7. Ceza Dairesi 2023/19846 E. , 2025/9602 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/1070 E., 2022/2086 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, eşya müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama
Sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün istinaf kanun yoluna tabi olduğu anlaşılmıştır.
Sanık ... hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. Sanık ... Müdafiin Temyiz İstemi Yönünden 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesinin "Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un Geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6723 sayılı Kanun) 33 üncü maddesi) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez." şeklinde düzenlendiği, buna göre bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı Kanun'un 322/4-5-6 madde fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddelerinin uygulanacağı, 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (5271 sayılı Kanun) hükümlerinin uygulanacağı cihetle,Dava dosyasının, adı geçen sanık yönünden daha önceden Yargıtay incelemesinden geçmediği, 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesi ile değiştirilen 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilmiş olan hükmün istinaf kanun yoluna tabi olduğu ve kanun yolunun re'sen dikkate alınacağı anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun'un 272 ve devamı maddeleri uyarınca inceleme yapılmak üzere dava dosyasının, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy çokluğuyla İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
II.Sanık ...'ın Temyiz İstemi Yönünden Olayların oluş biçimi, sanığın aşamalardaki savunmaları, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçların sanık tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak; 1.Suç tarihlerinde yürürlükte olan 6455 sayılı Kanun ile değiştirilen 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu (5607 sayılı Kanun) ile 6545 ve 7242 sayılı Kanunlar ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un ilgili maddelerinin somut olaya ayrı ayrı uygulanarak belirlenen sonuç cezalar karşılaştırılmak suretiyle sanık hakkında lehe Kanun'un tespit edilmesi gerektiği gözetilmeden, hatalı uygulama neticesinde her iki Kanun yönünden sonuç cezanın aynı olduğu kabul edildiği halde; sanığın eyleminin, suç tarihi ve ele geçirilen eşyanın niteliği itibariyle suç tarihinde yürürlükte olan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun kapsamında kaldığı gözetilmeden, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) "zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesi nazara alınarak,olay tarihinde yürürlükte olmayan ve Mahkemenin kabulüne göre lehe hüküm içermeyen 6545 Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun uyarınca hüküm tesisi,
2-Sanığa soruşturma aşamasında etkin pişmanlık ihtaratı yapılmadığı, sanığın eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarı yatırması halinde hakkında 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca cezasında yarı oranında indirim yapılacağı da gözetilerek, suça konu kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarın hüküm verilinceye kadar ödenmesinin ihtarı yerine duruşma gününe kadar süre verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
3-Dairemizce de kabul gören Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2014 tarih ve 2013/7-591 Esas, 2014/171 Karar sayılı ve 16.05.2017 tarih ve 2015/398 Esas, 2017/272 Karar sayılı kararlarında ayrıntıları belirtilmekle;İncelemeye konu bu dosyaya ilişkin suç tarihlerinin 19.05.2013 ve 16.06.2013, iddianame düzenleme tarihlerinin sırasıyla 21.03.2017 ve 10.07.2013 olduğu, Sanığa ilişkin İzmir 54. Asliye Ceza Mahkemesinin 2024/7 Esas sayılı derdest dosyasında suç tarihinin 15.04.2013, iddianame düzenleme tarihinin 17.09.2013 olduğu gözetilerek suç tarihlerine ve işlenen suçun niteliğine göre sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesi kapsamında zincirleme biçimde kaçakçılık suçunu oluşturup oluşturmadığının takdir ve değerlendirilmesi bakımından dosyanın celp edilerek incelenmesi, gerektiğinde birleştirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, 08.11.2017 tarihli Dairemizin bozma ilamının gereği yerine getirilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi, hukuka aykırı bulunmuştur.
Açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, 24.06.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Sanıklar ... ve ... hakkında, 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükümlerin, sanıklar müdafiilerinin temyizi üzerine, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve Geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemelerinin 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan karar uyarınca tüm yurtta 20.07.2016 tarihinde göreve başladığı, bu tarihten sonra verilen kararların istinaf kanun yoluna tabi olduğu, sanık ... hakkında verilen hükmün anılan tarihten sonra açıklandığı gibi sanık yönünden daha önceden Yargıtay incelemesinden de geçmemesi nedeniyle yasa yolundaki sıralama dikkate alınarak (ilk derece mahkemesi, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay) öncelikle istinaf yasa yolu incelemesi yapıldıktan sonra ilk kez istinaf incelemesinden geçip temyiz edilmeleri halinde her iki sanığın eylemleri için Yargıtay’da temyiz incelemesi yapılması yerine sanık ... hakkında temyiz incelemesi yapılarak bozulmasına, sanık ... yönünden ise incelenmeksizin iade edilmesine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;
Çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık, ilk olarak istinaf incelemesinden sonra tüm sanıklar ve eylemleri yönünden temyiz incelemesi yapılması, ikinci olarak da temyiz incelemesi yapılmayan sanık yönünden, 5271 sayılı Kanunun 264/2 nci madde ve fıkrası uyarınca istinaf incelemesi için dosyanın bölge adliye mahkemesi ilgili ceza dairesine göndermesi gerektiğine ilişkindir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda üç dereceli yargılama esası benimsenmiştir. 5271 sayılı Kanuna göre kural olarak, ilk derece mahkemelerinin son kararlarına (hükümlerine) karşı bölge adliye mahkemelerinde istinaf kanun yoluna, bölge adliye mahkemeleri tarafından istinaf incelemesi sonunda verilen hükümlere karşı ise Yargıtay’da temyiz kanun yoluna başvurulabilir.
