Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2021/40612 E. K.

AYM 18.06.2026 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

L .D. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/40612)

Karar Tarihi: 18/6/2026

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Metin KIRATLI

Raportör

:

İsmail ŞAHİN

Başvurucu

:

L.D.

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasıyla iltisakının ve irtibatının olduğu değerlendirilen yargı mensubunun meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan kamu görevinden çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin, açılan iptal davasının uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/9/2021 tarihinde yapılmıştır. Aralarında kişi ve konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle süresinde yapılan 2023/99882 numaralı bireysel başvuruyla ilgili dosyanın 2021/40612 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, 2023/99882 numaralı bireysel başvuru dosyasının kapatılmasına ve incelemenin 2021/40612 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmelidir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, bu teşebbüsün arkasında olduğu yargı kararlarıyla tespit edilen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) yapısına ilişkin açıklamalar, olağanüstü hal (OHAL) dönemine, bu dönemde çıkarılan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameler ile genel yargı süreçlerine ilişkin detaylı bilgiler Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169 , 20/6/2017, §§ 12-46); N.E. ([GK], B. No: 2022/62466 , 29/5/2025, §§ 5-17); A.S. ([GK], B. No: 2023/30928 , 29/5/2025, §§ 5-17) ve Halit İnciroğlu ([GK], B. No: 2023/38006 , 29/5/2025, §§ 6-18) kararlarında yer almaktadır.

6. Başvurucu, Mersin Hâkimi olarak görev yapmaktayken FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Genel Kurulunun (Kurul) 17/3/2017 tarihli kararıyla meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun kararın yeniden incelenmesine yönelik talebi ise Kurulun 4/5/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

7. Başvurucu, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin 17/3/2017 tarihli kararın iptaline karar verilmesi talebiyle Danıştay Beşinci Dairesinde (Daire) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; FETÖ/PDY ile irtibatı olduğu iddia edilerek meslekten çıkarılmasına karşın herhangi bir somut delil veya gerekçe ortaya konulmadan karar verildiğini belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucu, hakkındaki isnatlardan haberdar edilmeden ve savunması alınmadan meslekten çıkarıldığını dile getirmiştir.

8. Yargılama devam ederken HSK tarafından savunma dilekçeleri ve ekleri dava dosyasına sunulmuştur. Anılan savunmalarda başvurucu hakkındaki ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında alınan G.K., G.T. ve M.Ö.nün ifadelerine yer verilmiştir. G.K.nin beyanında; "... İlk akademide yurtta kaldım ikinci akademide yurt olmadığı için cemaatin ayarladığı evde kaldım, bu evde [M.G.] , [K.Y.] , [L.D.] adlı kişiler vardı. Bildiğim kadarı ile [K.Y.] , [L.D.] halen görevdedir..." , G.T.nin beyanında; "... Üniversiteyi bitirdikten sonra Ankara'da sınava hazırlandığım dönemde ben 2008 yılının sonundaki hakimlik savcılık sınavına girdim. Sınavdan önceki dönemde 2 ya da 3 ay kadar Ankara Üniversitesinden arkadaşım olan ve o dönemde cemaat olarak adlandırılan yapının üyesi olduğunu bildiğim [S.N.K.] 'nın Ankara ili Malkara tarafındaki evinde kaldım. Ben söz konusu evin cemaat evi olduğunu [S.N.K.] 'nın öncesinde cemaat mensubu oldugunu bilmem ve eve bir kısım şahısların gelmesinden anladım. Eve gelen şahıslardan [L.D.] ve [B.A.] 'da aynı evde kalıyordu... [L.D.] ile [B.A.] 'nın geçmişlerini bilmemek ile birlikte, benim gibi cemaate ısındırılmak istenenlerden olduğunu düşünüyorum..." ve M.Ö.nün beyanında; " [L.D.] ... isimli kişilerin bu yapıyla irtibatlı olduğunu biliyorum." şeklinde ifadelere yer verilmiştir. Bunun yanında HSK'nın anılan savunmalarında başvurucu hakkında FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olduğuna dair ihbar ve şikâyetler olduğu ve hakkında terör örgütüne üye olma suçundan beraat kararı verilmesine karşın dava konusu işlemin üyelik isnadına değil iltisak ve irtibat isnadına dayandığı belirtilerek başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu ifade edilmiştir.

