Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Sayıştay 1. Daire E. 10987 K.

Sayıştay 30.04.2026 Kurum kararı
Bu kararla araştırma hazırlayın

Kıdem Tazminatı

… tarihli ve … sayılı ilamın … maddesiyle tazmin hükmolunan konuya ilişkin Sayıştay Temyiz Kurulu’nun … tarihli ve … tutanak sayılı bozma kararı üzerine 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesinin yedinci fıkrası hükmü gereğince konunun görüşülmesine karar verildi.

… Belediyesi … yılı hesabının … tarihinde Dairemizde yargılanması sonucu düzenlenen … tarihli ve … sayılı ilamın … maddesiyle, … Belediyesinde 2013 ve önceki yıllarda taşeron işçisi olarak çalışırken istifa eden ve ertesi gün sözleşmeli personel olarak istihdam edilmeye başlanan işçilere arabuluculuk anlaşma belgeleri gereğince kıdem tazminatı ödenmesi sonucu oluşan … TL kamu zararının arabuluculuk faaliyetinde idareyi temsilen anlaşma yapan arabuluculuk komisyonu üyelerinden tazminine karar verilmişti.

Söz konusu tazmin hükmünün temyiz edilmesi üzerine Sayıştay Temyiz Kurulunca verilen … tarihli ve … tutanak sayılı kararda;

“… Belediyesi şirketi olan … A.Ş. bünyesinde şirket personeli olarak … tarihinden … tarihine kadar çalışan işçilerin istifa ederek görevinden ayrılmaları nedeniyle iş akitleri feshedilmiş ve bu işçiler feshin ertesi günü 5393 sayılı Kanunun 49’uncu maddesi uyarınca Belediyenin sözleşmeli personel kadrolarına geçirilerek çalışmaya başlamışlardır. Sonraki yıllarda da memur kadrosuna alınmışlardır.

Aynı şekilde bu süreçlerden geçip … yılı itibariyle Belediyede memur olarak görev yapan (davacı işçi) …, iş akdinin işveren (… A.Ş.) tarafından haksız yere feshedildiğini beyan ederek tarafına 4857 sayılı İş Kanunundan kaynaklanan kıdem, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve diğer işçilik haklarının ödenmesi talebiyle şirkete ve Belediyeye (davalılara) karşı … 2. İş Mahkemesi nezdinde … tarihinde alacak davası açmış olup, Mahkemenin Esas no:…, Karar no:…, … tarihli Kararında; “davacının, iş akdinin feshinin haklı nedene dayalı olmaması nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacağı, anılan tazminat miktarları ve yıllık izin ücreti alacağının da bilirkişi Av. … tarafından düzenlenip oluşa uygun bulunan … tarihli raporda belirtildiği gibi her biri net olarak … TL kıdem tazminatı, … TL ihbar tazminatı ve … TL yıllık izin ücreti alacağı bulunup, bu miktarlarla sınırlı olarak davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” denilerek, davacı memur lehine kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ödenmesine hükmedilmiştir.

İş akdi sona erdirilen diğer işçiler de durumdan haberdar olunca kıdem-ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarının taraflarına ödenmesi talebiyle dava açmadan önce arabulucuya başvurmuş olup, Belediye Başkanlığınca üst yönetici tarafından görevlendirilen komisyon marifetiyle bu konuda arabuluculuk süreci yürütülmüş ve sürecin sonunda taraflar anlaşmaya vararak işçi alacakları hususunda mutabık kalınan tutarlar Belediye bütçesinden ilgili kişilere ödenmiştir.

Temyize konu İlam maddesinde; somut olayda iş akitlerinin 1475 sayılı Kanunun “Kıdem Tazminatı” başlıklı 14’üncü maddesinde sayılan haller dışında bir sebeple -işçinin istifası nedeniyle- feshedildiğinden, işçilere kıdem tazminatı ödenmesinin mevzuata aykırı olduğu ve kamu zararı doğurduğu, bu zararın sorumlusunun idareyi temsilen arabuluculuk sürecini yürüten komisyon üyeleri olduğundan ödenen toplam … TL kamu zararı tutarının arabuluculuk komisyonu üyelerinden tazminine karar verilmiştir.

