Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Genel Kurul 2013/5973 E. K.

AYM 2015-12-17 Genel Kurul
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

ALİ SARIPINAR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/5973)

Karar Tarihi:17/12/2015

R.G. Tarih ve Sayı: 12/2/2016-29622

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması, kuvvetli suç şüphesi

olmadan tutuklanma, iletişimin usulsüz olarak tespiti, hukuka aykırı delillerin

yargılamada kullanılması nedenleriyle Anayasa’nın 19., 20. ve 36. maddelerinin

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/7/2013 tarihinde Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 29/1/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 9/10/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru belgelerinin bir örneği

bilgi için gönderilmiş; Bakanlığın 5/11/2015 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

6. İkinci Bölüm tarafından 1/12/2015 tarihinde yapılan toplantıda

başvurunun, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurula

sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, başvuru yaptığı tarih itibarıyla Batman Belediye Başkanlığında

kültür müdürüdür.

9. Başvurucu, Batman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen

E.2011/8212 sayılı soruşturma kapsamında silahlı örgüt kurma ve yönetme

suçlarını işlediği şüphesiyle 4/2/2012 tarihinde gözaltına alınmış ve Batman 1.

Sulh Ceza Mahkemesinin 7/2/2012 tarihli ve 2012/46 Sorgu sayılı kararıyla

tutuklanmıştır.

10. Tutuklama kararının gerekçesi şu şekildedir:

“Sanıkların üzerine atılı olan suçları işlediklerine dair

dosya kapsamında kuvvetli suç şüphesini gösterir bulgu ve delillerin bulunması,

üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı

sebebiyle ayrıca isnat edilen suçların CMK’nın 100.

maddesinde sayılan katalog suçlardan olması sebebiyle şüphelilerin CMK’nın 100. maddesinde belirtilen şartların şüpheliler

açısından gerçekleşmiş bulunması nedenlerinden ötürü, şüphelilerin ayrı ayrı

TUTUKLANMALARINA,”

11. Batman 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 7/3/2012 tarihinde resen

yaptığı tutukluluk incelemesinde “atılı

suçun kanunda öngörülen cezasının üst sınırı, delillerin tam olarak toplanmamış

olması ve suçun niteliğinin değişmesi” gerekçeleriyle başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

12. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkında hazırladığı

fezlekeyi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığı E.2012/1150 sayılı soruşturma kapsamında E.2012/943

sayılı iddianameyle başvurucunun terör örgütünün faaliyetlerini düzenlemek

suretiyle örgütü yönetme suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açmıştır.

13. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 13/6/2012 tarihli ve

2012/1150 Soruşturma sayılı iddianamesinde başvurucuyla ilgili telefon tapeleri, fiziki takip tutanakları, gizli tanık ifadeleri

ve arama sonucu elde edilen dokümanlar ışığında başvurucu hakkında şu

değerlendirmelerde bulunulmuştur:

“ DEĞERLENDİRME: Görüşmeden Batman Belediyesine yapılan

operasyonları protesto etmek amacıyla 18/12/2011 günü gerçekleştirmek istenen,

ancak izin verilmemesi üzerine Batman ili Yılmaz Güney Sineması önünde basın

açıklaması yapılmasıyla son bulan yürüyüşü organize ettiği ve bu yürüyüş için

ihtiyaç duyulan meşaleleri temin ettiği anlaşılmaktadır.

FİZİKİ TAKİP-1

Batman 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 27.09.2011 tarih ve

2011/1010 Değişik İş sayılı Fiziki Takip ve Teknik Araçlarla İzlenmesi kararına

istinaden 02.10.2011 tarihinde teknik araçlarla alınan ses ve görüntü kaydında

şüpheli Ali SARIPINAR’ın; PKK/KCK adına Batman ilinde

oluşturulan yapılara, alanlara sözde motivasyon sağlayabilmek amacıyla düzenlenen

ve yasadışı sloganların atıldığı Batman Kent Meclisi konferansına katıldığı,

konferansa başlamadan önce ölen PKK/KCK terör örgütü mensupları için saygı

duruşunda bulunduğu, PKK/KCK terör örgütünün sözde Siyasi Perspektifini ve

Abdullah ÖCALAN’ın perspektifini okuduğu, bu

konferansta PKK/KCK terör örgütü mensuplarının gerçekleştirdikleri silahlı ve

bombalı eylemleri destekleyici, terör örgütü mensuplarına yönelik

gerçekleştirilen operasyonları protesto edici beyanlarda bulunduğu, Abdullah ÖCALAN’ı ÖNDER, PKK/KCK terör örgütünü de sözde ÖZGÜRLÜK

HAREKETİ olarak gördüğü, “Önderliğimiz işkence altındadır, ondan habersiziz.

Siyasi temsilcilerimiz zindana atılıyor. Her gün halkımızın onuru çiğneniyor.

Buna karşı namuslu hiçbir Kürt ve şerefli hiçbir insan sessiz kalmamalıdır. Tüm

yurtsever-demokratik kurum ve kuruluşlar, AKP’nin bu faşizan uygulamalarına

karşı daha fazla örgütlenmeli, kendi özerk sistemini kurmalı ve mücadelesini

yükseltmelidir. Serhildan (başkaldırı) hareketi

niteliksel bir gelişme yaşayarak, bu faşist uygulamalara dur diyecek bir düzeye

gelmelidir. Bunu gerilladan beklememek lazım, halkımız bunu kendisi yapmalıdır.

Bu uygulamalara dur diyecek bir serhildan

(Başkaldırı) hareketine ihtiyaç vardır. Gün artık söz söyleme günü değil,

pratik günüdür. Gün, herkesin bulunduğu yerde mücadeleyi yükseltmek için

elinden geleni yapma günüdür” şeklinde halkı isyana teşvik edici ve propagandif sözler sarf ettiği, konferansta Batman Kent

Meclisiyle ilgili eksiklikler üzerine eleştirilerde bulunduğu, meclis (Batman

Kent Meclisi) yapısını oluşturma çalışmalarında bulunduğu, Abdullah ÖCALAN

üzerinde uygulandığını iddia ettiği tecrit ve izolasyon politikasını bulunduğu,

Abdullah ÖCALAN üzerinde uygulandığını iddia ettiği tecrit ve izolasyon

politikasını Kürt halkına yönelik açılmış bir savaş olarak gördüğü, bundan

dolayı da eylemsellik faaliyetlerinde bulunduğu,

okumuş olduğu "Sonuç Bildirgesi"nde, Kent

Meclisi bileşenlerinin Abdullah ÖCALAN’ın

"demokratik modernite paradigması"nı

yeterli düzeyde algılamadığı, paradigmanın temel örgütleme ağı olan komün,

mahalle ve kent meclislerinin oluşturulması için doğru yaklaşım içerisinde

bulunulmadığı, halkın kendi öz yeterlilik mekanizmasını oluşturma noktasında

doğru öncülük yapılmadığı, Kent meclislerinin en küçük toplumsal birimin

örgütlendirilerek söz yetki karar süreçlerine dâhil edilmesi gerekirken elit

kaldığı ve kimi tarz eski alışkanlıkların devam ettirilmesi için direnç

oluşturulduğu, halkın iyi niyetli örgütsel yapının dinamik, kitlesel eylem ve

etkinlik ortaya koyamayacağı, son dönemlerde Abdullah ÖCALAN başta olmak üzere,

örgütün dağ kadrosunda bulunan mensupları ve örgüt adına çalışmalar yapan

kurumlara karşı geliştirilen operasyonlara karşı direnç gösterilmemesinin

oluşturulan eksik örgütlenme modelinin sonucu olduğu yönünde eleştirilerde

bulunduğu, Abdullah ÖCALAN’ın sözde özgürlüğünü kendi

operasyonlara karşı direnç gösterilmemesinin oluşturulan eksik örgütlenme

modelinin sonucu olduğu yönünde eleştirilerde bulunduğu, Abdullah ÖCALAN’ın sözde özgürlüğünü kendi özgürlüğü, sağlığını

kendi sağlığı, güvenliğini de kendi güvenliği olarak görerek bunu sahiplendiği

ve bundan sonraki temel hedefin Abdullah ÖCALAN’ın

serbest bırakılmasını sağlamak olduğu ve konferans ile KCK tutuklularının

serbest bırakılmaları ve KCK operasyonlarına son verilmesini konferans ile KCK

tutuklularının serbest bırakılmaları ve KCK operasyonlarına son verilmesini

istediği, konferansı ölen PKK/KCK terör örgütü mensuplarına adadığı, Diyarbakır

ilinde gerçekleşen örgütsel toplantılarda Batman Kent Meclisi’ni temsilen Amed Bölge Yürütmesinde görevlendirildiği, konferansa

sunduğu özeleştiri raporundan; Kültür Komitesi olarak birinci hedefin sözde

Demokratik Özerkliğin ilan edilmesinin ayaklarının kurulmasını sağlamak olduğu

ve bunun için çalışmalar yürüttüğü, komite olarak 15 Şubat eylemlerine

katıldığı, sözde Demokratik Çözüm çadırlarının kurulmasına öncülük ettiği ve

çadır eylemlerine katıldığı tespit edilmiştir.

FİZİKİ TAKİP-2

Batman 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 27.09.2011 tarih ve

2011/1010 Değişik İş sayılı Fiziki Takip ve Teknik Araçlarla İzlenmesi kararına

istinaden 19.11.2011 tarihinde teknik araçlarla alınan ses ve görüntü kaydında

şüphelimiz Ali SARIPINAR’ın; PKK/KCK terör örgütünün

propagandasını yapmak amacıyla ihtiyaç duyulan örgütsel dokümanların

kendisinden temin edildiği, propaganda amaçlı sinevizyon

gösterilerinin her sene kendisi tarafından yapıldığı ve bu konuda teknik

bilgiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

GİZLİ TANIK DİCLE: 10.01.2012 günü Batman Cumhuriyet

Başsavcılığınca ifadesi alınan DİCLE isimli gizli tanık; şüpheli Ali SARIPINAR'ın PKK/KCK’ya bağlı

Batman yapılanmasının İdeolojik Alan Merkezi altında faaliyet yürüten ve

gerçekleştirilecek etkinliklerde düzenlenecek konser, miting, sinevizyon gösterimi vb

faaliyetler ile ilgili müzikal aletler, sahnenin ayarlanması, sanatçıların

temin edilmesi vb faaliyetleri yerine getiren Kültür

Komitesinden sorumlu olduğunu, söz konusu olacak faaliyetlerle ilgili örgütsel

bilgi ve belgelerin kendisinden istendiğini, bu yönde donanımının kuvvetli

olduğunu beyan ederek fotoğrafını net olarak teşhis etmiştir.

