Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2015/18774 E. K.

AYM 2018-03-22 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

MUSTAFA ŞAHİN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/18774)

Karar Tarihi: 22/3/2018

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi ve değer

kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının, idare lehine vekâlet ücretine

hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuya ait Karaman'ın Ermenek ilçesi Ardıçkaya

köyünde bulunan 221 ada 22 parsel numaralı taşınmaza yönelik olarak Enerji ve

Tabii Kaynaklar Bakanlığının Ermenek Barajı ve Hidroelektrik Santrali Tesisleri

Projesi kapsamında Bakanlar Kurulunca 31/1/2009 tarihinde acele kamulaştırma

kararı alınmıştır.

9. İdare, Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesinden (Mahkeme) 26/4/2011

tarihinde başvurucuya ait taşınmaza acele kamulaştırma yoluyla el konulması ve

kamulaştırma bedelinin tespiti talebinde bulunmuştur. Mahkeme 17/6/2011 tarihli

kararı ile bilirkişi raporuna dayanarak el koyma bedelini 18.940,21 TL olarak

belirleyip bu bedelin başvurucuya ödenmesine ve bahsedilen taşınmaza acele el

konulmasına karar vermiştir.

10. İdare tarafından 12/12/2012 tarihinde açılan kamulaştırma

bedelinin tespiti ve taşınmazın tescili davasında Mahkemece bilirkişi

incelemesi yaptırılmış, bilirkişilertaşınmazın

özelliklerini gözeterek ve net gelir yöntemine göre 2012 yılı fiyat, masraf ve

verim verilerini kullanarak taşınmazın toplam değerini 30.142,17 TL olarak

belirlemiştir.

11. Mahkeme 9/5/2012 tarihli kararıyla taşınmazın kamulaştırma

bedeli olan 30.142,17 TL'den acele kamulaştırma kararı sonrası ödenen bedelin

mahsubu ile bakiye 11.201,96 TL'nin başvurucuya ödenmesine, taşınmazın idare

adına tapuya kayıt ve tesciline karar vermiştir.

12. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesince

18/11/2014 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı

Dairenin 28/9/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

13. Nihai karar, başvurucuya 27/10/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

14. Başvurucu 26/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

15. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073,

6/7/2017, §§ 18-33.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 22/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu öncelikle kamulaştırma bedelinin düşük

belirlendiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre bilirkişi tarafından

kamulaştırma bedeli tespit edilirken yalnızca taşınmazın bulunduğu ilçenin

verileri yerine komşu ilçelerin tarım müdürlüğü verileri dikkate alınarak hesap

yapılması nedeniyle taşınmaz bedeli olması gerekenden düşük hesaplanmıştır.

Başvurucu ayrıca, derece mahkemelerince belirlenen kamulaştırma bedelinin değer

kaybına uğratıldığını belirtmiştir. Başvurucu, bu gerekçelerle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, daha önce Karaman'ın Ermenek ilçesinde

yapılan aynı kapsamdaki kamulaştırma işlemleri yönünden benzer şikâyetleri

çeşitli bireysel başvurularda incelemiş ve karara bağlamıştır (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,

6/2/2014; Ali Şimşek ve diğerleri).

19. Başvurucu ilk olarak kamulaştırma bedelinin düşük

belirlendiğinden yakınmaktadır. Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri uyarınca

kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve

usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın

anayasal ögeleridir. Kamulaştırılan taşınmazın gerçek karşılığı olan bedelinin

tespiti ise uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu

konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevindedir. Mülkiyet hakkına yapılan

müdahale ile ödenen bedel arasındaki ilişki yönünden Anayasa Mahkemesinin

yapacağı tespit, orantılılık incelemesinden ibarettir (Mukadder Sağlam ve diğerleri, B. No:

2013/2511, 22/1/2015, § 49; Abdülkerim

Çakmak ve diğerleri, B. No: 2014/1964, 23/2/2017, § 52).

20. Somut olayda ise Yargıtay 18. Hukuk Dairesi gerekçesini

önceden ortaya koyarak Ermenek ilçesindeki arazilerin kamulaştırılmasında

gerçek değere ulaşmak için mevki kavramını ilçe düzeyinden daha geniş yorumlamıştır.