9. Anılan savunmalar, buna karşı beyanlarını sunması amacıyla Daire tarafından başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucu cevap dilekçelerini dava dosyasına sunmuştur. Bahse konu dilekçelerde başvurucu, Ankara'da staj kapsamında kaldığı dönemde barınma amacıyla arkadaşı ile birlikte kaldığını, cemaat veya örgüt evinde kalma kastının olmadığını, hakkında beyanda bulunan G.T.nin Kurul tarafından göreve iadesine karar verildiğini, kendisinin göreve iade edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, herhangi bir örgütsel faaliyette bulunmadığını, tanık beyanlarının soyut ve gerçekleri yansıtmadığını ifade etmiştir. Bununla birlikte HSK'nın belirttiği diğer hususların da FETÖ/PDY ile iltisakına ve irtibatına yönelik delil teşkil etmediğini, bahse konu örgütle bir bağının bulunmadığını dile getirmiştir.

10. Daire 17/11/2021 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin "Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları" kısmında yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.nün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenmiş olan 10/11/2016 tarihli, G.K.nın Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenmiş olan 7/12/2016 tarihli ve G.T.nin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenmiş olan 19/3/2017 tarihli şüpheli ifade tutanaklarına yer verilmiştir. Anılan ifadeler sırasıyla şöyledir:

i. M.Ö.nün beyanı şöyledir:

"... Aynı dönemde staj yaptığınız, aynı dönemde üniversite okuduğunuz yahut diğer suretlerle tanıdığınız bu yapıya müzahir, iltisaklı irtibatlı kişiler var mıdır? Varsa kimlerdir?

[ Ş.L.A. ] , [ M.İ. ] , [ M.K. ] , [ E.A. ] , ..., [L .D. ] isimli kişilerin bu yapıyla irtibatlı olduğunu biliyorum. Ancak bu şahıslardan bir kısmıyla üniversiteden mezun olduktan sonra bır kısmıyla staj bitiminden sonra pek görüşmedim. Ayrıca ben 2014 yılı sonunda yani eşimle tanıştıktan sonra bu yapıyla olan bağlarımı kopardığım için bu şahısların 2014 yılı sonundan itibaren bu yapıya irtibatı yahut iltisakı olduğuna ilişkin net bir bilgim yoktur."

ii. G.K.nın beyanı şöyledir:

"... İlk akademide yurtta kaldım. İkinci akademide yurt olmadığı için cemaatin ayarladığı evde kaldım. Bu evde [M.G.] , [K.Y.] , [L.D.] adlı kişiler vardı. Bildiğim kadarı ile [K.Y.] ve [L.D.] halen görevdedir. Ankara'da hakim-savcılığa hazırlık yapan cemaat evleri ile ilgilenmesi için hakim-savcı adaylarının görevlendirildiğini duydum ancak ben bu noktada görev almadım. Ben staj dönemimde ve meslek dönemimde abilik görevi üstlenmedim."

iii. G.T.nin beyanı şöyledir:

"... Ben söz konusu evin cemaat evi olduğunu [S.N.K.] 'nın öncesinde cemaat mensubu olduğunu bilmem ve eve bir kısım şahısların gelmesinden anladım. Eve gelen şahıslardan [L.D.] ve [B.A.] da aynı evde kalıyordu. Bildiğim kadarıyla [S.N.K.] bu süreçte açığa alındı ve tutuklandı. [L.D.]' nin de açığa alınıp tutuklandığını biliyorum. Her ikisi de hakimlik görevini yaparken görevlerinden ihraç edildi..."

11. Netice itibarıyla Daire; başvurucunun örgütün içinde yer aldığı, örgütün staj evlerinde kaldığı gerekçesiyle başvurucunun tanık ifadelerinin soyut olduğuna ve maddi gerçeği yansıtmadığına yönelik beyanına itibar etmediğini belirterek başvurucunun FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki içinde olduğu kanaatine varmıştır.

12. Ayrıca Daire, dava konusu edilen kararı temel hak ve özgürlükler bağlamında da değerlendirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil ettiği, bu müdahalenin kanunilik, meşru amaç şartını taşımanın yanında demokratik bir toplum düzeni açısından gerekli ve ölçülü olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında da müdahalenin OHAL koşullarının gerektirdiği ölçüde olduğu vurgulanmıştır.

