Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2023/91467 E. K.

AYM 30.06.2026 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ABDULLAH BOZKOYUN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2023/91467)

Karar Tarihi: 30/6/2026

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Metin KIRATLI

Raportör

:

Ömer Faruk NURSAÇAN

Başvurucu

:

Abdullah BOZKOYUN

Vekili

:

Av. Vedat GÜLEÇ

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmadan yapılması ve gözaltı tedbirinin kanunda düzenlenen süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, mal varlığına tedbir konulması nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın makul süre içinde tamamlanmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

A. Bireysel Başvuru Öncesi Yürütülen Yargılama Süreçleri

2. Başvurucu hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmıştır. 4/10/2011 tarihinde başvurucu gözaltına alınmış, 8/10/2011 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.

3. Başvurucu hakkında düzenlenen 29/11/2011 tarihli iddianamede başvurucunun yasa dışı PKK terör örgütü adına faaliyet yürüten KCK/TM yapılanması mali alan içinde örgütsel faaliyet yürüttüğü, evinde yapılan aramada terör örgütüne ait müzik CD'leri ve terör örgütünün kırsal alanda silahlı faaliyet yürüten örgüt mensubunun cenazesine ait fotoğrafların bulunduğu, iletişimin tespiti kayıtlarına göre örgüt üyeleriyle KCK adına para hareketlerini yönettiği, bu konuda talimatlar verdiği, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) tarafından düzenlenen mitinglerde kullanılan, terör örgütünü ve elebaşını övücü nitelikte hazırlanan pankartların temin edilmesini organize ettiği, terör örgütü lehine gerçekleştirilen gösterilerde kullanılan ve terör örgütünün sözde bayrağı olarak nitelendirilen bez parçalarının yapılması hususunda talimat verdiği, başka kişilerin örgüt adına topladığı paraları yönlendirdiği, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü elebaşı A.Ö.nün talimatıyla kurulan ve örgütsel faaliyet yürüten siyaset akademisinde eğitim görecek belediye başkanı ile ilgili görüşme yaptığı, BDP'li belediye başkanlarından örgütsel faaliyetlerde kullanılmak üzere para toplanmasını organize ettiği, bu şekilde terör örgütünün faaliyetlerini düzenlemek suretiyle örgütü yönetme suçunu işlediği belirtilmiştir.

4. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada 6/8/2012 tarihinde dosyanın Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyası ile birleştirilmesine ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. 6/3/2014 tarihli ve 28933 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun gereğince başvurucu hakkındaki yargılamaya Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edilmiştir.

5. 1/7/2014 tarihinde başvurucu tahliye edilmiştir. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi 23/7/2017 tarihinde başvurucunun beraatine karar vermiştir. 18/4/2018 tarihinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. 17/9/2019 tarihinde Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesi başvurucuya örgütsel faaliyetlerde kullanılmak üzere para göndereceği ve örgütsel içerikli konuşma yaptığı iddia edilen kişiler hakkında araştırma yapılması yönünden hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bozma sonrası yargılama Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.

B. Bireysel Başvuru Süreci

6. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından PKK/KCK silahlı terör örgütünün mali yapılanmasına yönelik olarak soruşturma başlatılmıştır. Soruşturmanın devamında PKK/KCK silahlı terör örgütünün mali alan yapılanması içinde terör örgütünün ideolojisi ve talimatları doğrultusunda aktif şekilde siyasi ve particilik kimliğini kendisine kılıf olarak kullanıp gizliliğe riayet ederek faaliyet yürüttüğü şüphesiyle başvurucu da bu soruşturmaya dâhil edilmiştir. 11/4/2022 tarihinde aralarında başvurucunun da bulunduğu 91 kişinin mal varlıklarına Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararı ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince el konulmuştur.

