Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2013/2653 E. K.

AYM 2015-11-18 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ERDAL KORKMAZ VE DİĞERLERİ

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/2653)

Karar Tarihi: 18/11/2015

R. G. Tarih ve Sayı: 30/12/2015-29578

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama kararının hukuki şartlarının oluşmadığı,

tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçesiz olması

nedeniyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiği, tutukluluğun makul süreyi

aştığı, dosyaya ilişkin gizlilik kararı bulunması nedeniyle etkin bir savunma

yapılamadığı, tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapıldığı ve müdafi

yardımından yararlandırılmama nedenleriyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 15/4/2013 tarihinde İstanbul

Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 29/1/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Yapılan inceleme neticesinde 2013/2654, 2013/5448, 2013/6884,

2013/7470, 2013/7471 ve 2013/8687 numaralı başvuruların konu bakımından aynı

nitelikte olmaları nedeniyle 2013/2653 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve

incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 29/5/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve olgular 29/5/2014

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, görüşünü 4/8/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvuruculara 19/8/2014 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı 1/10/2014

tarihinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular devlet memuru olup aynı zamanda Kamu

Emekçileri Sendikasına (KESK) bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası

(Eğitim-Sen) üyeleridir.

10. Başvurucularla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

(TMK 10. madde ile yetkili) 2011/2360 Soruşturma sayılı dosyası üzerinden

“DHKP-C silahlı terör örgütüne üye olmak” suçu isnadıyla soruşturma

başlatılmıştır.

11. İstanbul 1. No.lu (TMK 10. madde ile yetkili) Hâkimliğinin 18/2/2013 tarihli ve 2013/1239 Değişik İş sayılı kararıyla

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. maddesinin (2)

numaralı fıkrası gereğince soruşturma dosyası hakkında gizlilik kararı

verilmiştir.

12. Başvuruculardan Erdal Korkmaz, Aynur Barkın, Aşır Emir, Nurcan

Kısa, Selvi Polat ve Erkan Karataş İstanbul 3. No.lu (TMK 10. madde ile

yetkili) Hâkimliğinin 23/2/2013 tarihli ve 2013/22

sorgu sayılı kararıyla tutuklanmışlardır.

13. Mahkemenin tutuklama

gerekçesi şu şekildedir:

“DHKP/C silahlı bir terör örgütü olarak kuruluşundan itibaren ülkemizde

çok sayıda eylem gerçekleştirmiş, birçok sivil vatandaş, polis, adli ve idari

yöneticilerin yaşamını yitirmesini, yaralanmasına sebebiyet vermiştir. Bu örgüt

BM Güvenlik Konseyinin terörle mücadeleye ilişkin kararı çerçevesinde

düzenlenmiş olan Avrupa Birliği Terör Örgütleri listesinde yer almaktadır.

Örgüt 8 Ekim 1997 tarihinde ABD, 26 Ocak 1998 tarihinde Almanya, 29 Mart 2001

tarihinde İngiltere Birleşik Krallığı ve 2 Mayıs 2002 tarihinde Avrupa

Birliğinin terör hareketleri listesine geçmiştir.

DHKP/C silahlı terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlar kapsamında

Hollanda makamlarınca yapılan aramalarda ele geçirilen bilgi ve belgeler

Uluslararası adli yardım talebiyle ülkemize getirtilmiştir. Bu belgelerin büyük

kısmı 1999 ila 2003 yılları arasındaki tarihleri kapsamaktadır. (Hollanda

Belgeleri). Yine 1999 yılında Belçika’da örgüte yönelik operasyon kapsamında

yapılan aramalarda çeşitli dokümanlar ele geçirilmiş, bu belgeler de 2008 yılı

sonlarında ülkemize getirtilmiştir. (Belçika belgeleri).

Hollanda belgelerinde ismi geçen örgüt mensuplarından biri 01.02.2013

tarihinde Ankara’da Amerika Büyükelçiliğine yönelik canlı bomba saldırısını

gerçekleştiren E. (A.) Ş. olup bu saldırı DHKP/C silahlı terör örgütünün

internet sitesi olarak faaliyette bulunduğu birçok açıklaması ile anlaşılan

www.halkınsesitv.com isimli internet sitesinde örgüt tarafından üstlenilmiştir.

Hollanda ve Belçika belgelerinde Devrimci Memur Hareketi (DMH)

içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarına ait raporlar ve bilgiler ele

geçirilmiştir. Bu belgeler içeriğinde DMH yapılanması ile DHKP/C örgüt

yapılanması arasındaki bağ açıkça ortaya konulmuştur. Ayrıca çeşitli

soruşturmalar kapsamında dinlenen tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanları ve bu

beyanlarla uyum arz eden fiziki takip tutanakları ve kamuoyuna mal olmuş

olaylar örgüsü içeriğinden DMH yapılanması ile örgüt arasında organik, iç içe,

çok yakın bağların bulunduğuna dair kuvvetli emareler bulunmaktadır.

Bu kapsamda şüphelilerin DHKP/C silahlı terör

örgütünün internet sitesi olarak faaliyette bulunduğu birçok açıklaması ile

anlaşılan www.halkınsesi.tv internet sitesinde yönlendirme ve üstlenme şeklinde

sahip çıkılan gösteri ve basın açıklamalarına periyodik şekilde dâhil olmaları,

iletişimin tespiti ve fiziki takip tutanakları ile belirlenen DMH yöneticileri

ile aralarındaki sıkı ilişki, anılan silahlı terör örgütü ile şüphelilerin

bağına ilişkin kuvvetli şüphe olarak değerlendirilmiştir.

…Şüphelilerin üzerlerine atılı Silahlı Terör

Örgütüne Üye Olma suçunu işlediklerine dair mevcut delil durumu, fiziki takip

tutanakları, iletişimin tespiti tutanakları içeriklerine göre kuvvetli suç

şüphesinin var olduğu, atılı suçların CMK.100/3 maddesi maddesinde yer alan

suçlardan olduğu ve bu şekilde tutuklama sebeplerinin de var olduğunun kabul

edildiği, atılı suçun mahiyeti gereği adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının

yetersiz kalacağı, tutukluluk tedbirinin ölçülü olduğu anlaşılmakla TUTUKLANMALARINA

[karar verilmiştir.]”

14. Başvurucular, söz konusu

karara itiraz etmiş ancak itiraz, İstanbul 1. No.lu ( TMK 10. madde ile

yetkili) Hâkimliğinin 7/3/2013 tarihli ve 2013/173

Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Soruşturma aşamasında ele geçirilen deliller

bir bütün olarak değerlendirildiğinde mevcut olan bu delillerin şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların bulunduğunun kabulü için yeterli olduğu, suçun

5271 Sayılı CMK’nun 100/3 maddesinde sayılan katalog

suçlardan olması nedeniyle var olduğu kabul edilen tutuklama nedenlerinde

herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, işin önemi ve verilmesi beklenen ceza

dikkate alındığında tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, şüpheliler hakkında

adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının bu aşamada yetersiz kalacağı

anlaşıldığından TMK10/3-c Maddesi ile yetkili 3 No’lu

Hakimlik tarafından verilen tutuklama kararı usul ve

yasaya uygun bulunduğundan tutukluluk hallerinin devamına”

15. Başvuruculardan Mehmet Püremiş, Mehmet

Sarı, Nursel Tanrıverdi, Ayşe Tuncer, Berivan Doğan, Nazife

Onay, Ömer Açık, Sinan Eşiyok, Veli Zengin ve Yalçın Düzgün İstanbul 3. No.lu

(TMK 10. madde ile yetkili) Hâkimliğinin 22/2/2013

tarihli ve 2013/20 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmışlardır.