20.07.2016 tarihinden sonra ilk kez kurulan hükümler yönünden istinaf incelemesinden geçtikten sonra, tüm sanıklar ve eylemlerin temyiz incelemesinin yapılması usul ekonomisine uygun olacaktır. Dosyamızda olduğu gibi temyiz incelemesi yapılıp bozulan sanık yönünden dosya ilk derece mahkemesine gönderilecek, istinaf incelemesi yapılacak sanık yönünden de dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesi gerekecektir. İlk derece mahkemesi tüm sanıklar yönünden karar verip dosyadan elini çekmesi nedeniyle, istinafa tabi eylemler yönünden artık tefrik kararı vermesi mümkün değildir. Bozulan karar yönünden ise esasa kaydı gerekecektir. Bir kısım sanıklar ve eylemler yönünden istinaf incelemesi, istinaf sonucunda verilen kararın temyiz edilmesi halinde ise temyiz incelemesi yapılırken, ilk derece mahkemesinde yargılamaya devam edilecek, istinaf ya da temyiz sonucu beklenecektir. Yine istinaf yasa yolunda hükümde hukuka aykırılık bulunması halinde istisna dışında karar bozulamayacak ve bölge adliye mahkemesi ceza dairesi kendisi bir karar verecektir ki bu halde de yine ikili bir yargılama söz konusu olacaktır. Hatta kesinleşmesi halinde aynı eylemle ilgili sanıklar hakkında farklı kararların çıkması dahi söz konusu olacaktır. Sanıklar arasındaki eşitlik bozulacaktır. Örneğin; kaçakçılık suçlarında, sanıklardan birinin kamu zararını ödemesi halinde diğer sanıklar da CMK.nun 231 inci maddesinden yararlanacaklar, toplu ya da teşekkül halinde suçun işlendiği durumlarında sanıkların aldığı cezalarda farklılığın bulunması mümkün hale gelecektir. Ayrıca ilk derece mahkemesi ve istinaf için iki ayrı dosya oluşturulması gerekecektir ki bu da sanıklara yükletilecek mahkeme masrafının artması demektir. (Dosyanın gönderilmesi için posta ücreti, gölge dosya için fotokopi çekilmesi gibi.) Bu ve bunun dışında uygulama sırasında ortaya çıkacak birçok olumsuzluk dikkate alındığında, bu şekilde temyiz incelemesi yapıp, istinaf incelemesi için dosyanın gönderilmesi sonuç itibariyle usul ekonomisine aykırılık oluşturacaktır.
Kanun yolunun belirlenmesinde yanılma başlıklı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 264 üncü maddesi “Madde 264 – (1) Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz. (2) Bu hâlde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhâl görevli ve yetkili olan mercie gönderir.” hükmünü içermektedir. Bu hüküm uyarınca, temyiz incelemesi yapılmayan sanıklar yönünden, çoğunluk görüşü gibi dosyanın ilk derece mahkemesine değil, istinaf incelemesi için bölge adliye mahkemesi ilgili ceza dairesine göndermesi gerekirdi.
Tüm bu anlatınlar değerlendirildiğinde; 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve Geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemelerinin 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan karar uyarınca tüm yurtta 20.07.2016 tarihinde göreve başladığı, bu tarihten sonra verilen kararların istinaf kanun yoluna tabi olduğu, sanık ... hakkında verilen hükümler anılan tarihten sonra açıklandığı gibi sanık yönünden daha önceden Yargıtay incelemesinden de geçmemesi nedeniyle yasa yolundaki sıralama dikkate alınarak (ilk derece mahkemesi, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay) öncelikle istinaf yasa yolu incelemesi yapıldıktan sonra ilk kez istinaf incelemesinden geçip temyiz edilmeleri halinde her iki sanığın eylemleri için Yargıtay’da temyiz incelemesi yapılması ve bu nedenle de esası incelenmeyen dava dosyasının, yetkili ve görevli Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.24.06.2025