7. 12/4/2022 tarihinde başvurucu gözaltına alınmıştır. 23/4/2022 tarihinde Başsavcılık aralarında başvurucunun da bulunduğu kişileri silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklanması talebiyle Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk etmiştir. Söz konusu tutuklamaya sevk yazısında, soruşturmaya ilişkin genel bilgiler ve tespitlere yer verilmekle birlikte şüphelilerin " KADRO" (örgütün ideolojisi doğrultusundaki hedeflerine ulaşmak adına örgüt tarafından kullanılan nitelikli, eğitimli, örgüt bilinci ile donatılmış öncü insan gücü) örgüt mensupları oldukları, terör örgütünün KCK maliyesi içinde sorumlu düzeyde Kandil alanında faaliyet yürüten sözde örgüt yöneticileri ile irtibatlı oldukları, belirli zamanlarda terör örgütünün Kuzey Irak bölgesindeki kamplarına giderek ideolojik eğitim ve silah eğitimi aldıkları, terör örgütünün sözde yöneticileri tarafından farklı belediyelerde görevlendirildikleri, terör örgütünün sözcülüğünü yaptıkları belirtilmiştir.

8. Başvurucu, sevk edildiği Hâkimlikteki sorgusunda isnat edilen eylemleri reddetmiş; aynı suçlamayla ilgili 2011-2014 yılları arasında tutuklu kaldığını, yargılamanın Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ettiğini, kaçma şüphesinin olmadığını, B.K.yı tanımadığını ifade etmiştir. Hâkimlik başvurucunun anılan suçtan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... Abdullah Bozkoyun, ...'un üzerine atılı bulunan silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren; şüphelilerin TEM Şube Müdürlüğünde ve Hakimliğimiz huzurunda alınan ifadeleri, MASAK Mali Analiz raporları, HTS baz analiz raporları, araştırma tutanakları, SGK kayıtları, dijital materyaller üzerinde yapılan inceleme raporları, açık kaynak araştırma tutanakları, para transferlerine ilişkin tespitler, otel ve konaklama kayıtları, bir kısım şüpheliler yönünden Ulaş gizli tanığın ifade ve teşhis beyanları, yürütülen soruşturma kapsamında [K.G., S.B., M.Z. ve M.Ş.] isimli tanıkların beyan ve teşhis tutanakları, gizli tanık ve tanık beyanlarını doğrular şekilde şüphelilerin yurt dışı çıkış giriş kayıtları, bir kısım şüpheliler yönünden ele geçirilen doküman içerikleri ile diğer bilgi ve belgeler ile dosya kapsamında kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delillerin bulunması, atılı suçun CMK'nın 100/3-a maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimallerinin bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı CMK’nun 100. maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS 5. maddesindeki tutuklama şartları kapsamında isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelilerin CMK'nın 101 maddeleri uyarınca ... TUTUKLANMASINA,... [karar verildi.] "

9. 23/9/2022 tarihinde düzenlenen iddianamede başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından cezalandırılması talep edilmiştir.

10. Başvurucu dâhil 89 kişi hakkında düzenlenen iddianameye göre başvurucunun kadro örgüt mensubu ve PKK/KCK silahlı terör örgütünün mali alan yöneticisi olduğu belirtilerek PKK/KCK silahlı terör örgütünün yöneticisi olma suçunu işlediği iddia edilmiştir. Başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen diğer yargılamanın istinaf incelemesinde olduğunun belirtildiği iddianameye göre başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketin diğer ortak ve yöneticileri hakkında da PKK/KCK terör örgütüyle ilgili suçlar nedeniyle işlem yapıldığı, başvurucunun PKK/KCK terör örgütü mali alan yapılanması içinde yönetici konumunda bulunduğu, diğer örgüt üyeleriyle görüştüğüne dair çok sayıda iletişim kaydı bulunduğu belirtilmiştir. İddianamede;

- Başvurucunun evinde yapılan aramada hakkında toplatma kararı bulunan çok sayıda kitap ele geçirildiği,