Şüpheli Ali SARIPINAR’ın

faaliyetleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; PKK/KCK terör örgütüne

bağlı Batman Kent Meclisi yapılanmasının Kültür Komitesinden sorumlu olduğu,

aynı zamanda PKK/KCK adına Diyarbakır ilinde düzenlenen toplantılara katılıp

burada alınan kararları Batman’da uygulamak amacıyla Batman Kent Meclisini

temsilen sözde Amed Bölge Meclisinde

görevlendirildiği, Batman ilinde terör örgütü adına yapılan illegal eylemler ile

örgüt mensuplarına ait cenazelerin alınması, getirilmesi, taziye çadırı

kurulması, basın açıklamaları, terör örgütü adına yapılacak olan etkinlikler

için mahallelerde komisyonlar oluşturarak şahısların toplantı ve basın

açıklamalarına katılımlarının sağlanması amacıyla çalışmalarda bulunulması,

yapılan basın açıklamalarında terör örgütü liderinin sahiplenilmesi eylemlerini

organize ettiğini anlaşılmaktadır. Bu suretle şüphelinin üzerine atılı TERÖR

ÖRGÜTÜNÜN FAALİYETLERİNİ DÜZENLEMEK SURETİYLE TERÖR ÖRGÜTÜNÜ YÖNETME SUÇUNU

işlediğinin anlaşıldığı, …”

ŞÜPHELİNİN KATILDIĞI GEÇMİŞ TARİHLİ OLAYLAR

OLAY-1 KCK TUTUKLAMALARINI PROTESTO MİTİNGİ

29.11.2011 günü, KCK tutuklanmalarını ve İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından KCK Önderlik Komitesine yönelik yapılan operasyon

kapsamında yakalanarak tutuklanan BDP Batman İl Başkanı olan Av. ..’ün

tutuklanmasını protesto etmek amacıyla BDP Batman İl Örgütü tarafından saat

12.00 sıralarında Batman ili Şafak mahallesi Zeki Otel civarından Diyarbakır

caddesi üzerinde bulunan Belediye Binasına kadar bir protesto yürüyüşü ve

ardından basın açıklaması düzenleneceği bilgisinin alındığı, yapılacak olan bu

yürüyüşle ilgili olarak saat 11.00 sıralarında yürüyüşün yapılacağı Zeki Otel

önünde ve ulaşım güzergâhlarında Batman Emniyet Müdürlüğü görevlilerince

gerekli güvenlik önlemleri alındığı, saat 12.00 sıralarında toplanmaya başlayan

grup aralarında Batman Belediye Başkanvekili Serhat TEMEL, BDP Batman İl Başkan

yardımcısı Veysi GEYİK, BDP Batman merkez ilçe başkanı Mehmet Şerif ÇAKAR, BDP

İl Meclis genel üyesi Salih AKTAN ve bazı sivil toplum kuruluşu yetkilileri ile

örgütün yandaş kitlesinden oluşan grubun sayısı yaklaşık 200 kişiye ulaştığı,

toplanan grubun saat 12.15'te Milli Egemenlik bulvarından Belediye önüne gelene

kadar, “BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ İRADEMİZİ KIRAMAZSINIZ. BDP BATMAN İL ÖRGÜTÜ”

yazılı pankart eşliğinde yürüyüş esnasında, grup içerisinde lokal olarak bazı

şahıslar tarafından; PKK/KCK terör örgütü lehine “BİJİ SEROK APO, ÖCALAN ÖCALAN, BE SEROK JİYAN NABE, BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ”

şeklinde yasadışı sloganlar atarak geldikleri, toplanan grubun Diyarbakır

caddesini tek taraflı trafiğe kapatarak, BDP Batman il yönetiminde bulunan

Mehmet Selim ARATEMUR'un KCK tutuklamalarını protesto

amaçlı bir konuşma yaptığı, konuşmanın ardından BDP Batman İl Başkan yardımcısı

şüpheli Veysi GEYİK tarafından yine KCK tutuklamalarını protesto amaçlı bir

basın metni okunduğu, ardından toplanan grubun saat 12.45 itibariyle dağıldığı

tespit edilmiştir.

Şüphelinin Batman ilinde meydana gelen olaylara katıldığı,

yukarıda belirtilen yasadışı sloganları atan grubun içerisinde bulunarak destek

verdiği ve bütünleştiği tespit edilmiştir.Sloganları

atan grubun içerisinde bulunarak destek verdiği ve grupla bütünleştiği tespit

edilmiştir.

OLAY-2 : “BEN DE KCK’LIYIM KENDİMİ

İHBAR EDİYORUM” EYLEMİ

19.12.2011 günü saat 13:00 sıralarında BDP Batman

Milletvekili Ayla AKAT ATA ve Belediye Başkan Vekili Serhat TEMEL’in

de aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişilik bir grup, Adliye binası önünde toplanarak,

burada Milletvekili Ayla AKAT ATA tarafından yapılan basın açıklamasına

müteakip son dönemde bölücü terör örgütüne yönelik yapılan operasyonları

protesto etmek ve tutuklamaları sahiplenmek amacıyla “BEN DE KCK’LIYIM, KENDİMİ

İHBAR EDİYORUM” adı altında yürütülen kampanya kapsamında imzaladıkları

dilekçeleri Cumhuriyet Başsavcılığımıza vermek istediklerini beyan ederek

adliye giriş kapısına geldikleri, grup içerisinden sadece Batman Milletvekili

Ayla AKAT ATA ve Belediye Başkan Vekili Serhat TEMEL'in

dilekçelerini verdikleri, müracaat savcımızca Belediye Başkan Vekili Serhat TEMEL’in ifadesinin alınmasını müteakip, grubun

dilekçelerini vermeden olaysız bir şekilde dağıldıkları tespit edilmiştir.

Şüphelinin Adliye Binası önünde bölücü terör örgütüne yönelik

yapılan operasyonları protesto etmek ve tutuklamaları sahiplenmek amacıyla “ben

de KCK’lıyım, kendimi ihbar ediyorum” adı altında

yürütülen kampanya destek vermek amacıyla bu eyleme katıldığı, aynı amaçla

toplanan gruba destek vererek bütünleştiği tespit edilmiştir.

OLAY-3: 2011 NEVRUZ

20.03.2011 günü yapılacak olan Nevruz Kutlamaları ile ilgili

olarak BDP. Batman İl Başkanlığında oluşturulan Tertip komitesi tarafından

nevruz Başkanı Saadet BECEREKLİ başkanlığında oluşturulan Tertip Komitesi

tarafından Nevruz Kutlama Etkinliği adı altında açık hava toplantısı (miting)

düzenleme talebinde bulunulduğu, Batman Valiliği'nin 17.03.2011 tarihli ve 230

sayılı olurları ile gerekli iznin verildiği, PKK/Kongra-gel

terör örgütü güdümünde yayın yapmakta olan www.firatnews.org isimli internet

sitesinin 19 Mart 2011 tarihli "KOMALÊN CİWAN: GENÇLİK ROLÜNÜ

OYNAYACAK" başlığı altında “Komalên Ciwan, Newrozu, özgürlük serhıldanlarına dönüştürmenin yanı sıra Kürdistan

gençliğinin içinden geçilen tarihi süreçte 'yönünü özgürlük dağlarına

vermesinin en kutsal görevleri' olduğunu belirterek, gerillanın özgürlük zemini

olduğunu vurguladı. Tüm gençleri bulundukları alanlarda Newroz

ateşini serhıldanlarla büyütmeye ve ‘ya özgürlük, ya

özgürlük’ şiarıyla zaferi yaratmaya çağırıyoruz.”; 20 Mart 2011 tarihli

"KONGRA-GEL NEWROZ MESAJI" başlığı altında “Başta gençler ve kadınlar

olmak üzere tüm halkımızı, Önderliğimizin çözüm projesi olan Demokratik Özerk

Kürdistanı inşa etmeye, Önder APO’ya ve halkımıza

yönelik konseptleri boşa çıkarmak temelinde özgürlük ve demokrasi mücadelesini

yükseltmeye çağırıyoruz.”; "PKK'DEN NEVROZ MESAJI" başlığı altında

“Kürt halkını, 2011 Newroz’unu bir özgürlük ve

demokratik çözüm Newrozu haline getirme temelinde

kutlamaya,” davet ettikleri; www.dozaciwanan.com isimli internet sitesinin 19

Mart 2011 tarih ve "KCK:KCK NEVROZ MESAJI: DEMOKRATİK ÇÖZÜMDE ISRARLI

OLACAĞIZ" başlığı altında “ 'Özgürlük, direniş, birlik ve mücadele günü

olan Newroz, öncelikle özgürlük mücadelemizin çözüm

aşamasına gelmesinde büyük emeği olan Önder Apo’ya,

tüm yurtsever halkımıza, tüm bölge halklarına, tüm yapımıza ve özgürlük

gerillasına, zindan direnişçilerine ve tüm şehit ailelerine kutlu olsun' diyen

KCK, Newroz kutlamalarını toplumsal mücadelenin

zirvesi haline getirme çağrısı yaptı” şeklinde çağrılara yer verdiği tespit edilmiştir.çağrılara yer verildiği tespit edilmiştir.

20.03.2011 günü saat 09.00 itibari ile aralarında Barış ve

Demokrasi Partisi (BDP) Batman Milletvekilleri Ayla AKAT ATA ve Bengi YILDIZ,

Batman Belediye Başkanvekili Serhat TEMEL, Barış ve Demokrasi Partisi Batman İl

Başkanı Saadet BECEREKLİ, İl Başkan Yardımcısı Şehmus

ASLAN, Barış ve Demokrasi Partisi Batman Merkez İlçe Başkanı Mehmet Şerif

ÇAKAR, Mezopotamya Yakınlarını Kaybedenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği

Batman Şube Başkanı Fatma KURHAN, Başkan Yardımcısı Rıfat BAŞALAK, Avrupa

Parlamentosu eski üyesi Feleknaz UCA ve parti

yöneticileri ile bazı sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin de bulunduğu

kalabalık sayısı yaklaşık olarak 45.000 kişiyi buldukları, etkinlik öncesi

alanda bulunan platform üzerinde "Jİ BO JİYANEKİ Bİ RUMET AN AZADİ AN

AZADİ (ONURLU BİR YAŞAM İÇİN YA ÖZGÜRLÜK YA ÖZGÜRLÜK), VİNA AZAD NASNAMEYA AZAD

XWESERİYA DEMOKRATİK (ÖZGÜR İRADE ÖZGÜR KİMLİK DEMOKRATİK ÖZERKLİK)" şeklinde

pankartların açıldığı, programın sırasıyla müzik dinletileri, Almanya Ezidiler Federasyonuna bağlı olan bir şahsın konuşması ve