Mevzuat:

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (İMK’nın) 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe giren “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlıklı 3’üncü maddesinde;

“(1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” denilmektedir.

07.06.2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1’inci maddesinde;

“(1) Bu Kanunun amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde uygulanacak usul ve esasları düzenlemektir.

(2) Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır. Şu kadar ki, aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir.”

“Arabulucuya başvuru” başlıklı 13’üncü maddesinde;

“(1) Taraflar dava açılmadan önce veya davanın görülmesi sırasında arabulucuya başvurma konusunda anlaşabilirler. Mahkeme de tarafları arabulucuya başvurmak konusunda aydınlatıp, teşvik edebilir.”

“Arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi” başlıklı 15’inci maddesinde;

“(8) (Ek: 12/10/2017-7036/22 md.) Arabuluculuk müzakerelerinde idareyi, üst yönetici tarafından belirlenen iki üye ile hukuk birimi amiri veya onun belirleyeceği bir avukat ya da hukuk müşavirinden oluşan komisyon temsil eder. Komisyon, arabuluculuk müzakereleri sonunda gerekçeli bir rapor düzenler ve beş yıl boyunca saklar.

(9) (Ek: 12/10/2017-7036/22 md.) Komisyon üyelerinin arabuluculuk faaliyeti kapsamında yaptıkları işler ve aldıkları kararlar sebebiyle açılacak tazminat davaları, ancak Devlet aleyhine açılabilir. Devlet ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan üyelere ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.

(10) (Ek: 12/10/2017-7036/22 md.) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir.” denilmektedir.

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nde;

“İdarenin temsili” başlıklı 18’inci maddesinde;

“(1) Arabuluculuk müzakerelerinde idareyi, üst yönetici tarafından belirlenen iki üye ile hukuk birimi amiri veya onun belirleyeceği bir avukat ya da hukuk müşavirinden oluşan komisyon temsil eder. Hukuk biriminin veya kurum avukatının olmadığı hallerde komisyon üyelerinin tamamı üst yönetici tarafından belirlenir. Yedek komisyon üyeleri de aynı usule seçilir. Komisyon kendisini vekil ile temsil ettiremez.

…

(5) Belirlenen komisyon üyeleri arabuluculuk sürecinde karar alma konusunda tam yetkilidir.

…

(7) Komisyon üyeleri, bu madde kapsamındaki görevleri uyarınca aldıkları kararlar ve yaptıkları işlemler nedeniyle görevinin gereklerine aykırı davrandıklarının mahkeme kararıyla tespit edilmesi dışında, mali ve idari yönden sorumlu tutulamazlar.

(8) Komisyon üyelerinin arabuluculuk faaliyeti kapsamında yaptıkları işler ve aldıkları kararlar sebebiyle açılacak tazminat davaları, ancak Devlet aleyhine açılabilir. Devlet ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan üyelere ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.

(9) Devlet aleyhine tazminat davası açılması hâlinde mahkeme ilgili komisyon üyelerine davayı re’sen ihbar eder.

…

(12) İdarelerin taraf olduğu özel hukuk uyuşmazlıklarında, arabuluculuk sürecinde idarenin temsili, anlaşma belgesinin düzenlenmesi ve diğer hususlarda 7036 sayılı Kanun ile bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.” denilmektedir.

Somut olayda; Belediyenin (4734 sayılı Kamu İhale Kanunu 62’nci maddesine göre) istihdam ettiği işçilerle 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine ve iş sözleşmelerine göre Belediye’den talep ettiği kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik haklarına dair talepleri hususunda yaşadığı uyuşmazlığın, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu görülmektedir.

Belediyenin istihdam ettiği işçiler ile işçi alacağı hususunda yaşadığı söz konusu uyuşmazlığı, … 2. İş Mahkemesinin birebir aynı özellikteki olay için verdiği emsal kararı göz önünde bulundurularak 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve ilgili Yönetmeliğin hükümleri çerçevesinde dava açılmadan önce arabulucu nezdinde yürütülen arabuluculuk faaliyetleri sonucunda mevcut mahkeme kararına uygun olarak anlaşmaya varmak suretiyle çözüme kavuşturduğu anlaşıldığından, yapılan işlemde ve arabuluculuk faaliyeti neticesinde imzalanan anlaşma tutanağına istinaden mutabık kalınan işçi alacaklarının ödenmesinde mevzuata aykırı bir durum bulunmamaktadır.

