Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

10. Hukuk Dairesi 2011/17714 E. 2012/7932 K.

Yargıtay 2012-05-03 Yüksek mahkeme 1 karar bu kararı anmış
Bu kararla araştırma hazırlayın

10. Hukuk Dairesi 2011/17714 E. , 2012/7932 K.

"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi No :113-473

Dava, davacının tarım Bağ-Kur sigortalılığının ve yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece ilamında belirtildiği üzere, davanın kısmen kabulü ile davacının 01.08.1990 tarihinden itibaren tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespitine ve yaşlılık aylığı talebinin reddine karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dava, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olmakla beraber, geçiş hükümlerini içeren aynı kanunun geçici 7. maddesi gereğince mülga 2926 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinden, söz konusu mevzuat hükümleri gereği inceleme yapılmıştır. Somut olayda, davacının tescilinin 24.07.1990 tarihindeki talebine istinaden 01.08.1990 tarihi itibarıyla yapıldığı, 2007 yılında 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığı nedeniyle davacının 25.01.2006 tarihi itibarıyla terkin edildiği, Kurumun daha sonra davacının aile reisi sıfatı olmaması nedeniyle davacının 2926 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığını başlangıç itibarıyla terkin ettiği, davacının 1990, 1997, 1998, 2001, 2006 tarihlerinde prim ödemelerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Sosyal güvenlik hakkının Anayasada düzenlenen bir hak olması, kaçınılamaz ve vazgeçilemez özelliği ile, bu tür davaların kamusal niteliği de gözetilerek; davacının tarımsal faaliyetinin varlığına yönelik olarak yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. 2926 sayılı Yasanın 3. ve bu yasanın uygulanma usul ve esasları hakkındaki Yönetmeliğin 5. maddesine göre tarımsal faaliyet; gerek kendi mülkünde, gerek ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde,gerekse kamuya ait yerlerde yapılabilir. Anılan Yasanın “Tescilde esas alınacak belgeler” başlığını taşıyan 10. maddesi ile yönetmeliğin 9. maddesine göre ise; sigortalıları kayıt ve tescil işlemlerinde valilik, kaymakamlık, özel idare,belediye, muhtarlık ve nüfus idareleri kayıtları ile ayrıca diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, yasayla kurulu meslek kuruluşlarının tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin, tarım kredi kooperatifleri ve birliklerinin,ziraat odalarının, pancar ekicileri üretim kooperatifleri ile birliğin (Pankobirlik), Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin ve tarım kesimine yönelik faaliyette bulunan milli bankaların kayıtları esas alınmaktadır.Belirtmek gerekirse, 2926 sayılı Yasanın 2. maddesine göre Tarım Bağ-Kur sigortalısı sayılması koşulu 3. maddede belirtilen tarımsal faaliyetin kesintisiz sürdürülmesine bağlıdır.Bu bakımdan,dava edilen süreler itibariyle tarımsal faaliyetinin süregeldiği kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, özellikle de tarım Bağ-Kur sigortalılığına karine sayılan ve anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen kayıtlardan; Ziraat Odası kaydı, tarım kredi kooperatifi ile Ziraat Bankası kayıtları gibi kayıtların başlangıçları, bitmişse bitiş tarihleri ile varsa ürün teslimleri ve/veya ürün teslimlerinden yapılan prim tevkifatlarının belirlenmesi gerekir. Bu maddi ve hukuki olgular birlikte gözetilerek; davaya ve uyuşmazlığa konu olan dönemde, tarımsal faaliyetin varlığı ve sürekliliği yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde yeniden ve usulünce araştırılarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Ne ki, tarımsal faaliyet bulunmasa dahi; davacının prim ödemeleri dikkate alınarak, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılarak, fazla prim ödemelerine karşılık gelen sigortalılık süresi kadar ve ilk prim ödemesini takip eden aybaşı başlangıca esas alınmak suretiyle, isteğe bağlı sigortalı sayılabileceği göz ardı edilmemelidir. Diğer taraftan, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388/son ve 389’uncu (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297) maddeleri uyarınca, “verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır” hükmüne yer verilmiştir. Hükümlerin çelişkiden uzak ve infaza elverişli olması, kamu düzeniyle ilgili olup, gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gerekir. Anılan hükme aykırı olarak Mahkemece zorunlu sigortalılığın 01.08.1990 tarihinden itibaren başlatılması gerektiği belirtilmekte olup, hükmün infazında tereddüt yaratabilecek şekilde, sigortalılık sonu belirtilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırıdır. Ayrıca, davalı Kurum tarafından davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı bulunduğu belirtilerek, 2007 yılında 25.01.2006 tarihi itibarıyla terkininin yapıldığı, ancak daha sonra 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı bulunmadığının belirtildiği anlaşılmış olup, bu husus da araştırılmalı, mevcut çelişki giderilmelidir. Mahkemece yapılması gereken iş, davacıdan talebini açıklattırmak ve yukarıda belirilen hukuki ve fiili durumlar ışığında infaza elverişli çelişkiden uzak hüküm kurmaktan ibarettir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.