11. Ceza Dairesi 2010/7590 E. , 2012/16998 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık HÜKÜM : 1-Sanıkların sahtecilik suçundan beraatlerine, 2-TCK'nun 158/1-f-son, 43/1, 52, 62, 53/1, 63. maddeleri gereğince ayrı ayrı 7 yıl 6 ay hapis ve 333375 TL adli para cezası
1-Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklara yüklenen dolandırıcılık suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve dereceleri takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, mahkemece dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri gösterilerek kabul ve takdir kılınmış olduğundan, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmediğinden sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle oybirliğiyle ONANMASINA, 2-Katılan vekilinin resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının üyeler ... ve ...'un sanıklara atılı suçtan Ziraat Bankasının doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılmaya ve temyize hakkı bulunmadığından reddi gerektiği yönündeki karşı oyları ve oyçokluğu ile yapılan incelemesinde: Sanıkların, şirket çalışanlarına ait tasarruf teşvik hesaplarından hesap sahipleri adına düzenlenen ve asılları ele geçirilemeyen sahte nüfus cüzdanları ve vekaletnameleri kullanmak suretiyle İstanbul’da bulunan Ziraat Bankasına ait toplam 39 ayrı Şube ve Özel İşlem Merkezinden 2004 – 2006 tarihleri aralığında 468 defada 251 kişiye ait hesaplardan toplam 200.025,89 TL nin çekildiği, para çekme işlemlerinin hesap sahibi erkekler adına 8 adet, bayanlar adına ise 6 adet olmak üzere toplam 14 adet değişik nüfus cüzdanına hesap sahiplerinin kimlik bilgileri yazılarak gerçekleştirilmiş olduğu, bazı tasarruf teşvik hesap sahiplerinin hesaplarından da para çekebilmek için adı geçen şirketin eski personel müdürü sanık ... ve bunun eski eşi sanık ...’in sahte vekaletnameler ile para tahsil ettiklerinden bahisle açılan davada, sanıkların sahte nüfus cüzdanları ve vekaletnamelere dayanarak oluşturulan ve asılları dosyada bulunan sahte banka ödeme dekontları ve bu dekontlara bağlı sahte banka ödeme belgeleri yönünden de dava açıldığı gözetilerek bu belgelerin tamamının incelenip sonucuna göre hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken suça konu bir kısım fotokopi olan belgelerin asıllarının bulunmadığından bahisle yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi, Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Sahtecilik suçları 765 sayılı TCK’nda olduğu gibi 5237 sayılı TCK’nda da kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Bu suçlarla korunmak istenen hukuksal yarar, kamu güvenidir. Belgede sahtecilik suçunun maddi konusu belgedir. Belgenin gerçekliğine ilişkin toplumda oluşan güvene “kamu güveni” denilmektedir. Belgenin ceza hukuku koruması altına girmesinde kamu güveninin ve kanıt niteliğinin korunması ve hakların zarar görmesi tehlikesinin doğması gibi birden fazla nedeni bulunmakla birlikte, kamu güveninin korunmasına ilişkin yarar öncelik taşımaktadır. Dolayısıyla sahtecilik suçlarında korunmak istenen hukuksal yararın kamu güveni olduğu, öğretide baskın görüştür. (Yorumlu Uygulamalı TCK (2010), Yaşar/Gökcan/Artuç, Cilt IV, s. 5619, Savaş, Mollamahmutoğlu, TCK’nun Yorumu, 1995, Cilt 3, s. 2868, Gökçen, Belgede Sahtecilik Suçları, 2010, s. 95 v.d.) Gerek 765 TCK gerekse 5237 sayılı TCK. döneminde Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Ceza Genel Kurulu’nun (15.7.2008, 2008/95-195) kararlarında belirtildiği gibi, gerek 5271 sayılı Yasada, gerekse 1412 sayılı Yasada, müdahaleye yetkisi bulunan kişinin “suçtan zarar görmesi” koşulu aranmış, ancak “suçtan zarar gören” ve “mağdur” kavramlarının tanımı yapılmadığından öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen, “mağdur”, “suçtan zarar gören” ve “malen sorumlu olan” kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir. Mağdur; dar anlamda suçtan zarar gören, suçun maddi unsuruna muhatap olan ve bu nedenle suçla korunan hukuki yararı zedelenen kişiyi ifade etmektedir. (Öztürk-Erdem, Ceza Muhakemesi Hukuku s. 317 vd.; Özbek, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 235) Ancak sahtecilik suçundan dolayı zarar gören, haksızlığa uğrayan kimseler varsa bunlar davaya katılabilirler. Örneğin; sahte vekaletname ile malları devredilen, parası alınan, sahte bir çek veya bono ile hakkında takip başlatılan kimseler suçtan doğrudan doğruya zarar gördüklerinden açılan kamu davasına katılabilirler. Aynı şekilde sahte fatura, mülkiyet belgesi veya gümrük giriş beyannameleriyle yurda mal ithal edildiğinde gümrük idaresi, sahte belgelerle bankadan kredi alınması veya kredi kartı çıkarılarak kullanılmasında ilgili banka davaya katılabilir. Ancak