Bu itibarla; sorumluların temyiz istemi kabul edilerek, … sayılı İlamın … maddesi ile verilen … TL’nin tazminine dair hükmün 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesinin 7’nci fıkrası uyarınca BOZULMASINA,

(… karşı oy gerekçesi karşısında) oy çokluğuyla,

…”

denilmektedir.

… Belediyesinde, 2013 ve öncesi yıllarda sözleşmeli personel pozisyonunda çalışmak için istifa eden ve ertesi gün sözleşmeli personel olarak istihdam edilen taşeron işçilere arabuluculuk müessesesi yoluyla kıdem tazminatı ödenmiştir.

10.06.2023 tarihli ve 25134 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve yayımı tarihinde yürürlüğe giren, 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Yürürlükten kaldırılan hükümler” başlıklı 120’nci maddesinde, 25.08.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesi hariç diğer maddelerinin yürürlükten kaldırıldığı, Geçici 1’inci maddesinin birinci fıkrasında, diğer mevzuatta 1475 sayılı Kanun’a yapılan atıfların bu Kanun’a yapılmış sayılacağı, ikinci fıkrasında da bu Kanun’un 120’nci maddesi ile yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesinin birinci fıkrasının 1’inci ve 2’nci bendi ile on birinci fıkrasında, anılan Kanun’un 16, 17 ve 26’ncı maddelerine yapılan atıfların, bu Kanunun 24, 25 ve 32’nci maddelerine yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır.

1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükte bırakılan 14’üncü maddesinde, işçilere hangi hallerde kıdem tazminatı ödeneceği belirtilmektedir. Anılan maddede;

“Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin;

1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında,

2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca,

3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle,

4. Bağlı bulundukları kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla;

5. (Ek: 25/8/1999 - 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle,

Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir.

…”

denilmektedir.

4857 sayılı Kanun’un Geçici 1’inci maddesinin ikinci fıkrasında da bu Kanun’un 120’nci maddesi ile yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesinin birinci fıkrasının 1’inci ve 2’nci bendi ile on birinci fıkrasında, anılan Kanun’un 16, 17 ve 26’ncı maddelerine yapılan atıfların, bu Kanun’un 24, 25 ve 32’inci maddelerine yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır. 4857 sayılı Kanun’un 24’üncü maddesi işçinin haklı nedenlerle derhal fesih hakkını, 25’inci maddesi ise işverenin haklı nedenlerle derhal fesih hakkını düzenlemektedir. Bu düzenlemelere göre işçinin iş sözleşmesinin 24’üncü maddede sayılan sebeplerle ve 25’inci maddenin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında feshedilmesi halinde, işçi kıdem tazminatına hak kazanabilecektir.

Anılan işçiler; iş akitlerini istifa suretiyle 14.04.2012 tarihinde feshettikten sonra aynı belediyede 15.04.2012 tarihinden itibaren 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49’uncu maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında tam zamanlı sözleşmeli personel olarak çalışmaya devam etmiş, Eylül 2013 tarihinden sonra da 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında memur olarak atanmışlardır. Dolayısıyla yukarıdaki hüküm ve açıklamalara göre; … Belediyesinde 2013 ve öncesi yıllarda taşeron işçi pozisyonunda çalışan ve sözleşmeli personel pozisyonunda çalışmak için istifa eden ve ertesi gün sözleşmeli personel olarak istihdam edilen taşeron işçilere kıdem tazminatı ödenmesi hukuken mümkün değildir.