16. Mahkemenin tutuklama

gerekçesi şu şekildedir:

“DHKP/C silahlı bir terör örgütü olarak kuruluşundan

itibaren ülkemizde çok sayıda eylem gerçekleştirmiş, birçok sivil vatandaş,

polis, adli ve idari yöneticilerin yaşamını yitirmesini, yaralanmasına

sebebiyet vermiştir. Bu örgüt BM Güvenlik Konseyinin terörle mücadeleye ilişkin

kararı çerçevesinde düzenlenmiş olan Avrupa Birliği Terör Örgütleri listesinde

yer almaktadır. Örgüt 8 Ekim 1997 tarihinde ABD, 26 Ocak 1998 tarihinde

Almanya, 29 Mart 2001 tarihinde İngiltere Birleşik Krallığı ve 2 Mayıs 2002

tarihinde Avrupa Birliğinin terör hareketleri listesine geçmiştir.

DHKP/C silahlı terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlar

kapsamında Hollanda makamlarınca yapılan aramalarda ele geçirilen bilgi ve

belgeler Uluslararası adli yardım talebiyle ülkemize getirtilmiştir. Bu

belgelerin büyük kısmı 1999 ila 2003 yılları arasındaki tarihleri kapsamaktadır.

(Hollanda Belgeleri). Yine 1999 yılında Belçika’da örgüte yönelik operasyon

kapsamında yapılan aramalarda çeşitli dokümanlar ele geçirilmiş, bu belgeler de

2008 yılı sonlarında ülkemize getirtilmiştir. (Belçika belgeleri).

Hollanda belgelerinde ismi geçen örgüt mensuplarından biri

01.02.2013 tarihinde Ankara’da Amerika Büyükelçiliğine yönelik canlı bomba

saldırısını gerçekleştiren E. (A.) Ş. olup bu saldırı DHKP/C silahlı terör

örgütünün internet sitesi olarak faaliyette bulunduğu birçok açıklaması ile

anlaşılan www.halkınsesitv.com isimli internet sitesinde örgüt tarafından

üstlenilmiştir.

Hollanda ve Belçika belgelerinde Devrimci Memur Hareketi

(DMH) içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarına ait raporlar ve bilgiler

ele geçirilmiştir. Bu belgeler içeriğinde DMH yapılanması ile DHKP/C örgüt

yapılanması arasındaki bağ açıkça ortaya konulmuştur. Ayrıca çeşitli

soruşturmalar kapsamında dinlenen tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanları ve bu

beyanlarla uyum arz eden fiziki takip tutanakları ve kamuoyuna mal olmuş

olaylar örgüsü içeriğinden DMH yapılanması ile örgüt arasında organik, iç içe,

çok yakın bağların bulunduğuna dair kuvvetli emareler bulunmaktadır.

Bu kapsamda şüphelilerin DHKP/C silahlı terör örgütünün

internet sitesi olarak faaliyette bulunduğu birçok açıklaması ile anlaşılan

www.halkınsesi.tv internet sitesinde yönlendirme ve üstlenme şeklinde sahip

çıkılan gösteri ve basın açıklamalarına periyodik şekilde dâhil olmaları,

iletişimin tespiti ve fiziki takip tutanakları ile belirlenen DMH yöneticileri

ile aralarındaki sıkı ilişki, anılan silahlı terör örgütü ile şüphelilerin

bağına ilişkin kuvvetli şüphe olarak değerlendirilmiştir.

Ayrıca; Ankara CMK 250 Madde ile yetkili Cumhuriyet

Başsavcılığının 2010/926 sayılı soruşturma dosyası kapsamında Yürüyüş dergisi

bürosunda 24.12.2010 tarihinde yapılan aramada ele geçirilen 1055 Numaralı CD

içeriğinde ele geçirilen ve şifrelenmiş olduğu anlaşılan verilerin çözümlenmesi

neticesinde yukarıda anılan hususlara ilişkin birçok veri ele geçirilmiş olup,

şüphelilerden büyük bir kısmının örgütün Memur Hareketi yapılanması içinde listelendirilmiş olduğu görülmüştür. (Şüpheliler Ayşe Tuncer, Berivan Doğan, Dursun

Doğan, Ejder Erbulan, Ender Sevim, İbrahim Sönmez,

Mehmet Püremiş, Mehmet Sarı, Nazmiye Kaya, Nursel

Tanrıverdi, Ömer Açık, Sinan Eşiyok, Şükran Duman, Ulaş Erduran ve Yalçın

Düzgün'ün bahsi geçen CD'de isimleri kayıtlıdır.)

Atılı suçların CMK 100/3 maddesinde sayılan suçlardan olduğu

ve bu şekilde tutuklama sebeplerinin de var olduğunun hakimliğimizce

kabul edildiği, Atılı suçun mahiyeti gereği adli kontrol tedbirlerinin

uygulanmasının yetersiz kalacağı, tutukluluk tedbirinin ölçülü olduğu

anlaşılmakla, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçlarından ayrı ayrı

TUTUKLANMALARINA [karar verilmiştir.]”

17. Başvurucular, söz konusu

karara itiraz etmiş ancak itiraz İstanbul 1. No.lu (TMK 10. madde ile yetkili)

Hâkimliğinin 7/3/2013 tarihli ve 2013/174 Değişik İş

sayılı kararıyla itirazları reddedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Soruşturma

aşamasında ele geçirilen deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde mevcut

olan bu delillerin şüphelilerin

üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların bulunduğunun kabulü için yeterli olduğu, suçun

5271 Sayılı CMK’nun 100/3 maddesinde sayılan katalog

suçlardan olması nedeniyle var olduğu kabul edilen tutuklama nedenlerinde

herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, işin önemi ve verilmesi beklenen ceza

dikkate alındığında tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, şüpheliler hakkında

adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının bu aşamada yetersiz kalacağı

anlaşıldığından TMK10/3-c maddesi ile yetkili 3 No’lu

Hakimlik tarafından verilen tutuklama kararı usul ve

yasaya uygun bulunduğundan(…) tutukluluk hallerinin devamına”

18. Başvurucular, 25/4/2013 tarihli dilekçe ile tahliyelerine yönelik talepte

bulunmuşlardır. Tahliye talebini inceleyen İstanbul 2. No.lu (TMK 10. madde ile

yetkili) Hâkimliği 3/5/2013 tarihli ve 2013/245

Değişik İş sayılı kararıyla “…silahlı terör

örgütüne üye olmak" suçunu işlediklerinin iddia edildiği, iletişimin

tespiti tutanakları, fotoğraflar, aleyhe ifadeler, beyanlar ve diğer belgeler

değerlendirildiğinde adı geçen şahısların müsnet suçu

işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterdiği, şüphelilerin

üzerine atılı suç ve cezanın ağırlığına göre serbest kaldıkları takdirde kaçma

şüpheleri bulunduğunun karine olarak kabul edilebileceği, terör örgütü

faaliyeti kapsamında işlendiğinin iddia edilmesi nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti

Anayasasının 13. maddesinde ifade olunan "ölçülülük ilkesi" uyarınca

şüpheliler hakkında alternatif koruma tedbirleri ve adli kontrol tedbirinin

yetersiz kalacağının anlaşılması…”

nedeniyle başvurucuların tahliye taleplerinin reddine ve tutukluluk

hâlinin devamına karar vermiştir.

19. Başvurucular, söz konusu karara itiraz etmiş ancak itiraz

İstanbul 3. No.lu (TMK 10. madde ile yetkili) Hâkimliğinin 29/5/2013

tarihli ve 2013/430 Değişik İş sayılı kararıyla

“…silahlı terör örgütüne üye olmak" suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç

şüphesinin var olduğu, isnat olunan eylemin CMK 100/3 maddesinde sayılan

katalog suçlardan olduğu ve böylece tutuklama sebeplerinin var olduğu, atılı

terör örgütüne üyelik suçunun mahiyeti gereği adli kontrol tedbirinin yetersiz

kalacağı, şüphelilerin tutuklandığı tarihten bu yana incelenmesi talep edilen

koşullarda bir değişiklik bulunmadığı” gerekçesiyle reddetmiştir.

20. Başvurucuların 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinin (1) numaralı

fıkrası gereğince tutukluluk incelemeleri, 13/5/2013

ve 13/6/213 tarihlerinde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yolu ile

yapılmış ve tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmiştir.

