Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

11. Hukuk Dairesi 2011/1549 E. 2012/9505 K.

Yargıtay 2012-05-31 Yüksek mahkeme 1 karar bu kararı anmış
Bu kararla araştırma hazırlayın

11. Hukuk Dairesi 2011/1549 E. , 2012/9505 K.

"İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Marmaris 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.12.2008 tarih ve 2005/323-2008/486 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının sahibi olduğu kafenin 1 yıllık işletme hakkının yapılan sözleşme ile müvekkiline devrinin kararlaştırıldığını, müvekkili tarafından devir bedeli olarak davalının banka hesabına 51.800 GBP havale yapıldığını, ancak davalı tarafından işletmenin devredilmediği gibi tahsil edilen paranın da iade edilmediğini ileri sürerek, anılan bedelin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin davacıya verdiği borç paranın geri ödemesi olarak müvekkili hesabına havale yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenen işletmenin devrine ilişkin sözleşmeden iki gün sonra davalı hesabına davacı tarafından havale yapıldığı, davalı tarafından paranın verilen borçun geri ödenmesine ilişkin olduğu savunmasını ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, davalıya ait işletmenin devri için havale edildiği iddia edilen paranın işletmenin devredilmemesi nedeniyle tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda, davalıya ait cafe-barın 1 yıllık işletmesinin davacıya devri konusunda taraflar arasında 04.04.2005 tarihli sözleşme yapıldığı ve bu tarihten iki gün sonra davacı tarafından davalı hesabına 51.800 GBP gönderildiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı, havale edilen paranın davalıya ait cafe-barın 1 yıllık işletme hakkına ilişkin olduğunu iddia etmiş, davalı ise gerek ceza dosyasındaki savunmasında ve gerekse iş bu davada paranın 40.000 GBP’lik kısmının davacı tarafından daha önce alınan borç paranın iadesi için, 20.000,00 TL’sinin ise işletmenin devrine ilişkin olduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık, havale edilen paranın tamamının işletmenin devrine ilişkin mi yoksa, 40.000 GBP’sinin davacı tarafından davalıdan alındığı iddia edilen borca karşılık mı olduğu hususunda toplanmaktadır. Dosya içinde sureti bulunan 06.04.2005 tarihli dekontta paranın ne için gönderildiğine dair her hangi bir açıklama yoktur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2001/13-630 Esas, 2001/647 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere taraflardan birinin istem veya savunmasına dayanak olan olayların, karşı tarafça tamamıyla değil; ancak, bazı olaylar bakımından uyuşma olacak biçimde, geri kalan olayların ise gerekçeleri değiştirilecek şekilde değişik biçimde kabul edilmesi tarzında yapılan ikrar çeşidine vasıflı (mevsuf- nitelikli) ikrar denilmektedir. Dava konusu olayda, davalı tarafça, davacının havale yolu ile para gönderdiği kabul edilmiş, ancak bu paranın bir kısmının daha önce davacıya verilmiş olduğu öne sürülen borcun geri ödenmesi olduğu beyan edilmiştir. Davalının bu kabulü vasıflı ikrardır. Burada, davacının ileri sürdüğü vakıa (paranın gönderilmesi) davalı tarafından ikrar edilmekte; fakat davacının iddia ettiği gibi bu paranın 40.000 GBP’sinin işletmenin 1 yıllık devrine ilişkin olarak gönderildiği inkar edilmektedir. Vasıflı ikrara uygulamada (gerekçeli inkar) adı da verilmekte olup, bu çeşit ikrar bölünemez. Çünkü vasıflı ikrarda ispat yükü vakıayı ileri süren tarafa ait, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden (gerekçeli olarak inkar eden) tarafa ait değildir. Bu durumda gönderilen paranın tamamının davalının alacağına karşılık değil, işletmenin devrine ilişkin olarak gönderildiğini ispat yükü davacıya düşer. Buna bağlı olarak davalının ödünç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü yoktur. Öte yandan, yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2004/4-362 Esas, 2004/347 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; havale, hukuksal nitelik itibariyle bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcut olup, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil) kanıtlamakla yükümlüdür. Bu itibarla, mahkemece, dava konusu olayda, davacı tarafından davalının hesabına havale edilen paranın tamamının işletmenin devrine ilişkin olduğu ispat edilememiş bulunmasına göre, 40.000 GBP yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 31.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.