- Gizli tanık Ulaş'ın beyanına göre kadro örgüt mensubu başvurucunun KCK Türkiye maliyesi içinde 2009-2011 yılları arasında sorumlu düzeyde yer aldığı, birçok kez Kandil'e giderek burada KCK genel maliye sorumlusu M.K. ile görüştüğü, 2010 yılında Irak'ta bulunan ideolojik eğitim akademisinde 4 ay eğitim aldığı, KCK maliyesi içinde faaliyet yürüttüğü esnada örgüt adına tahsil ettiği paralardan bir kısmını zimmetine geçirdiği, bu durumun tutuklanması üzerine anlaşıldığı, tahliye olmasından sonra 2014 yılında yeniden KCK maliye yapılanması içinde yer almak için görüşmeler yaptığı ancak bu talebinin kabul görmediği, bu şekilde elde ettiği paralarla 2016 yılında prefabrik imalathanesi kurduğu, KCK Türkiye sorumlusu ile görüşerek hendek olayları sırasında yıkılan evlerin yerine kurulacak prefabrik evlerin örgüt parası ile kendi firması tarafından kurulması için Kandil üst yönetimine teklif sunulmasını istediği, 2011 yılında Sur ilçesinden örgüte katılan kişinin bulduğu tarihî eseri M.K.nın talimatı ile örgütün maliye sorumlusu olarak teslim alıp sattığı, faaliyet yürüttüğü dönemde Diyarbakır'daki evinde KCK Türkiye sözcülüğünde yer alan "KADRO" ları evinde barındırdığı, toplantılar için evini kullandırdığı,

- Tanık K.G.nin beyanına göre 2015 yılı Haziran ayı içinde, Türkiye'de 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimler sonrasında Kandil'de C.B. ile konuşma yaptığı,

- Tanık S.B.nin beyanına göre başvurucunun 2010 yılında KCK/TM mali alan yapılanması içinde yer aldığı, "KADRO" örgüt mensubu olduğu,

- Tanık Z.Ç.nin beyanına göre başvurucunun Halkların Demokratik Partisinde görev yaptığı sırada zimmetine para geçirmesi sebebiyle partiden uzaklaştırıldığı, bu anlatımın gizli tanık Ulaş'ın beyanı ile uyumlu olduğu,

- KCK/TM karargâhına bağlı olarak Irak-Metina alanında şoför olarak faaliyet yürüten tanık M.R.O.nun beyanına göre başvurucunun 2014 yılında KCK'nın Irak'ta yapılan toplantılarına katıldığı, bu amaçla başvurucuyu KCK karargâhına bağlı misafirhaneye götürdüğü, KCK karagâhına bağlı mali alan sorumlusu Garzan Suruç kod adlı kişi başta olmak üzere diğer üst düzey kişilerle toplantı yapmak amacıyla Irak'a gelip gittiği,

- Tanık Ü.G.nin beyanına göre başvurucunun "KADRO" örgüt mensubu olduğu, 2011-2013 yılları arasında siyasi parti kimliği altında mali alan yapılanması içinde faaliyette bulunduğu, bu amaçlı toplantılarını Diyarbakır BDP il binasında yaptığı, mali alanda faaliyette bulunan R.M.nin kuryeliğini yaptığı,

- Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) analiz raporuna göre 2004-2017 yılları arasında genel bankacılık işlemlerinin düşük ve düzensiz olduğu veya hiç gerçekleşmediği hâlde 2017-2020 yılları arasında TL ve USD bazlı bankacılık işlemlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıt bilgilerine göre gelir ve giderler bakımından uyumsuz olduğu, işlem açıklaması ve kaynağı şüpheli işlemler gerçekleştirdiği, bankacılık işlemleri gerçekleştirdiği firmaların yöneticileri/ortakları ile SGK kaydı olan firmaların yönetici/ortakları/çalışanları içinde silahlı terör örgütüyle iltisaklı olduğunun veya PKK/KCK terör örgütünce sözde değer ailesi olarak kabul edilen kişiler olduğunun tespit edildiği, yüklü miktarda para transferleri olduğu, para transferlerinde değer ailesi olarak adlandırılan örgüt mensupların ailelerine nakit transfer işlemleri yapıldığının belirlendiği,

- HTS kayıtlarına göre hakkında işlem başlatılan 7 kişi ile 1.230 telefon görüşmesi yaptığı, soruşturma yürütülen 60 kişi ile toplam 27.579 adet 600 metreye ve 600 saniyeye kadar ortak baz sinyal bilgisi olduğu, terör örgütünden dolayı aranan 13 kişi ile telefon görüşmesinin bulunduğu,

- Konaklama kayıtlarına göre farklı tarihlerde farklı illerde bulunan otellerde silahlı terör örgütüne üye olma, kurma veya yönetme suçundan kayıtları bulunan çok sayıda kişi ile aynı tarihler içinde konaklama kaydının bulunduğu hususlarına yer verilmiştir.