2006 yılından beri istikrarlı olarak uygulanan bu yöntem bireyler için

erişilebilir ve bilinebilir olup başvuru konusu olayda 2010 yılında açılan

kamulaştırma bedelinin tespiti davasında başvurucu açısından bahsedilen

yerleşik içtihat öngörülebilir durumdadır. Dolayısıyla Yargıtay Dairesinin

Ermenek ilçesi için belirlediği mevki kavramını daha geniş yorumlayan bedel

tespiti yöntemi 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 11.

maddesinin (f) bendine açıkça aykırı olmadığı gibi ikna edici gerekçesi ile

keyfî olmaktan da uzaktır (Tahsin Erdoğan, §§

64-70).

21. Başvurucu ayrıca, yargılamanın uzun sürmesinden kaynaklı

olarak kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğratıldığını ileri sürmüştür.

22. Kamulaştırma yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olabilmesi için taşınmazın gerçek bedelinin malike ödenmesi ve ayrıca

ödenen bedelin tespitinde esas alınan tarih ile ödeme tarihi arasında geçen

dönemde gerçekleşen enflasyona nispetle taşınmazın hissedilir derecede değer

kaybetmemiş olması gerekir (Mehmet Akdoğan

ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 59). Ödenen tutarların

enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi yani kamulaştırma

tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi

edecek biçimde faiz uygulanması, kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında

değer kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 42).

23. Yapılan incelemede başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

ölçülü olup olmadığı hususunda bir sonuca varmak için Mahkemece tespit edilen

gerçek değer ile başvurucuya yapılan ödemelerin enflasyon etkisi arındırılmış

sonuçlarının karşılaştırılması gerekmektedir. Elde edilmek istenen kamu yararı

ile başvurucunun mülkünden mahrum kalması arasında makul dengenin sağlanıp

sağlanmadığını ve müdahalenin ölçülü olup olmadığını tespit etmede önemli olan,

yapılan ödemelerin değer kaybının toplam bedele oranı üzerinden başvurucunun

maruz kaldığı yükü belirlemektir (Ali Şimşek

ve diğerleri, § 66).

24. Başvuru konusu davanın açıldığı 12/12/2012 tarihindeki

değerlere göre tespit edilen 30.142,17 TL kamulaştırma bedelinin 18.940,21

TL'si daha önce 17/6/2011 tarihinde acele el koyma kararı ile ödenmiştir. Acele

el koyma kararı sonrası ödenen 18.940,21 TL mahsup edildikten sonra bakiye

11.201,96 TL’nin başvurucuya ödenmesine 10/3/2014 tarihli kararla

hükmedilmiştir.

25. Merkez Bankası verilerine göre alacağa hak kazanıldığı 2012

yılı 12. ayındaki 100 TL'nin ödemenin yapıldığı 2014 yılı 3. ayı itibarıyla

enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 111,23 TL'dir. Bu durumda

başvurucuya ödenmesi gereken 11.201,96 TL tutarındaki kamulaştırma bedeli

alacağının 2014 yılı 3. ayıitibarıyla Merkez Bankası

verileri kullanılarak enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığı

12.460,16 TL’dir.

26. Dolayısıyla yukarıdaki verilere göre başvurucunun mülkiyet

hakkı kapsamında değerlendirilen 11.201,96 TL tutarındaki alacağının değer

kaybını telafi edecek fark 1.258,20 TL'dir. Buna karşılık derece

mahkemelerince, başvurucunun alacağına 12/4/2013 tarihinden itibaren yasal faiz

işletilmesine karar verilmiş olup bu doğrultuda başvurucuya yalnızca 914,26 TL

tutarında faiz ödemesi yapıldığı görülmektedir. Bu durumda başvurucunun

alacağında meydana gelen değer kaybı %3,075'tir.

27. Bu koşullar altında somut olaya bakıldığında taşınmaz

malikine ödenen faizin aradan geçen sürede kamulaştırma bedelinin uğradığı

değer kaybını büyük ölçüde karşıladığı anlaşılmaktadır. Yukarıda tespit edilen

düzeydeki küçük bir farklılığın ise (%5'ten daha az) hesaplama yöntemi

sebebiyle oluşabilecek yanılma (hata marjı) kapsamında kaldığı

değerlendirilmelidir. Ayrıca Mahkeme kararıyla tespit edilen kamulaştırma

bedeli, kararla birlikte taşınmaz malikine ödenmiştir. Bu durumda kamulaştırma

bedelinin ödenmesi sürecindeki gecikmenin -bu sürede uğranılan zararın

karşılanması amacıyla ödenen faiz miktarı da gözetildiğinde- başvurucuya aşırı

bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal

edilmediğinin açık olduğu sonucuna varılmıştır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, lehine hükmedilen tazminatın bir bölümünü vekâlet

ücreti olarak ödemek zorunda kalmasından şikâyet etmiştir.