sahte belgenin kendilerine sunulmasına (kendileri vasıta kılınmasına) rağmen başkaları zarara uğratılmışsa belgesi sahte düzenlenen veya aracı kılınan kurum ve kuruluşların kamu davasına katılması uygulamada kabul edilmemektedir. Örnek olarak seçilen ve aşağıda yer verilen kararlarda görüleceği gibi dairemizin uygulaması da bu yöndedir: Sanığın, sahte noter vekaletnamesi ile, müşteki annesinin Ziraat Bankası Şubesindeki hesabından para çekmesi eylemi nedeniyle dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından açılan davada verilen beraat kararını, müdahil Ziraat Bankası'nın temyiz etmesi üzerine sanığın müşteki...'a karşı işlediği "resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık" suçlarından doğrudan doğruya zarar görmediği anlaşılan şikayetçi Ziraat Bankası A.Ş'nin davaya katılma hakkı bulunmadığı, usulsüz verildiğinden dolayı hukuken geçersiz olan katılma kararının hükmü temyiz etme yetkisi vermeyeceği...” (13.07.2012, 2009/9820 E., 2012/1387K.) Şirket sahibi ve müdürü olan sanıkların, ... Bankası'nın internet sitesine girerek aynı bankanın ...Şubesinde hesap sahibi olan ...Şti.'nin hesabındaki likit fonlardan internet üzerinden yaptıkları işlem ile kendi şirketlerine ait aynı bankanın ...Şubesindeki hesaplarına aktararak çekmeleri eylemi nedeniyle bilişim sistemi kullanarak haksız yarar sağlamak suçundan açılan kamu davasında verilen beraat kararını, şikayetçi bankanın temyiz etmesi üzerine “ sanıklara yüklenen suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen şikayetçi Garanti Bankası A.Ş'nin kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı ve usulsüz verildiğinden dolayı hukuken geçersiz olan katılma kararının hükmü temyiz etme hakkı vermeyeceği” (28.02.2012, 2009/15835 E., 2012/2381 K.) Yakınıcı Yapı Kredi Bankasının Antalya Şubesi nezdindeki ...Şirketinin ...hesabından keşide edilmiş gözüken ... keşide tarihli çekin sanık tarafından Yapı Kredi Bankası Aydın Şubesine ibraz edilerek bedelinin tahsil edilmek istendiği olayda, sanığa yüklenen “memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği ve dolandırıcılığa teşebbüs” suçlarından şikayetçi Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.nin doğrudan doğruya zarar görmediği halde usulsüz olarak verilen ve hukuken geçerliliği bulunmayan katılma kararının hükmü temyiz etme yetkisi vermeyeceği...” (19.04.2012, 2009/4126 E., 2012/6316 K.) "Sanığın teyzesine SSK tarafından daha önce bağlanan aylığı, teyzesi 11.02.2007 tarihinde öldüğü halde ATM'den çekmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddiası ile açılan davada doğrudan doğruya zarar görmeyen şikayetçi Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü adına vekilinin kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı ve usulsüz verilmesinden dolayı hukuken geçersiz olan katılma kararının hükmü temyiz etme yetkisi vermeyeceği...” (24.01.2011, 2010/13899 E., 2011/312 K.) Kamu güvenine veya güvenliğine ilişkin eylemler hakkında açılan davalarda kanuna, hukuka aykırı kararların verilmesi, suç teşkil eden eylemlerle ilgili beraat kararlarının verilmesi mümkündür. Ancak kamu hukukunun savunucusu ve tesilcileri olan Cumhuriyet savcıları, kamu davası açıp yürütmekle yükümlü oldukları gibi, kamu adına yasa yollarına da başvurabilirler. Dairemizce, suçtan zarar gördüklerinden bankaların müdahilliğinin ve temyizinin kabul edildiği haller de mevcuttur. Örneğin tamamen sahte kredi kartı veya banka kartı üretilmesi ve/veya kullanılmasında, sahte belgelerle kredi hesabı açılarak kredi alınmasında, sahte belgelerle çek hesabı açılmasında ilgili bankaların suçtan doğrudan zarar gördükleri kabul edilmektedir. Ancak yukarıda yer verilen kararlara konu olaylarda olduğu gibi somut olayda; Ziraat Bankası şubelerinde açılan hesaplara yatırılan şirket çalışanlarına ait tasarrufu teşvik paralarının sahte kimlik ve vekaletname gibi belgelerle çekilmesi eylemi nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan açılan davada, suçun mağdurları hesap sahibi gerçek kişiler olup doğrudan doğruya bankanın malvarlığına yönelik eylem bulunmamaktadır. Banka görevlilerinin gerekli özen ve dikkati göstermemeleri sonucu hukuken sorumlu olması ve hesap sahiplerinin zararını tazmin yükümlülüğünde olmaları dolaylı zarar niteliğindedir. Dolaylı zarar ise, ceza davasına katılma hakkı vermez. Bu tespit ve açıklamalar ışığında Ziraat Bankasının suçtan doğrudan zararı bulunmadığı ve kamu davasına katılmaya hakkının olmadığı, yasaya aykırı biçimde verilen katılma kararının da hükmü temyiz etme hakkı doğurmayacağından, katılan vekilinin temyiz talebinin reddedilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun kararına katılamıyoruz.