21. Başvurucular 12/7/2013 tarihinde

tutukluluk hâllerinin SEGBİS yolu ile incelenmesi aşamasında tahliyelerine

yönelik müracaatta bulunmuşlardır. Tutukluluk hâlinin incelemesini yapan

İstanbul 1. No.lu ( TMK 10. madde ile yetkili) Hâkimliği 12/7/2013

tarihli ve 2013/466 Değişik İş sayılı kararıyla tutukluluk hâlinin devamına

karar vermiştir. Başvurucular tarafından tutukluluk incelemesinde müdafilerinin hazır bulundurulması

talep edilmiş ise de Mahkeme, 5271 sayılı Kanun’un 108/1 maddesinde belirtilen

“… şüpheli veya müdafii dinlenilmek

suretiyle karar verilir.” hükmü gereğince şüphelilerin SEGBİS ile

beyanlarına başvurulduğu gerekçesiyle ayrıca müdafiin

hazır bulundurulması ve dinlenmesi talebinin reddine karar vermiştir.

22. Mahkeme, söz konusu tarihteki tutukluluk incelemesi esnasında

başvuruculardan bir kısmının SEGBİS marifetiyle yapılan beyan alma işlemine

katılmamaları ile ilgili olarak ise “… hakimliğimizce yasal olarak yapılması gerekli olan işlemin

şüphelilerin beyanlarının tespiti için gerekli imkan ve ortamı sağlamak olduğu,

bu imkanın hakimliğimizce tüm şüpheliler için sağlandığı, şüphelilerin kendi

iradeleriyle beyanda bulunmayı reddettikleri anlaşılmakla, bahsi geçen

şüphelilerin beyanlarının tespit edilememiş olması karar verebilmek için bir

eksiklik olarak kabul edilmemiştir. CMK 108. maddesi gereğince tutukluluk

incelemesinin en geç otuzar günlük süreler içerisinde yapılması gerektiğinden

şüphelinin beyanının tespitine ilişkin düzenleme yönünden şüpheli lehine

getirilmiş bir yasal düzenlemenin şüpheli aleyhine yorumlanabilmesi mümkün

olmadığından anılan süre içerisinde değerlendirme hakimliğimizce

aşağıdaki şekilde yapılmıştır; Şüphelilerin "silahlı terör örgütüne üye

olma" suçlaması ile tutuklandıkları ve bu tutukluluk durumlarının CMK 108.

maddesi gereğince gözden geçirilerek tutukluluk hallerinin devamına karar

verilmesi Cumhuriyet Başsavcılığınca talep edilmiştir. Şüphelilerin tespit

edilen beyanları ve tüm dosya kapsamı itibariyle (…) değerlendirme yapılmıştır.”

gerekçeleriyle beyanlarını almadan tutukluluk hâllerinin devamına karar

vermiştir.

23. Başvurucuların tutukluluk kararına yaptıkları itiraz üzerine

İstanbul 2. No.lu (TMK 10. madde ile yetkili) Hâkimliği 25/7/2013

tarihli ve 2013/418 Değişik İş sayılı kararıyla itirazı reddetmiştir.

24. İstanbul 2. No.lu (TMK 10. madde ile yetkili) Hâkimliği 12/8/2013 tarihli ve 2013/461 Değişik İş sayılı kararıyla

başvurucuların tutukluluk hâllerinin devamına karar vermiştir. Başvurucuların

bu karara itiraz etmeleri üzerine İstanbul 1. No.lu ( TMK 10. madde ile

yetkili) Hâkimliği 3/8/2013 tarihli ve 2013/537

Değişik İş sayılı kararıyla itirazı reddetmiştir.

25. İstanbul 1. No.lu (TMK 10. madde ile yetkili) Hâkimliğinin 13/6/2013 tarihli ve 2013/410 Değişik İş sayılı kararıyla

başvurucuların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmiştir. Yine İstanbul

1. No.lu (TMK 10. madde ile yetkili) Hâkimliğinin 12/7/2013

tarihli ve 2013/466 Değişik İş sayılı kararıyla tutukluk hâli gözden geçirilmiş

ve başvurucuların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmiştir.

26. Başvurucular 12/8/2013 tarihinde

tutukluluk hâllerinin SEGBİS yolu ile incelenmesi aşamasında tahliyelerine

yönelik müracaatta bulunmuşlar ayrıca başvuruculardan bir kısmı ve müdafileri, SEGBİS yöntemi yerine

incelemenin duruşmalı yapılmasını da talep etmişlerdir. Mahkeme, “…Yasal mevzuat açısından tutukluluk incelemesinin

duruşmalı olarak yapılmasının önünde herhangi bir engel bulunmadığı, ancak

duruşmalı yapılmasının da zorunlu olarak öngörülmediği, tarafların itiraz ve

taleplerini her zaman dosyaya sunabilecekleri, SEGBİS sistemiyle şüphelilerin

bulundukları cezaevine bağlanıldığı ve gerekli ortam ve imkanın

sağlandığı, ancak şüphelilerin kendi iradeleriyle beyanda bulunmayı

reddettiklerini…” belirterek şüphelilerin

SEGBİS ile beyanlarına başvurulduğu gerekçesiyle bu talebin reddine ve

tutukluluk hâllerinin devamına karar vermiştir.

27. Başvurucuların da aralarında

olduğu 56 sanık hakkında isnat edilen suçla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 29/8/2013 tarihli ve 2013/359

Soruşturma sayılı iddianamesiyle İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10. madde

ile görevli) E.2013/56 sayılı dosyasında kamu davası açılmış; Mahkeme, “…Üzerlerine atılı suçun yasal yaptırımı olan sevk

maddelerinin alt ve üst sınırları, kaçma şüphesinin varlığı, atılı suçun CMK. 100/3-a maddesinde yazılı suçlardan olması, fiziki takip

tutanakları, iletişim tespit tutanakları ile HTS raporları, Akçay, Avcılar,

Şişli, Kartal ve Ankara'da yapılan toplantılara ilişkin ortam dinlemesi

kayıtları, ev ve işyeri aramasında ele geçen belge ve bilgiler ile dijital

kayıtlar, soruşturma aşamasında Hollanda ve Belçika'dan temin edilen kayıt ve

dokümanlar, İdil Kültür Merkezinde yapılan aramalar sonucunda ele geçen belge

ve dokümanlar, Yürüyüş dergisinin Abide-i Hürriyet Caddesi'nde bulanan bulunan

bürosunda yapılan aramada ele 1055 nolu CD içeriği,

gizli tanıklar Ateş, Çelik ve 2012/2'nin beyanları, birkısım

sanıklar hakkında şüpheli sıfatıyla alınan beyanlar, yüklenen eylemleri ilişkin

tespit tutanakları, dikkate alındığında kuvvetli suç şüphesini gösteren somut

delillerin bulunması, sanıkların delilleri karartma ihtimalinin bulunması ve bu

nedenle koruma tedbirlerinin de bu aşamada uygulanması yeterli olmayacağından

ve tutuklama sebepleri kalkmadığından tahliye taleplerinin reddi ile sanıkların

ayrı ayrı TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA” karar

vermiştir.

28. Başvurucuların bu karara itiraz etmeleri üzerine İstanbul 22.

Ağır Ceza Mahkemesi (TMK 10. madde ile görevli) 28/10/2013

tarihli ve 2013/106 Değişik İş sayılı kararıyla itirazı reddetmiştir.

29. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 29/8/2013

tarihli iddianamesinde suç örgütünün amacı, faaliyetleri, işleyişi ve yapısı

ayrıntılı olarak anlatılmıştır. İddianamenin ilgili kısımları şöyledir:

“….Mevcut anayasal

düzeni silahlı halk ayaklanması ile yıkarak, yerine Marksist-Leninist ilkelere

dayalı komünist bir düzen kurmaktır. Örgüt, ülkemizin emperyalizmin ekonomik,

politik hegomanyası altında faşist olarak

yönetildiğini, halk kitlelerinin hak, adalet, eşitlik mücadelelerinin her zaman

kanla bastırıldığını, emperyalizme bağımlı faşizmle yönetildiğini, iktidarın

niteliğinin seçimle değiştirilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle iktidarın,

oluşturulacak kitlelerin başlatacağı silahlı savaş ile yıkılacağını öngörmekte

ve savunmaktadır…

Örgütün ülkemizdeki

devrim stratejisi; uzun süreli bir halk savası ile iktidarın ele geçirilmesinde

silahlı propagandayı temel alan, politik, ekonomik ve demokratik mücadele

biçimlerini, bu temel biçime bağlı olarak kabul eden Politikleşmiş Askeri Savaş

Stratejisi (PASS)'dir. PASS'ın,

iki aşamadan geçerek tamamlanacağı öngörülmüştür. Birinci aşama, kitleleri politize ederek savaşa dahil etmek

için örgütün silahlı propagandayı temel alarak yürüttüğü ve düzenli ordular

aşamasına kadar sürecek olan Öncü Savaşıdır. İkinci aşama, gerilla ordusunun

halk ordusuna dönüştürülmesi, devrimci halk iktidarının kurulması, bunların

yaygınlaştırılması ve sürekli saldırılarla iktidar güçlerinin moral açısından

çökertilip son saldırıya hazırlanması sürecidir. Silahlı mücadeleye dayanan

halk savaşının hedefi, kesintisiz biçimde sosyalizme varacak olan Milli

Demokratik Devrimdir. Örgüt halk ihtilalinde ilk safhanın halkı kendi yanlarına

çekmek olduğu düşüncesi ile geniş bir propaganda faaliyeti içerisindedir.

Propaganda türü olarak silahlı propagandayı seçmiştir…

Yürüyüş Dergisi,

DHKP/C terör örgütünün halen aktif olan legal yayın organıdır. Ozan Yayıncılık

adı üzerinden faaliyetlerini yürütmektedir. Örgütün üst yönetimindeki şahıslar,

özel ve gizli toplantılarını Mecidiyeköy’deki Yürüyüş isimli dergi bürosunda

yapmaktadır. Örgütün illegal alanı olan yurtdışı ile irtibatı buradan

yapılmaktadır. Derginin içeriği, yurtdışından e-mail olarak gelmekte ve

buradaki örgüt mensupları gerekli düzenlemeleri yaptıktan sonra Bahçelievler Yenibosna’da bulunan Ezgi Matbaa isimli basımevinde basımı

yapılmaktadır. Yürüyüş Dergisi binasında polis operasyonlarına karşı zaman

kazanmak amacıyla kapısı ve duvarları çelik levhalar ile kaplanmış kafes

şeklinde özel bir oda bulunmaktadır. Bu odaya örgütün üst düzey yöneticileri

haricinde başka birinin girmesi kesinlikle yasaktır. İçeriye giren şahıs kapıyı

arkadan kilitlediği için girilmesi mümkün değildir. Yayın politikası ve

yayınların içeriği incelendiği, yayının tek amacının DHKP/C örgütünün

propagandasını yapmak, insanları devlete karşı düşman olarak işleyip örgüte

kazandırmak olduğu açıkça görülmektedir. Derginin günümüze kadar yayınlanan tüm

sayıları incelendiğinde içeriğinin tamamen, kin, nefret, şiddetten ibaret

olduğu, devletin düşman olarak gösterilip hedef haline getirildiği, şiddet

eylemlerini gerçekleştiren DHKP/C mensuplarının sahiplenildiği ve yüceltildiği

görülmektedir. İstanbul’daki dergi bürosu DHKP/C’nin Türkiye’deki Merkezi üssü

konumundadır. Tüm eylemler ve talimatlar buradan tabana ulaştırılır. Yönetici kesimler

toplantılarını büroda gerçekleştirirler. Yürüyüş dergisinin sorumlusu ise Y.

K.’dir. www.halkinsesi.tv isimli internet sitesi ise

DHKP/C’nin tam kontrolü ve yönetiminde yurtdışından yayın yapmaktadır. Örgüt,

yapılan eylemleri, basın açıklamalarını ve üstlenmelerini bu internet sitesi

üzerinden gerçekleştirmektedir…

Devrimci Memur

Hareketi Soruşturması Başlığı altında: …Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK

250. madde ile yetkili) DHKP/C terör örgütüne yönelik olarak sürdürdüğü

2010/926 sayılı soruşturması kapsamında, 24.12.2010 tarihinde, DHKP/C terör

örgütünün yayın organı olan YÜRÜYÜŞ dergisinin bulunduğu… adreste

bulunan bürosunda yapılan aramada ele geçirilen malzemeler, gerekli

incelemelerin yapılabilmesi amacıyla tahkikatı yürüten Ankara Emniyet

Müdürlüğüne gönderilmiş, devam eden çalışmalarda dijital malzemeler arasında

bulunan 1055 numaralı CD içerisinde "şifreli dosyaların" bulunduğu

tespit edilmiştir.

Emniyet Genel

Müdürlüğü'nün 18.01.2011 tarih ve B.05.l.EGM.0.06.2063.1-100- 0001/057432-2011

sayılı yazısıyla, 1055 nolu CD içerisindeki

dosyaların Cyperix firmasına ait Cryptainer

programı ile şifrelendiği ve yine aynı program kullanılarak şifrelerinin

çözüldüğü bildirilmiştir.

Cryptainer

programı, verileri güvenli bir şekilde saklamak ve iletmek amacıyla kullanılan

gelişmiş bir şifreleme programıdır. Bu program özellikle DHKP/C terör örgütünün

silahlı kanadı olan Silahlı Propaganda Birlikleri militanları tarafından

kullanılmaktadır. SPB militanları bu program sayesinde merkez komitenin

gönderdiği şifreli eylem talimatlarını çözmektedirler. 03.08.2012 tarihinde

Eyüp ilçesinde yakalanan M. F. ve S. Ö. isimli Silahlı Propaganda Birlikleri

(SPB) militanlarının üzerlerinde bulunan dijital malzemelerde, ayrıca

19.12.2012 tarihinde N. A. ve N. A. isimli SPB militanlarının saklandıkları

Fatih ilçesi Koca Mustafapaşa Mahallesindeki… adreste yapılan arama neticesinde elde edilen dijital

malzemelerin içerisinde Cryptainer programı bulunduğu

tespit edilmiştir. DHKP/C terör örgütünün şifreleyerek İstanbul ilindeki

mensuplarına ulaştırdığı 1055 nolu CD’nin uzmanlar

tarafından şifresi çözülmüş ve içeriğinde bulunan belgeler ile ilgili olarak

tutanak tanzim edilmiştir. 1055 NOLU CD İÇERİĞİNDEKİ BELGELER: Konu ile ilgili

uzman personel tarafından 1055 nolu CD açıldığında içerisinde;

1-Memur Hareketi

isimli klasör,

2-(1) isimli Word

belgesi,

3-Devrimci Yaşam Ve

Davranış Kuralları isimli Word belgesi,

4-SES Ayşenur

Şimşek'i andı isimli Word belgesi,,

5-Memur_01.

6-Memur_02,

7-memur_03,

8-memur_04, isimli

PDF dosyaları,

9-Kamu Emekçileri

Cephesi,

10-Kamu Emekçileri

Cephesi 1,

11-Kamu Emekçileri

Cephesi2 isimli jpg dosyalarının bulunduğu

belirlenmiştir.

…Yapılan

inceleme neticesinde 1055 nolu CD’nin DHKP/C terör

örgütünün memur yapılanması olan Devrimci Memur Hareketi-Kamu Emekçileri

Cephesi içerisinde İstanbul'da faaliyet yürüten örgüt mensupları için

şifrelenerek hazırlanmış olduğu, 8 ayrı bölgede isimleri, görevleri ve

bulunduğu iller belirtilen toplam 604 şahsın DHKP/C terör örgütü memur alan

yapılanması olan Devrimci Memur Hareketi içerisinde faaliyet yürüten şahıslara

ait isim listesi olduğu anlaşılmış ve listede isimleri bulunan ve diğer yetki alanımız

dışında bulunan illerde görev yapan şahıslar hakkında ilgili Cumhuriyet

Başsavcılıklarınca soruşturmalar başlatılmıştır.