11. Başvurucu hakkında yargılamayı yürüten Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi 17/1/2023 tarihinde Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden dosya ile fiilî ve hukuki irtibat bulunması sebebiyle dosyaların birleştirilmesine, başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi birleşen dosyayı 18/2/2023 tarihinde Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.

12. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi 24/2/2023 tarihli duruşmada deprem nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararı gereği duruşmanın 31/10/2023 tarihine ertelenmesine, daha önceki ara kararlarının aynen devamına karar vermiştir.

13. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi 1/3/2023 tarihindeki ara kararıyla başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Kararda ayrıca başvurucunun tutukluluk incelemelerinin 29/3/2023, 28/4/2023, 26/5/2023, 23/6/2023, 14/7/2023, 11/8/2023, 8/9/2023 ve 6/10/2023 tarihlerinde yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun farklı tarihlerde vermiş olduğu tutukluluk incelemelerinin duruşmalı olarak yapılması talebi kabul edilmemiştir. 23/6/2023 tarihinde yapılan tutukluluk incelemesinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Başvurucunun tutukluluk incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına yönelik itirazı 18/7/2023 tarihinde Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir.

14. Başvurucu, itirazın reddine ilişkin nihai kararı 19/7/2023 tarihinde öğrendikten sonra 17/8/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Komisyon adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

16. Başvurucu 31/10/2023 tarihinde yapılan duruşmaya katılarak beyanda bulunmuş; duruşma sonunda delillerin toplanmış olması, sabit ikametgâh sahibi olması ve tutuklulukta geçen süre gözetilerek yurt dışına çıkamama ve belirli günlerde en yakın kolluk birimine imza atmak şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulanarak tahliye edilmiştir. 23/12/2025 tarihli duruşmada başvurucunun mal varlığına konulan elkoyma tedbirinin kaldırılmasına karar verilmiştir.

17. Yargılama Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi önünde derdesttir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1 . Kanuni Gözaltı Süresinin Aşıldığına İlişkin İddia

18. Başvurucu, gözaltı tedbirinin kanunda öngörülen süreyi aştığı gerekçesiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

19. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır ( Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061 , 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144 , 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631 , 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya [2. B.], B. No: 2013/3193 , 15/10/2015, §§ 34-47).

20. Somut olayda başvurucunun gözaltı süresinin kanunda öngörülen süreyi aştığına ilişkin iddiasıyla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

21. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2 . Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

22. Başvurucu; daha önce aynı suçlamayla 2 yıl 9 ay tutuklu kaldığını, adli kontrol tedbiri uygulanarak tahliye edilmesinden sonra bu tedbirlere riayet ettiğini, aynı iddialarla ikinci kez tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formundaki şikâyetlerine benzer beyanda bulunmuştur.

24. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğunun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

25. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirtildikten sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması, ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir ( Ramazan Aras [1. B.], B. No: 2012/239 , 2/7/2013, § 43).

26. Bir kişinin tutuklanabilmesi, öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır ( Hanefi Avcı [2. B.], B. No: 2013/2814 , 18/6/2014, § 46). Ancak kişinin bir suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması şart değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir ( Mustafa Ali Balbay [1. B.], B. No: 2012/1272 , 4/12/2013, § 73).

27. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin bulunmasının yanı sıra bir tutuklama nedeninin de bulunması gereklidir. Anılan fıkrada tutuklama nedenleri “ suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin kaçmasını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek ” veya “ bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâller ” olarak gösterilmiştir. Tutuklama tedbirinin düzenlendiği 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde de tutuklama nedenlerinin neler olduğu belirtilmiştir. Buna göre şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa; şüpheli veya sanığın davranışları, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir ( Ramazan Aras , § 46). Kanunun tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngörmesi durumunda bile kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut olguların varlığının objektif bir gözlemciyi ikna edecek biçimde ortaya konulması gerekir ( Engin Demir [GK], B. No: 2013/2947 , 17/12/2015, § 66).

