Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2023/19435 E. K.

AYM 22.04.2026 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ALİ AKGÜL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2023/19435)

Karar Tarihi: 22/4/2026

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Yunus Emre BAĞLAR

Başvurucu

:

Ali AKGÜL

Vekilleri

:

Av. Kürşat TOPGÜL

Av. Barış Ecevit SUNAL

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca başkaca ihlal iddiaları da bulunmaktadır.

2. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucunun ikametgâhının balkonundan havaya ateş edildiğine yönelik ihbar üzerine başvurucu hakkında 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan soruşturma başlatmıştır.

3. Başsavcılık, başvurucunun adresinde gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında 14/5/2021 günü saat 01.40 ile 02.00 arasında arama yapılmasına, ele geçirilen suç unsurlarına el konulmasına karar vermiştir.

4. Kolluk görevlilerince başvurucunun adresinde arama yapılmıştır. Tanzim edilen ikamet arama tutanağında adresin kapısının defaten çalınmasına rağmen açılmaması üzerine koçbaşıyla kapı kırılarak içeri girildiği, başvurucunun yüksek sesle seslenilmesi üzerine yatak odası kısmında bulunan yataktan kalktığı, aşırı derecede alkollü olduğunun hâl ve hareketlerinden anlaşıldığı, yatak odasının balkon kapısı önünde siyah poşet içinde tabanca ve şarjör, salon kısmında mutfak tezgâhı üzerinde üç adet fişek bulunarak el konulduğu hususları belirtilmiştir. İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği 14/5/2021 tarihli kararıyla el koymanın onanmasına karar vermiştir.

5. Başvurucu, kollukta müdafisiz şekilde alınan ifadesinde; gece hatırlamadığı bir saate polislerin ikametgâhına gelerek kapıyı çaldığını, alkolün etkisiyle uyuduğundan hiçbir şey duymadığını, evde bulunan silahı uzun zaman önce ismini hatırlamadığı bir tanıdığından aldığını, alkolün etkisiyle bir anlık kızgınlıkla evin balkonundan havaya iki el ateş ettiğini beyan etmiştir. İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 10/9/2021 tarihli uzmanlık raporunda başvurucudan alınan el svap örneklerinde atış artığına rastlanılmadığı tespit edilmiştir.

6. Başsavcılık, başvurucunun 6136 sayılı Kanun'a muhalefet ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan cezalandırılması talebiyle 2/12/2021 tarihli iddianameyi düzenlemiştir. İddianamede başvurucunun ikametgâhında yapılan aramada ruhsatsız tabanca ve fişeklerin ele geçirildiği, suça konu elde edilen silaha ilişkin İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 10/9/2021 tarihli uzmanlık raporuna göre bahse konu silahın 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak niteliği haiz olduğunun tespit edildiği, başvurucunun alınan ifadesinde suçlamayı kabul ettiği gözönünde bulundurularak üzerine atılı suçu işlediği ileri sürülmüştür.

7. İddianamenin kabulüyle açılan dava İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Yargılama toplam dört celse sürmüştür.

8. İkinci celsede başvurucu savunmasında eniştesi [N...]nin silahı iki el sıktığını, kendisi yatarken polisin zili çaldığını ancak sarhoş olduğu için kapıyı açamadığını, koçbaşıyla kapısının kırıldığını, [N...]nin silahı poşetin içine bırakarak gittiğini, kendisinin silahın sesinden bile haberinin olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu müdafii beyanında başvurucunun el svapları incelendiğinde barut izine rastlanılmadığını, akrabası olan ve polislerin eve geldiği anda evde bulunmayan [N.A.nın] silahı sıkıp gittiğini iddia etmiştir.

9. Üçüncü celsede dinlenen N.A. tanık sıfatıyla çöpü karıştırırken kağıda sarılı bir silah bularak evine götürdüğünü, ertesi gün sormak için başvurucunun yanına geldiğini, daha sonra yemek yiyerek alkol almaya başladıklarını, başvurucunun sarhoş olup yattığını, kendisinin gece 01.00'e doğru silahı denemek için birkaç el havaya sıktığını, kendisine telefon gelmesi üzerine eve gitmek zorunda kaldığını, silahı poşet içerisinde balkona koyduğunu beyan etmiştir. Bu celse iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Mahkeme, esasa ilişkin mütalaaya karşı yazılı beyanda bulunması için başvurucu müdafine süre verilmesine karar vermiştir.