KCK operasyonu çerçevesinde tutuklanan ve halen Diyarbakır Cezaevinde tutuklu

bulunan Batman Belediye Başkanı Necdet ATALAY’ın eşi Devrim

ATALAY, BDP Batman Milletvekili Bengi YILDIZ ile Ayla Akat ATA’nın

konuşmalarıyla devam ettiği, Ayla Akat ATA’nın

konuşması esnasında PKK/Kongra-gel terör örgütünün

oluşumlarından olan Kürdistan Demokratik Birlikleri (YDK), Demokratik Konfederalizmi (KCK) sembolize eden sözde bayrakların,

Abdullah ÖCALAN, Mahsum Korkmaz ve Haki Karer isimli örgüt mensuplarının posterlerinin platform

üzerinden bazı KORKMAZ ve Haki KARER isimli örgüt mensuplarının posterlerinin

platform üzerinden bazı şahıslar tarafından açılarak dalgalandırıldığı,

etkinlik boyunca alanda bulunan grup tarafından yoğun bir şekilde “BİJİ SEROK

APO (YAŞASIN BAŞKAN APO), BİJİ KÜRDİSTAN (YAŞASIN KÜRDİSTAN), BE SEROK JİYAN

NABE (BAŞKANSIZ YAŞAM OLMAZ), PKK HALKTIR HALK BURADA, BATMAN OVASI GERİLLA

YUVASI, ERDOĞAN KERDOĞAN TU KURBANA ÖCALAN (ERDOĞAN EŞEKDOĞAN SEN ÖCALANA

KURBAN) JI BO JIYANEK BI RUMET AN AZADI AN AZADI (ONURLU BİR YAŞAM İÇİN YA

ÖZGÜRLÜK YA ÖZGÜRLÜK), GENÇLİK APONUN FEDAİSİDİR, İNTİKAM İNTİKAM,

ŞEHİT NAMIRIN (ŞEHİTLER ÖLMEZ), BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ"şeklinde

yasadışı sloganlar atıldığı, BDP Batman Milletvekili Ayla AKAT ATA'nın, konuşmasını bitirdikten sonra saat 13.15

sıralarında kalabalığa yönelik “Programımız bitti. Hep birlikte Özgürlük

Çadırına yürüyeceğiz” şeklinde anons yapması üzerine grubun etrafa zarar

vererek yürüyüşe geçtiği, söz konusu grubun, çadırın bulunduğu alan ve çadırın

önündeki Diyarbakır Caddesi'ni tek yönlü gidiş istikametini trafiğe kapatarak

halaylar çekmeye başladığı, bu esnada grup içerisinde bulunan bazı şahısların

çöp konteynırlarını yolun ortasına çekerek yolu kapatmaya çalıştıkları ve yol

ortasında lastik yakarak “BİJİ SEROK APO, BİJİ KÜRDİSTAN, BE SEROK JİYAN NABE”

şeklinde PKK/Kongra-gel terör örgütü lehine sloganlar

attıkları, saat 14.00 sıralarında BDP Batman Milletvekili Bengi YILDIZ'ın kısa bir konuşma yaptığı, saat:15.30’a kadar

yüksek sesli PKK/Kongra-gel terör örgütünün Kürtçe

propagandasını yapan müzikler eşliğinde halaylar çekildiği tespit edilmiştir.

Şüphelinin Batman ilinde meydana gelen olaylara katıldığı,

yukarıda belirtilen yasadışı sloganları atan grubun içerisinde bulunarak destek

verdiği ve grupla bütünleştiği tespit edilmiştir.”

14. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 4. Ağır Ceza Mahkemesinin

ve 7. Ağır Ceza Mahkemesinin sırasıyla 2/4/2012, 2/5/2012, 31/5/2012

tarihlerinde resen yaptıkları tutukluluk incelemelerinde isnat olan suçun

niteliği, kuvvetli suç şüphesi, delillerin henüz toplanmamış olması ve atılı

suçun katalog suçlardan olması, mevcut delil durumu, atılı suçun kanunda

öngörülen üst sınır gerekçelerine dayanılarak başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar verilmiştir.

15. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/361 sayılı

dosyasında başvurucunun yargılanmasına başlanmıştır.

16. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/6/2012 tarihli tensip

duruşmasında başvurucunun üzerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, bu suçlarla

ilgili delil durumu, delillerin toplanmamış oluşu, kaçma şüphesi, atılı suçun

katalog suçlardan olması, kuvvetli suç şüphesinin varlığı gerekçeleriyle

tutukluluğun devamına karar verilmiştir.

17. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince 15/11/2012 ile 22/1/2014

tarihleri arasında bir ay aralıklarla yapılan resen tutukluluk incelemelerinde “başvurucunun üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti,

atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı, aleyhindeki mevcut

delil durumu” gerekçeleriyle tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir.

18. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince 17/10/2012 ile 29/5/2013

tarihleri arasında yapılan duruşmalarda başvurucunun tahliye talepleri “isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil

durumu, delillerin toplanılmamış oluşu, kaçma şüphesi, atılı suçu işlediğine

dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı, bu aşamada adli kontrolün yetersiz

kalacağı, atılı suçun 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında belirtilen anayasal düzene

ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar kapsamında olması, sanığın üzerine atılı

suçta kuvvetli şüphenin varlığının bulunması” gerekçeleriyle

reddedilmiştir.

19. Son olarak Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 29/5/2013 tarihli

duruşmada başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

20. Başvurucunun söz konusu karara 3/6/2013 tarihinde itiraz etmesi

üzerine Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 11/6/2013 tarihli ve 2013/283 Değişik

İş sayılı kararında sanığın “üzerine atılı

Yasadışı PKK Terör Örgütünün Üyesi Olmak suçunun vasıf ve mahiyeti, üzerine

atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

delillerin bulunması, üzerine atılı suç için öngörülen cezanın miktarına göre;

sanığın kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin bulunması ile, tutuklamadan

beklenen amacın adli kontrol ile elde edilmesinin bu aşamada mümkün olmaması ve

tutuklamanın dosya kapsamına göre makul ve ölçülü olması dikkate alınarak,

itiraza konu kararda tutukluluğa ilişkin olarak gösterilen gerekçelerin yasaya

uygun bulunduğu” gerekçeleriyle itirazın reddine karar vermiştir. Bu

karar 24/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu 25/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

22. Bireysel başvuru tarihinden sonra da İlk Derece Mahkemesi benzer

gerekçelerle başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

23. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 7/3/2014 tarihli ve E.2012/361,

K.2014/184 sayılı kararıyla görevsiz olduğu gerekçesiyle dosyanın Batman Ağır

Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

24. Başvurucu 23/5/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.

25. Görevsizlik kararı üzerine dava, Batman 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2014/102 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama devam

etmektedir.

B. İlgili Hukuk

26. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.

maddesi.

27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135.

maddesinin, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile

değiştirilmesinden önceki hâli şöyledir:

“(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve

kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve

başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli

veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir,

dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet

savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim

tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından

derhâl kaldırılır.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle

arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu

durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen

suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının

türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu,

tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için

verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/05/2005-5353

S.K./17.mad) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili

olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin

müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.

…

(5) Bu Madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan

işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.

(6) Bu Madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal

bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan

suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

13. Silahlı örgüt (Madde 314) veya bu örgütlere silah

sağlama (Madde 315),

…”

28. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

…

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…

(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis

cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı

verilemez.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 17/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 25/7/2013 tarihli ve 2013/5973 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/5/2013

tarihli duruşmada verdiği tutukluluğun devamına ilişkin kararın ve bu karara

itiraz etmesi üzerine verilen itirazın reddi kararının gerekçesiz olduğunu,

tutukluluk kararlarına karşı etkili bir başvuru yolu bulunmadığını, adli

kontrolle serbest bırakılma talebinin dikkate alınmadığını, kendisine isnat

edilen suçlamaların soyut ve mesnetsiz olduğunu, kuvvetli suç şüphesi olmadan

tutuklandığını, gizli tanık ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını, hakkında

verilen iletişimin tespiti ve teknik izleme kararlarının hukuka aykırı olduğunu

ve hükme esas alınamayacağını belirterek etkili başvuru, adil yargılanma, kişi

özgürlüğü ve güvenliği, özel hayatın gizliliği haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu; gizli tanık ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını,

hakkında verilen iletişimin tespiti ve teknik izleme kararlarının hukuka aykırı

olduğunu ve yargılamada delil olarak kullanıldığını, kendisine isnat edilen

suçlamaların soyut ve mesnetsiz olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

“Başvuruda

bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş

olması gerekir.”

34. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru ikincil nitelikte bir kanun yolu olup bu yola başvurulmadan

önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

35. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle idari merciler

ve derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından

değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

36. Buna göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan

kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun, Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu

şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel

hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde

bireysel başvuru konusu yapılamaz (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

37. Başvurucu hakkındaki dava, Batman Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2014/102 sayılı dosyasına kaydedilmiş olup yargılama devam etmektedir.

Dolayısıyla başvurucunun, hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının, yargılamanın

henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle derece mahkemeleri önünde ileri sürülme

imkânı bulunduğundan yargılama süreci sona ermeden Anayasa Mahkemesince

incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mümkün değildir.

Dolayısıyla bu şikâyet bakımından olağan kanun yolları tüketilmemiştir.

38. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Özel

Hayatın Gizliliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucu, hakkında verilen iletişimin tespiti kararlarının

süresinin kuvvetli suç şüphesine dayanılmadan ve matbu gerekçelerle

uzatıldığını, bu durumun özel hayatın gizliliği hakkını ihlal ettiğini iddia

etmiştir.

40. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımının

yapılması oldukça zordur. Bu kapsamda korunan hukuki değer, esasen kişisel

bağımsızlıktır. Bu koruma herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak,

kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte

özel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve

dış dünyayı bu alandan uzak tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır (Faris Korkmaz, B. No: 2013/6995, 8/9/2015, §

33).

41. Başvurucu, telefon görüşmelerinin dinlenmesine ilişkin olarak

özel hayata ve haberleşmeye saygı haklarının kamu gücü tarafından ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Anılan hak Anayasa’nın 20. ve 22. maddeleri ile

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8. maddesinde yer alan özel

hayata ve haberleşmeye saygı hakları kapsamındadır. Nitekim Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) de telefon görüşmelerinin dinlenmesine ilişkin

tedbirin Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında başvurucuların “haberleşme” ve

“özel hayat” haklarına hukuki alanda müdahale niteliğinde olduğunu

belirtmektedir (Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71,

6/9/1978, § 41; Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79,

2/8/1984, § 64).

42. Somut olayda silahlı terör örgütünü yönetme suçunu işlediği

iddiasıyla yapılan soruşturmada 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesine istinaden

Sulh Ceza Mahkemesince verilen karar uyarınca başvurucunun telekomünikasyon

yoluyla iletişimi (telefon görüşmeleri) dinlenmiştir.