28. Öte yandan ciddi ve ağır bir tedbir olan tutuklama ancak daha hafif başka bir tedbirin bireyin ve kamunun yararını korumak için yeterli olmayacağının ortaya konulması hâlinde makul kabul edilebilir. Bu bağlamda kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması için suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olması tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için yeterli değildir. Tutuklama tedbiri somut olayın koşulları altında gerekli de olmalıdır (benzer yönde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı için bkz. Lütfiye Zengin ve diğerleri/Türkiye , B. No: 36443/06, 14/4/2015, § 81). Bu, Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütleri arasında sayılan ölçülülük ilkesinin unsurlarından biri olan gereklilik unsurunun (AYM, E.2015/40 , K.2016/5, 28/1/2016) da bir gereğidir. Tutukluluğa ilişkin kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından öncelikle adli kontrol tedbirleri değerlendirilmeli ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağı gerekçelendirilmelidir ( Engin Demir , § 69).

29. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

30. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

31. Anayasa Mahkemesi; kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olmasının mutlaka gerekli olmadığını zira tutukluluğun amacının yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmek olduğunu, buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerektiğini belirtmiştir ( Mustafa Ali Balbay , § 73; Mehmet Haberal [1. B.], B. No: 2012/849 , 4/12/2013, § 71). Öte yandan tutuklama aşamasında suçun sübutu gerekmediği için isnat edilen eylemin tutuklama kararında belirtilen suçtan başka bir suçu oluşturma ihtimali olması tutuklama kararını salt bu nedenle hukuka aykırı hâle getirmeyecektir.

32. Bu noktada tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdirinin öncelikle anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine ait olduğunun, zira bu konuda taraflarla ve delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercilerinin Anayasa Mahkemesine kıyasla daha iyi konumda olduğunun yeniden ifade edilmesi gerekir ( Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170 , 16/11/2017 § 123).

33. Olayda ilk olarak başvurucunun aynı eylemler nedeniyle ikinci kez tutuklandığı yönünde iddiasının incelenmesi gerekir. Başvurucunun 4/10/2011 tarihinde gözaltına alınıp 8/10/2011 tarihinde tutuklanmasıyla başlayan hürriyetinden yoksun kalma sürecine ilişkin soruşturmada başvurucu hakkında silahlı terör örgütünü yönetme suçundan 29/11/2011 tarihli iddianame ile dava açılmıştır. Dolayısıyla başvurucuya atılı temadi eden suça ilişkin temadi bu tarih itibarıyla kesilmiştir. Başvurucu hakkında bireysel başvuru sürecine konu yapılan 23/9/2022 tarihli iddianameye konu eylemler ise temadinin kesildiği 29/11/2011 tarihinden sonraya ilişkin süreci de kapsamaktadır (bkz. § 10). Bu kapsamda özellikle tanık beyanlarına atıfla iddianamede 2014, 2015 ve 2016 yıllarında başvurucunun mali alan içinde gerçekleştirdiği eylemlere yer verilmiş, MASAK raporunda da 2017-2020 yılları arasındaki dönemde gerçekleşen para transferlerine dikkat çekilmiştir. Bu nedenle başvurucunun daha önceden tutuklanıp tahliye edildiği eylemler sebebiyle yeniden tutuklandığı yönündeki iddiasının yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

34. Başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının değerlendirilmesi sonucunda, başvurucu hakkındaki tespitlere göre başvurucunun PKK/KCK mali alan yöneticisi olduğuna ilişkin MASAK mali analiz raporları, HTS baz analiz raporları, para transferlerine ilişkin kayıtlar, otel ve konaklama kayıtları, tanık ifadeleri, tanık ifadeleri ile örtüşür şekilde yurda giriş ve çıkış kayıtları ve diğer tespitler bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 10). Hâkimlik tarafından başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçunun 5271 sayılı Kanun uyarınca katalog suçlardan olduğu, başvurucunun kaçma ve delilleri karartma ihtimali bulunduğu ve adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı belirtilmiş ve başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir.

