Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

10. Hukuk Dairesi 2011/2805 E. 2012/7699 K.

Yargıtay 2012-05-02 Yüksek mahkeme 1 karar bu kararı anmış
Bu kararla araştırma hazırlayın

10. Hukuk Dairesi 2011/2805 E. , 2012/7699 K.

"İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi No :613-1172

Davacı Kurum, iş kazası sonucu ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, Anayasa Mahkemesi iptal kararı resen dikkate alınarak yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum avukatı ile, davalı işveren şirket avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dava, iş kazasından doğan rücu tazminatı istemine ilişkin olup, 506 Sayılı Kanunun 26/1.inci maddesindeki “....sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere...” bölümünün, Anayasa Mahkemesince 23.11.2006 tarih ve 2003/10 Esas 2006/106 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olması karşısında, Kurumun bu maddeden doğan rücu hakkının, “halefiyete” değil, “kanundan doğan basit rücu hakkına” dayandığının kabul edilmesi ve bu kabul çerçevesinde, Kurumun rücu alacağının, ilk peşin değerin kusura tekabül eden miktarıyla sınırlı bulunmasına, öte yandan, kesinleşen önceki rücu davalarında hükmolunan miktarın mahsubu yapılırken, sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin esas alınması gerektiğine; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirle birlikte artışlara da hükmedilmişse, artışların hükmolunacak rücu tazminatından mahsup edilmesine olanak bulunmamasına, bu çevrede meseleye fiili ödemeler açısından bakıldığında ise fiili ödemenin mevcudiyeti halinde, Kurumun talep edebileceği miktarın hesabının da aynı şekilde gerçekleştirilmesi gerekmekte olup; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirin kusur karşılığı, fiili ödeme miktarından düşük ise, o takdirde, ilk peşin sermaye değerine itibar edilmesi; aksine, fiili ödeme miktarı ilk peşin değerden düşük ise, o takdirde de, fiili ödeme miktarının esas alınması gerektiğine göre, mahkemece, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının derdest davalara uygulanması gerektiği gerekçe gösterilerek yargılama yapılıp, hüküm tesis edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 Sayılı Yasanın 26. maddesi hükmü gereğince davalı işverenin rücu alacağından sorumluluğu ancak maddede öngörülen yasal koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Somut olayda, zararlandırıcı sigorta olayının, sigortalının, vinç operatörü ... ile birlikte alçı deposunda bulunan 1359 kilogramlık küp şeklindeki alçıları tır dorsesine vinç yardımıyla yüklerken üzerinde oturduğu vinç aparatına bağlı kancadan birinin dorse üzerindeki çuvallara takılması ve bulunduğu aparatın savrulması üzerine dengesini yitirip 3-3,5 metreden zemine düşüp vefat etmesi biçiminde gerçekleştiği, hükme dayanak kılınan kusur raporunda davalı işverene %70, sigortalıya %30 oranında kusur izafe edildiği, müfettiş raporunda ise, işveren şirkete %70, dava dışı vinç operatörü ...'e %20, sigortalıya %10 kusur verildiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan, Karadeniz Ereğli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/181 esasında şirket yetkilisi ... ile depo sorumlusu ... aleyhine kamu davası açıldığı, ancak, dosyanın akıbetinin araştırılmadığı görülmektedir. Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi hükmüne göre; hukuk hâkimi kusur olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi kusurun takdiri ve zararının miktarını tayin hususunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak, kesinleşen ceza mahkemesi ilamında saptanmış olan maddi olguların hukuk hakimini de bağlayacağı tartışmasızdır. Yukarıda adı geçen dava dışı ... ve ...'nin ceza mahkemesince kusurlu bulunup mahkum olması ve hükmün kesinleşmesi halinde adı geçenlerin kusursuzluğundan söz edilemeyeceği gibi münasip oranda bir miktar kusurlu sayılmasında da zorunluluk bulunmaktadır. Hükme dayanak kılınan kusur raporu bu nedenle yetersiz olup ayrıca iş müfettişi raporu ile de çelişmektedir. Mahkemece, ceza davasının sonucu beklenip ilgili dosyanın kesinleşmesi halinde işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişi heyetinden ceza davasında kesinleşen maddi olgular da değerlendirilerek tarafların kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alınıp, çelişkiler de giderilmek suretiyle sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Kabule göre de, gerek gerekçede gerekse hüküm fıkrasında ilk peşin değerli gelirin %70 kusur karşılığı yerine artışları da içeren gelirin %70 kusur karşılığı esas alınarak istek gibi gelir ve masraf tutarına hükmedilmesi, diğer yandan cenaze giderinin %5,95 istem karşılığı yerine talep aşılarak %70 kusur kaşılığına hükmedilmesi isabetsiz bulunmuştur. O halde; davacı Kurum avukatı ile, davalı işveren şirket avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 02.05.2012 gününde oy birliğiyle karar verildi.