13. Başvurucu, Daire kararına karşı Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna (İDDK) temyiz başvurusunda bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu; ceza yargılamasında beraat kararı verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, meslekten çıkarma kararında herhangi bir iddianın bulunmadığını, tanık ifadelerinin özgür iradeye dayanmadığını ve hukuka aykırı delil olduğunu belirtmiştir. FETÖ/PDY ile herhangi bir bağı olmadığını vurgulayan başvurucu; ifadelerde suç işlediğine dair bir iddianın bulunmadığını, tanık M.Ö.nün beyanının soyut olduğunu, terör örgütü ile irtibatının nerede ve nasıl olduğuna dair herhangi bir bilginin yer almadığını vurgulamıştır. Öte yandan ikinci akademi döneminde akademi yurdunda kalmak istediğini, yurdun tadilatta olması nedeniyle kalamadığını, bunun üzerine dönem arkadaşı olan tanık G.K.'nın evinde kaldığını, bu evde barınma amacıyla kaldığını, örgütle temas kurmak gibi bir amacının olmadığını ifade etmiştir. Öte yandan tanık G.T.nin beyanının da gerçeği yansıtmadığını vurgulamıştır.

14. Ayrıca başvurucu; temyiz dilekçesinde hakkında verilen karar ve yürütülen yargılamanın ölçüsüz ve mesnetsiz olduğunu, kamuda veya özel sektörde iş yapamaz hâle geldiğini belirterek adil yargılanma hakkının, özel hayata saygı hakkının ve diğer bazı anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

15. Sonuç olarak İDDK 11/9/2023 tarihinde Daire kararının usule ve hukuka uygun olduğu, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle temyiz başvurusunun reddine ve Daire kararının onanmasına karar vermiştir.

16. Nihai karar başvurucu tarafından 18/10/2023 tarihinde öğrenilmiştir.

17. Öte yandan başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen yargılama sonucunda Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 18/6/2020 tarihinde şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, bu şekilde yüklenen suçu başvurucunun işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar vermiştir. Bu karar, istinaf kanun yolu aşamasından geçerek temyiz kanun yoluna başvurulmadan 16/9/2020 tarihinde kesinleşmiştir.

18. Ağır Ceza Mahkemesinin anılan kararında başvurucunun ByLock aboneliği ile FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı dernek ve sendikalara üyelik kaydının olmadığı, tanık G.K.nın başvurucunun hâkim adaylığı döneminde örgüte ait evde kaldığını ve bu dönemin 2011 yılına denk geldiğini belirttiği, bunun dışında başvurucunun örgüte ait evlerde kaldığına dair beyan olmadığı belirtilmiştir. Bunun yanında tanık beyanlarında başvurucunun örgüt içindeki konumuna, FETÖ/PDY kapsamında somut bir eylemine ilişkin beyan olmadığı ve başvurucunun örgütle temasının Yargıtay içtihatlarında arandığı üzere süreklilik içermediği ifade edilmiştir.

19. Öte yandan Ağır Ceza Mahkemesinin anılan kararında yargı mensubu olarak görev yapan G.K. ve G.T.nin başvurucu hakkındaki beyanları da yer almaktadır.

i. G.K.nin beyanı şöyledir:

" Ben Çerkezköy C. Savcısı iken ihraç olmuştum, ancak daha sonra ihraç kararım geri alındı ve istifa ettim, Tekirdağ CBS'de etkin pişmanlık kapsamında ifade verdim, o ifadelerimi tekrar ederim, dedi, devamla; hakim stajı sırasında akademide kastettiğim 2. Dönem 2011 yılı olması gerekir, ifademde belirttiğim cemaatin ayarladığı ev olarak kastedilen şey örgütün evidir, ben Kamil isimli arkadaşımla beraber bu eve geldim, biz gittiğimizde [L.D.] o gün evde idi, ya da bir gün sonra ya da bir hafta sonra geldi, biz bu evde yaklaşık 6 ay kadar kaldık, bu evde kuran okuma, risale okuma, Fetullah Gülen kitapları okuma gibi faaliyetler vardı, eve sohbet yapmak amacı ile bir kaç kişi geliyordu, bazen haftada bir bazen iki haftada bir bazen de ayda bir olmak üzere sohbet oluyordu, bu ev öğrenci evi gibi idi, bizi bağlayan emir veren kimse yoktu, zaten böyle bir yapılanma içinde olmadık, normal öğrenci evinden biraz daha dini ağırlıklı bir ev idi, bizden sorumlu olan bir kimse ile tanışmadım, bu eve gelirken Kamil isimli arkadaşım bir telefon görüşmesi yaptı, biz bu şekilde bir araya geldik, sanığın evdeki durumu da normal evde bulunan kişi idi, bu evde normal arkadaş ortamındaki siyasi konuşmalar oluyordu, bu dönem 2011 yıllarına denk gelmektedir, 2011 yılı ağustosta ben göreve başladım, Bingöl Karlıova'da göreve başladım, sanık ise Mudanya'ya kura çekti diye hatırlıyorum, kuradan sonra [H.T.] beni telefonla aradı, akademiden arkadaşımdır, görüşmek istedi, onun kaldığı Karakoçan'daki lojmana gittim, buraya [L.D.] da geldi, ancak [L.D.] dediğim kişi huzurdaki sanıktan farklıdır, kuradan sonra sanık ile Mudanya'da buluştuk, ben Bursalıyım, sanığın örgütsel faaliyetini devam ettirdiğine şahit olmadım 2014 HSYK seçimlerinde Çerkezköy'deydim, sanık beni arayarak şuna buna oy verin gibi talimatlarda bulunmadı."