43. Başvurucu, Batman Ağır Ceza Mahkemesinde silahlı terör örgütünü

yönetme suçundan yargılanmaktadır. Yargılama süreci devam eden telefon

dinlemeleriyle ilgili olarak henüz hukuki bir kesinlik ortaya çıkmamıştır.

Telefon dinlemeleri gerçekleşmiş olmakla birlikte bunların hukukiliğinin ve

kesin sonuçlarının Yargıtay tarafından yapılacak temyiz incelemesi sonucunda

ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır.

44. Bu durumda aynı dava sürecine ilişkin iddiaların farklı

ortamlarda hem Anayasa Mahkemesince hem de Yargıtay tarafından yargısal

incelemeye tabi tutulması, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudaki ikincil

nitelikteki rolüne uygun olmayacağından başvurucunun özel yaşama ve

haberleşmeye saygı haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının da

öncelikle derece mahkemelerince incelenmesi gerekmektedir.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

i. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

46. Başvurucu, hakkındaki suç isnadı ile ilgili olarak kuvvetli suç

şüphesi ile tutuklama nedenlerinin bulunmadığını ileri sürmüştür.

47. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.”

48. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin, kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci

ve üçüncü fıkralarında -şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla-

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Ramazan

Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).

49. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini

veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri

hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi, öncelikli olarak

suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama

tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli

sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil

sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine

özgü şartlarına bağlıdır (Hanefi Avcı,

B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46).

50. Ancak bu nitelemeye bağlı olarak kişinin suçla itham

edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde

toplanmış olması şart değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma

ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan

şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha

sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek

şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki

aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların

aynı şekilde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).

51. Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde

düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi, ancak hakkında suç işlediğine dair

kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin

bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu

da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya

kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa (b) şüpheli veya sanığın

davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme 2) tanık, mağdur

veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması durumunda tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir (Ramazan Aras, § 46).

52. Diğer yandan Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal

edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da

maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele

alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara

uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun

veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlik bulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

Aksinin kabulü bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Ramazan Aras, § 49).

53. Somut olayda başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında

4/2/2012 tarihinde gözaltına alınmış ve 7/2/2012 tarihinde tutuklanmıştır.

Tutuklama kararının gerekçesi olarak isnat edilen suçlamaya ilişkin telefon tapeleri, fiziki takip tutanakları, gizli tanık ifadeleri

ve arama sonucu elde edilen dokümanlar gösterilmiştir. Başvurucu atılı

suçlamaları kabul etmemiştir. İddianamede

başvurucunun PKK/KCK terör örgütüne bağlı Batman Kent Meclisi yapılanmasının

Kültür Komitesinden sorumlu olduğu, aynı zamanda PKK/KCK adına Diyarbakır

ilinde düzenlenen toplantılara katılıp burada alınan kararları Batman’da

uygulamak amacıyla Batman Kent Meclisini temsilen sözde Amed

Bölge Meclisinde görevlendirildiği, Batman ilinde terör örgütü adına yapılan

illegal eylemler ile örgüt mensuplarına ait cenazelerin alınması, getirilmesi,

taziye çadırı kurulması, basın açıklamaları, terör örgütü adına yapılacak olan

etkinlikler için mahallelerde komisyonlar oluşturarak şahısların toplantı ve

basın açıklamalarına katılımlarının sağlanması amacıyla çalışmalarda

bulunulması, yapılan basın açıklamalarında terör örgütü liderinin

sahiplenilmesi eylemlerini organize ettiği şeklinde değerlendirmelerde

bulunulmuş ve bu hususlara ilişkin kuvvetli suç şüphesini gösteren olgulara yer

verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi de bu olgulara dayanarak kuvvetli suç

şüphesinin bulunduğu gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasına ve tutukluluğunun

devamına karar vermiştir. Başvurucunun sadece belediye kültür müdürü olarak

yaptığı faaliyetler nedeniyle suçlandığının söylenmesi bu aşamada zordur.

54. Başvurucuya isnat edilen eylemin suç oluşturup oluşturmadığı,

yapılacak yargılama sonucunda toplanan delillere göre davayı görecek mahkemece

belirlenebilir. Keza bu belirlemenin hukuka uygun olup olmadığı kanun

yollarında incelenebilir. Anayasa'ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açık keyfîlik hâlinde -hak ve

özgürlük ihlaline sebebiyet veren durumlar hariç olmak üzere- isnat edilen

eylemlerin suç oluşturup oluşturmadığı, tutuklamaya ilişkin olanlar da dâhil

kanun hükümlerinin yorumu ve bunların somut olaylara uygulanması derece

mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır (Mehmet

Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 77).

55. İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin bir suç

işlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve

özgürlükten yoksun bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle ilgili sınırlı bir

inceleme yapılmaktadır. Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin

ciddi belirtilerin varlığı, ilk tutuklama bakımından yeterli olabilir (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, § 84). Somut olayda soruşturmanın ilk aşamasında

Mahkemenin verdiği tutuklama kararının gerekçesi incelendiğinde kuvvetli suç

şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin bulunmadığı söylenemez.

56. Açıklanan nedenlerle başvurucunun kuvvetli suç şüphesi

bulunmadığı hâlde tutuklama kararı verildiğine ilişkin iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Tutukluluk Süresinin Makul Olmadığına İlişkin İddia

57. Başvurucunun iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı,

ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

58. Başvurucu, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/5/2013

tarihli duruşmada verdiği tutukluluğun devamına ilişkin kararın ve bu karara

itiraz etmesi üzerine verilen itirazın reddi kararının gerekçesiz olduğunu

belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ve tutukluluk kararlarına karşı

etkili bir başvuru yolu bulunmadığını belirterek etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

59. Başvurucunun Anayasa’nın 40. ve Sözleşme’nin 13. maddelerinde

düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi

geçen maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak

ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir. Bir başka ifadeyle

etkili başvuru hakkının ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için hangi

temel hak ve özgürlüğü konusunda etkili başvuru hakkının kısıtlandığı sorusuna

cevap verilmesi gerekmektedir (Onurhan Solmaz, B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

60. Somut olayda başvurucunun iddiasının özü, tutukluluk kararlarına

karşı yaptığı itirazlarının mahkemelerce formül gerekçelerle reddedilmesine

ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu iddiasının ve diğer iddialarının

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası çerçevesinde incelenmesi gerekir.

61. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul

süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama

süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak

için bir güvenceye bağlanabilir.”

62. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede

bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme hakları güvence altına alınmıştır.

63. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir

ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak

bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine

göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine

rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması

durumunda haklı bulunabilir (Murat Narman, B.

No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).

64. Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak,

öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu

yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından

incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve

olayların ortaya konması gerekir (Murat

Narman, § 62).

65. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan

bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı

olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığının

tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk

hâlinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona

erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla

yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolunda çelişmeli yargılama ve/veya

silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı

da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest

bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireysel

başvuruların -olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla- tutukluluk hâli devam

ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 30).

66. Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunması durumunda ve bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Bu

tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli

görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama

nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler

“ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp

yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair

olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen

özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte

değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca

ulaşılabilir (Savaş Çetinkaya, B.

No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).

67. Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal

edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan

kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç

işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği

sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul

edilmesi gerekir (Murat Narman,

§§ 63, 64).

68. Diğer taraftan kişi özgürlüğü, adli makamlarla güvenlik

görevlilerinin özellikle organize suçlarla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimde yorumlanmamalıdır.

Nitekim AİHM; Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin, Sözleşme’ye taraf devletlerin güvenlik görevlilerinin

bilhassa organize olanlar olmak üzere suçlulukla etkili olarak mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğini

vurgulamaktadır (Hanefi Avcı, B.

No: 2013/2814, 18/6/2014, § 69).

69. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun

ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda gözaltına alındığı tarih;

doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise

kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hükmün

verildiği tarihtir (Savaş Çetinkaya,

§ 56).

70. Somut olayda başvurucunun tutukluluk süresi, gözaltına alındığı

4/2/2012 tarihi ile İlk Derece Mahkemesince tahliye edildiği 23/5/2014 tarihi

arasındaki 2 yıl 3 ay 19 gündür.

71. Başvurucunun değişik tarihlerde yapmış olduğu tahliye talepleri;

özetle başvurucu hakkında isnat olunan suçların mahiyeti, isnat edilen suçlara

dair kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların var olduğu, isnat edilen

suçların katalog suçlardan olduğu, tutuklulukta geçen makul süreyi aşan bir

durumun bulunmadığı, başvurucunun serbest kalması hâlinde kaçma şüphesinin

bulunduğu, daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının

dava konusu açısından yetersiz kalacağı gerekçeleriyle reddedilmiştir. Somut

olayda başvurucuya isnat edilen suçun niteliği, isnat edilen suçla ilgili

kuvvetli şüphenin varlığını objektif olarak ortaya koyan deliller ve

tutukluluğun devamına ilişkin gerekçeler ile tutukluluk süresi dikkate

alındığında tutukluluk hâlinin devamına ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli

olmadığı söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakıldığı

2 yıl 3 ay 19 günlük süre somut davanın koşullarında makuldür.

72. Başvurucunun tutukluluk hâlinin devam ettiği ilk derece

yargılaması sürecinde tutukluluk nedeniyle yargılamanın yürütülmesinde

gösterilmesi gereken özel hassasiyetin yargılama makamınca gösterilmediği

sonucuna varılması için bir neden bulunmamaktadır.

73. Başvurucuya isnat edilen suçun niteliği, hakkında soruşturma

yürütülen kişi sayısı, soruşturma konusunun kapsamı, isnat edilen suçla ilgili

şüphenin varlığını objektif olarak ortaya koyan deliller ve tutukluluğun devam

ettiği süreler dikkate alınarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

74. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, tutukluluk

süresinin makul olmadığı ve tahliye taleplerinin formül gerekçelerle

reddedildiği yönündeki şikâyeti yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Serruh

KALELİ, Alparslan ALTAN ve Erdal TERCAN bu görüşe katılmamışlardır.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2.

Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3.

Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Tutukluluk süresinin makul

olmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B.

Tutukluluk süresinin makul olmadığına ilişkin iddia yönünden Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN ve Erdal TERCAN'ın

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C.

Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

17/12/2015 tarihinde karar

verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, uzun süre tutuklu

kalmasının Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında korunan makul sürede

serbest bırakılma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

2. Başvuru tarihi itibarıyla

Batman Belediyesi’nde kültür müdürü olarak görev yapan başvurucu, silahlı örgüt

kurma ve yönetme suçunu işlediği şüphesiyle 4/2/2012 tarihinde gözaltına

alınmış, 7/2/2012 tarihinde tutuklanmış ve 23/5/2014 tarihinde tahliye

edilmiştir. Böylece, başvurucu 2 yıl 3 ay ve 19 gün boyunca hürriyetinden

mahrum kalmıştır. Başvurucu hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının

13/6/2012 tarihli ve 2012/1150 soruşturma sayılı iddianamesiyle açılan kamu

davası devam etmektedir.

3. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede

bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme hakları güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 38. maddesinde "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz" şeklinde ifadesini bulan masumiyet karinesi, yargılama

süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını

gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen

Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda

haklı bulunabilir (Mustafa Ali Balbay,

B.No: 2012/1272, 4/12/2013,

§ 103).

4. Mahkememizin yerleşik

içtihatlarında vurgulandığı üzere, yakalama veya tutuklama anındaki delil

düzeyi ile ilerleyen aşamalarda kişinin suçla itham edilebilmesi, tutukluluk

halinin devamı ve nihayet mahkûmiyeti için gerekli delil düzeyi aynı değildir.

Başka bir ifadeyle, suç isnadına esas teşkil edecek şüpheye dayanak oluşturan

olgu ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve

mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi

gerekir (Mustafa Ali Balbay, §

73). Tutuklamanın başlangıcındaki nedenler belli bir süreye kadar yeterli

görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama

nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi, bu

gerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olması gerekir (Murat Narman, B.No:

2012/1137, 2/7/2013, § 63; Savaş Çetinkaya,

B.No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).

5. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) de, belli bir sürenin üzerindeki tutukluluk için makul

şüphenin ötesinde zorlayıcı nedenlerin bulunması gerektiğini belirtmiştir.

AİHM, bir kararında tutukluluk için başlangıçta ileri sürülen suç şüphesinin çok

genel olmakla birlikte yeterli kabul edilebileceğini, ancak zaman geçtikçe

tutukluluğun devamına karar verilirken serbest bırakmanın risklerinin gerçekten

varlığının ve mafya tipi örgüt içinde önemsiz bir yere sahip olduğu anlaşılan

başvurucunun gerçek bir tehlike arz ettiğinin ortaya konamadığını belirtmiş,

netice olarak da başvurucunun 2 yıl 7 ay tutuklu kalmasını sağlayan

gerekçelerin "yeterli" olmadığına hükmetmiştir (Labita/İtalya, B.No: 26772/95, 6/4/2000,

§§ 161, 163, 164).

6. Diğer yandan AİHM, Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasının otomatik

tutuklamaya izin vermediğini, tutukluluğun devamı için, masumiyet karinesine

rağmen, kişi özgürlüğüne ağır basacak bir kamu yararının varlığının somut

olgularla ve ikna edici şekilde gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır (bkz. Ilijkov/Bulgaristan, B.No: 33977/96, 26/7/2001, § 84). Aynı şekilde,

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası da belirli bir süreyi aşmayan

tutukluluğa şartsız ve otomatik olarak izin vermemektedir. Süre ne kadar kısa

olursa olsun, kişileri hürriyetinden mahrum bırakan tutuklama tedbirinin

haklılığı konusunda mahkeme kararının ikna edici olması zorunludur.

7. Somut başvuruya bu ilkeler

ışığında bakıldığında, başvurucunun tutukluluğunun devamına ilişkin kararların

gerekçelerinin yeterli olduğu söylenemez. Başvurucunun tutukluk boyunca yaptığı

tahliye talepleri, isnat olunan suçun mahiyeti, kuvvetli suç şüphelerinin

varlığı, isnat edilen suçların katalog suçlardan olması, başvurucunun serbest kalması

durumunda kaçma şüphesinin bulunması, adli kontrol tedbiri uygulanmasının

yetersiz kalacağı gibi gerekçelerle reddedilmiştir.

8. Başvurucunun, bireysel

başvuru yapmadan önce, tutukluluğun devamına ilişkin karara karşı yaptığı

itiraz, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 11/6/2013 tarihli kararıyla

reddedilmiştir. Mahkeme, sanığın üzerine atılı yasadışı terör örgütü üyesi

olmak “suçunun vasıf ve mahiyeti, üzerine

atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren delillerin

bulunması, üzerine atılı suç için öngörülen cezanın miktarına göre; sanığın

kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin bulunması ile, tutuklamadan beklenen

amacın adli kontrol ile elde edilmesinin bu aşamada mümkün olmaması ve

tutuklamanın dosya kapsamına göre makul ve ölçülü olması dikkate alınarak,

itiraza konu kararda tutukluluğa ilişkin olarak gösterilen gerekçe yasaya uygun

bulunduğundan İTİRAZIN REDDİNE” karar vermiştir.

9. Başvurucu hakkında

düzenlenen iddianame incelendiğinde, başvurucuya yöneltilen suçlamaların bazı

protesto gösterilerine katılmak, bu gösterileri ve bazı konferansları organize

etmek ve bu tür toplantılara örgütsel doküman sağlamak gibi eylemlere

dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Hiç kuşkusuz, bu fiillerin ifade ve örgütlenme özgürlüğü

kapsamında kalıp kalmadığı ve başvurucuya isnat edilen suçun sabit görülmesi

bakımından yeterli olup olmadığı derece mahkemeleri tarafından belirlenecektir.

Ancak, söz konusu fiillerin mahiyeti dikkate alındığında, başvurucuya isnat

edilen suçun vasfının değişme ihtimalinin olduğu, dolayısıyla iki yılı aşan

tutukluluk süresinin makul olmadığı söylenebilir.

10. Diğer yandan, isnat edilen

suçun niteliği ve öngörülen cezanın ağırlığı bu kadar uzun bir süre tutukluluğu

tek başına haklı gösteremez. Bu yaklaşım bizi cezası ağır olan suçlardan dolayı

yargılanan kişilerin mutlaka tutuklu kalması gerektiği gibi yanlış bir sonuca

götürebilir. Kişilerin yargılandıkları suçun cezasının ağırlığı kaçma şüphesi değerlendirilirken

dikkate alınabilirse de, bunu kişilerin kaçacaklarına

dair mutlak bir karine olarak kabul etmek mümkün değildir.

11. Tutuklamanın devamına dair

kararlarda, başvurucunun uzun süredir kamu görevlisi olarak görev yapması ve

sabit bir ikametgâhının olması gibi kişisel özellikleri dikkate alınmadan, adli

kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı ifade edilmiştir. Ancak, kararlarda

adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağına ve tutuklamadan beklenen

amacın neden adli kontrolle sağlanamayacağına dair hiçbir açıklamaya yer

verilmemiştir. Bu yaklaşım da tutuklamanın istisnai niteliğiyle

bağdaşmamaktadır.

12. Öte yandan, daha önceki bir karşıoy gerekçesinde de belirttiğimiz üzere, tutukluluk

sürelerinin makul olup olmadığı değerlendirilirken, söz konusu tedbirin

kişilerin ifade ve örgütlenme özgürlükleri ile siyasi faaliyetlerine etkileri

de dikkate alınmalıdır (bkz. İzzettin

Alpergin, B.No:

2013/385, 14/7/2015). Nitekim, bu etki Mahkememizin eldeki başvuruyla aynı gün

karara bağladığı bir kararında açık bir şekilde vurgulanmıştır. Anayasa

Mahkemesi, başvurucunun 2 yıl 2 ay ve 28 gün boyunca tutuklu kalmasının makul

olmadığını belirlerken tutuklamanın siyasi faaliyetler üzerindeki caydırıcı

etkisine dikkat çekmiştir.

13. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal

bulduğu Engin Demir kararının

ilgili kısmı şu şekildedir: “Başvurucunun

iki yıldan daha fazla bir süre tutuklu kalmasının ve kendisine yöneltilen

suçlamaların özünde yer alan hususun BDP Siyaset Akademisindeki eğitim

faaliyetlerini koordine etmek, görevlendirmeler yapmak ve eğitim vermek

suretiyle silahlı terör örgütünü yönetmek suçu olduğu anlaşılmaktadır. Siyasi

parti üye ve yöneticileri; son derece radikal ve muhalif fikirler barındıran

siyasi söylem, açıklama ve eylemlerinin makul olmayan bir süre devam edebilecek

tutuklama riski doğuracağını düşünürlerse bu gibi faaliyetlere katılmaktan veya

bunları düzenlemekten kaçınma eğiliminde olacaklardır. Kuşkusuz bu durumun

siyasi faaliyette bulunma özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkisi olacaktır. Diğer

koruma önlemlerine göre daha ağır sonuçlar doğuran tutuklama tedbirine yoğun ve

geniş kapsamlı olarak başvurulmasının anılan temel hak ve özgürlükleri işlevsiz

hâle getirebileceği göz ardı edilmemelidir.” (Engin Demir, B.No: 2013/2947, 17/12/2015, § 64).

14. Siyasi faaliyette bulunma

özgürlüğü için söz konusu olan caydırıcı etkinin, ifade ve örgütlenme

özgürlükleri yönünden de geçerli olduğu açıktır. Somut başvuruda başvurucu,

aynı zamanda, muhalif söylem ve eylemleriyle bilinen bir sendikanın da il

temsilcisidir. Kişiler, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma, organize

etme ve aykırı da olsa düşüncelerini açıklama gibi eylemlerinin makul olmayan

bir süre devam edebilecek tutuklama riski doğuracağını düşünürlerse, bu gibi

faaliyetlere katılmaktan kaçınma eğilimine gireceklerdir. Bu da demokratik

toplumun gelişmesine zarar verecek şekilde caydırıcı etki yaratacaktır.

15. Sonuç olarak, yargılamanın

tutuklu olarak sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi

hürriyetinin korunması arasında ölçülü bir dengenin kurulduğu, tutuklamanın

devamına ilişkin karar gerekçelerinin "ilgili” ve “yeterli" olduğu,

dolayısıyla 2 yıl 3 ay ve 19 günlük tutukluluk süresinin makul olduğu

söylenemez.

Bu

gerekçelerle, başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında

korunan makul sürede serbest bırakılma hakkının ihlal edilmediği yönündeki

çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Serruh

KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Hicabi

DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

Ali SARIPINAR

Vekili

:

Av. Süleyman BİLGİÇ

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Batman

Belediye Başkanlığında kültür müdürü olan başvurucu silahlı örgüt kurma ve

yönetme suçlarını işlediği şüphesiyle 7/2/2012 tarihinde tutuklanmış ve

23/5/2014 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvurucunun yargılanması Batman 2.

Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.

2.

Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmadan tutuklanmasından ve uzun bir süre

tutuklu kalmasından şikâyet etmektedir. Bu nedenle, başvurunun Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

3. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında tutuklanan

kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya

kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence

altına alınmıştır. Anayasa'nın 38. maddesinde "Suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz" şeklinde ifadesini bulan masumiyet

karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise

istisna olmasını gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet

karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının

mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (Mustafa Ali Balbay, B. No:

2012/1272, 4/12/2013, § 103)

4. Başvurucu, toplam 2 yıl 3 Ay 19 gün tutuklu kalmıştır İsnat edilen suçun niteliği ve soruşturma konusunun

kapsamı gibi gerekçeler bu kadar uzun bir süre tutukluluğu tek başına haklı

gösteremez.