10. Dördüncü celsede başvurucu müdafii olay günü N.A.nın orada olduğunu bilen D.A.nın dinlenilmesini talep etmiştir. Mahkeme, dosyada maddi gerçeğin ortaya çıkması açısından delillerin toplanmış olduğu, iddia makamının mütalaasını sunduğu, buna karşı beyanda da bulunulduğu, gelinen aşamada soruşturmanın genişletilmesinin esasa etkili olmayacağı ve yargılamayı uzatacağı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir.

11. Mahkeme, başvurucunun 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan 5 ay hapis ve 400 TL adli para cezasıyla, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"…Olay günü 01:40 sıralarında […] adresine havaya ateş edildiği ihbarı üzerine gelen kolluk kuvvetlerinin adreste yaptığı aramada silah ve fişekler elde ettiği, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarının [10/9/2021] tarihli uzmanlık raporuna göre ele geçirilen silahın 6136 sayılı yasa kapsamında yasak niteliğe haiz olduğunun tespit edildiği, sanığın [başvurucu] hazırlıkta alınan beyanında özetle 'silahı ismini hatırlamadığı bir şahıstan aldığını, evinde durduğunu, kendisini korumak maksatlı aldığını, olay günü alkolün etkisiyle ve bir anlık kızgınlıkla evinin balkonuna çıkarak havaya doğru 2 el ateş ettiğini beyan ettiği' kovuşturma aşamasında alınan beyanında olayı inkar ederek silahın tanık [N.A.ya] ait olduğunu söylediği, tanık [N.A.nın] da alınan beyanında silahın kendisine ait olduğunu söylediği, ancak sanığın suçtan kurtulmaya yönelik tanığında sanığı kurtarmaya yönelik beyanına itibar edilmediği, şöyle ki, sanığın hazırlık aşamasında samimi bir şekilde olayı ikrar ettiği, adli sicil kaydında buna benzer birden fazla suça karıştığının tespit edildiği, [N.nin] adli sicil kaydı çıkartıldığında sabıkasının olmadığının görüldüğü, bu yüzden sanığı kurtarmaya yönelik beyanlarına itibar edilmediği, tüm dosya kapsamında düşünüldüğünde sanığın 6136 sayılı kanuna muhalefet suçunu ve korku, kaygı, panik yaratacak şekilde silahla ateş etme suçunu işlediği anlaşılmakla sanığın eylemine uyan 6136 Sayılı Kanunun 13/3, TCK 170/1-c, 53, 54, 58. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir…"

12. Başvurucu müdafii karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde; başvurucunun kollukta alkollü şekilde müdafisiz alınan ifadesinin hükme esas alınamayacağını, başvurucunun daha önce benzer suçlar işlediğine ilişkin adli sicil kaydının suçu işlediğine dair bir karine kabul edilmemesi gerektiğini, başvurucunun suçu işlemediğini, suçu N.A.nın işlediğini, başvurucunun el svaplarında atış artığına rastlanmadığını ileri sürmüştür.

13. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) 30/1/2023 tarihinde istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

14. Başvurucu, nihai kararı 16/2/2023 tarihinde öğrendikten sonra 20/3/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

16. Başvurucu, soruşturma aşamasında kolluktaki ifadesinin alkollüyken müdafisiz şekilde alındığını, usule uygun alınmayan bu ifadenin hükme esas alınmaması gerektiğini, karar sonucuna etki edecek esaslı iddialara gerekçede yer verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

20. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800 , 18/6/2014, §§ 31, 34).

21. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995 , 20/2/2014, § 51).