ii. G.T.nin beyanı şöyledir:

" Ben halen Kahramanmaraş hakimi olarak görev yapmaktayım, bir ara açığa alındım, ancak geri göreve iade edildim, benim daha önce İstanbul CBS'de şüpheli sıfatı ile verdiğim 19/03/2017 tarihli ifadem doğrudur, bu ifademin ikinci sayfasında anlattığım şekilde [S.N.K.] 'nın kaldığı evde kalmıştım, bu evde kuran okuma, risale okuma, Fetullah Gülen CD'si seyretme gibi hiç bir etkinlik olmuyordu, evden sorumlu abi yoktu, ancak ben kirayı [S.N.K.] ' ya veriyordum, normal ev gibi idi, ben bu evde 2-3 ay kaldım, sanık ile bu evde kesiştiğimiz dönemi tam olarak bilemiyorum, yaklaşık olarak aynı dönemde bu evde kaldığımızı hatırlamıyorum, sanığın örgütsel herhangi bir faaliyetini görmedim, sanık ile bu ev öncesinde tanışmıyordum, sonrasında da iletişim kurmadım, 2014 HSYK seçimlerinde Develi ilçesinde görev yapıyordum, sanığın benden oy istemesi gibi bir durum olmadı, sanığın ev içindeki hal ve hareketlerinde herhangi bir anormallik görmedim."

IV. İLGİLİ HUKUK

20. Yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasıyla ilgili ulusal mevzuat, yargı kararları, uluslararası düzenlemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. N.E. , §§ 29-81; A.S. , §§ 31-83; Halit İnciroğlu , §§ 38-87; B.K. [GK], B. No: 2023/38927 , 20/11/2025, §§ 31-82.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Anayasa Mahkemesinin 18/6/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A . Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

22. Başvurucu;

i. Yargılama safahatında ileri sürdüğü ve uyuşmazlığın esasını etkileyecek argümanlarına cevap verilmediğini, tanık beyanlarının gerçeğe aykırı olduğunu beyan etmesine karşın bu iddiaları doğrultusunda herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadığını ileri sürmüştür.

ii. Hiçbir illegal oluşumla bir ilişkisi olmadığı hâlde meslekten çıkarma kararında ve Danıştay kararlarında somutlaştırma ve bireyselleştirme yapılmadığını, ayrıca hakkında beyanda bulunan tanıkların mesleklerine iade edilmesine rağmen kendisinin iade edilmemesinin özel hayata saygı hakkı kapsamında ayrımcılık yasağını ihlal ettiğini belirtmiştir.

iii. Kamu görevinden çıkarılmadan önce tarafına savunma hakkı verilmediğini, ilgili makamlar önünde açıklamada bulunma imkânı elde edemediğini, yargılama sonucu açısından belirleyici etkisi olan, lehine gösterdiği delillerin araştırılmadığını ve taleplerinin karşılanmadığını, tanıkları bizzat görüp dinlemeyen Daire tarafından ceza yargılamasında beraat etmesinin dikkate alınmadığını ve yargılamanın uzun sürede tamamlandığını açıklamıştır.

iv. Özel hayatına dair bilgilerden hareketle meslekten çıkarıldığını, adının Resmî Gazete'de yayımlanması suretiyle kamuoyunda terörist olarak algılanmasına neden olunduğunu, ceza yargılamasında beraat etmiş olmasının dikkate alınmadığını ifade etmiştir.

