Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2015/19289 E. K.

AYM 2018-07-17 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

HANIM ÇEYİZ VE MEHMET GÜNDÜZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/19289)

Karar Tarihi: 17/7/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi ve değer

kaybına uğratılması nedeniyle özel hayata saygı hakkı ile mülkiyet hakkının,

idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının,

yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvuruculara ait Karaman ili Ermenek ilçesi Çavuş köyünde

bulunan 138 ada 15 parsel numaralı taşınmaza yönelik olarak Ermenek Barajı ve

Hidroelektrik Santrali Tesisleri Projesi kapsamında Bakanlar Kurulunca

31/1/2009 tarihinde acele kamulaştırma kararı alınmıştır.

9. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 10/2/2009 tarihinde

Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesinden (Mahkeme) bedeli tespit edilmek kaydıyla

anılan taşınmaza acele el konulmasını talep etmiştir. Mahkeme 6/5/2009

tarihinde talebi kabul etmiş ve bilirkişi raporuna dayalı olarak belirlenen

12.601,87 TL'nin başvuruculara ödenmesi karşılığında bu taşınmaza acele el

konulmasına karar vermiştir.

10.İdare 5/5/2010 tarihinde aynı Mahkemede, kamulaştırma

bedelinin tespiti ve tescil davası açmıştır. Mahkemece bilirkişi incelemesi

yaptırılmış; bilirkişiler taşınmazın özelliklerini gözeterek ve net gelir

yöntemine göre 2010 yılı fiyat, masraf ve verim verilerini kullanarak

taşınmazın toplam değerini 9.929,69 TL olarak belirlemiştir.

11. Mahkeme 12/3/2012 tarihinde davanın kabulü ile kamulaştırma

bedelinin 9.929,69 TL olarak tespitine karar vermiştir. Kararda, daha önce

başvuruculara ödenen 12.601,87 TL'den belirlenen kamulaştırma bedeli mahsup

edilmiştir. Mahkeme, yapılan mahsup işlemi sonucu bakiye 2.672,18 TL'nin başvurucular

tarafından bankadan çekilme tarihine kadar varsa işlemiş olan mevduat faizi ile

birlikte davacı idareye verilmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca

kamulaştırılan taşınmazın baraj gölü içinde kalması sebebiyle tapudan terkinine

hükmetmiştir.

12. Temyiz edilen karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesince 2/10/2012

tarihinde bozulmuştur. Bozma kararında, tarım arazisi olan taşınmazın değeri

belirlenirken sulamaya ilişkin resmi verilerin esas alınmaması ile taşınmazın

terkinine ve harç alınmasına yer olmadığına karar verilmesinin doğru olmadığı

belirtilmiştir. Başvurucuların karar düzeltme talebi aynı Dairenin 7/3/2013

tarihli kararı ile reddedilmiştir.

13. Bozma kararına uyan Mahkeme 31/3/2014 tarihinde bu defa

kamulaştırma bedelinin 15.194,35 TL olarak belirlenmesine karar vermiştir. Buna

göre dosya kapsamında başvuruculara ödenen bedelin mahsubu ile eksik kalan

2.592,48 TL'nin de 6/9/2010 tarihinden 31/3/2014 tarihine kadar yasal faiz

işletilerek başvuruculara ödenmesine karar verilmiştir. Mahkeme ayrıca taraflar

yararına karşılıklı olarak 1.500 TL vekalet ücretine hükmetmiştir.

14. Temyiz edilen karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin

18/11/2014 tarihli kararı ile onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme talebi

aynı Dairenin 28/9/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

15.Nihai karar, başvurucu vekiline 10/11/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 3/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

17. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073,

6/7/2017, §§ 18-33.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 17/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

19. Başvurucular öncelikle kamulaştırma bedelinin düşük

belirlendiğini iddia etmişlerdir. Başvuruculara göre bilirkişi tarafından

kamulaştırma bedeli tespit edilirken yalnızca taşınmazın bulunduğu ilçenin

verileri yerine komşu ilçelerin tarım müdürlüğü verileri dikkate alınarak hesap

yapılması nedeniyle taşınmaz bedeli olması gerekenden düşük hesaplanmıştır.

Başvurucular ayrıca, derece mahkemelerince belirlenen kamulaştırma bedelinin

değer kaybına uğratıldığını belirtmişlerdir. Başvurucular, bu gerekçelerle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

20. Anayasa Mahkemesi, daha önce Karaman'ın Ermenek ilçesinde

yapılan aynı kapsamdaki kamulaştırma işlemleri yönünden benzer şikâyetleri

çeşitli bireysel başvurularda incelemiş ve karara bağlamıştır (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,

6/2/2014; Ali Şimşek ve diğerleri).