Konuyla ilgili olarak, … Belediyesi şirketi … A.Ş.’nin işçisi olup … Belediyesi bünyesinde 14.02.2005 tarihinden itibaren çalışmaya başlayan ve 14.04.2012 tarihinde istifa etmek suretiyle hizmet akdini sona erdiren ve ertesi gün … Belediyesinde sözleşmeli personel statüsünde çalışmaya başlayan … tarafından alacak (işçi ve işveren ilişkisinden kaynaklanan) davası açılmış, … İş Mahkemesinin … tarihli ve Esas No: …, Karar No: … sayılı kararıyla; davalı idare tarafından davacıya ihbar tazminatı, yıllık izin ücretiyle birlikte kıdem tazminatı da ödenmesine karar verilmiştir.

Söz konusu Kararla ilgili olarak İdare tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuş ve Yargıtayca henüz karar verilmeden, idare tarafından arabuluculuk müessesesi kullanılmak suretiyle benzer durumdaki 37 işçiye daha kıdem tazminatı ödenmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanunu’nda ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihte, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, Borçlar Kanunu’nun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu’nun 146’ncı maddesinde de genel zamanaşımı süresi 10 yıl olarak belirlenmiştir.

4857 sayılı Kanun’a, 12.10.2017 tarihli ve 7036 sayılı Kanun’un 15’inci maddesiyle “Zamanaşımı süresi” başlıklı Ek Madde 3 ilave edilmiş ve bu düzenlemeyle, iş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla, hangi kanuna tabi olursa olsun kıdem tazminatının zamanaşımı süresi beş yıl olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla bu düzenlemeden önce, 14.04.2012 tarihinde istifa etmek suretiyle hizmet akitlerini sona erdiren işçiler için zamanaşımı suresi on yıl olup, bu süre içeresinde kıdem tazminatı talep edebileceklerdir. Başka bir anlatımla, dava ile ilgili temyiz sonucunun beklenilmesi, işçilerin varsa kıdem tazminatı alacaklarının zamanaşımına uğramasına sebep olmayacaktır. Bu yönüyle, açılan dava ile ilgili Yargıtay kararı beklenmeksizin ve dava açmamış işçiler dahil olmak üzere konunun ilk derece mahkemesi kararından sonra arabulucuya götürülmesi mevzuata uygun değildir.

Ayrıca söz konusu işçilerin hizmet akitleri istifa etmek suretiyle kendileri tarafından feshedilmiştir. Bu husus, davalı idare adına vekilleri tarafından dava ve temyiz dilekçesinde de açıkça dile getirilmiştir. İlk derece mahkemesi kararı da Yargıtayın … tarihli ve .. E., … K. sayılı kararı ile “davacının diğer davalı (… A.Ş.) Belediyede alt işveren işçisi olarak çalışmakta iken kendi isteği ile diğer davalı nezdinde (… Belediyesinde) bu kez 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49 uncu maddesi kapsamında sözleşmeli personel olarak çalışmaya devam ettiği, bu itibarla davacının sözleşmeli personel statüsüne geçişi kendi isteğine dayandığından ve iş sözleşmesi bu sebeple sona erdirildiğinden davacının feshinin haklı nedene dayanmadığı” gerekçesiyle bozulmuştur. Dolayısıyla arabuluculuk komisyon üyelerinin Sayıştay temyiz dilekçelerindeki; istifa müessesesinin birinci unsurunun personelin kendi isteği olduğu, oysa arabuluculuk başvurusu yapan personelin kendi istekleri olmaksızın, zamanın belediye yönetiminin direktifleri doğrultusunda ve emrivaki olarak istifa dilekçesini verdikleri,” şeklindeki savunmaları kabul edilebilir değildir.

Temyiz dilekçesinde ikinci gerekçe olarak; istifa müessesesinin ikinci unsurunun personelin görevinden, işinden çekilmesi, ayrılması olduğu, oysa arabuluculuk başvurusu yapan personelin görevinden, işinden çekilmesi, ayrılmasının söz konusu olmadığı, şöyle ki istifa sonrasında söz konusu personelin çalıştığı Daire Başkanlığı, çalıştığı Şube Müdürlüğü, çalıştığı birim, çalıştığı bina, çalıştığı oda, oturduğu masa, yaptığı iş ve görev, üzerine zimmetli bulunan eşya dahi yani kısaca hiçbir şeyin değişmediği gerekçesiyle kıdem tazminatı ödendiğini iddia etmişlerdir.