35. Anayasa Mahkemesi birçok kararında somut olgular içeren tanık anlatımlarını suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir ( Metin Evecen [2. B.], B. No: 2017/744 , 4/4/2018, §§ 47-52; Recep Uygun [2. B.], B. No: 2016/76351 , 12/6/2018, § 43; İsmail Çıtak [1. B.], B. No: 2016/78629 , 28/11/2019, § 52; Y.G. [1. B.], B. No: 2017/5933 , 9/1/2020, § 55; İbrahim Okur [1. B.], B. No: 2016/50394 , 27/2/2020, § 82; Mustafa Onuk [2. B.], B. No: 2016/21484 , 9/7/2020, §§ 49-52; Yusuf Erdoğan [1. B.], B. No: 2017/11828 , 10/2/2021, § 46). Öte yandan Anayasa Mahkemesi Andrew Craig Brunson ([1. B.], B. No: 2018/28400 , 18/11/2020, §§ 59, 60) kararında diğer tanık beyanları ve telefon görüşme kayıtlarını da dikkate alarak bir kısım gizli tanığın beyanlarının kuvvetli belirti olabileceği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi ayrıca gizli tanık beyanının güvencelerinin ve delil olma derecesinin soruşturma ve kovuşturma aşamasında farklı seviyelerde aranması gerektiğini belirterek şüpheli ya da sanığa gizli tanık beyanını yeterince denetleme imkânı sunulduğu durumlarda somut olgular içeren gizli tanık beyanının tutuklama bakımından kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin mümkün olduğu sonucuna ulaşmıştır ( Rıza Barut [1. B.], B. No: 2020/14339 , 28/12/2021, §§ 68, 74). İncelenen olayda soruşturma makamlarınca başvurucunun örgütle bağlantısı olduğuna dayanak yapılan gizli tanık Ulaş'ın başvurucunun KCK Türkiye maliyesi içinde 2009-2011 yılları arasında yer aldığına, birçok kez Kandil'e giderek burada KCK genel maliye sorumlusu M.K. ile görüştüğüne, 2010 yılında Irak'ta bulunan ideolojik eğitim akademisinde 4 ay eğitim aldığına, KCK maliyesi içinde faaliyet yürüttüğü esnada örgüt adına tahsil ettiği paraları zimmetine geçirdiğine, tahliye olmasından sonra 2014 yılında yeniden KCK maliye yapılanması içinde yer almak için görüşmeler yaptığına, elde ettiği paralarla 2016 yılında prefabrik imalathanesi kurduğuna, KCK Türkiye sorumlusu ile görüşerek kurulacak prefabrik evlerin örgüt parası ile kendi firması tarafından kurulması için Kandil üst yönetimine teklif sunulmasını istediğine, örgüt adına tarihi eser sattığına, faaliyet yürüttüğü dönemde Diyarbakır'daki evinde KCK Türkiye sözcülüğünde yer alan "KADRO" ları evinde barındırdığına, toplantılar için evini kullandırdığına yönelik beyanı somut olgular içermesi nedeniyle başvurucunun karşı argüman ileri sürebileceği beyan niteliğindedir.

36. Ayrıca başvurucu hakkındaki tutuklama kararı tanık beyanlarının yanı sıra MASAK tarafından düzenlenen başvurucunun SGK kaydına göre gelir ve giderleri ile uyumlu olmayan para transferine ilişkin analizine, başvurucunun aranan kişiler ile hakkında soruşturma yürütülen kişiler ile olan irtibatına ve baz birlikteliğine dair HTS kayıtlarına dayandırılmıştır. Soruşturma makamları ayrıca başvurucunun farklı tarihlerde farklı illerde hakkında silahlı terör örgütüyle bağlantılı olan soruşturma yürütülen kişilerle konaklama kayıtlarına işaret etmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından Hâkimlikçe kuvvetli suç şüphesinin var olduğuna dair tespitlerden ayrılmayı gerektiren bir durum olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla belirtilen bu hususların tutuklama tedbirinin uygulanmasında suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemeyecektir.

37. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

38. Eldeki olayda başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında tutuklama nedeni olarak öncelikle isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve mezkûr Kanun gereği "tutuklama nedeni varsayılabilen" suçlar arasında olmasına dayanılmış, ayrıca kaçma ve delilleri karartma ihtimali bulunan başvurucu açısından tutuklamanın ölçülü olduğu belirtilmiş ve adli kontrolün yetersiz kalacağına değinilmiştir (bkz. § 8). Başvurucu 31/10/2023 tarihinde delillerin toplanmış olması ve tutuklulukta geçen süre gözetilerek yurt dışına çıkamama ve imza atma şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulanarak tahliye edilmiştir (bkz. § 16). Hâkimlik tarafından tutuklamaya ilişkin kararda atılı suçun katalog suçlardan olması dışında kaçma ve delilleri karartma ihtimali bulunduğu ve adli kontrolün yetersiz kalacağına ilişkin gerekçeye yer verilmiştir.

39. Somut olayın özel koşulları ile Hâkimlik tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Yıldırım Ataş [1. B.], B. No: 2014/4459 , 26/10/2016, § 60; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405 , 25/5/2017, § 66).

40. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bu tedbirin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır. Bu husus değerlendirilirken anayasal denetimin tutuklamaya ilişkin süreç ile tutuklama gerekçeleri üzerinden yapılması gerekir ( Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567 , 25/2/2016, § 79; Mehmet Baransu (2) [2. B.], B. No: 2015/7231 , 17/5/2016, § 136).

41. Terör suçlarının soruşturulması/kovuşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/9756 , 16/11/2016, § 214).

42. Sonuç olarak başvurucunun terörle bağlantılı bir suç nedeniyle tutuklandığı dikkate alındığında Hâkimliğin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri , § 214; Devran Duran , § 64).

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3 . Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

44. Başvurucu, tutukluluğun devamına ilişkin kararların dosya üzerinden yapılan incelemeyle verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

45. Anayasa Mahkemesi Kadir Ayhan (1. B.], B. No: 2020/20083 , 10/3/2021) ve Yavuz Cengiz ([1. B.], B. No: 2019/37138 , 15/6/2021) kararlarında bu şikâyetlere ilişkin yaptığı incelemelerde, başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek bir ihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağını ve serbest kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş; bu durumda yalnızca kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna varmıştır.

46. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararlarda bu tür ihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel başvuruda bulunulması gerektiğini açıklayarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.

47. Başvuru konusu olayda vekili vasıtasıyla tutukluluğa itirazlarını ileten başvurucunun 31/10/2023 tarihli duruşmada mahkeme önüne çıktığı ve savunmasını yaptığı görülmüştür. Ayrıca başvurucu tahliye edilmiştir. Dolayısıyla somut iddia yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.

48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B . Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

49. Başvurucu; arazisinde yetiştirdiği ürünleri pazar yerine taşımak için kullandığı araca ve banka hesaplarına elkoyma tedbiri uygulanması nedeniyle maddi sıkıntıya düştüğünü, kredilerini ödeyememesi sebebiyle icra takibine maruz kaldığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39 , K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

51. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/7/2013 tarihli ve E.2013/8830, K.2013/18335; 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435, K.2013/21106; 14/12/2015 tarihli ve E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı kararlarından da anlaşıldığı üzere 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen yol, bir yandan başvurucunun maruz kaldığı elkoyma işleminin hukuka aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı, makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır ( Mehmet Ali Aslan [2. B.], B. No: 2013/2429 , 30/3/2016, § 28).

52. Somut olayda başvurucunun mal varlığına uygulanan elkoyma tedbiri Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince 23/12/2025 tarihinde kaldırılmıştır.

53. Diğer taraftan başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yoluna başvurduğuna ilişkin bilgi ve belge sunmadığını da vurgulamak gerekir. Bu doğrultuda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunda ileri sürmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

54. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C . Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

55. Başvurucu ayrıca hakkındaki yargılamanın uzun sürdüğünü belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

56. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635 , 19/3/2024) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen 5/A maddesi ve ayrıca anılan Kanun'un geçici 3. maddesinde yapılan değişiklik gereği 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kanuni gözaltı süresinin aşılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 30/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.