21. Başvurucular ilk olarak kamulaştırma bedelinin düşük

belirlendiğinden yakınmaktadırlar. Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri

uyarınca kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas

ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi

kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Kamulaştırılan taşınmazın gerçek karşılığı

olan bedelinin tespiti ise uzman mahkemelerin ve Yargıtayın

bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevindedir. Mülkiyet hakkına yapılan

müdahale ile ödenen bedel arasındaki ilişki yönünden Anayasa Mahkemesinin

yapacağı tespit, orantılılık incelemesinden ibarettir (Mukadder Sağlam ve diğerleri, B. No:

2013/2511, 22/1/2015, § 49; Abdülkerim

Çakmak ve diğerleri, B. No: 2014/1964, 23/2/2017, § 52).

22. Somut olayda ise Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, gerekçesini

önceden ortaya koyarak Ermenek ilçesindeki arazilerin kamulaştırılmasında

gerçek değere ulaşmak için mevki kavramını ilçe düzeyinden daha geniş

yorumlamıştır. 2006 yılından beri istikrarlı olarak uygulanan bu yöntem

bireyler için erişilebilir ve bilinebilir olup başvuru konusu olayda 2010

yılında açılan kamulaştırma bedelinin tespiti davasında başvurucu açısından

bahsedilen yerleşik içtihat öngörülebilir durumdadır. Dolayısıyla Yargıtay

Dairesinin Ermenek ilçesi için belirlediği mevki kavramını daha geniş

yorumlayan bedel tespiti yöntemi 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu’nun 11. maddesinin (f) bendine açıkça aykırı olmadığı gibi ikna edici

gerekçesi ile keyfî olmaktan da uzaktır (Tahsin

Erdoğan, §§ 64-70).

23. Başvurucular ayrıca, yargılamanın uzun sürmesinden kaynaklı

olarak kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğratıldığını ileri sürmüşlerdir.

24. Kamulaştırma yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olabilmesi için taşınmazın gerçek bedelinin malike ödenmesi ve ayrıca

ödenen bedelin tespitinde esas alınan tarih ile ödeme tarihi arasında geçen

dönemde gerçekleşen enflasyona nispetle taşınmazın hissedilir derecede değer

kaybetmemiş olması gerekir (Mehmet Akdoğan

ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 59). Ödenen tutarların

enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi yani kamulaştırma

tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi

edecek biçimde faiz uygulanması, kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında

değer kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 42).

25. Yapılan incelemede başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

ölçülü olup olmadığı hususunda bir sonuca varmak için mahkemece tespit edilen

gerçek değer ile başvurucuya yapılan ödemelerin enflasyon etkisi arındırılmış

sonuçlarının karşılaştırılması gerekmektedir. Elde edilmek istenen kamu yararı

ile başvurucunun mülkünden mahrum kalması arasında makul dengenin sağlanıp

sağlanmadığını ve müdahalenin ölçülü olup olmadığını tespit etmede önemli olan,

yapılan ödemelerin değer kaybının toplam bedele oranı üzerinden başvurucunun

maruz kaldığı yükü belirlemektir (Ali Şimşek

ve diğerleri, § 66).

26. Somut olayda 12/3/20112 tarihli acele el koyma kararıyla

kamulaştırma bedeli 12.601,87 TL olarak belirlenmiştir. 5/5/2010 tarihinde

açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında ise Mahkeme 31/3/2014

tarihinde, kamulaştırma bedelini 15.194,35 olarak tespit etmiştir. Dolayısıyla

Mahkeme, dosya kapsamında başvuruculara ödenen bedelin mahsubu ile kalan

2.592,48 TL'nin başvuruculara ödenmesine karar vermiştir.

27.Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kamulaştırma

bedeline hak kazanıldığı 2010 yılı 5. ayındaki 100 TL'nin ödemenin yapıldığı

2014 yılı Mart ayı itibarıyla enflasyon karşısında

değer kaybı giderilmiş karşılığı 133,22 TL'dir. Bu durumda başvuruculara

ödenmesi gereken 15.194,35 TL tutarındaki kamulaştırma bedeli alacağının 2014

yılı 3. ayı itibarıyla enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığı

20.241,5 TL’dir.

28. Dolayısıyla yukarıdaki verilere göre başvurucuların mülkiyet

hakkı kapsamında değerlendirilen 15.194,35 TL tutarındaki alacağının değer

kaybını telafi edecek fark 5.047,15 TL'dir. Buna karşılık derece mahkemelerince

başvurucuların alacağına 6/9/2010 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine

karar verilmiş olup bu doğrultuda başvuruculara 4.878,01 TL tutarında faiz ödemesi

yapılmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucuların alacağında

meydana gelen değer kaybı % 1,11 dir.