v. Kalıcı şekilde meslekten çıkarıldığını, başka benzer meslekleri icra etmekten yasaklandığını, maaşından, sosyal haklarından mahrum bırakıldığını ve emekli olmasının önüne geçildiğini belirtmiştir.

vi. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde masumiyet karinesinin, makul sürede yargılanma hakkının, adil yargılanma hakkının, özel hayata saygı hakkının, mülkiyet hakkının ve diğer anayasal haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

23. Bakanlık görüşünde başvuruya konu olay ve sürece ilişkin olarak genel bilgilere yer verilerek yargılama safahatının özeti yapılmıştır. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplum düzeninde gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Ayrıca başvurucunun meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak tesis edilen işlemin gerekliliğine, FETÖ/PDY'nin yargı içindeki konumuna, faaliyetlerine ve konu ile ilgili AİHM kararlarına ilişkin bilgilerin yer aldığı HSK Genel Sekreterliğinin yazısı Bakanlık görüşünün ekinde sunulmuştur. Başvurucu, bu görüşe karşı beyanında önceki beyanlarını tekrar etmiştir.

2. Değerlendirme

24. Yargı mensubu olan ve HSK tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen başvurucunun mesleki hayatına yönelik müdahalenin başvuru formundaki iddialar da gözönüne alındığında, başvurucunun özel hayatını ciddi şekilde etkilediği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı değerlendirildiğinden başvuru, özel hayata saygı hakkı yönünden uygulanabilir bulunmuş ve bu kapsamda incelenmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E. , §§ 89-99; A.S. , §§ 91-101; Halit İnciroğlu , §§ 95-106; Sinan Ulu [GK], B. No: 2023/57158 , 25/9/2025, §§ 67-71; Sümeyra Bakla [GK], B. No: 2023/46215 , 20/11/2025, §§ 69-73; B.K. , §§ 86-90).

25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

26. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir ( Aydın Yavuz ve diğerleri , §§ 187-191). Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde alınan tedbirleri konu edinen somut başvuruda Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi dikkate alınacaktır (ayrıntılı değerlendirme için bkz. N.E. , §§ 109-114; A.S. , §§ 111-116; Halit İnciroğlu , §§ 116-121; B.K. , §§ 91-93).

27. Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme müdahalenin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı, anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunup dokunmadığı, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği ve durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespitiyle sınırlı olacaktır ( Aydın Yavuz ve diğerleri , § 186; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245 , 8/10/2020, § 146; N.E. , § 116; A.S. , § 118; Halit İnciroğlu , § 123; B.K. , § 95).

28. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Yine Anayasa Mahkemesi kamu görevinden çıkarmaya ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına, ciddiyet ve ağırlığının söz konusu tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/81 , K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden çıkarma tedbirinin olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır ( N.E. , § 119; A.S. , § 121; Halit İnciroğlu , § 126; B.K. , § 98). Ayrıca somut olaydaki tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E. , § 122; A.S. , § 124; Halit İnciroğlu , § 129; B.K. , § 101). Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacak son inceleme, müdahalenin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (genel ilkelere ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. Sinan Ulu , §§ 83-99; N.E. , §§ 123-139; A.S. , §§ 125-141; Halit İnciroğlu , §§ 130-146; B.K. , §§ 102-118).

29. Başvurucunun hâkimlik ve savcılık mesleğinden çıkarılmasına ve kamu görevinden yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır ( Aydın Yavuz ve diğerleri , § 349; Ayla Demir İşat , § 152; N.E. , § 130; A.S. , § 132; Halit İnciroğlu , § 137; B.K. , § 109).

30. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olmuştur ( Aydın Yavuz ve diğerleri , § 215; N.E. , § 131; A.S. , § 133; Halit İnciroğlu , § 138).

31. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmektedir ( Aydın Yavuz ve diğerleri , § 217; Bestami Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077 , 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı) ( C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286 , 2/7/2020, § 13; N.E. , § 8; A.S. , § 8; Halit İnciroğlu , § 9; B.K. , § 8). Ayrıca Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir ünvan veya pozisyon için alınan tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir ( C.A. (3) , § 133; Sinan Ulu , § 92; N.E. , § 132; A.S. , § 134; Halit İnciroğlu , § 139; B.K. , § 111).

32. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir ( Aydın Yavuz ve diğerleri , § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçlar içeren darbe teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Devletin üç temel sacayağından biri olan yargı erki içinde görev yapan yargı mensupları arasında FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatlı ya da iltisaklı olan kişilerin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve bu kapsamda olduğu saptanan yargı mensuplarının meslekten çıkarılması ve kamu görevinden yasaklanması OHAL'e neden olan somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. Sinan Ulu , § 93; N.E. , § 133; A.S. , § 135; Halit İnciroğlu , § 140; B.K. , § 112).

33. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81 , K.2021/45, 24/06/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır ( Sinan Ulu , § 95; N.E. , § 135; A.S. , § 137; Halit İnciroğlu , § 142; B.K. , § 114).

34. Özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabilir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğu söylenebilir. Bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğinin kabulü gerekir. Zira kamu görevlilerine tanınan ayrıcalıklı hukuki statü, yetki ve haklar ile ifa ettikleri görevin niteliğinin sadakat ve güven kavramları kapsamında devletle olan ilişkideki yükümlülükleri belirlemede de başat rol oynadığı söylenebilir ( N.E. , § 136; A.S. , § 138; Halit İnciroğlu , § 143; B.K. , § 115).

35. Bununla birlikte Anayasa'nın 9. maddesine göre yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılması gerektiği açık olduğundan yargı mensuplarının memurlardan farklı olarak bağımsız ve tarafsız şekilde görevlerini yapmaları, hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat göstermeleri konusunda anayasal yükümlülükleri bulunmaktadır. Yine hâkimlerin Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun şekilde görev yapacaklarına ilişkin vurgunun yer aldığı Anayasa'nın 138. maddesinde de anayasal düzene sadakatin gerekliliğine ayrıca dikkat çekilmiştir. Söz konusu anayasal düzenlemede hâkimlerin bağımsızlığına özellikle değinilmiş; hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği hüküm altına alınmıştır ( N.E. , § 137; A.S. , § 139; Halit İnciroğlu , § 144; B.K. , § 116).

36. Bu bağlamda hâkim ve savcıların adalet sistemi içindeki önemi ile Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız olarak kullanmak üzere kendilerine tanınan ayrıcalıklı kamusal yetkileri birlikte değerlendirildiğinde yargı mensuplarının görevlerini demokratik anayasal düzene bağlı olarak ve özel bir güvenle ifa etmeleri beklenir. Şüphesiz bu sadakat yükümlülüğü, görevin ifası sırasında demokratik hukuk devletinin dışındaki hiçbir hiyerarşiye tabi olmamayı da içermektedir. Yine görevin ifası sebebiyle edinilen bilgilerin görevle alakası olmadığı sürece kimseyle paylaşılmaması da tarafsızlık ilkesi bağlamında bahse konu sadakat yükümlülüğünün bir gereğidir. Dolayısıyla yargı mensuplarından beklenen sadakat yükümlülüğü, onların temel hak ve özgürlüklerine diğer kişilere göre farklı sınırlamalar getirilmesinin de bir dayanağıdır ( N.E. , § 138; A.S. , § 140; Halit İnciroğlu , § 145; B.K. , § 117).

37. İncelenen olaydaki tedbirin gerekçesi, yargı mensubu olan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğunun, bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığının değerlendirilmesidir. Anayasa Mahkemesi irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (AYM, E.2018/89 , K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, § 80; Aydın Yavuz ve diğerleri , § 26; C.A. (3) , § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir ( Sinan Ulu , § 96; N.E. , § 139; A.S. , § 141; Halit İnciroğlu , § 146; B.K. , § 118).

38. Bakılmakta olan başvuruya konu uyuşmazlıkta başvurucunun meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.Ö.nün, G.K.nın ve G.T.nin başvurucu hakkındaki beyanlarına yer vermiştir. Söz konusu ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda Daire, başvurucunun örgütün içinde yer alarak staj evlerinde kaldığını ve FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki içinde olduğunu tespit etmiştir. Öte yandan başvurucu hakkındaki HTS analiz raporuna göre FETÖ/PDY üyeliği suçundan hakkında soruşturma yürütülen birçok kişi ile irtibatının tespit edildiği yönündeki hususların (bkz. § 8) Daire ve İDDK tarafından değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.

39. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin, terör örgütüne üye olma veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet yahut terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyelik ya da mensubiyet şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil iltisaklı ya da irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı; ayrıca FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza hukuku bağlamında bir suç ile ilgili değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı mercilerinindir. Ceza mahkemeleri; bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka uygun olup olmadığıyla ilgili bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı yorumlaması olağandır ( Sinan Ulu , § 98; B.K. , § 120).

40. Öncelikle başvuruya konu olayda her ne kadar Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair delil elde edilemediğini belirterek beraat kararı vermiş ise de (bkz. § 17) Ağır Ceza Mahkemesinin bu sonuca ceza yargılaması sonucunda ulaştığı, iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma görev ve yetkisinin bulunmadığı akılda tutulmalıdır. Bu çerçevede iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığı yönünden yapılacak incelemede idari yargı düzenindeki yargısal makamların Ağır Ceza Mahkemesinin sonuca yönelik bu tespitiyle bağlı olmadığını ve iltisak ve irtibat yönünden idari yargı düzeninde yapılan değerlendirmelerden hareketle bir sonuca ulaşıldığını vurgulamak gerekmektedir.

41. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği, başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir. Bu noktada yargısal makamlar tarafından M.Ö.nün, G.K.nın ve G.T.nin başvurucu hakkındaki ifadelerinin gerekçeye alınarak davanın reddine karar verildiği ve HSK'nın belirttiği diğer hususların değerlendirmeye alınmadığı tekrar vurgulanmalıdır. Netice itibarıyla başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı hususu, bahse konu ifadeler dikkate alınarak incelenmelidir.

42. İlgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat bağlamında bir sonuca varılırken şüphesiz ilgililer hakkındaki beyanlardan ya da tanık ifadelerinden yola çıkılabilir. FETÖ/PDY'nin yapısal olarak çok sayıda kişiyi sistemine dâhil ettiği ve FETÖ/PDY ile iltisaklı kişilerin küçük gruplar hâlinde de olsa etkileşim hâlinde oldukları, ayrıca zaman zaman eylemleri ve tutumlarıyla FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları konusunda dış dünyada görünür olabildikleri, bu durumun ilgililerin yakın ve sosyal çevresi tarafından gözlemlenebilir hâle gelebildiği dikkate alındığında tanık ifadelerinin önemi daha da artmaktadır. Diğer yandan FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olmak durumundan hareketle anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıyla ilgili olarak duyulan şüphenin, ilgili kişiden kaynaklanan bir sebebe dayanan, ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalarla desteklenmiş olabilmesi için anılan beyanlara dair bir nitelik incelemesi yapılması gerekmektedir. Öyle ki bu konuda beyanda bulunan ifade sahiplerinin, hakkında beyanda bulundukları kişilere yönelik görgüye ve bilgiye dayanmayan duyumlarının somut ve objektif nitelikte olduğu kural olarak söylenemeyecektir. Görgüye ve bilgiye dayanan beyanlar söz konusu olduğunda ise bu nevi beyanların içeriği dikkate alınmalıdır. Bunun yanında söz konusu beyanlar tutarlı olmalı, kendi içinde ve varsa diğer delillerle karşılaştırıldığında çelişki içermemelidir. Nitekim tesadüfi sayılabilecek ya da iltisak ve irtibatın varlığını ortaya koyabilecek niteliği haiz olmayan bir olayın ya da vakıanın, ilgili kişinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller kapsamında nitelendirilemeyeceği kabul edilmelidir ( B.K. , § 124).

43. Öte yandan Yargıtay kararlarında da, FETÖ/PDY'nin bünyesinde bulunan ışık evleri, yurtlar, okullar, dershaneler vasıtasıyla örgüte eleman yetiştirdiği, bu kurumların temel amacının ve kuruluş gayesinin örgüte insan kaynağı sağlamak olduğu, örgütün elemanlarını genel olarak genç yaştaki öğrencilerden seçtiği, bununla beraber kamu personelini de sonradan örgüte kazandırabildiği ifade edilmektedir [(Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı kararı]. Ayrıca FETÖ/PDY yapılanmasında hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları anlaşılmaktadır [bu konuda bkz. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/2/2024 tarihli ve E.2019/(Kapatılan)16.MD-473, K.2024/76 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 25/4/2019 tarihli ve 2-3 sayılı kararı; Sümeyra Bakla , § 31; B.K. , § 45]. Netice itibarıyla yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlerden hareketle hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının örgüt tarafından organize edilen çalışma veya staj evlerinde kalmasının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya koyabilecek nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