Söz konusu işçiler, Belediye şirketiyle olan iş sözleşmesini sonlandırdıktan sonra ertesi gün, aynı işverene ait aynı işyerinde farklı bir statüde ve … Belediyesinde bu kez 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49 uncu maddesi kapsamında sözleşmeli personel statüsünde çalışmaya başlamış, Eylül 2013 tarihinde tekrar statüsü değişmiş, bu defa 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 45 ve 76’ıncı maddeleri çerçevesinde atanarak memur statüsünde çalışmaya devam etmişlerdir. Başka bir anlatımla, aynı işçiler iş sözleşmesi sona erdikten hemen sonra aynı işverenin aynı işyerlerinde faklı statülerde çalışmaya devam etmişlerdir. Dolayısıyla sorumlularca istifa müessesesinin ikinci unsuru olarak gösterilen personelin görevinden, işinden çekilmesi, ayrılması olduğu, arabuluculuk başvurusu yapan personelin görevinden, işinden çekilmesi, ayrılmasının söz konusu olmaması, istifa sonrasında söz konusu personelin çalıştığı Daire Başkanlığı, çalıştığı Şube Müdürlüğü, çalıştığı birim, çalıştığı bina, çalıştığı oda, oturduğu masa, yaptığı iş ve görev, üzerine zimmetli bulunan eşyanın dahi değişmemesi gayet doğal bir durum olup bu gerekçeler, söz konusu işçilerin iş sözleşmelerinin işveren tarafından haksız yere feshedildiğine, ortada bir istifanın olmadığına delil olamaz.

Komisyon üyeleri; … Belediyesi şirketlerinde çalışıp sonrasında istifa ettirilmek suretiyle … Belediyesi'nde sözleşmeli personel statüsünde çalışmaya başlayan diğer personelin, … tarafından açılan söz konusu davanın sonucundan haberdar olunca, Belediyenin şirketlerinde çalıştıkları döneme ilişkin işçilik hak ve alacaklarının tahsili amacıyla dava açmadan önce 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uyarınca başvuruda bulunduklarını, komisyon üyeleri olarak ellerindeki emsal mahkeme kararına göre işlem tesis etmek mecburiyetinde olduklarını, söz konusu mahkeme kararı gereğince başvurucuların taleplerini değerlendirdiklerini, aynı konuda açılmış bir davada verilmiş bir mahkeme kararı varken söz konusu kararı dikkate almaksızın başvurucuların taleplerini kabul etmemenin hukuki olmayacağı ve komisyon üyelerinin sorumluluğuna sebep olacağını düşündüklerini, başvurucuların taleplerinin reddi üzerine ilgililer tarafından Belediyeye dava açılması durumunda mahkemelerce aleyhe hüküm tesis edilmek suretiyle Belediye aleyhine yüksek oranda faize, arabuluculuk ücretlerine, yargılama harç ve giderlerine ve vekalet ücretine hükmedilmesi durumunda önemli ölçüde kamu zararına sebebiyet verileceğini, bu nedenle arabuluculuk komisyonu olarak başvurucuların işçilik hak ve alacaklarına ilişkin taleplerini mahkeme kararı doğrultusunda anlaşma ile sonlandırmaya karar verdiklerini, anlaşma sırasında da başvurucuların taleplerinde idare lehine önemli derecede indirim uygulanmak suretiyle anlaşma tutanağını imzaladığını iddia etmişlerdir.

