Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

11. Hukuk Dairesi 2012/1139 E. 2013/18052 K.

Yargıtay 2013-10-10 Yüksek mahkeme 1 karar bu kararı anmış
Bu kararla araştırma hazırlayın

11. Hukuk Dairesi 2012/1139 E. , 2013/18052 K.

"İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11.10.2011 tarih ve 2010/415-2011/529 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08.10.2013 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. ... ve Av. ... ile davalılar vekili Av.... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı şirket ortağı olan müvekkilinin eşinin 14/04/2009 tarihinde intihar ettiğini, öncesinde oğlu ...'nün ... Beldesi'nde 29 Mart 2009 seçimlerinde bağımsız aday olarak belediye başkanlığı seçimine katıldığını, müvekkilinin kardeşi olan davalı ...'in ve diğer aile bireylerinin ...'yü adaylıktan vazgeçirmek için baskılar yapmaya başladıklarını, bu çerçevede davalı şirketçe işletilen ...adlı otelde bulunan ve müvekkilinin kocası tarafından kurulmuş... Turizm Ltd. Şti.'ye ait dükkanı yıkıp oda haline getirdiklerini, müvekkilinin diğer oğlu ...nın işten çıkarıldığını, müvekkilinin otele sokulmadığını, bundan dolayı bunalıma girip psikolojik tedavi görmeye başladığını, bu koşullar içinde müvekkiline, bir borcu olmadığı halde içinde bulunduğu durumdan faydalanılarak 22/05/2009 tarihinde ibraname başlıklı bir belge imzalatıldığını, bu belgede şirketin diğer ortaklarının da imzasının bulunduğunu, hata, hile, tehdit ve gabin şeklindeki hukuki durumların hepsinin bu olayda gerçekleştiğini, ibranameye göre ortakların şirkete toplam borçlarının 4.660.000,00 TL olduğunu ileri sürerek, 22/05/2009 tarihli ibraname başlıklı belge nedeniyle müvekkilinin davalılara 790.750,00 TL borçlu olmadığının tespitini istemiş, 21/10/2010 tarihli ıslah dilekçesi ile 20/08/2010 tarihi itibariyle kar payı hesabından şirkette %11.5 oranında pay sahibi olan müvekkiline 1 milyon TL'nin üzerinde para düşmesi gerekirken, sadece 40.000 TL verildiğini, bu suretle davacının kar payı alacağından geçersiz ibranameye dayanılarak davaya konu 790.750,00 TL'nin mahsup edildiğini bildirerek, 790.750,00 TL'nin 30/08/2010 tarihinden itibaren %11 faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar, iddiaların doğru olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava konusu işlemi yapanın davalı ... değil şirket tüzel kişiliği olduğu, bu nedenle somut davada anılan davalıya husumet yöneltilemeyeceği, ibranamenin düzenlendiği 22/05/2009 tarihi itibariyle şirket kayıtlarına göre davacının şirkete herhangi bir borcunun bulunmadığı, aksine 4.397,21 TL. alacağının olduğu, davacının kocasının ölümünden sonra şirketin yönetim kurulu başkan ve üyeleri ve aynı zamanda kardeşleri olan...... ve...ile davacının ve çocuklarının husumet içine düştükleri, söz konusu belgenin de kocasının ölümünden sonra içinde bulunduğu bu ruh halinden faydalanılarak davacıya imzalatıldığı gerekçesiyle davalı şirket yönünden davanın kabulüne, 790.750,00 TL'nin 30/08/2010 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, davalı ... bakımından davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- HUMK’nın 433/2. maddesi uyarınca cevabi temyiz süresi 10 gündür. Somut uyuşmazlıkta da davacı vekilince hükmün tebliğine rağmen temyiz isteminde bulunulmamış ise de davalılar vekilinin temyiz dilekçesinin tebliğinden sonra sunulan 22.12.2011 tarihli cevap dilekçesinde, hükmün faiz oranı yönünden düzeltilerek onanması talep edildiğinden, davacı vekilinin bu dilekçesi cevabi temyiz dilekçesi kabul edilmiştir. Ancak mümeyyiz davacı vekilinin cevabi temyiz dilekçesi temyiz defterine kaydedilmemiş ve temyiz harcı da alınmamıştır. Bu durum karşısında davacı vekilinin usulüne uygun bir temyiz isteminde bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davanın 22.05.2009 ibraname tarihinden sonra, BK'nın 31. maddesinde düzenlenen bir yıllık süre geçirilmeden, 21.05.2010 tarihinde açılmış bulunmasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışından kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 3- Ancak dava, taraflar arasında düzenlenen ibraname başlıklı 22.05.2009 tarihli belgenin geçersiz olduğu gerekçesiyle, anılan belgeye dayanılarak davacıya düşen kâr payından mahsup edilen meblağın tahsili istemine ilişkindir. Davalı şirketin tüm pay sahiplerinin imzasını havi bu belge, her ne kadar ibraname başlığını taşısa da, şirketle ortakları arasında, her bir ortağa düşen cari hesap borç miktarının tespiti amacıyla düzenlenmiş bir borç ikrarı niteliğindedir. Bu belgenin geçersiz olduğunu ve belgede imzası bulunan kişileri bağlamayacağını ileri sürebilmek, tanzim tarihinde yürürlükte olan ve BK.'nun 23. vd. maddelerinde düzenlenen rızadaki fesat hallerinden birinin varlığının kanıtlanması halinde mümkündür. Bu konudaki ispat yükümlülüğünün ise davacıda olduğu tabiidir. Somut uyuşmazlıkta da kanıt yükümlülüğü kendisinde olan davacı, dava dilekçesinde bir çok nedene dayanmışsa da, sadece eşinin öldüğünü ve bu dönemde yaşadığı sıkıntılar nedeniyle psikolojik tedavi gördüğünü kanıtlayabilmiştir. Her ne kadar mahkemece, somut olayda irade fesadı hallerinden hangisinin bulunduğu karar yerinde net olarak açıklanmadan, bu iki maddi olgunun varlığının, 22.05.2009 tarihli belgenin davacı açısından geçersiz sayılması için yeterli olduğu kabul edilmişse de, bu kabulün doğru olduğunun söylenebilmesi mümkün değildir. Zira eşinin ölümü, hayatın olağan koşullarına göre davacıyı manevi açıdan üzüntüye sevk eder ise de olayda hata, hile, tehdit veya gabin hallerinden birinin varlığını tek başına kanıtlayamaz. Davalı şirketin kayıtlarında, davacının belgede belirtilen miktarda borcunun olmadığının, tam tersine şirketten alacağının bulunduğunun gözükmesi de, irade fesadı hallerinden birisinin varlığını kanıtlamak için yeterli değildir. Zira davalı şirket bir aile şirketidir ve bir ortak için yapılan harcamaların diğer ortak üzerinden, bu ortağın harcaması gibi gösterilmesi mümkündür. Davacının anılan belgedeki imzasının geçerliliğini ortadan kaldıracak başka bir hukuki sebebin varlığı, örneğin yaşadığı manevi sıkıntılar nedeniyle fiil ehliyetini kaybettiği de iddia ve ispat edilebilmiş değildir. Bu durum karşısında mahkemece, davalı şirketin bir aile şirketi olduğu da göz önünde bulundurularak, dava konusu belgenin geçerli kabul edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 10.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.