22. Somut olayda Mahkeme, başvurucunun soruşturma aşamasında alınan ikrar içeren ifadesini ve adli sicilinde benzer suçlardan kaydının olmasını gözönünde bulundurarak üzerine atılı suçları işlediği sonucuna varmıştır (bkz. § 11). Başvurucu ise kollukta alkollü şekilde müdafisiz alınan ifadesinin hükme esas alınmaması gerektiğini, daha önce benzer suçlar işlediğine ilişkin adli sicil kaydının suçu işlediğine dair bir karine kabul edilemeyeceğini, suçu N.A.nın işlediğini, el svaplarında atış artığına rastlanmadığını ileri sürmüştür (bkz. § 12).

23. Bulundurulması yasak olan silahla havaya ateş edilmesi olayına ilişkin yürütülen yargılama sürecinde, alınacak svap numunelerinde atış artığı tespit edilmesi olayın failinin belirlenmesi yönünden maddi gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlayacak önemli bir unsurdur. Özellikle olayın failinin müdafii eşliğinde alınan savunmasında gerçekte silahın kendisine ait olmadığına, silahla başka bir kimsenin ateş ettiğine yönelik itirazlar ileri sürmüş olması, bilimsel delil niteliği gösteren svap inceleme sonuçlarını maddi gerçeğe ulaşma açısından daha da önemli hâle getirmektedir.

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 148. maddesinin (4) numaralı fıkrasında "Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz." şeklinde düzenleme mevcuttur. Olayın failinin soruşturma aşamasında kollukta müdafisiz şekilde alınan ifadesine üstünlük tanınması dikkate değer bir olgudur. Bu ifadenin hükme esas alındığı durumda Mahkemenin dosya kapsamında suçun işlendiğine yönelik hükme esas aldığı diğer delilleri somut olayla deliller arasında bağ kurmak suretiyle gerekçeli kararına yansıtması gerekir. Alınan ifade sırasında ifade veren kişinin durumu da bu ifadenin delil değerini etkileyebilecek nitelikte bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Failin alkol vb. bilincini etkileyecek maddeler kullanmasının akabinde alınan ifadesinin belirleyici nitelikte hükme esas alınması Mahkemenin delil değerlendirmesi neticesinde vardığı sonuç ile deliller arasında kurulan bağın gerekçeli karara yansıtılması hususundaki gerekliliği artıran bir unsurdur.

25. İncelenen olayda başvurucu, Mahkeme huzurunda müdafii eşliğinde verdiği savunmasında atılı suçu kabul etmemiştir. Bunun yanında tanık sıfatıyla beyanı alınan N.A. Mahkeme huzurunda atılı suçu kendisinin işlediğini ifade etmiştir. Başvurucudan alınan svap örneklerinde atış artığı tespit edilmemesine karşın başvurucunun ve N.A.nın kovuşturma aşamasındaki beyanlarına nazaran başvurucunun kollukta müdafisiz bir şekilde alınan ifadesine üstünlük tanınması hususu -başvurucunun yapılan arama sırasında alkollü olduğunun kolluk tutanağına yansımış olduğu da gözetilerek- Mahkemenin kararında yeterli gerekçe ile açıklanmamıştır. Bu noktada başvurucu ve N.A.nın adli sicillerinde benzer suçlardan kayıt bulunup bulunmadığına yönelik değerlendirme gerekçeli karar hakkı açısından yeterli ve dengeleyici bir güvence sağlamamaktadır. Bu şekilde başvurucunun itirazlarına Mahkeme ve İstinaf Dairesinin gerekçeli kararında somut delillerle bağ kurmak suretiyle yeterli bir yanıt verilmemiştir.

26. Başvurucunun iddiasını destekleyebilecek mahiyette itirazlar sunmasına rağmen Mahkemece bu durum gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak tartışılmamış ve başvurucunun iddialarına cevap verilmemiştir. Netice itibarıyla yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında -somut olayın özel koşullarında- Mahkemenin ve İstinaf Dairesinin davanın sonucuna etkili hususlar hakkında yeterli bir yanıt vermediği anlaşılmıştır. Bu itibarla kararda yeterli gerekçenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

28. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

29. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

30. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875 , 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506 , 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949 , 21/1/2021, §§ 93-100).

31. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2021/612, K.2022/421) GÖNDERİLMESİNE,

E. 1.480,40 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 41.480,40 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.