2. Değerlendirme

30. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun vekâlet ücretine ilişkin

şikâyetinin mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi

bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2011/33, K.2012/54, 11/4/2012;

AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012; E.2012/108, K.2013/64, 22/5/2013;

E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013; E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014;

E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016, § 18).

33. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,

2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,

B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).

34. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık

kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde

karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Mahkemeye erişim hakkı,

hak arama özgürlüğünün bir gereği olmakla birlikte hak arama özgürlüğünün

varlığının kabulü için tek başına yeterli bulunmamaktadır. Mahkemeye erişimi

etkisiz kılacak ya da yargı yoluna başvurmayı önemli ölçüde zorlaştırıcı veya

caydırıcı nitelikte olan (AYM, E.2013/40, K.2013/139, 28/11/2013), kişinin

mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (Özkan Şen, § 52) ya da kişinin bizatihi

mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getiren sınırlamalar mahkemeye

erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can

Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 31).

35. Vekâlet ücreti yargılama gideri olup bununla davacı veya

davalının o dava nedeniyle aldıkları hukuki yardım karşılığında avukata

ödedikleri ücretin telafisi amaçlanmaktadır (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014). Dava aşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli

olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile

ilişkilidir (Serkan Acar, B. No:

2013/1613, 2/10/2013, § 38).

36. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine vekâlet ücretine

hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil

etmektedir (Serkan Acar, § 39; Muhbet Adanır ve diğerleri, B. No: 2014/10261,

8/12/2016, § 101).

37. Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü için herhangi

bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde

sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Anayasa

Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve

özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş

hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2010/83,

K.2012/169, 1/11/2012; E.2012/108, K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015; Hüseyin

Dayan, B. No: 2013/5033, 13/4/2016, § 46).

38. Mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen mahkemeye erişim

hakkına ilişkin sınırlandırmaların kanuni olması, hakkın özünü zedeleyecek

şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi ve ölçülü olması gerekir (Serkan Acar, § 38; İbrahim Can Kişi, § 36).

39. Başvuru konusu olayda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Ceza

Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesi ve 2/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî

Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı

Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk

Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 14. maddesinin

(1) numaralı fıkrası ile 2014 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT)

uyarınca başvurucu aleyhine reddedilen kısım üzerinden vekâlet ücretine

hükmedilmiştir. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu

anlaşılmaktadır.

40. İdare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin amacının

gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece kamu

kaynaklarının etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde

kullanılmasının sağlanması olduğu ifade edilebilir. Kamu kaynaklarının etkili,

verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde kullanılmasının teminine yönelik

düzenleme yapılması da hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup bu sebeple

yapılan müdahalenin meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmıştır (Murat Kara ve diğerleri, B. No: 2014/6042,

9/3/2017, § 70).

41. Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların

reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık ücretini karşı

tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları

çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını

anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel koşulları

çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının

asgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan Şen,

§ 54).

42. Başvuru konusu olayda Mahkemece dava kabul edilerek taraflar

yararına 2014 yılı AAÜT uyarınca 1.500 TL maktu vekâlet ücretine

hükmedilmiştir. Bu durumda derece mahkemelerince hükmedilen kamulaştırma bedeli

ile karşılaştırıldığında ve başvurucu yararına da vekâlet ücretine hükmedildiği

dikkate alındığında başvurucu aleyhine hükmedilen 1.500 TL maktu vekâlet

ücretinin ölçüsüz olduğu söylenemez. Ayrıca bu düzenleme ile satın alma

usulünün de teşvik edildiği gözetilmelidir. Bu nedenle mahkemeye erişim hakkına

yönelik açık bir ihlalin bulunmadığı anlaşılmıştır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

45. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

46. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

47. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık 2 yıl 9 ay 16

günlük yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varmak gerekir.

48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Başvurucunun Diğer

İddiaları

49. Başvurucu, özel yaşama saygı ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğini öne sürmekte ise de somut başvurunun konut

dokunulmazlığı ve özel yaşama saygı hakkıyla bir ilgisi görülmediğinden bu

haklar yönünden bir inceleme yapılmamıştır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun diğer iddialarının incelenmesine GEREK

OLMADIĞINA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

22/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

M. Emin

ŞAHİNER

Başvurucu

:

Mustafa

ŞAHİN

Vekili

:

Av. Adil

AKTAY