29. Bu koşullar altında somut olaya bakıldığında taşınmaz

malikine ödenen faizin aradan geçen sürede kamulaştırma bedelinin uğradığı

değer kaybını çok büyük ölçüde karşıladığı anlaşılmaktadır. Yukarıda tespit

edilen düzeyde küçük bir farklılığın ise (%5'ten daha az) hesaplama yöntemi

sebebiyle oluşabilecek yanılma farklılığı (hata marjı) kapsamında kaldığı

değerlendirilmelidir. Ayrıca Mahkeme kararıyla tespit edilen kamulaştırma

bedeli, kararla birlikte taşınmaz malikine ödenmiştir. Bu durumda kamulaştırma

bedelinin ödenmesi sürecindeki gecikmenin -bu sürede uğranılan zararın

karşılanması amacıyla ödenen faiz miktarı da gözetildiğinde- müdahalenin

başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediği anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edilmediğinin açık olduğu sonucuna

varılmıştır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

31. Başvurucular, lehlerine hükmedilen tazminatın bir bölümünü

vekâlet ücreti olarak ödemek zorunda kalmalarından şikâyet etmiştir.

2. Değerlendirme

32. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

33. Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davalarında aleyhe

vekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik şikâyetler bireysel başvuru kapsamında

daha önce Anayasa Mahkemesince mahkemeye erişim hakkı bağlamında incelenmiştir

(Ali Şimşek ve diğerleri, §§

70-85; Ayşe Acar, B. No:

2014/7060, 21/9/2016, 37-45).

34. Buna göre taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına

göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine vekâlet

ücretine hükmedilmesine yönelik düzenlemelerin mahkemeye erişim hakkına

müdahale teşkil ettiği kabul edilmiştir. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesi ve 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel

Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk

Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 14. maddesinin

(1) numaralı fıkrası ile 2012 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca

reddedilen kısım üzerinden başvurucular aleyhine vekâlet ücretine

hükmedilmiştir. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu

değerlendirilmiştir (Ali Şimşek ve diğerleri,

§§ 78-81; Ayşe Acar, §§ 38-41).

35. Ayrıca idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin

amacının gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece

kamu kaynaklarının etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde

kullanılmasının sağlanması olduğu; bu sebeple yapılan müdahalenin meşru bir

amaca yönelik olduğu tespit edilmiştir. Son olarak ölçülülük bağlamında yapılan

değerlendirmede ise hükmedilen tazminat bedeli ile karşılaştırıldığında davanın

kısmen reddedilmesi nedeniyle başvurucular aleyhine hükmedilen maktu vekâlet

ücretinin ölçüsüz olmadığı ve bu nedenle mahkemeye erişim hakkına yönelik açık

bir ihlalin bulunmadığı sonucuna varılmıştır (Ali

Şimşek ve diğerleri, §§ 82-85; Ayşe

Acar, §§ 42-45).

36. Somut başvuruda da yukarıda belirtilen ilkelerden ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Buna göre başvuruya konu olayda

kamulaştırma bedeli 15.194,35 TL olarak belirlenmiş, buna karşın kendilerini

vekil ile temsil ettiren her iki taraf yararına da maktu vekâlet ücretine

hükmedilmiştir. İdare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin belirtilen amacı

yanında kamulaştırma öncesi satın alma usulünü teşvik etme yönündeki işlevi de

dikkate alındığında ve hükmedilen kamulaştırma bedelinin miktarı ile

karşılaştırıldığında başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin

başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediği ve ölçülü olduğu sonucuna

varılmıştır. Bu nedenle mahkemeye erişim hakkına yönelik açık bir ihlalin

bulunmadığı anlaşılmıştır.

37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

40. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

41. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

42. Anılan ilkeler, Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar ve somut başvuruya konu yargılama sürecinin niteliği dikkate

alındığında yaklaşık 5 yıl 5 aylık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna

varmak gerekir.

43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

D. Başvurucuların Diğer

İddiaları

44. Başvurucular, özel yaşama saygı ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğini öne sürmekte iseler de somut başvurunun konut

dokunulmazlığı ve özel yaşama saygı hakkıyla bir ilgisi görülmediğinden bu

haklar yönünden bir inceleme yapılmamıştır.

E. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine kar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

46. Başvurucular, 40.930,84 TL maddi ve 20.000 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuşlardır.

47. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

48. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara ayrı ayrı net

5.400 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

49. Mülkiyet hakkı ve mahkemeye erişim hakkının ihlali iddiaları

yönünden başvuru kabul edilemez bulunduğundan başvurucuların bu haklara yönelik

maddi tazminat taleplerinin reddi gerekir.

50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların diğer iddialarının incelenmesine GEREK

OLMADIĞINA,

D. Başvuruculara net 5.400 TL manevi tazminatın ayrı ayrı

ÖDENMESİNE, maddi tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Ermenek Asliye Hukuk

Mahkemesine (E.2013/152, K.2014/172) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

M. Emin

ŞAHİNER

Başvurucular

:

1. Hanım ÇEYİZ

2. Mehmet

GÜNDÜZ

Vekilleri

:

Av. Adil

AKTAY

Av. Utku

Çağrı AKTAY