44. Eldeki olayda Daire kararının gerekçesinde yer alan ve yargı mensubu olarak görev yaptığı belirtilen G.K. ifadesinde staj yaptığı Adalet Akademisi döneminde başvurucu ile birlikte FETÖ/PDY'nin ayarladığı evde kaldığını belirtmiştir. Aynı şekilde yargı mensubu olarak görev yaptığı belirtilen G.T.nin ifadesinde başvurucu ile FETÖ/PDY'ye ait evde kaldığını dile getirdiği görülmektedir. Öte yandan Daire kararının gerekçesinde yer alan ve başvurucu hakkındaki beyanlarla ortaya çıkmış olan eylemlerin ifade sahiplerinin Ağır Ceza Mahkemesi kararında yer alan beyanlarıyla somutlaştığı anlaşılmaktadır (bkz. § 19). Buna göre anılan beyanlarda başvurucunun hâkimlik stajı yaptığı dönemde örgüt tarafından organize edilen staj evlerinde kaldığı hususlarına yer verilmiştir. Görgüye ve bilgiye dayalı olan bahse konu beyanlarda aktarılan olay ve vakıaların ise tesadüfi nitelikte olmadığı ve tutarlı olduğu gözönüne alınarak bunların anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller olarak değerlendirilmesi kabul edilebilir.

45. Devletin darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde harekete geçerek FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olan kişileri tespit etmesi ve bu kişilerin kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin tedbirler alması, demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin bertaraf edilmesi açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Başvuruya konu olan tedbirler de somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınmıştır. Ayrıca devlet, ilgili tedbirlere karşı hak arama yolları oluşturarak tedbirlerin hukukiliğini idari ve yargısal mekanizmalarla denetlettirmiştir. Bu bağlamda başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne alındığında başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez ( Sinan Ulu , § 104; Sümeyra Bakla , § 107).

46. Öte yandan Anayasa Mahkemesi devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kamu personelinin kamu görevinden çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarına ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu kararında Anayasa Mahkemesi, Avrupa'da farklı ülkelerde gerçekleştirilen arındırma uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan anayasal düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata geçirilen tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş ve somut olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli, gerekli ve orantılı olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2018/81 , K.2021/45, 24/6/2021; Sinan Ulu , § 106; Sümeyra Bakla , § 109).

47. Bununla birlikte AİHM'in rejim değişikliği gibi radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki güvencelere riayet edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği vurgulanmalıdır. Nitekim Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19, 9/2/2021, §§ 413, 414) ve Naidin/Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014, §§ 42-57) kararlarında AİHM, başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve orantısız olmadığı sonucuna varmıştır.

48. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır. Eldeki olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu görevinden ilgili ve yeterli somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel sektörde çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu tedbirin öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez ( Sinan Ulu , § 108; Sümeyra Bakla , § 111).

49. Ayrıca olayda ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümüne imkân sağlamaya uygun kanuni düzenlemelerin mevcut olduğu ve etkili şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama safahatında dava dosyasına sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm bilgi ve belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı, bu bağlamda olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin uygulanması gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmıştır ( Sinan Ulu , § 109; Sümeyra Bakla , § 112).

50. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki başvuruda OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır (benzer yönde bkz. Sinan Ulu , § 110; Sümeyra Bakla , § 113).

51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

52. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadığı hâlde kamu görevinden çıkarıldığını, beraat etmesine rağmen suçlu ilan edildiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

53. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133 , K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz ( Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665 , 13/6/2013, § 26).

54. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku; kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde uygulanması gereken başta Anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının bütününü ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku ilkeleri kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiili ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir yaptırımı gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş [1. B.], B. No: 2013/6879 , 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol , § 30).

55. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir ( Galip Şahin [1. B.], B. No: 2015/6075 , 11/6/2018, § 47).

56. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan olağanüstü tedbir niteliğinde bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisak ve irtibat içinde olma ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu kararlarda başvurucunun ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği anlaşılmıştır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Halit İnciroğlu , § 161).

57. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C . Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

58. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

59. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837 , 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI . HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE,

B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

C. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

E. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Beşinci Dairesine (E.2017/7855, K.2021/3802), Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna (E.2022/1253, K.2023/1639), Hâkimler ve Savcılar Kurulu ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.