5.

Başvuru tarihinde BDP üyesi ve TÜMBELSEN sendikası Batman il temsilcisi olan

başvurucu, Batman Belediyesi kültür müdürü görevinde bulunmaktaydı.

Başvurucunun iki yıldan fazla bir süre tutuklu kalmasının ve kendisine

yöneltilen suçlamaların temelinde çeşitli protesto gösterilerine katılmak,

bunları ve bazı konferansları organize etmek, bu faaliyetlere örgütsel doküman

sağlayarak silahlı terör örgütü yönetmek suçu yatmaktadır.

6.

Protesto gösterileri ve konferanslarda ifade özgürlüğü ve siyasi parti

özgürlüğü kapsamında görülemeyecek bazı beyanların olduğu kabul edilse bile bu

suçun Türk Ceza Kanunu bağlamında bir terör örgütüne üyelik ve bir terör

örgütünü yönetmek suçundan daha hafif nitelikte bir suçu oluşturabileceği ve bu

nedenle suç vasfının değişme ihtimali dikkate alındığında 2 yıldan fazla süren

bir tutukluluk makul gözükmemektedir.

7.

Tutukluluğa dönük yapılan itirazların gerekçelerinde suçun katalog suçlardan

olması önemli bir yer tutmaktadır. Bununla birlikte, somut olayda tutukluluğun

devamına ilişkin kararlarda somut olguların varlığı ikna edici şekilde ortaya

konulmamış ve sadece isnat edilen suçun katalog suçlardan olması hususuna atıf

yapılmıştır.

8.

Mahkemeler tarafından ileri sürülen diğer gerekçelere bakıldığında kaçma ve

delilleri değiştirme tehlikelerinin herhangi bir açıklama sunulmadan

belirtildiği görülmektedir. Bunlara ek olarak, mahkemeler, kanunda öngörülen

cezanın ağırlığını da tutukluluğa itiraz taleplerinin reddedilmesinde gerekçe

olarak kullanmışlardır. Bütün bu gerekçeler tutukluluğun başlangıcında geçerli

olabilir ama tutukluluk süresi uzadıkça tutma için gerekli olan şüphenin

seviyesinin de artması gerekir. Mahkemeler, ilk tutuklama tedbirinin üzerinden

iki yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen başlangıçtaki kuvvetli suç şüphesini

doğrulayacak herhangi bir yeni somut unsura değinmemişlerdir.

9.

Başvurucu lehine adli kontrol tedbirine de hükmedilebilirdi. Bu göz önüne

alınmadan ve bu tedbirlerin neden yetersiz kalacağı tartışılmadan tutukluluk

tedbirinin uygulandığı anlaşılmaktadır.

10.

Başvurucunun yasal bir siyasi parti üyesi ve sendika temsilcisi olduğunu da

düşünürsek, somut olmayan gerekçelere dayanılarak 2 yıldan fazla tutuklu

kalmasının düşünce özgürlüğüne dayalı siyasi faaliyetler ve sendika özgürlüğü

üzerinde caydırıcı bir etkide bulunacağı yadsınamaz.

11.

Başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu

sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı arasında ölçülü bir denge kurulamadığı kanaatine, uzun

tutukluluğun ifade özgürlüğü ve sendika özgürlüğü üzerindeki caydırıcı etkileri

de göz önüne alınarak, varılmıştır.

12.

Belirtilen nedenlerle başvurucunun tutuklu kaldığı sürenin makul olmadığı

sonucuna ulaşıldığından, Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal

edilmediği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Başkan

Zühtü ARSLAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, Diyarbakır 5.

Ağır Ceza Mahkemesinin 29/5/2013 tarihli duruşmada verdiği tutukluluğun

devamına ilişkin kararın ve bu karara itiraz etmesi üzerine verilen itirazın

reddi kararının gerekçesiz olduğunu, kuvvetli suç şüphesi olmadan siyasi parti

faaliyetleri nedeniyle tutuklandığını, adli kontrolle serbest bırakılma

talebinin dikkate alınmadığını, kendisine isnat edilen suçlamaların soyut ve

mesnetsiz olduğunu belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ve

tutukluluk kararlarına karşı etkili bir başvuru yolu bulunmadığını belirterek

etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; Mahkememizce

başvurucunun iddiasının özünün, tutukluluk kararlarına karşı yaptığı

itirazlarının mahkemelerce formül gerekçelerle reddedilmesine ilişkin olduğu

belirtilerek bu iddianın Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

çerçevesinde incelenmesine karar verilmiştir.

2. Mahkememiz çoğunluğu

tarafından, makul süre açısından dikkate alınması gereken tutukluluk süresinin

2 yıl 3 ay 19 gün olduğu, başvurucuya isnat edilen suçun niteliği, isnat edilen

suçla ilgili kuvvetli şüphenin varlığını objektif olarak ortaya koyan deliller

ve tutukluluğun devamına ilişkin gerekçeler ile tutukluluk süresi dikkate alındığında

tutukluluk hâlinin devamına ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığının

söylenemeyeceği belirtildikten sonra, başvurucuya isnat edilen suçun niteliği,

hakkında soruşturma yürütülen kişi sayısı, soruşturma konusunun kapsamı, isnat

edilen suçla ilgili şüphenin varlığını objektif olarak ortaya koyan deliller ve

tutukluluğun devam ettiği süreler dikkate alınarak Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

3. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak belirtildikten sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve

şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin

özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi

kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu

olabilir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).

4. Bir koruma tedbiri olan tutuklama

bir kimsenin suçluluğu hakkında kesin karar verilmesinden önce özgürlüğünün

geçici olarak kaldırılmasıdır. Bu özelliğiyle geçici bir tedbir olan

tutuklamanın bir ceza olmadığı, cezalandırma maksadıyla kullanılamayacağı, asıl

olanın tutuksuz yargılama olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Aksine uygulama

tutuklama tedbirinin niteliğine aykırı olacaktır. Keza, hukukumuzda tutuklama

ihtiyari bir koruma tedbiri olup, koşulları mevcut olsa bile mutlaka

tutuklamaya başvurma zorunluluğu bulunmamaktadır.

5. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın

makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme hakları güvence altına alınmıştır.

6. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancak

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde

hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır.

7. Tutuklama, koruma tedbirleri

arasında kişi özgürlüğünü en ağır biçimde sınırlandıran bir tedbirdir. Bu

nedenle ancak zorunlu hallerde bu tedbire başvurulmalı, tutuklama ile gözetilen

amaçlara başka tür ve daha hafif koruma tedbirleri ile ulaşılabilme imkanının

varlığı halinde tutuklama tedbirine başvurulmamalıdır.

8. Bir kişinin tutuklanabilmesi

öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır.

Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın

kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı

delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın

kendine özgü şartlarına bağlıdır. Bu kapsamda kuvvetli şüphe yargılama

makamlarının sezgilerine, korkularına, ideolojik, dini, siyasi veya ahlaki

önyargılarına dayanamaz, mutlaka objektif maddi olgularla desteklenmelidir.

9. İkinci olarak kuvvetli suç şüphesi

yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

belirtilen tutuklama nedenlerinin de bulunması gerekir. 100. maddeye göre kişi

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların

ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama

nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı

verilebilecektir.

10. Kanuna uygun tutuklamanın koşulları

olan kuvvetli suç şüphesi, kaçma ve delil karartma olasılığının bulunması

şeklindeki tutuklama nedenleri tutukluluk durumunun her aşamasında birlikte

varlığı gereken zorunlu koşullardır. Tutuklama nedenleri ile ilgili bu

koşulların da her bir şüpheli açısından somut olarak değerlendirilmesi ve

gerekçeye yansıtılması gerekir. AİHS sisteminden farklı olarak ulusal

mevzuatımızda bu konuda ilk tutuklama kararı ile sonraki tutukluluk

incelemeleri arasında herhangi bir ayırım öngörülmemiştir.

11. 5271 sayılı Kanun’un 101. maddesine

göre tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda, kuvvetli suç şüphesini, kaçma ve delil karartma olasılığını,

tutuklama nedenlerinin varlığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu

gösteren delillerin somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi gerekir. Ancak gerekçe sayesinde

tutuklamanın yasal nedenlerle yapılıp yapılmadığı anlaşılabileceği gibi;

sanığın ve müdafiin tutuklamanın nedeni konusunda

bilgi edinerek savunmasını hakkıyla yapabilmesi, itiraz merciinin de buna göre

inceleme yapabilmesi yine gerekçe sayesinde mümkün olacaktır. Gerekçe, kararın

akla uygun, çelişkisiz ve inandırıcı biçimde dayanaklarının gösterilmesi

demektir. Bu nedenle, sadece tutuklama nedeninin, yani kaçma veya delilleri

karartma şüphesi bulunduğunun belirtilmiş olması, kanundaki terimlerin

tekrarlanması kararın gerekçeli olduğu anlamına gelmez.

12. Tutuklamanın bir koşulu da kişinin

tutuklanmasına neden olarak gösterilen gerekçeye göre gözetilen amaç ile

başvurulan ve özgürlük ve güvenlik hakkına ağır bir müdahale teşkil eden

tutuklama tedbiri arasında bir orantının ve ölçülülüğün bulunmasıdır.

Cezalandırmada olduğu gibi koruma tedbirlerinin uygulanmasında da ölçülülük

ilkesi önemli bir işleve sahip olmalıdır. Ölçülülük ilkesi, kişi hürriyetinin

kısıtlanması sonucunu doğuran koruma tedbirlerinin hafiften ağıra doğru giden

sıralama içinde uygulama yapılmasını gerektirir. Ceza muhakemesinin amacına

daha hafif bir tedbirle ulaşılması mümkün ise öncelikle o tedbirin uygulanması

gerekir. Aksi takdirde kişi özgürlüğüne yapılan müdahale ölçülülük ilkesine

aykırı bir uygulama olacaktır.

13. Ölçülülük ilkesinin bir gereği

olarak tutuklama kararı verilirken, isnat olunan suçların niteliğinin yanında,

kişinin özel durumunun dikkate alınması, tutuklama yerine uygulanabilecek

alternatif koruma tedbirlerinin ölçülülük ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi

ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi de bir

zorunluluktur.

14. AİHS’nin 5. maddesinin 3.

fıkrasında, yakalanan veya tutuklanan kişinin derhal hakim

önüne çıkarılma hakkı düzenlendikten sonra, kişinin makul bir süre içinde

yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı olduğu

belirtilmiştir. Sanık, dava kesin mahkumiyetle sonuçlanıncaya kadar suçsuz

sayılacağından dolayı mahkemelerin somut olayda tutukluluk durumunun makul olup

olmadığını değerlendirirken masumiyet karinesini de göz önünde bulundurmaları

gerekir.

15. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası, belirli bir süreyi aşmayan tutukluluğa şartsız olarak izin verdiği

biçiminde yorumlanamaz. Süresi ne kadar kısa olursa olsun, tutukluluğun haklı

olduğu kararda ikna edici bir şekilde gösterilmelidir (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Belchev/Bulgaristan, B. No: 39270/98, 8/4/2004, §

82). AİHM, tutukluluğun devamına ve tutukluluğa itirazın reddine ilişkin

kararlarda mahkemelerin, aynı kelimelerin ve kalıpların tekrarlanmasından

ibaret gerekçeler kullanmaları halinde bunun Sözleşmenin 5. maddesinin 3.

fıkrasına aykırı olduğu sonucuna varmaktadır. (Çayan Bilgin/Türkiye, B.No:37912/04, 8.12.2009; Kürüm/Türkiye, B.No:56493/17,

26.1.2010; Erdem/Almanya, B.No:38321/97, 5.7.2001; Shishkov/Bulgaristan,

B.No:38822/97, 9.1.2003; Ilijkov/Bulgaristan, B. No: 33977/96, 26/7/2001,

§ 84). AİHM’e göre Kanun, tutuklama nedenlerine

ilişkin bir karine öngördüğünde, bireysel özgürlüğe müdahaleyi gerektiren somut

olguların varlığının ikna edici biçimde ortaya konulması zorunludur (Contrada/İtalya, B. No: 27143/95, 24/8/1998, §§

58-65).

16. Tutuklama tedbirinin kanuna uygun

kabul edilebilmesi için kuvvetli suç şüphesi ile birlikte tutuklama

nedenlerinden en az birinin tutukluluğun her aşamasında birlikte mevcut olması

zorunludur. 5271 sayılı Kanun’un 101. maddesine göre tutuklamaya, tutuklamanın

devamına veya tahliye isteminin reddine ilişkin kararların gerekçelerinde,

kuvvetli suç şüphesinin, tutuklama nedenlerinin varlığının ve tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren delillerin “somut

olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi” gerekir.

17. İlk tutuklama kararı verilirken

gösterilen tutuklama nedenleri başlangıçta ve belli bir süreye kadar

tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya

ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (Savaş

Çetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).

18. Bir davada tutukluluğun belli bir

süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu

amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece

mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin

kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (Murat Narman, § 62).

19. Tutukluluk konusundaki kanun

hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir

yetkisi kapsamında olmakla beraber kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı

yorumlara dayalı uygulamalar yapılması veya delillerin takdirinde açıkça

keyfiliğin bulunması halinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür

kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel

başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 49).

20. Somut olayda BDP üyesi ve TÜMBELSEN sendikası Batman il

temsilcisi olan başvurucu Batman Belediye Başkanlığında kültür müdürü olarak

görev yapmaktadır. Silahlı örgüt kurma ve yönetme suçlarını işlediği şüphesiyle

7/2/2012 tarihinde tutuklanmış ve 23/5/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.

21. Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığının 13/6/2012 tarihli ve 2012/1150 Soruşturma sayılı iddianamesinde

başvurucuyla ilgili telefon tapeleri, fiziki takip

tutanakları, gizli tanık ifadeleri ve arama sonucu elde edilen dokümanlar

ışığında başvurucu hakkında isnad edilen eylemler

şöyle açıklanmıştır: “Şüpheli Ali SARIPINAR’ın faaliyetleri bir bütün olarak

değerlendirildiğinde; PKK/KCK terör örgütüne bağlı Batman Kent Meclisi

yapılanmasının Kültür Komitesinden sorumlu olduğu, aynı zamanda PKK/KCK adına

Diyarbakır ilinde düzenlenen toplantılara katılıp burada alınan kararları

Batman’da uygulamak amacıyla Batman Kent Meclisini temsilen sözde Amed Bölge Meclisinde görevlendirildiği, Batman ilinde

terör örgütü adına yapılan illegal eylemler ile örgüt mensuplarına ait

cenazelerin alınması, getirilmesi, taziye çadırı kurulması, basın açıklamaları,

terör örgütü adına yapılacak olan etkinlikler için mahallelerde komisyonlar

oluşturarak şahısların toplantı ve basın açıklamalarına katılımlarının

sağlanması amacıyla çalışmalarda bulunulması, yapılan basın açıklamalarında

terör örgütü liderinin sahiplenilmesi eylemlerini organize ettiğini

anlaşılmaktadır. Bu suretle şüphelinin üzerine atılı TERÖR ÖRGÜTÜNÜN

FAALİYETLERİNİ DÜZENLEMEK SURETİYLE TERÖR ÖRGÜTÜNÜ YÖNETME SUÇUNU işlediğinin

anlaşıldığı, …”.

22. Görüldüğü gibi başvurucu hakkında yürütülen ve

tutuklamaya esas alınan iddialar çeşitli protesto gösterilerine katılmak,

bunları ve bazı konferansları organize etmek, bu faaliyetlere örgütsel doküman

sağlamak gibi ifade, örgütlenme, toplantı ve gösteri özgürlüklerini de

ilgilendiren eylem ve faaliyetlerden oluşmaktadır. Bu nedenle, tutukluluk

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken, tutuklamaya ve tutukluluğun

devamına yönelik kararlarda özgürlük ve güvenlik hakkı ile birlikte ilgili

diğer temel hak ve özgürlüklerin de gözetilmesi, değerlendirilmesi ve

özgürlükten yoksun bırakma yönünde uygulanan tedbirin ölçülü olduğunu gösteren

gerekçelerin ortaya konulmuş olması gerekir.

23. Anayasanın çeşitli maddelerinde

geçen "demokratik toplum"

kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik toplum" ölçütü,

Anayasa'nın 13. maddesi ile AİHS'in bu ölçütün

kullanıldığı 9., 10. ve 11. maddeleri arasındaki paralelliği açıkça

yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü ve

açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,

7/12/1976, § 49; Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye, B. No: 23536/94, 24408/94,

8/7/1999, § 61).

24. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca, "Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp

güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup

tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni

gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler,

istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin

sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla

sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.

24/9/2008). Başka bir ifadeyle yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne

dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa,

etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı

ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı

olacaktır (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 94).

25. Genel olarak basın, ifade ve

örgütlenme özgürlükleri ile sendika hakkı Anayasa'da benimsenen temel

değerlerden biri olan siyasal demokrasiyi somutlaştıran hak ve özgürlükler

arasında yer alır ve demokratik toplumun önemli temel unsurlarını oluşturur.

Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında demokrasinin temellerinin

çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik olduğunu vurgulamıştır (B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 95). Buna göre sendika hakkını kullanan bireyler, çoğulculuk,

hoşgörü ve açık fikirlilik gibi, demokratik toplumun temel ilkelerinin

korumasından yararlanırlar. Başka bir deyişle şiddete teşvik etme veya

demokratik ilkelerin reddi söz konusu olmadığı sürece, sendika hakkı çerçevesinde

dile getirilen bazı görüşler veya bunların dile getirilme biçimi yetkili

makamların gözünde kabul edilemez olsa dahi, basın, ifade, örgütlenme ve

sendikal özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler demokrasiye hizmet

edemez ve hatta tehlikeye düşürür. Hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir

toplumda, farklı düşüncelerin sendikal özgürlükler veya başka yollarla dile

getirilmesine imkan tanınmalıdır (benzer

değerlendirmeler için bkz. Oya Ataman/Türkiye, B. No: 74552/01, 5/3/2007, § 36).

26. Hak ve özgürlüklere yapılacak her

türlü sınırlamada devreye girecek bir başka güvence de Anayasa'nın 13.

maddesinde ifade edilen "ölçülülük ilkesi"dir.

Bu ilke, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda

öncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Anayasa'nın 13.

maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki

ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz

bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa Mahkemesi amaç ile araç arasında makul bir

ilişki ve dengenin bulunup bulunmadığını inceler (B. No: 2013/409, 25/6/2014, §

96).

27. Anayasa Mahkemesinin kararlarına

göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç

arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan

yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir (B. No:

2012/1051, 20/2/2014, § 84; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 97). Bu sebeple

sendika hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için

seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

28. Tutuklama ve tutukluluğun devamına

ilişkin olarak verilen kararlarda davanın genel durumu yanında, tahliyesini

talep eden kişinin özel durumunun dikkate alınması ve bu anlamda tutukluluk

gerekçelerinin kişiselleştirilmesi bir zorunluluktur. Özellikle kişi hakkında

uygulanan tutuklama tedbiri ile birlikte özgürlük ve güvenlik hakkı yanında

ifade özgürlüğü, seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma

hakkı, sendika hakkı gibi genel katılım içeren temel hak ve özgürlüklere de

sınırlama getirildiği hallerde tedbirin ölçülü olup olmadığı ve gerekçelerin

ilgili ve yeterli bulunup bulunmadığı hususları üzerinde hassasiyetle durulması

gerekmektedir. Zira diğer koruma önlemlerine göre daha ağır sonuçlar doğuran

tutuklama tedbirine yoğun ve geniş kapsamlı olarak başvurulmasının anılan temel

hak ve özgürlüklerin içini boşaltabileceği ve işlevsiz hale getirebileceği göz

ardı edilmemelidir.

29. Silahlı örgüt kurma ve yönetme suçlarını işlediği

şüphesiyle 7/2/2012 tarihinde tutuklanan ve 23/5/2014 tarihinde tahliye edilmiş

bulunan başvurucunun BDP üyesi, TÜMBELSEN sendikası Batman il temsilcisi ve

aynı zamanda Batman Belediye Başkanlığında kültür müdürü olarak görev yapmakta

olması karşısında, başvurucuya isnad edilen eylemlere

göre tutukluluk durumunun, başvurucunun ve somut olayın özellikleri ile

birlikte değerlendirilmesi gerekir. Eldeki işte başvurucunun da aralarında

bulunduğu kişiler hakkında düzenlenen iddianamede başvurucu hakkında yürütülen

ve tutuklamaya esas alınan iddialar çeşitli protesto gösterilerine katılmak,

bunları ve bazı konferansları organize etmek, bu faaliyetlere örgütsel doküman

sağlamak gibi ifade, örgütlenme, toplantı ve gösteri özgürlüklerini de

ilgilendiren eylem ve faaliyetlerden oluşmaktadır. Bu nedenle, tutukluluk

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken, tutuklamaya ve tutukluluğun

devamına yönelik kararlarda özgürlük ve güvenlik hakkı ile birlikte ilgili diğer

temel hak ve özgürlüklerin de gözetilmesi, değerlendirilmesi ve özgürlükten

yoksun bırakma yönünde uygulanan tedbirin ölçülü olduğunu gösteren gerekçelerin

ortaya konulmuş olması gerekir.

