakını Derece Mahkemelerine ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanan

güvenlik kaygısı nedeni ile yerleşim yerinin terk edildiği noktasındaki özel

durumlarının dikkate alınmasını talep ettikleri anlaşılmaktadır.

48. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların,

başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya

kişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur

arasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,

25/12/2012, § 21)

49. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı

mağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalinin

mağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilen

duygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerin

varlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,

§ 98; İpek/Türkiye, B. No:

25760/94, 17/2/2004, § 181).

50. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş ve

kendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için -yaşanan olay

sonucunda duyulan üzüntünün ötesinde- yakınının başına gelen hadise sebebiyle

başvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil eden özel

bağ ve algının yoğunluğu hakkında açıklamada ve kanıtlamada bulunulması

gerekmektedir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik,

B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).

51. Anayasa Mahkemesinin 10/6/2015 ve 17/9/2015 tarihli yazıları

ile başvuruculardan, mağdur oldukları beyan edilen, hısım oldukları iddia

edilen M.A. ve S.A. ile başvurucuların murisi A.A. arasında şahsi ve özel bağ

bulunduğuna dair başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmeye

yönelik elverişli delilleri Mahkemeye sunmaları istenmiştir.

52. Başvurucular 8/7/2015 ve 19/10/2015 tarihli dilekçeleri ile M.A.nın; murislerinin yeğeni,

kendilerinin ise amcalarının oğlu olduğunu belirtmişler, S.A.nın

ise yakın kan hısmı olduğunu beyan etmenin dışında

başkaca bir husus belirtmemişlerdir.

53. Bu çerçevede başvurucuların murisleri olan A.A.nın yeğeni M.A.'nın

öldürülmesi ve hısmı S.A.nın

yaralanması iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından başvuruculara

yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucuların murislerinin bu kişiler ile

aralarındaki akrabalık ilişkisine değinmekle yetindikleri, aralarındaki

ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya belge

sunmadıkları gibi herhangi bir beyanda da bulunmadıkları, akrabalarının başına

geldiği iddia edilen olay neticesinde başvurucularda oluşan algı, bu algının

oluşmasında temel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğu konusunda

başvurucuların yeterli açıklıkta beyanlarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu

tespit karşısında başvurucuların murisi A.A.nın

talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin, terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

yerleşim yerini terk edip etmediği noktasında nesnel ölçütten farklı bir karine

veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı

anlaşılmaktadır.

54. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

55. Başvurucular, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet haklarını ihlal ettiğini

iddia etmektedir.

56. Başvuru formalarının incelenmesi neticesinde başvurucuların

Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdükleri bölümde, 5233

sayılı Kanun kapsamında tanzim edilen belgelerde murislerinin maddi zararının

mevcut olduğunun belirtildiği ve tazminat başvurusunun reddedilmesine ilişkin

davada idari yargı makamlarının söz konusu düzenlemeleri dar ve aleyhe

yorumlaması nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğinin ileri

sürüldüğü tespit edilmiştir.

57. Başvurucular tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine

ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde başvurucuların

delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadıklarına ve yargılamaya etkin

olarak katılma imkânlarının ellerinden alındığına dair bir bulgu da

saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin adil yargılanma hakkının

gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No:

2013/2263, 26/6/2014, § 43).

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

10/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucular

:

1. Bayram

AĞAYA

2. Mehmet

Can AĞAYA

3. Türkan

AĞAYA

4. Sabriye

BULGAN

Vekilleri

:

Av. Saim

BOZKURT