TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
NAZAN BETÜL VANGÖLÜ KOZAĞAÇLI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2024/25460)
Karar Tarihi: 12/3/2026
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Basri BAĞCI
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Metin KIRATLI
Raportör
:
Muzaffer KORKMAZ
Başvurucu
:
Nazan Betül VANGÖLÜ KOZAĞAÇLI
Vekili
:
Av. Çiğdem AKBULUT
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, gözaltı süresinin makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 6/2/2024 tarihinde İstanbul Adliyesi önünde gerçekleştirilen terör eylemi üzerine bir soruşturma başlatmıştır.
3. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında aynı tarihte Halkın Hukuk Bürosu adlı avukatlık bürosunda gözaltına alınmıştır. Başvurucu; ifadesinde örgütle ve gerçekleştirilen terör eylemiyle herhangi bir bağlantısının bulunmadığını, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) terör örgütü üyeliğinden hakkında adli takibat bulunan ve ceza infaz kurumunda olan eşini ziyaret etmek amacıyla İstanbul'a geldiğini ileri sürmüştür.
4. Başsavcılık, başvurucuyu anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve tasarlayarak öldürme suçlarından tutuklanması istemiyle İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk etmiştir.
5. Hâkimlik 9/2/2024 tarihinde başvurucunun anılan suçlardan tutuklanmasına karar vermiştir. Tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... Şüpheli S.Ş. ve Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı yönünden yapılan değerlendirmede; şüphelilerin DHKP/C silahlı terör örgütü yapılanmalarından halkın hukuk bürosu yöneticilerinden olduklarına ilişkin yapılan değerlendirmeler ile bu yere ilişkin yapılan arama neticesinde ele geçirilen örgütsel dokümanlar ve ele geçirilen dijital materyallerin incelemesinin devam ediyor oluşu, yasada bu suç için öngörülen cezanın üst sınırına göre şüphelilerin kaçmaları, delilleri karartma şüphelerinin bulunması, atılı suçun CMK'nın 100. maddesinde sayılan suçlardan olması nedeniyle tutuklama sebeplerinin var kabul edilmesi gerekliliği , soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı tutuklama koruma tedbirinin işin önemine binaen mevcut delil durumu uyarınca uygun, ölçülü ve yeterli olacağı değerlendirilmekle CMK'nın 100. ve devamı maddeleri gereğince şüphelilerin TUTUKLANMALARINA ... [karar verildi.] "
6. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, itirazı İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/2/2024 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 8/3/2024 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 8/4/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
7. Devam eden süreçte başvurucu, tutukluluğunun devamına yönelik kararlara müteaddit defa itiraz etmiş ve itirazları reddedilmiştir.
8. Başsavcılık 26/7/2024 tarihli iddianame ile başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede ilk olarak E.Y. ve P.B. adlı DHKP-C silahlı terör örgütü üyelerinin İstanbul Adliyesine yönelik saldırıları sonucu etkisiz hâle getirildikleri ancak terör eyleminde bir vatandaşın hayatını kaybettiği belirtilmiş ve DHKP-C terör örgütünün genel yapılanması (Merkez Komite, Halkın Hukuk Bürosu, İdil Kültür Merkezi vd.) hakkında bilgiler verilerek başvurucunun bu örgüt ile bağlantılı olduğu ileri sürülmüştür. İddianamede suçlamalara esas alınan temel olgular ve değerlendirmeler şöyledir:
i. Başsavcılık, DHKP-C silahlı terör örgütünün şehirlerde eylem yapan Silahlı Propaganda Birlikleri (SPB) adlı yapılanmasına mensup üyelerinin Merkez Komiteden gelen talimatlarla hareket ettiğini ifade etmiştir. Başsavcılık, 6/2/2024 tarihinde İstanbul Adliyesi önünde terör eyleminde bulunan ve etkisiz hâle getirilen E.Y. ve P.B. adlı örgüt üyelerinin farklı tarihlerde avukatlığını yaptığını vurguladığı başvurucunun da Merkez Komite üyesi ve Halkın Hukuk Bürosunun Ankara sorumlusu olduğunu ileri sürmüştür.
ii. Başsavcılık, başvurucunun örgütle iltisakına ilişkin tanık beyanlarına dayanmıştır. Bu beyanların ilgili kısımları şöyledir:
- Tanık P.Ö.O.nun beyanı şöyledir:
"...DHKP/C terör örgütü içerisinde faaliyet yürüten şahısların gözaltına alınmasından sonra adli süreci ve örgüt üyelerinin mahkemelerini takip ederler. Tutuklanan şahıslarla cezaevinde görüşürler, örgütün talimatlarını cezaevinde bulunanlara iletirler, benim olduğum dönemde; D.B.Ü., Nazan Betül KOZAĞAÇLI, T.T., B.A., ... faaliyet yürütmekteydi..."
- Tanık N.A.nın beyanı şöyledir:
"... Örgüt içerisinde faaliyet yürüten şahısların gözaltına alınmasından sonra hukuki süreci ve örgüt üyelerinin davalarını takip ederler, tutuklanan şahıslarla cezaevinde görüşürler, örgütün talimatlarını cezaevinde bulunanlara iletirler. Benim olduğum dönemde S.Ş., D.B.Ü., N.F.E., D.İ. ve Nazan Betül VANGÖLÜ KOZAĞAÇLI faaliyet yürütmekteydi..."
iii. Başsavcılık, başvurucunun yakalandığı yer olan Halkın Hukuk Bürosunda yapılan aramada çok sayıda örgütsel yayın ve dokümanın ele geçirildiğini belirtmiştir.
9. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) iddianamenin kabulüne karar vermiş ve kovuşturma aşaması başlamıştır.
10. Mahkeme 12/2/2025 tarihinde yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulanması suretiyle başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.
11. Yargılamanın sonunda Mahkeme 25/9/2025 tarihinde delil yetersizliğine bağlı olarak başvurucunun beraatine karar vermiş olup bireysel başvuru inceleme tarihi itibarıyla dava istinaf aşamasında derdesttir.
12. Komisyon tarafından başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A . Yakalama Ve Gözaltının Hukuki Olmadığına Ve Gözaltı Süresinin Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia
13. Başvurucu, şartları oluşmadan yakalanıp gözaltına alındığını ve gözaltı süresinin makul olmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
14. Anayasa Mahkemesi, yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu ve gözaltı süresinin makul olmadığı iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır ( Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144 , 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631 , 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya [2. B.], B. No: 2013/3193 , 15/10/2015, §§ 34-47). Dolayısıyla başvurucunun iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
15. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
16. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, tutuklama kararının ve bu karara itirazı üzerine verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararın gerekçe içermediğini belirterek bu nedenlerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilgili Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıf yapılarak değerlendirmenin bu içtihat doğrultusunda yapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formundaki açıklamalarını yinelemiştir.
18. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında incelenmesi gerekir.
19. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve tasarlayarak öldürme suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
20. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
21. Soruşturma mercileri başvurucu hakkındaki tutuklama kararında ve iddianamede esasen DHKP-C silahlı terör örgütünün yapılanmasına dair genel nitelikteki tespitler ile başvurucunun Halkın Hukuk Bürosundaki faaliyetlerine, hakkındaki tanık beyanlarına ve ismi geçen hukuk bürosunda yapılan aramada ele geçirilen dokümanlara dayanmıştır (bkz. § 8).
22. Soruşturma mercilerinin DHKP-C terör örgütünün yapılanmasına (Merkez Komite, Halkın Hukuk Bürosu, İdil Kültür Merkezi vd.) ilişkin genel nitelikteki tespitleriyle birlikte Halkın Hukuk Bürosunda yapılan aramada ele geçirilen doküman içerikleri, 6/2/2024 tarihinde İstanbul Adliyesi önünde terör eyleminde bulunan ve etkisiz hâle getirilen örgüt üyeleriyle başvurucu arasındaki bağlantı ve başvurucu hakkında -soyut bir şekilde kanaat ve değerlendirmelerin dile getirilmesi niteliğinde değil aksine belirli olaylarla ilgili gözlem ve bilgilerin aktarılması mahiyetinde olan- tanık beyanları gözetildiğinde belirtilen tüm bu hususların bir bütün olarak tutuklama tedbirinin uygulanmasında suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ayşegül Çağatay ve diğerleri [1. B.], B. No: 2019/28236 , 10/3/2021, §§ 92, 93; Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158 , 26/7/2017, § 75; Metin Evecen [2. B.], B. No: 2017/744 , 4/4/2018, §§ 47-52; Recep Uygun [2. B.], B. No: 2016/76351 , 12/6/2018, § 43).
23. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.
24. Eldeki olayda başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun niteliğine, suça ilişkin olarak kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, kaçma şüphesine ve delillerin karartılması ihtimaline ve isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında düzenlenen katalog suçlar arasında yer almasına dayanılmıştır.
25. Dolayısıyla olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Hâkimlik tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Yıldırım Ataş [1. B.], B. No: 2014/4459 , 26/10/2016, § 60; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405 , 25/5/2017, § 66).
26. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde incelenen olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.
27. Başvuru konusu olayda başvurucunun terör olayıyla bağlantılı bir suç nedeniyle tutuklanması dikkate alındığında Hâkimliğin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/9756 , 16/11/2016, § 214).
28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C . Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
29. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararının bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları ve bu suçlamalara dayanak delilleri öğrenemediğini belirterek bu nedenlerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında incelenmesi gerekir.
31. 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 267. maddesi uyarınca hâkim kararları ile Kanun'un gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı ilgililer itiraz kanun yoluna gidebilecektir. Soruşturma dosyasına şüpheli ve/veya müdafilerin erişiminin engellenmesi sonucunu doğuran ve 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları ile 157. maddesine dayalı olarak alınan kararların da bu yönüyle itiraz kanun yoluna tabi olduğu görülmektedir ( Adnan Erol [1. B.], B. No: 2020/27934 , 15/3/2022, § 69).
32. Diğer yandan itiraz kanun yolunun inceleme konusu şikâyet açısından müdahalenin ortadan kaldırılması imkânı sunmadığına dair bir durum da tespit edilememiştir. Zira şüpheli ve/veya müdafiler itiraz kanun yoluna başvurduğunda itiraz mercii 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesine bağlı olarak itirazı yerinde görebilecek ve müdahale konusu kararı ortadan kaldıracak nitelikte yeni bir karar alabilecektir ( Adnan Erol , § 70).
33. Olayda başvurucunun soruşturma dosyasına erişimin engellenmesine yönelik karara itiraz ettiğine dair herhangi bir açıklamada bulunmayıp duruma ilişkin bilgi/belge sunmadığı görülmüştür. Buna göre başvurucunun olağan kanun yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu sonucuna varılmıştır.
34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yakalama ve gözaltının hukuki olmaması ile gözaltı süresinin makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.