TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HALİSE ÇEVİK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2022/46308)
Karar Tarihi: 30/6/2026
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Basri BAĞCI
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Metin KIRATLI
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Halise ÇEVİK
Vekili
:
Av. Ali Murat BİLGİÇ
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, atamasının yapılmaması işleminin yargı kararı ile iptal edilmesi sonrasında parasal haklarının ödenmesi talebiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, tıp fakültesi mezunu olup devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamında Mardin Nusaybin Devlet Hastanesi tabip kadrosuna yerleştirilmiş ancak güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığından bahisle ataması yapılmamıştır. Başvurucu, söz konusu 18/5/2018 tarihli işlemin iptali ile atama işleminin yapılmaması sebebiyle alamadığı maaş ve diğer sosyal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle dava açmıştır.
3. Ankara 9. İdare Mahkemesince 22/10/2019 tarihinde dava reddedilmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesince 16/10/2020 tarihinde atanmama işleminin iptaline, parasal hak talebi yönünden bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde, güvenlik soruşturması yapılmasını düzenleyen kanun hükmünün Anayasa Mahkemesinin 24/7/2019 tarihli ve E.2018/73, K.2019/65 sayılı kararıyla iptal edildiği, iptal edilen hükme dayanılarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca kararda söz konusu iptal kararının başvurucunun doğrudan atanması sonucunu doğurmadığı, idare tarafından yeniden bir değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Karar kesin olarak verilmiştir.
4. İdare tarafından başvurucunun tabip olarak ataması yapılmış, atama işlemi başvurucuya 20/5/2021 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu aynı tarihte göreve başlamıştır. Başvurucu 22/6/2021 tarihinde parasal haklarının ödenmesi istemiyle idareye başvurmuştur. Talebin 7/7/2021 tarihli işlemle reddi üzerine başvurucu 14/7/2021 tarihinde idare mahkemesinde dava açmıştır.
5. Ankara 8. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 11/8/2021 tarihinde davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Kararda 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun dava açma süresi ve bu sürenin hesaplanmasına ilişkin ilgili hükümlerine atıf yapılmıştır. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesinin kararının başvurucuya 4/1/2021 tarihinde tebliğ edildiği, bu tarihten itibaren altmış gün içinde en son [5/3/2021] tarihinde davalı idareye başvurulması ya da dava açılması gerekirken bu süreler geçirildikten sonra açılan davanın esasının süre aşımı nedeniyle incelenmesine olanak bulunmadığı belirtilmiştir.
6. Başvurucu, anılan karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi 18/3/2022 tarihinde istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
7. Başvurucu, nihai kararı 13/4/2022 tarihinde öğrendikten sonra 22/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu; atanmama işlemini iptal eden kararın doğrudan atanması sonucunu doğurmayacağının belirtildiğini, dolayısıyla idare tarafından atanıp atanmayacağı belli olmadığı hâlde parasal hak talebi yönünden söz konusu kararın tebliğ tarihinin esas alınmasının çelişki olduğunu belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında başvuru formunda yer alan iddialarını tekrar etmiştir.
10. Başvuru, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmiştir.
11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
12. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir ( Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791 , 7/11/2013, § 52; Ziya Özden [1. B.], B. No: 2016/67737 , 19/11/2019, § 46). Somut olayda davanın süre aşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
13. Anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
14. Olayda Mahkeme, davayı süre aşımı nedeniyle reddederken 2577 sayılı Kanun'un 7. ve 12. maddelerine dayanarak sonuca varmıştır. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
15. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne olduğu hususu, benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu incelemelerinde idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel ifadesiyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım [1. B.], B. No: 2014/5 , 25/10/2017, §§ 54, 55; Fatma Altuner [2. B.], B. No: 2014/17714 , 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi [1. B.], B. No: 2014/12354 , 9/11/2017, § 52).
16. Dava açma sürelerini düzenleyen, son derece karışık ve dağınık olan bir mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumu mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Özellikle başvuru merci ve süresi gösterilmeyen işlemlerle ilgili davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim hakkını aşırı sınırlandıracak şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerekir ( Mohammed Aynosah [1. B.], B. No: 2013/8896 , 23/2/2016, § 40). Bu nedenle mahkemeler usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmalıdır ( Kamil Koç [1. B.], B. No: 2012/660 , 7/11/2013, § 65). Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedeniyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir ( Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156 , 20/4/2017, § 38).
17. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahale ölçülülük kapsamında büyük önem taşımaktadır ( Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673 , 25/7/2017, § 66). Vurgulamak gerekir ki dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasen mahkemelere aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi yoktur. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili mahkemelerin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir ( Ahmet Yıldırım [1. B.], B. No: 2014/18135 , 20/9/2017, § 46).
18. Hak arama özgürlüğünün bağlandığı usul kurallarına uyulmaması nedeniyle uyuşmazlıkların esası hakkında karar verilmemesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin idari istikrarın sağlanması amacının gerçekleştirilmesi bakımından elverişli ve gerekli olduğu söylenebilir. İncelenen olayda değerlendirilmesi gereken mesele davanın süre yönünden reddinin mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahale oluşturup oluşturmadığıdır.
19. Mahkeme davanın süresinde açılmadığına ilişkin gerekçesinde başvurucunun atanmaması işleminin iptaline dair Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesinin kararının başvurucuya tebliğ edildiği 4/1/2021 tarihini esas almıştır. Ancak söz konusu iptal kararında bu kararın başvurucunun doğrudan atanması sonucunu doğurmadığı, idare tarafından yeniden bir değerlendirme yapılması gerektiğinin vurgulandığı görülmektedir. Dolayısıyla söz konusu kararın başvurucunun atanıp atanmayacağı konusunda belirlilik sağladığından söz edilemez. Nitekim başvurucu, idarenin gerekli değerlendirmelerinden sonra 20/5/2021 tarihinde göreve başlatılmıştır.
20. Bu durumda başvurucunun doğrudan atanması sonucunu doğurmayan kararın tebliğ tarihi esas alınmak suretiyle davanın süresinde olmadığı değerlendirmesinin başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Mahkemenin dava açma süresinin başladığı tarihi belirlemesine ilişkin öngörülebilir olmayan yorumunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu, bu yorumun başvurucu üzerinde ağır bir külfete sebebiyet verdiği, bu suretle başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlarla karşılaştırıldığında orantısız olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
22. Başvurucu, miktarı belirli olmasa da üç yıllık parasal hak kaybı toplamının tek hâkim ile görülebilecek dava sınırının üzerinde olacağını belirterek kanuni hâkim güvencesinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkemeye erişim hakkı yönünden ulaşılan sonuç gözetildiğinde başvurucunun bu iddialarının ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
III. GİDERİM
23. Başvurucu, ihlalin tespiti ile tür ve miktar belirtmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur.
24. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875 , 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506 , 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949 , 21/1/2021, §§ 93-100).
25. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
26. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 8. İdare Mahkemesine (E.2021/1430, K.2021/1274) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 30/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.