TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
CAN ERSOY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2024/38820)
Karar Tarihi: 12/3/2026
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Basri BAĞCI
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Metin KIRATLI
Raportör
:
Muzaffer KORKMAZ
Başvurucu
:
Can ERSOY
Vekili
:
Av. Sevda Nur BAYRAM
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ile tutuklama tedbirine yönelik kararları veren yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gösteri yürüyüşüne katılma şeklindeki eylemin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamında 1/5/2024 tarihinde yapılan gösterilerde kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etme ile görevi yaptırmamak için direnme suçlarının işlendiği iddiasıyla bir soruşturma başlatmıştır.
3. Başvurucu, belirtilen soruşturma kapsamında 3/5/2024 tarihinde gözaltına alınmıştır.
4. Başsavcılık, başvurucuyu kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etme ile görevi yaptırmamak için direnme suçlarından tutuklanması istemiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk etmiştir. Başvurucu, sorgusunda anayasal haklarını kullanmak amacıyla barışçıl bir şekilde söz konusu toplantıya katıldığını ve kolluk kuvvetlerine karşı şiddet içeren bir eylemde bulunmadığını ifade etmiştir.
5. Hâkimlik tarafından 4/5/2024 tarihinde başvurucunun atılı suçlardan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararda, başvurucunun isnat edilen suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin mevcut olduğu belirtilerek bu suçların niteliği, kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığı, delillerin toplanma aşamasında olması ve kaçma şüphesinin bulunması hususlarına bağlı olarak adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı ifade edilmiştir.
6. Başvurucunun tutuklama kararına itirazı İstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/5/2024 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
7. Bu karar başvurucuya aynı tarihte tebliğ edilmiştir. Başvurucu 30/5/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Başsavcılık 28/5/2024 tarihli iddianame ile kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etme, görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar verme ve kasten yaralama suçlarından cezalandırılması istemiyle başvurucu hakkında aynı yer asliye ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.
9. İddianamede 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamında 1/5/2024 tarihinde Taksim Meydanı'na hareket etmek üzere bir grup göstericinin Fatih ilçesi, Saraçhane Parkı'na gelmeye çalıştığı, kolluk görevlileri tarafından Fatih Kaymakamlığının yasaklama kararının bu gruba tebliğ edildiği ve grubun dağılmaları hususunda ikaz edildiği, grup üyelerinin yapılan uyarılara rağmen yürüyüş yapmak istemesi nedeniyle önlerine bariyer çekilerek yürüyüş yapmalarının engellendiği, protestocu grup üyelerinin bunun üzerine kolluk görevlilerine fiilî olarak saldırdığı ve çok sayıda kolluk görevlisinin yaralandığı belirtilmiştir. İddianamede, kolluk görevlilerince gösteriler sırasında kaydedilen görüntüde başvurucunun da göstericilerin arasında yer aldığı ve kolluk görevlilerine tekme attığının tespit edildiği ileri sürülmüştür.
10. İddianameyi kabul eden İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesi 17/7/2024 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.
11. Bireysel başvuruyu inceleme tarihi itibarıyla yargılama ilk derece mahkemesi aşamasında derdesttir.
12. Komisyon, başvurucunun adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
13. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, tutuklama kararının ve bu karara itirazı üzerine verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararın gerekçe içermediğini belirterek bu nedenlerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, suçta ve cezada kanunilik ilkesi, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilgili Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıf yapılarak değerlendirmenin bu içtihat doğrultusunda yapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
15. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında incelenmesi gerekir.
16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
17. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama ile görevi yaptırmamak için direnme suçlarından 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
18. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön şartı olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
19. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında ve iddianamede, gösterilere katılan başvurucunun içinde bulunduğu grubun güvenlik güçlerinin yaptığı ihtarlara ve güç kullanılmasına rağmen dağılmamakta ısrar ettiği ve başvurucunun da kolluk görevlilerine tekme attığı iddiasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. §§ 5, 9).
20. Başvurucunun eylemlerinin isnat edilen suçları oluşturup oluşturmayacağı hususundan bağımsız şekilde incelenen olayın koşullarında soruşturma makamlarının 1/5/2024 tarihli gösteri yürüyüşüne yönelik genel nitelikteki tespitleriyle birlikte başvurucunun göstericilerin arasında yer aldığına ve kolluk görevlilerine tekme attığına dair görüntü inceleme ve tespit tutanağı bir bütün olarak gözetildiğinde belirtilen tüm bu hususların tutuklama tedbirinin uygulanmasında suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemeyecektir (tutuklama tedbiri yönünden benzer yönde değerlendirme için bkz. Şilan Delipalta [1. B.], B. No: 2021/21311 , 26/2/2025, § 35; konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri yönünden benzer yönde değerlendirme için bkz. Azze Deniz Akşar [2. B.], B. No: 2021/21481 , 14/2/2024, § 18).
21. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön şartı yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
22. Tutuklama kararında delillerin toplanma aşamasının devam ettiği ifade edilse de başvurucunun tutuklanmasının esas dayanağı olan görüntü inceleme ve tespit tutanağı tutuklama tarihi itibarıyla soruşturma makamlarının uhdesinde olup bu bakımdan başvurucunun delilleri karartma şüphesinin bulunduğu söylenemeyecektir. Diğer yandan tutuklama kararında kaçma şüphesinin varlığından bahsedilmekle birlikte buna dair ilgili ve yeterli herhangi bir somut gerekçenin ortaya konulmadığı görülmüştür. Öte yandan tutuklama konusu suçlar, tutuklama nedeninin varsayılabildiği katalog suçlardan da değildir. Dolayısıyla tutuklama kararında tutuklama nedenlerine yönelik ilgili ve yeterli bir gerekçenin mevcut olmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle tutuklama tedbirinin hukuki olmadığı sonucuna varılmıştır (benzer yönde değerlendirme için bkz. Şilan Delipalta , § 37).
23. Varılan bu sonuç karşısında tedbirin ölçülülüğü yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
25. Başvurucu, barışçıl bir gösteriye katıldığı için tutuklandığını belirterek toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
26. Bakanlık görüşünde, ilgili Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıf yapılarak değerlendirmenin bu içtihat doğrultusunda yapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
27. Eldeki olayda kanuna aykırı bir toplantıya katıldığı ve ihtara rağmen dağılmamakta ısrar ettiği iddiasıyla başvurucu hakkında tutuklama tedbiri uygulanmıştır. Dolayısıyla bu tedbirin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale teşkil ettiği kabul edilmelidir.
28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
29. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında tutuklama tedbirinin hukukiliğine ilişkin yapılan değerlendirmede müdahalenin kanun tarafından öngörülme koşulunu sağladığı sonucuna varılmıştır (bkz. § 17). Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bakımından da bu sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
30. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir ( Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631 , 17/12/2015, §§ 191-203; Mehmet Haberal [1. B.], B. No: 2012/849 , 4/12/2013, §§ 105-116; Kemal Aktaş ve Selma Irmak [2. B.], B. No: 2014/85 , 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız [1. B.], B. No: 2014/9 , 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan [2. B.], B. No: 2013/9895 , 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım [1. B.], B. No: 2013/9894 , 2/1/2014, §§ 60-74).
31. Olayda başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının bulunmadığı, dolayısıyla tutuklama tedbirinin hukuki olmadığı sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 22-24). Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden başvurucuyla ilgili yapılan bu tespit ve değerlendirmelerin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden de geçerli olduğu açıktır. Ayrıca meşru amacı ortaya konulamayan tutuklamanın bireyler üzerinde toplantıya katılma hususunda caydırıcı etki yarattığı da dikkate aldığında anılan müdahalenin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden demokratik toplumda gerekli olmadığı sonucuna varılmıştır.
32. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. Tutuklama Tedbirine İlişkin Kararları Veren Yargı Mercilerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia
33. Başvurucu, tutuklama kararı veren ve bu karara itirazı inceleyen yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
34. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde, kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin gerekçe ve deliller açıklanmalıdır ( Veli Özdemir [1. B.], B. No: 2013/276 , 9/1/2014, §§ 19, 20).
35. Başvuru konusu olayda başvurucu, başvuru formu ve eklerinde, inceleme konusu ihlal iddiasına dair hiçbir belirleyici ya da ayırt edici ifade kullanmamış; iddiasını herhangi bir olgu veya olay belirtmeksizin soyut olarak dile getirmiştir. Dolayısıyla başvurucunun ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaylara ilişkin iddialarını kanıtlama ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine yönelik açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını ortaya koyma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmıştır.
36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Diğer İhlal İddiaları
37. Başvurucunun hukuka aykırı arama kararına istinaden yapılan arama işlemi dolayısıyla özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasının Hülya Kar ([GK], B. No: 2015/20360 , 27/2/2019) ve Semire Nergiz ([2. B.], B. No: 2019/36963 , 17/9/2025, §§ 16-21) kararları doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna, tutuklama tedbirinin uygulandığı süreçte kamu görevlilerinin kötü muamelesine maruz bırakılma dolayısıyla kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasının Tahir Canan ([1. B.], B. No: 2012/969 , 18/9/2013, § 25) ve Abdurrahim Tanyeri ([2. B.], B. No: 2023/59257 , 13/5/2025, §§ 30-34) kararları doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
38. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 50.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
39. Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbiri sona ermiştir. Dolayısıyla ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Diğer taraftan yalnızca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğinin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya talebiyle bağlı olarak net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Öte yandan başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasındaki illiyet bağına ve maddi zararın miktarının ne olduğuna ilişkin herhangi bir bilgi ve belge sunmadığı için maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklama tedbirinin hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Tutuklama tedbirine ilişkin kararları veren yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 1. Tutuklama tedbirinin hukuki olmaması dolayısıyla Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2024/357) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.