Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

11. Hukuk Dairesi 2010/8755 E. 2012/9908 K.

Yargıtay 2012-06-07 Yüksek mahkeme 2 karar bu kararı anmış
Bu kararla araştırma hazırlayın

11. Hukuk Dairesi 2010/8755 E. , 2012/9908 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Osmaniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11/03/2010 tarih ve 2009/389-2010/65 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 05.06.2012 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. .... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinden ...'nın %4, ...'nın %3 hisse ile davalı şirketin hissedarı olduklarını, şirketin büyüyüp gelişmesi için fedakarlıklarda bulunduklarını, şirketin müvekkili ...'nın yönetimde başarılı bir şekilde idare edilmekte iken şirket yönetiminin el değiştirdiğini, şirket yönetiminin değişmesinin hemen akabinde müvekkillerine yönelik haksız ve hukuki dayanaktan yoksun bir takım iddia ve karalamalar ile müvekkillerinin manevi şahsiyetlerinin yıpratıldığını ve açılan davalar ile maddi kayba uğratıldıklarını, davacıların maaş alacaklarını dahi alamadığını, davacılar açısından ortaklığın devam imkanı ortadan kalktığını ileri sürerek davacıların hisse bedellerinin tespiti ile şirket tüzel kişiliği tarafından hisselerin reel değeri karşılığında devralınmasını, hisselere tekabül eden meblağın öncelikle davalı şirket tarafından TTK’nun 551/4/son maddesine göre esas sermayeyi aşan şirket malvarlığından ödenmesi ya da bu mümkün olmadığı takdirde, şirketin fesih ve tasfiye şeklinde yapılmasına, tasfiye sonucu ortaya çıkacak alacağın dava tarihi itibariyle en yüksek avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, TTK 187/son maddesi uyarınca davacıların ortaklıktan çıkma davası açmaya hakkı olmadığını, davanın şirket ve tüm ortaklara yöneltilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafın dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususların ortaklıktan çıkma talebinin kabulüne gerektirir haklı neden kapsamında olmadığı, kaldı ki yanlar arasındaki uyuşmazlığın, davacı ...'nın eylemleri üzerine yürütülen soruşturma ve açılan davalar olduğu, davacı ...’nın ise, eşi...'ın şirketle olan ilişkileri nedeniyle yıpranması, hak ve alacaklarının ödenmemesi dava nedeni olarak gösterdiği, ileri sürülen bu nedenlerinde haklı neden olarak görülemeyeceği, şirketin maksadını gerçekleştirme hususunda hukuki ve iktisadi imkansızlık bulunduğu iddiasının da ispatlanamadığı gibi bu hususun da haklı neden olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. Dava, limited şirketin fesih ve tasfiyesi ve davacıların hisse bedellerinin tesbiti ile hisselerin reel değerlerinin tahsili istemine ilişkindir. Dava sebebinin dayandığı anılan yasa maddesinde haklı sebep kavramı tanımlanmamıştır. Öyleyse her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekir. TK’nun 549/4.maddesinde şirketin feshi için haklı nedenler açıkça belirtilmemiş ise de, ortaklık anlayışını ortadan kaldıran, bireysel çıkarlara yönelen, ortaklar arasında kişisel ve grupsal çıkarların ön plana çıktığı ve ortaklık amacının gerçekleşmesinin olanağının kalmaması halinde haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü gerekir. Ancak, haklı nedenlerle fesih davası açılabilmesi için, davacı ortağın, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında kendilerinin eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaktan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. "Hiç kimse kendi kusurlu eylem ve işlemlerine dayanarak kendi lehine sonuç çıkaramaz" şeklindeki hukukun genel ilkesi de bunu gerektirmektedir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme, davacıların iddiaları bakımından karar vermeye yeterli bulunmamaktadır. Zira; mahkemece, taraflar arasındaki dava dosyaları celbedilmemiş, dosyaların uyuşmazlık konuları açıkça tesbit edilmemiştir. Bu itibarla, mahkemece davacıların iddiaları ve davalıların savunmaları üzerinde durularak, bu konudaki delil olarak dayanılan dava dosyaları celbedilerek, aralarında şirketler hukukunda uzman ve muhasebeci bilirkişi bulunan kurul aracılığı ile yapılacak inceleme, uyuşmazlık konusu olan hususlar birlikte değerlendirilerek, sonucu çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, takdir edilen 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 07.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.