Ancak yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere işçi tarafından iş sözleşmesinin istifa etmek suretiyle sona erdirilmesi nedeniyle kıdem tazminatı ödenmesi mevzuata açıkça aykırı olmasına rağmen ve davalı idare temsilcilerinin davaya cevap ve temyiz dilekçelerinde de davacının iş akdinin işveren tarafından feshedilmediği, istifa yoluyla statü değiştirerek çalışmasına devam ettiğini belirtilerek davanın reddini talep etmelerine rağmen, bir işçiyle ilgili olarak verilmiş ve henüz kesinleşmemiş mahkeme kararı emsal alınarak aynı hukuki statüde bulunan ve aralarında komisyon üyesinin de bulunduğu 37 işçiyle ilgili de arabuluculuk yoluyla ödeme yapılmıştır.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun “Arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi” başlıklı 15’inci maddesinin sekizinci fıkrasında ve 02.06.2018 tarihli ve 30439 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin “İdarenin temsili” başlıklı 18’inci maddesinin birinci fıkrasında, arabuluculuk müzakerelerinde idareyi, üst yönetici tarafından belirlenen iki üye ile hukuk birimi amiri veya onun belirleyeceği bir avukat ya da hukuk müşavirinden oluşan bir komisyonun temsil edeceği düzenlenmiştir. İdare tarafından söz konusu düzenlemelere uygun olarak, ikisi idari ve biri avukat olmak üzere üç personel bu işler için görevlendirilmiştir.

Kanunda, arabuluculuk komisyon üyelerinin sorumluluğuyla ilgili olarak herhangi bir düzenleme yapılmamış, Yönetmeliğin “İdarenin temsili” başlıklı 18’inci maddesinin 5’inci fıkrasında, belirlenen komisyon üyelerinin arabuluculuk sürecinde karar alma konusunda tam yetkili oldukları belirtilmiştir. Komisyon üyelerine verilen bu yetki, mevzuata açıkça aykırı bir ödemenin yapılmaması için, tarafların anlaşmamasına ilişkin yetkiyi de içermektedir.

18’inci maddenin yedinci fıkrasında ise, komisyon üyelerinin bu madde kapsamındaki görevleri uyarınca aldıkları kararlar ve yaptıkları işlemler nedeniyle görevinin gereklerine aykırı davrandıklarının mahkeme kararıyla tespit edilmesi durumunda mali ve idari yönden sorumlu tutulacakları hükme bağlanmıştır.

Komisyon üyeleri savunmalarında; “arabuluculuk komisyon üyelerinin aldıkları kararlar ve yaptıkları işlemler nedeniyle görevinin gereklerine aykırı davrandıklarının mahkeme kararı ile tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamayacakları hüküm altına alındığından, Sayıştay Başkanlığı tarafından komisyon üyelerinin sorumlu olduğu kanaatinin hâsıl olması durumunda söz konusu hususun mahkeme kararıyla tespiti yönünde işlem tesis edilmesi ve mahkemece verilecek karar doğrultusunda arabuluculuk komisyon üyelerinin, mali ve idari yönden sorumlu tutulması ve buna müteakiben arabuluculuk komisyon üyeleri hakkında rücu işlemlerinin başlatılması gerektiğini düşündüklerini” belirtmişlerdir.

Anayasa Mahkemesi 13.11.2014 tarihli ve 2014/172 E., 2014/170 K. sayılı kararında; “Sayıştayın sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi çerçevesinde verilen kararların maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden yargı kararı niteliğinde olduğu ve bu görevin icrası kapsamında mahkeme sıfatını haiz bulunduğuna” karar vermiştir. Dolayısıyla sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanması kapsamında Sayıştayca arabuluculuk komisyon üyeleriyle ilgili olarak mali sorumluluk tespiti yapabilecektir.

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, komisyon kararıyla, mevzuata açıkça aykırı olarak kıdem tazminatı ödenmiş, komisyon üyeleri aldıkları kararlar ve yaptıkları işlemler nedeniyle görevinin gereklerine aykırı davranmış ve kamu zararına sebebiyet vermişlerdir.

Bu itibarla, … TL kamu zararının;

… TL’sinin Arabuluculuk Komisyonu Üyeleri … ve …’a,

… TL’sinin Arabuluculuk Komisyonu Üyeleri …, … ve …’a,

… TL’sinin Arabuluculuk Komisyonu Üyeleri …, … ve …’a,

müştereken ve müteselsilen,

6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 53’üncü maddesi gereği işleyecek faizleri ile birlikte ödettirilmesine,

Anılan Kanun’un 55’inci maddesi uyarınca işbu ilamın tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içerisinde Sayıştay Temyiz Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.