30. Kişilerin ceza kanunlarına aykırı

davranışları ve cezalandırma söz konusu olduğunda kural olarak-bu durumun ağırlaştırıcı veya hafifletici neden

sayılması gibi haller dışında- eylemi gerçekleştiren şahsın kimliği,

mesleği ve özel nitelikleri önemli değildir. Ceza kanunları, kanunda öngörülen

istisnalar dışında herkese eşit olarak uygulanır. Tutuklama tedbiri bakımından

da aynı açıklamalar geçerlidir. Ancak, kişi özgürlük ve güvenliği hakkını

doğrudan etkileyen bu tedbire başvurulurken, uygulanan tedbir ile hakkında

tedbir uygulanan kişinin veya olayın özelliğine göre özgürlük ve güvenlik hakkı

yanında başka temel hak ve özgürlüklerin de sınırlandırılması veya ortadan

kaldırılması sözkonusu olacaksa somut olayın

özellikleri de gözetilmek suretiyle tedbir ile temel hak ve özgürlükler

arasında adil bir denge kurulmalıdır.

31. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mustafa

Ali Balbay (B.No:2012/1272, 4.12.2013) ve Mehmet

Haberal (B.No:2012/849, 4.12.2013) kararlarında başvurucuların milletvekili

sıfatı taşımaları nedeniyle tutukluluğun devamı kararlarında kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının yanında seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının da

gözetilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Her iki kararda tekrarlanan gerekçenin

ilgili bölümü şöyledir:

“Anayasa’nın 83. maddesinde 14. maddeye atıfla getirilen istisna,

Anayasa’nın 67. maddesindeki seçilme hakkı da dikkate alındığında dar ve

özgürlük lehine yorumlanmalıdır. Bu nedenle tutukluluğunun devamı hakkında

karar verilen kişi milletvekili olduğu takdirde, çatışan değerlere bir yenisi

eklenmekte ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanında, seçilmiş

milletvekilinin tutuklu olması nedeniyle yasama faaliyetine katılamaması sonucu

mahrum kalınan kamu yararının da dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede

mahkemelerin milletvekili seçilen kişilerin tutukluluğunun devamına karar

verirken hem kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından hem de seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma hakkının kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır

basan korunacak bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri

gerekir. Bunun sonucu olarak makul sürenin aşılıp aşılmadığı incelenirken,

başvurucunun milletvekili seçilmesiyle birlikte ileri sürmüş olduğu iddiaların

tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda gerektiği gibi değerlendirilip

değerlendirilmediğine de bakılmalıdır. Dolayısıyla, başvurucunun seçilmiş bir

milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma ve temsil hakkı ile davanın

tutuklu sürdürülmesindeki kamu yararı arasında ölçülü bir denge kurulduğu

takdirde, tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli

oldukları sonucuna varılabilir.

Bu nedenle, seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla

Anayasa’nın 14. maddesi kapsamındaki bir suç isnadıyla yargılanan bir

milletvekilinin tutukluluk halinin incelenmesi sırasında, bu koruma tedbirinin

seçilme hakkını işlevsiz hale getirebileceği göz ardı edilmemelidir. Bütün

Milleti temsil etmek üzere belli bir süre için seçilen milletvekilinin, şayet

varsa, bu hakkını kullanmasına engel olmayacak koruma tedbirlerinin

uygulanabilirliği üzerinde özenle durulmalıdır. 5271 sayılı Kanun’un 109.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında buna imkân tanıyan hükümlere yer verildiği,

maddede 6352 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler sonucunda bunların sayısının

artırıldığı görülmektedir.

Tutuklamanın devamına karar verilirken, davanın genel durumu yanında,

tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun dikkate alınması ve bu anlamda

tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi bir zorunluluktur. Başvurucunun

tahliye taleplerini inceleyen mahkemeler, bu talepleri reddederken

gerekçelerini yeterince kişiselleştirmemiş, aynı zamanda milletvekili seçilmiş

olan başvurucunun kaçacağına ya da delilleri karartacağına dair inandırıcı

somut olgular ortaya koyamamıştır.”

32. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun

bu kararlarında benimsediği yaklaşım esas alındığında tutukluluğunun devamı

hakkında karar verilen kişi bir milletvekili olduğu takdirde, çatışan değerlere

bir yenisi eklenmekte ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanında, kişinin

siyasi faaliyette bulunma ve temsil hakkını kullanamaması sonucu mahrum kalınan

kamu yararının da dikkate alınması gerekmektedir. Aynı yaklaşım ifade ve

örgütlenme özgürlüğünün diğer görünümlerini oluşturan basın, örgütlenme ve

sendika özgürlükleri bakımından da geçerlidir.

33. Bu çerçevede mahkemelerin ifade

özgürlüğü ve onun diğer görünümlerini oluşturan faaliyetlere yönelik

soruşturmalarda tutukluluğun devamına karar verirken hem kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkından hem de anılan özgürlüklerin kullanılmasından kaynaklanan

yarardan çok daha ağır basan, korunacak bir yararın varlığını somut olgulara

dayanarak göstermeleri gerekir. Dolayısıyla, başvurucunun sendika ve ifade

özgürlüğünü kullanması ile davanın tutuklu sürdürülmesindeki kamu yararı arasında

ölçülü bir denge kurulduğu takdirde, tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin

ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir.

34. AİHM’ne göre, ifade özgürlüğü ve bu

özgürlüğün farklı görünüm biçimlerini oluşturan basın, örgütlenme, siyasi faaliyet

ve sendika özgürlüklerinin kullanımına yapılan müdahalelerin ölçülülük

değerlendirmesinde, uygulanan yaptırımın ağırlık ve niteliğinin de dikkate

alınması gerekir. AİHM, uygulanan yaptırım hafif olmasına rağmen eğer başvurucu

üzerinde caydırıcı bir etki meydana getiriyorsa, bunu sorunlu görmektedir. AİHM’e göre, uygulanan yaptırımın yukarıda belirtilen

kriterler bağlamında haklı kılınmış olması gerekir (Axel Springer AG/Almanya [BD], B. No:

39954/08, 7/2/2012, § 95). Mahkeme, sendikal faaliyet kapsamında verilen hafif

cezaların dahi sendikaya üye kişileri, çıkarlarını savunmak amacıyla yapılan

sendikal faaliyetlere katılmaktan vazgeçirecek bir niteliğe sahip olduğunu

kabul etmektedir (bkz. Kaya ve Seyhan/Türkiye, B. No: 30946/04, 15/12/2009, § 30;

Karaçay/Türkiye, B. No: 6615/03, 27/6/2007, § 37; Ezelin/Fransa, B. No: 11800/85, 26/4/1991, § 43).

35. Bu nedenle, belirtilen

özgürlüklerle ilgili soruşturmalarda tutukluluk halinin incelenmesi sırasında,

uygulanan tutuklama koruma tedbirinin anılan özgürlüğü işlevsiz hale

getirebileceği göz ardı edilmemelidir. Öngörülen tedbir ile sınırlanması veya

ortadan kaldırılması söz konusu olan temel hak ve özgürlük arasında yapılacak

dengelemede, kişinin bu hak ve özgürlüğünü kullanmasına engel olmayacak diğer

koruma tedbirlerinin uygulanabilirliği üzerinde özenle durulmalıdır. Bir suç

sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100. maddede belirtilen tutuklama

sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol

altına alınmasına karar verilebileceğini öngören 5271 sayılı Kanun’un 109.

maddesinde buna imkân tanıyan hükümlere yer verildiği, maddede 6352 sayılı

Kanun’la yapılan değişiklikler sonucunda bunların sayısının artırıldığı

görülmektedir.

36. Tutuklama nedenlerinin varlığının tutukluluk

süresince tekrar gözden geçirilmesi ve somut olarak ortaya konulması sırasında

tutukluluk halinin devamına karar verilirken, özgürlük ve güvenlik hakkı ile

birlikte söz konusu olan diğer hak ve özgürlüklerin de ölçülülük açısından

yapılacak değerlendirmede ayrıca gözetilmesi gerekir. Bu anlamda verilen

kararlar da denetime elverişli olacak şekilde yeterli gerekçeyi içermeli ve

hakkında tutuklama tedbiri uygulanan kişi bakımından yeterli somutlaştırmayı

sağlamalıdır. Aksi yaklaşım, kanunda belirtilen kalıpların tekrarından ibaret

olarak verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararları tamamen denetimsiz

bırakan ve bu yönüyle AİHM içtihatlarında belirtilen, Anayasa ve Ceza

Muhakemesi Kanununda yer verilen güvencelere aykırı biçimde sürdürülen uygulamaların

devamına yol açar.

37. Eldeki işte, başvurucunun değişik

tarihlerde yapmış olduğu tahliye talepleri özetle; başvurucu hakkında isnat

olunan suçların mahiyeti, isnat edilen suçlara dair kuvvetli suç şüphelerini

gösteren olguların var olması, isnat edilen suçların katalog suçlardan olması,

tüm dosya kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde mevcut delillerin kuvvetli

suç şüphesinin varlığını göstermesi, tutuklulukta geçen makul süreyi aşan bir

durumun bulunmaması, başvurucunun serbest kalması halinde kaçma şüphesinin

bulunması, daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının

dava konusu açısından yetersiz kalacağı şeklindeki gerekçelerle reddedilmiştir.

Başvurucu tarafından mahkemelerce verilen ret kararlarına karşı yapılan itirazlar

da reddedilmiştir. Böylece başvurucunun tutukluluk süresi 5271 sayılı Kanun’un

102. maddesinde ağır cezalık suçlar için öngörülen iki yıllık süreyi 8.2.2014

tarihinden itibaren aşmış ve toplamda 2 yıl 3 ay 19 güne ulaşmış bulunmaktadır.

38. Başvurucunun tahliye taleplerini

inceleyen mahkemeler, bu talepleri reddederken gerekçelerini yeterince

kişiselleştirmemiş, diğer alternatif koruma tedbirlerinin uygulanmasını

ölçülülük açısından değerlendirmemiş, BDP üyesi, TÜMBELSEN sendikası Batman il

temsilcisi ve aynı zamanda Batman Belediye Başkanlığında kültür müdürü olarak

görev yapmakta olan başvurucunun kaçacağına ya da delilleri karartacağına dair

inandırıcı somut olgular ortaya koyamamışlardır. Kararda tekrarlanan bu

gerekçeler 2 yıl 3 ay 19 gün süren bir tutukluluk için yeterli görülemez.

39. Bu durumda,

tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden

beklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

arasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin

makul olmadığı sonucuna varılmıştır.

40. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun

bu başlık altında dile getirdiği şikâyetleri yönünden Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilmediği yönündeki çoğunluk görüşüne

katılmadık.

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Alparslan

ALTAN

Üye

Erdal

TERCAN