… Şüphelilerin DHKP-C terör örgütünün memur yapılanması olan

Devrimci Memur Hareketi-Kamu Emekçileri Cephesi yapılanması içerisinde faaliyet

yürüttüğü, bu haliyle şüphelilerin eylemlerinin süreklilik ve çeşitlilik arz

ettiği, terör örgütü ile organik bağ kurduğu,”

Her

şüpheli yönünden isnada dayanak teşkil eden eylemlere ve delillere iddianamenin

devamında yer verilmiştir.

30. Suçlamaya ilişkin deliller olarak iddianamede, iletişim tespit

ve teknik araçlarla izleme kararları, şüpheli, müşteki-mağdur ve gizli tanık

beyanları ve örgütsel dokümanlar gösterilmiştir (bkz. İddianame, s. 235 vd.).

31. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, 9/10/2013

tarihinde tensiben yaptığı incelemede başvurucuların,

“…üzerlerine atılı suçun yasal yaptırımı

olan sevk maddelerinin alt ve üst sınırları, kaçma şüphesinin varlığı, atılı

suçun CMK. 100/3-a maddesinde yazılı suçlardan olması, fiziki takip tutanakları,

iletişim tespit tutanakları ile HTS raporları, Akçay, Avcılar, Şişli, Kartal ve

Ankara'da yapılan toplantılara ilişkin ortam dinlemesi kayıtları, ev ve işyeri

aramasında ele geçen belge ve bilgiler ile dijital kayıtlar, soruşturma

aşamasında Hollanda ve Belçika'dan temin edilen kayıt ve dokümanlar, İdil

Kültür Merkezinde yapılan aramalar sonucunda ele geçen belge ve dokümanlar,

Yürüyüş dergisinin Abide-i Hürriyet Caddesi'nde bulanan bulunan bürosunda

yapılan aramada ele 1055 nolu CD içeriği, gizli tanıklar

Ateş, Çelik ve 2012/2'nin beyanları, bir kısım sanıklar hakkında şüpheli

sıfatıyla alınan beyanlar, yüklenen eylemleri ilişkin tespit tutanakları,

dikkate alındığında kuvvetli suç şüphesini gösteren olgu kriterinin

mevcut olduğu, sanıkların delilleri karartma ihtimalinin bulunması ve bu

nedenle koruma tedbirlerinin de bu aşamada uygulanması yeterli olmayacağından

ve tutuklama sebepleri kalkmadığı…” gerekçesiyle tutukluluk

hâllerinin devamına karar vermiştir.

32. Başvurucuların itirazı üzerine İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi,

28/10/2013 tarihli ve 2013/106 Değişik İş sayılı

kararıyla itirazın reddine karar vermiştir.

33. Başvurucular Mehmet Püremiş, Aynur

Barkın, Erdal Korkmaz, Nursel Tanrıverdi, Ömer Açık, Berivan Doğan, Yalçın

Düzgün, Sinan Eşiyok, Nazife Onay, Ayşe Tuncer, Veli

Zengin, Aşır Emir ve Erkan Karataş İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2013/56 sayılı dosyasında 27/1/2014 tarihinde “üzerlerine atılı suçun niteliği, mevcut delil

durumu, tutuklu olarak geçirdikleri süre, sanıklara atılı suçun vasıf

değiştirme ihtimali dikkate alınarak” tahliye edilmiştir.

34. Başvurucular hakkındaki dava 21/2/2014

tarihli ve 6526 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler nedeniyle İstanbul 3.

Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir. Dava, anılan Mahkemenin E.2014/164 sayılı

dosyasında görülmektedir. Başvurucular Mehmet Sarı, Selvi Polat ve Nurcan Kısa

ise Mahkemenin 21/4/2014 tarihli kararıyla serbest

bırakılmıştır.

35. Başvurucular, ilk tutuklama ve daha sonra verilen tutukluluğun

devamına ilişkin kararlara yaptıkları itirazların reddi üzerine süresi

içerisinde içinde her bir karar yönünden bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

Başvurular arasında taraf ve konu yönünden irtibat bulunması nedeniyle bu dosya

üzerinde birleştirme yapılmıştır (bkz. § 4).

B. İlgili

Hukuk

36. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu’nun 314. maddesi.

37. 5271 sayılı Kanun’un 100. ve 101. maddeleri şöyledir:

“Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer

alan;

…

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…”

Madde 101 – (1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu

husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.

…”

38. 5271 sayılı Kanun’un 104. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her

aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya

salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz

edilebilir.”

39. 5271 sayılı Kanun’un 105. maddesi şöyledir:

“103 ve 104 üncü maddeler uyarınca yapılan istem

üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin

görüşü alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî

kontrol uygulanmasına karar verilir.(Ek cümle: 11/4/2013-6459/15

md.) Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet

savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü

alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir.”

40. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi

şöyledir

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu

süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin

devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine

sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak,

şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar

verilir.

(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada

öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar

gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde

de re'sen karar verir.”

41. 5271 sayılı Kanun’un 150. maddesi

şöyledir:

“(Değişik madde: 6/12/2006

tarih ve 5560 sayılı Kanun’un 21.md)

(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi

seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını

beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.

(2) Müdafii

bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul

veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.

(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını

gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra

hükmü uygulanır.

(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar,

Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle

düzenlenir.”

42. 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (1).,

(2)., ve 3. fıkraları şöyledir:

“Madde 153- (1)

Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği

belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

(2) Müdafiin dosya içeriğini

incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hâkiminin

kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir.

(3)Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren

tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili

oldukları diğer adlî işlemlere iliksin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü

uygulanmaz.”

43. 5271 sayılı Kanun’un 147. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi

şöyledir:

“…

İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik

imkânlardan yararlanılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Mahkemenin 18/11/2015 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvurucuların 15/4/2013 tarihli ve 2013/2653 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

45. Başvurucular;

i. Soruşturma dosyası

hakkında 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

kısıtlama kararı verildiğini, kısıtlama kararına dair herhangi bir belgenin

kendilerine tebliğ edilmediğini, soruşturma makamının bu usule sıklıkla

başvurduğunu ve bu kararlara karşı yapılan itirazların sonuçsuz kaldığını,

iddia makamının elinde olan delillere ulaşamadıkları için sadece sorulan

sorulara cevap verdiklerini ve aleyhine olan delilleri çürütme olanağından

mahrum bırakıldıklarını,

ii. Kuvvetli suç şüphesi

bulunmadığını; teknik takip, iletişimin dinlenmesi, CD gibi tartışmalı

delillerin kuvvetli suç şüphesi sayıldığını, toplu bir değerlendirme yapılarak

ve tutuklama nedenleri hakkında herhangi bir somut olgu ortaya konulmadan

gerekçesiz bir biçimde, iddia edilen suçun katalog suçlardan sayılması

nedeniyle tutuklandıklarını, ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki

eylemlerin suç olarak kabul edildiğini ve haklarında adli kontrol hükümlerinin

uygulanmadığını,

iii. Tutukluluk hâlinin incelenmesi sırasında SEGBİS huzurunda

beyanda bulunmayan şüpheliler için müdafilerin davet edilmediğini, başvuruları

olmasına karşılık müdafilerin duruşmaya alınmadıklarını,

iv. Tutukluğun devamı

kararları ile bu kararlara yaptıkları itirazların matbu bir şekilde

reddedilmesi suretiyle etkili başvuru yapamadıklarını,

v. Tutukluluk incelemelerinin duruşmalı yapılması taleplerinin

reddedilerek söz konusu incelemelerin SEGBİS yoluyla yapıldığını belirterek

Anayasa’nın 13., 19., 36. ve 40. maddelerinin ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

B. Değerlendirme

46. Başvurucuların;

i. Kuvvetli suç şüphesi

bulunmadığı; teknik takip, iletişimin dinlenmesi, CD gibi tartışmalı delillerin

kuvvetli suç şüphesi sayıldığı, toplu bir değerlendirme yapılarak ve tutuklama

nedenleri hakkında herhangi bir somut olgu ortaya konulmadan gerekçesiz bir

biçimde, iddia edilen suçun katalog suçlardan sayılması nedeniyle

tutuklandıkları, ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin suç

olarak kabul edildiği ve haklarında adli kontrol hükümlerinin uygulanmadığı yönündeki

şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası,

ii. Soruşturma dosyası

hakkında 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

kısıtlama kararı verildiği, kısıtlama kararına dair herhangi bir belgenin

kendilerine tebliğ edilmediği, soruşturma makamının bu usule sıklıkla

başvurduğu ve bu kararlara karşı yapılan itirazların sonuçsuz kaldığı, iddia

makamının elinde olan delillere ulaşamadıkları için sadece sorulan sorulara

cevap verdikleri ve aleyhlerine olan delilleri çürütme olanağından mahrum

bırakıldıkları yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü

fıkrası,

iii. Tutukluğun devamı kararları ile bu kararlara yaptıkları

itirazların matbu gerekçelerle reddedilmesi ve kanunda tutuklama yerine adli

kontrol hükümlerinin uygulanabileceğinin düzenlenmiş olmasına karşın bunun

uygulanmaması nedenleriyle etkili başvuru haklarının ihlal edildiği yönündeki

şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası,

iv. Tutukluluk hâlinin

incelenmesi sırasında SEGBİS huzurunda beyanda bulunmayan şüpheliler için

müdafilerin davet edilmediği, başvuruları olmasına rağmen müdafilerin duruşmaya

alınmadıkları, tahliye taleplerinin ve buna ilişkin verilen ret kararlarına

yaptıkları itiraz incelemelerinin hâkim önüne çıkarılmadan duruşmasız olarak

değerlendirildiği şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Tutuklamanın Hukuki Olmadığı İddiası

47. Başvurucular, tutuklama şartları bulunmadığı hâlde

özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını iddia etmiştir.

48. Bakanlık görüş yazısında, başvurucular hakkında verilen ilk

tutuklama kararında suçun vasıf ve mahiyetine, atılı suçların 5271 sayılı

Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yazılı olan suçlardan

olmasına, suçun kanunda öngörülen cezasına göre delilleri karartma ve kaçma

şüphesinin bulunmasına vurgu yapıldığı belirtilmiştir.

49. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne katılmadıklarını belirtmiştir.

50. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,

ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen

diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun

gösterir.”

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

52. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci

ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak

Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Ramazan

Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).

53. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi

tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla

tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi

öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır.

Bu unsur, tutuklama tedbiri için olmazsa olmaz niteliktedir. Bunun için

suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir.

İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut

olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Hanefi

Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46).

54. Buna bağlı olarak yakalama veya tutuklama anındaki deliller

mutlaka kişinin suçla itham edilebilmesini sağlayacak düzeyde olmayabilir. Zira

tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin

tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya

ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmek ve

ilerletmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüpheye dayanak

oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak

olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde

değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali

Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).

55. Tutuklamaya ve tutukluluğun devamına ilişkin hususlar 5271

sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre

kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa b) şüpheli veya sanığın davranışları;

1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapma girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Düzenlemede ayrıca işlendiği

konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlar belirtilmiştir.

56. Diğer yandan Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal

edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanun hükümlerinin

yorumlanmasına ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve

somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açık keyfîlik bulunması hâlinde

hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda

incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla

bağdaşmaz (Ramazan Aras, § 49).

57. Somut olayda başvurucular, haklarında yürütülen soruşturma

kapsamında 22-23/2/2013 tarihlerinde “silahlı terör örgütüne

üye olma” suçundan tutuklanmıştır. Tutuklama kararının gerekçelerinde isnat edilen suçlamaya

ilişkin suçun vasfı ve mahiyeti, 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yazılı suç kapsamında kalması, suç için öngörülen ceza

miktarına göre şüphelilerin delilleri karartma ve kaçma şüphelerinin bulunması

gösterilmiştir. Başvurucular ise atılı suçlamayı kabul etmemiştir. Ayrıca

başvuruculara isnat edilen suçla ilgili deliller iddianamede “iletişim tespit ve teknik araçlarla izleme kararları,

şüpheli, müşteki-mağdur ve gizli tanık beyanları ve örgütsel dokümanlar”

olarak belirtilmiştir. Bu deliller kapsamında Cumhuriyet savcısı ve hâkim

tarafından başvurucuların ifadeleri alınmış ve isnat edilen suç kapsamında

tutuklanmalarına karar verilmiştir.

58. Başvurucuların, suçla ilgili inandırıcı nedenler bulunmadığı

hâlde sadece sendikal faaliyetler nedeniyle tutuklandıkları iddiasının yerinde

olmadığı, gösterilen deliller ve tutuklama kararlarında yer alan gerekçeler

dikkate alındığında tutuklamanın kuvvetli şüphe olgusunu karşıladığı, böylece

tutuklama nedenlerinin oluştuğu, isnat edilen suça ilişkin somut olgular

olmadan tutuklama kararı verildiğine yönelik şikâyetinin de dayanaktan yoksun

olduğu sonucuna varılmıştır.

59. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Soruşturma Dosyasına Erişim İmkânından Yoksun

Kalma İddiası

60. Başvurucular, soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunması

nedeniyle tutuklanmalarına neden olan somut delillerin tümünü görme ve

değerlendirme imkânından yoksun bırakıldıklarını iddia etmişlerdir.

61. Bakanlık görüş yazısında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına

göre ceza soruşturmalarının etkin bir biçimde yürütülmesine olan ihtiyacın ve

bu nedenle soruşturma sırasında elde edilen bazı bilgilerin, şüphelilerin

delilleri karartmaması ve adaletin işlemesini engellememesi için gizli

tutulması gerekebileceği ifade edilmiştir.

62. Başvurucular, Bakanlığın

görüşüne katılmadıklarını ifade etmişlerdir.

63. Anayasa'nın

19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne

sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında

karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir.”

64. Anayasa’nın anılan hükmü uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi,

kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın Kanun’a

aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Fıkrada öngörülen bu prosedürde adil

yargılanma hakkının bütün güvencelerini sağlamak mümkün değil ise de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli

bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet

Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).

65. AİHM’e göre yakalanan bir kimseye, yakalanmasının temel

maddi ve hukuki sebepleri, teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dille

açıklanmalı ve böylece kişi, eğer uygun görürse yakalanmasının Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında

kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere mahkemeye başvurma imkânına sahip

olabilmelidir. Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı fıkrası, verilen

bilgilerin yakalanan kişiye isnat edilen suçların tam bir listesini içermesini

gerektirmemektedir (Bordovskiy/Rusya, B. No: 49491/99, 8/2/2005, § 56; Nowak/Ukrayna,

B. No: 60846/10, 31/3/2011, §

63).

66. Tutuklama

işlemiyle sonuçlanan durumlarda savcı ve sorgu hâkiminin ifade alması sırasında

kişiye temel deliller açıklanmış ve müdafii

tarafından tutukluluğa yapılan itirazda bu delillere atıfta bulunulmuş olması

hâlinde dosyada salt gizlilik kararının varlığının bulunması, Sözleşme’nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkrasının ihlalini doğurmamaktadır (Ceviz/Türkiye, B. No: 8140/08, 17/7/2012, § 43). Böyle bir durumda kişi, tutukluluğa temel

teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahiptir.

67. Başvurucular

hakkında 29/8/2013 tarihinde İstanbul 16. Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

68. Başvurucuların

sorgu sürecinde alınan savunmaları incelendiğinde Cumhuriyet Savcılığında ve

Sorgu Hâkimliğinde alınan ifade sırasında yaptıkları işlemlerin kendilerine

sorulduğu ve bu şekilde haklarındaki suç isnadına temel teşkil eden belge ve

bilgilerden haberdar olarak müdafileriyle birlikte ayrıntılı şekilde savunma

yaptıkları görülmektedir. Yine başvurucuların tutukluluğuna yapılan itirazda

suça konu belge ve bilgilere bilhassa atıfta bulunulmuştur. Dolayısıyla

başvurucuların ve müdafiinin tutukluluğa temel teşkil

eden belgelere erişme imkânlarının bulunduğu anlaşılmaktadır.

69. Suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten yoksun

bırakılmanın ilk aşamasında yapılan

yargısal denetimin kapsamı ile suçlamalara dayanak olan temel unsurların

başvuruculara veya müdafilerine bildirilmiş ve başvuruculara bunlara itiraz

etme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında salt kısıtlılık kararının

bulunması nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakılma

iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

70. Açıklanan

nedenlerle başvurucuların kendilerine soruşturma dosyasına erişim imkânı

verilmediğine ilişkin iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Diğer İhlal İddiaları

71. Başvurucular, tutukluğun devamı kararları ile bu kararlara

yaptıkları itirazların matbu gerekçelerle reddedildiğini, Kanun’da tutuklama

yerine adli kontrol hükümlerinin uygulanabileceği düzenlenmiş olmasına karşın

bunun uygulanmadığını belirterek etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

72. Bireysel başvuru incelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa

Mahkemesinin konu bakımından yetki alanına girip girmediğinin tespitinde

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı esas alınmaktadır (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18). Etkili başvuru hakkı, Anayasa'nın 40. ve

Sözleşme’nin 13. maddelerinde düzenlenmiştir.

73. Başvurucunun, Anayasa’nın 40. ve Sözleşme’nin 13. maddelerinde

düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi

geçen maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak

ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir. Bir başka ifadeyle

etkili başvuru hakkının ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için hangi

temel hak ve özgürlüğü konusunda etkili başvuru hakkının kısıtlandığı sorusuna

cevap verilmesi gerekmektedir (Onurhan Solmaz,

§ 33).

74. Somut olayda başvurucuların iddiasının özü, tutukluluğun

devamına ve tahliye taleplerinin reddine ilişkin verilen kararların gerekçesiz

olduğuna ve tahliye edilmemelerine ilişkindir. Başvurucuların bu iddialarının tutukluluk

süresinin makul olmadığı çerçevesinde incelenmesi gerekir.

75. Başvurucuların tutukluluk süresinin makul olmadığı, tutukluluk

ve tutukluluğa itirazın duruşma yapılmaksızın değerlendirildiği ve tutukluluk

hâlinin incelenmesi sırasında SEGBİS huzurunda beyanda bulunmayan şüpheliler

için müdafilerin davet edilmediği, başvuruları olmasına rağmen müdafilerin

duruşmaya alınmadığı iddiaları açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka

bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından bu şikâyetler bakımından

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

76. Başvurucuların, tutukluluk

süresinin makul olmadığına dair şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci, tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız gerçekleştirildiği ve

tutukluluk incelemesinde müdafiden yararlandırılmadıkları yönündeki şikâyetlerinin

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi

gerekir.

a. Tutukluluk Süresinin Makul Olmadığı

İddiası

77. Başvurucular, kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı hâlde gerekçesiz

olarak tutukluluğun devamına karar verildiğini, tahliye taleplerinin gerekçesiz

olarak reddedildiğini ve adli kontrol uygulaması tedbirinin gerekçe olmaksızın

reddedildiğini iddia etmiştir.

78. Bakanlık, daha önceki görüşlerine atfen bu hususta beyanda

bulunulmayacağını belirtmiştir.

79. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne katılmadığını belirtmiştir.

80. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

81. Bu hükümle bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan

kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya

kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları güvence altına

alınmıştır.

82. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı, her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Anayasanın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz.” şeklinde ifade edilen masumiyet karinesi, yargılama

süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını

gerektirmektedir. Masumiyet karinesine rağmen tutukluluğun devamı, ancak kişi

hürriyetine nazaran daha ağır bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı

görülebilir. Bu nedenle bir davada tutukluluğun makul süreyi aşmamasını

gözetmek, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla belirtilen kamu

yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından

değerlendirilmesi ile serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu

ve olayların ortaya konulması gerekir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61,

62).

83. Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir.

Başlangıçtaki tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutmanın devamı için

yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda

tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir (Murat Narman,

§ 63).

84. Diğer taraftan kişi özgürlüğü, adli makamlarla güvenlik görevlilerinin

özellikle organize suçlarla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede

güçleştirmeye neden olabilecek biçimde yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM,

Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin, Sözleşme’ye taraf devletlerin güvenlik görevlilerinin

-bilhassa organize olanlar olmak üzere- suçlulukla etkili olarak mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğini

vurgulamaktadır (Hanefi Avcı, §

69).

85. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun

daha önce yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı tarihtir (Murat

Narman, § 66). Hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç

işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya

birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar

tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekir. Somut olayda başvurucuların

özgürlüğünden mahrum bırakıldıkları 22-23/2/2013

tarihleri ile tahliye kararının verildiği 27/1/2014 ve 21/4/2014 tarihleri

arasında tutuklu kaldığı süre 11 ay 4 gün ile 1 yıl 1 ay 28 gündür.

86. Başvurucular silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

tutuklanmışlar ve haklarında bu suçtan kamu davası açılmıştır. Başvurucuların

tutukluluğunun devamına ilişkin kararlarda gerekçe olarak; isnat edilen suçla

ilgili kuvvetli şüphenin varlığını objektif olarak ortaya koyan delillerin

bulunması, isnat edilen suçun kanunda öngörülen ceza miktarına göre kaçma

şüphesinin var olması, suçun katalog suçlardan olması ve delillerin

karartılması ihtimalinin bulunması gösterilmiştir. Mahkemece kuvvetli suç

şüphesi altında bulunan başvurucular hakkında verilen tutukluğun devamına ilişkin

kararların gerekçeleri, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın

meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içeriktedir. Tutukluluk süresi dikkate

alındığında makul sürenin aşılmadığı ve gösterilen gerekçelerin bu süre

bakımından yeterli olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca tutukluluk incelemelerinin

yapıldığı 13/5/2013, 13/6/2013, 12/7/2013 ve 9/10/2013

tarihlerinde Mahkemece tutuklama tedbiri yerine adli kontrol hükümlerinin

uygulanmasının yeterli olmadığına vurgu yapılmıştır.

87. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmı bakımından Anayasa’nın

19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b.

Tutukluluğa İtirazın Duruşma Yapılmaksızın Değerlendirildiği İddiası

88. Başvurucular, tahliye

taleplerinin ve bunun reddine ilişkin yaptıkları itiraz incelemeleri ile

tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapıldığını ileri sürmüşlerdir.

89. Bakanlık

görüş yazısında, başvurucular hakkında soruşturma aşamasında tutukluluk

incelemesi yapan İstanbul 2 No.lu Hâkimliğinin 12/8/2013

tarihli kararında belirtilen hususların dikkate alınması gerektiği ifade

edilmiştir.

90. Başvurucu,

Bakanlığın görüşlerine katılmadığını belirtmiştir.

91. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan

kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna

aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

92. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, yakalama veya

tutuklama yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye, özgürlüğünden yoksun

bırakılmasının yasaya uygunluğunun özünü oluşturan usule ve esasa ilişkin

koşullar ile ilgili olarak yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı

tanımaktadır. Hürriyeti kısıtlanan kişinin şikâyetleri ile ilgili olarak

yetkili yargı merciince yapılacak değerlendirmenin, adli nitelik taşıması ve

özgürlükten mahrum bırakılan kişilerin itirazları bakımından uygun olan teminatları

sağlaması gerekir. Ayrıca tutukluluğun yasaya aykırı olup olmadığının hâkim

önünde düzenlenen duruşmalarda etkili olarak incelenmesini talep etme ve

tutukluluk hâlinin gerekli olup olmadığının yetkililer tarafından hızlı bir

şekilde tespit edilmesini isteme hakkını da teminat altına almaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

B. No: 2012/1158, 21/11/2013, §§ 64-66).

93. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca

tutukluluğun devamına ilişkin olarak mahkemelerce verilen kararlara yapılan her

itirazda başvurucunun dinlenilmesi gerekli olmamakla beraber tutuklu kişinin

makul aralıklarla dinlenilmeyi talep etme hakkı vardır. Tutukluluğunun gözden

geçirilmesi esnasında yapılan incelemede “çelişmeli yargı” ve “silahların

eşitliği” ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 68).

94. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre

hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının

gerekip gerekmeyeceğini her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar

arasında şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle

(1) numaralı fıkrasına göre ise soruşturma evresinde en geç otuz günlük zaman

dilimleri içerisinde incelemek zorundadır.

95. 5271 sayılı Kanun’un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre

şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında herhangi

bir süre beklemeksizin salıverilmesini talep edebilir. Aynı Kanun’un 267.

maddesine göre ise resen ya da talep üzerine tutukluluk hakkında verilmiş tüm

kararlar mahkeme önünde itiraza konu olabilirler.

96. Somut olayda SEGBİS vasıtasıyla gerçekleştirilen tutukluluk

incelemesinden sonra yapılan tahliye talebinin değerlendirilmesi ve bu karara

yapılan itiraz incelemesi sırasında duruşma yapılmamıştır. Başvurucunun ve

Cumhuriyet savcısının tutukluluk hâlinin hukuka aykırı olup olmadığına ilişkin

sözlü açıklama yapmak üzere Mahkemeye çağrılmadığı ve dinlenmediği incelemede

silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinden bahsedilemez (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

§ 71).

97. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında öngörülen kural

dikkate alındığında hürriyeti kısıtlanan kişinin durumu hakkında kısa sürede

karar verilmesi esası dâhil olmak üzere tutukluluk kararına karşı yapılan her

itirazda duruşma yapılması, ceza yargılaması sistemini işlemez hâle

getirecektir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer

alan yargılama usulüne ilişkin yükümlülükler, duruşma yapmayı gerektirecek özel

bir durum olmadığı sürece tutukluluğa karşı yapılacak itirazlar için her

durumda duruşma yapılmasını gerektirmez (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 73).

98. Başvurucular, ayrıca tutukluluk incelemesini yapan hâkim

huzuruna çıkarılmadıklarından şikâyet etmektedir. Başvurucuların tutukluluk

incelemeleri SEGBİS vasıtasıyla yapılmıştır.

99. SEGBİS, Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sisteminde (UYAP) ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği, kaydedildiği ve saklandığı ses ve

görüntü bilişim sistemidir. SEGBİS ile ilgili olarak mevzuatta gerekli

düzenlemeler yapılmış ve Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin

Kullanılması Hakkında Yönetmelik, 20/9/2011 tarihli ve

28060 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe

girmiştir. Böylece sistemin nasıl işleyeceği açıklığa kavuşturulmuştur. Bu çerçevede

hangi durumlarda bu sistemin uygulanabileceği, hangi merciin bu kararı verme

yetkisine sahip olduğu ve ses-görüntü bağlantısının kurulması için gerekli

teknik düzenleme hususları yönetmelikte açıklanmıştır.

100. SEGBİS ile ifade alma ve sorgu işlemleri ile duruşmaların video

kaydına alınması, Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkemenin yargı çevresi dışında

bulunan veya mahkemede hazır bulunamayan kişilerin (şüpheli, sanık, tanık,

şikâyetçi, katılan vs.) video konferans yoluyla dinlenilmesi ve ifadelerinin

kayda alınması imkânını sağlamıştır. Ses ve görüntü kaydı sonrası yazılı tutanağa dönüştürülen

kayıtların ilgililere verilebileceği, talep veya itiraz hâlinde ise ses ve

görüntü kayıtlarının, soruşturma ve kovuşturma makamı gözetiminde ilgilisine

izletilebileceği öngörülmüştür.

101. SEGBİS ile cezaevinde veya yargılama makamı

yargı çevresi dışında bulunan kişilerin bir an önce hâkim önüne çıkarılması ve haklarında makul sürede karar

verilebilmesi olanağı sağlanmıştır. Bu sistemin kişi haklarının ihlalinin

önlenmesi yanında güvenlik bakımından da faydaları bulunmaktadır. Bu çerçevede,

cezaevi aracı ile esas mahkemeye nakillerde kaza, terör gibi nedenlerle meydana

gelebilecek zararlar da önlenmiş olacaktır.

102. AİHM, ceza yargılaması duruşmalarına video konferans yöntemiyle

katılımın sağlanmasında savunmanın diğer taraflara nazaran ciddi bir şekilde

dezavantajlı bir konuma düşürülmediği durumlarda, sanığın mahkemede hazır

bulunma şartının gerçekleşmiş sayılacağını belirtmiştir (Marcello Viola /İtalya, B. No: 45106/04, 5/1/2007, § 76).

103. 5271 sayılı Kanun’un 147. maddesinin birinci

fıkrasının (h) bendinde, mahkemede bulunma imkânı olmayan sanığın, aynı anda

görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle ifade alma ve

sorgu işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Böylece SEGBİS’in

kullanılması ile sorgu yapılma olanağının bulunması hâlinde bu yolla sanığın

sorgusunun yapılması hususu emredici hükme bağlanmıştır. Bu sistem ile ifadesi

alınanların duruşma salonundakileri görebilme ve söylenenleri duyabilme imkânı

bulunduğu gibi diğer tarafın da aynı imkâna sahip olarak sorgu,

ifade alma ve beyanda bulunma gibi yargısal işlemleri karşılıklı olarak

gerçekleştirilebilme imkânı vardır. Başka bir ifadeyle SEGBİS vasıtasıyla

yargılamada yüz yüzelik ilkesi sağlanmış olmaktadır.

104. Somut olayda başvurucuların, İstanbul 3 No.lu Hâkimliğinin 13/5/2013 tarihinde SEGBİS vasıtasıyla savunmaları

alındıktan sonra tutukluluklarının devamına karar verilmiştir. Başvurucuların 13/6/2013, 12/7/2013 ve 12/8/2013 tarihlerindeki tutukluluk

incelemeleri de SEGBİS yöntemi ile yapılmıştır. Başvurucular, İstanbul 1 No.lu

Hâkimliğinin 13/6/2013 tarihli tutukluluk

incelemesinde de tutukluluk hâlleri ile ilgili itirazlarını dile getirme ve

Mahkeme önünde sözlü savunma yapma fırsatı bulmuşlardır. Başvurucular 25/4/2013 tarihinde İstanbul 2 No.lu Hâkimliğine tahliye

talebi için başvuruda bulunmuştur. Anılan Mahkemece bu talep 3/5/2013

tarihinde dosya üzerinden inceleme yapılarak reddedilmiştir. Başvurucuların,

İstanbul 3 No.lu Hâkimliğine yaptıkları itiraz ise 29/5/2013

tarihinde yine Mahkemece dosya üzerinden/duruşma yapılmaksızın kesin olarak

reddedilmiştir. Dolayısıyla bu süreler dikkate alındığında başvurucuların

tutuklulukla ilgili itirazının incelenmesinin, tutuklunun makul aralıklarla

dinlenilmesi yönündeki kuralı ihlal etmediği sonucuna varılmıştır.

105. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmı bakımından Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

c. Tutukluluk İncelemesinde Müdafiden

Yararlandırılmadıkları İddiası

106. Başvurucular,

tutukluluk hâlinin incelenmesi sırasında SEGBİS huzurunda yer almayan

şüpheliler için müdafilerin davet edilmediğini, başvuruları olmasına rağmen

müdafilerin duruşmaya alınmadıklarını iddia etmiştir.

107. Bakanlık

görüş yazısında, başvurucular hakkında soruşturma aşamasında tutukluluk

incelemesi yapan İstanbul 2 No.lu Hâkimliğinin 12/8/2013

tarihli kararında belirtilen hususların dikkate alınması gerektiği ifade

edilmiştir.

108. Başvurucu,

Bakanlığın görüşlerine katılmadığını belirtmiştir.

109. Anayasa'nın 36. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

110. Sözleşme’nin 6. maddesinin

üçüncü fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari

haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından

yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve

adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın

yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

…”

111. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir.

112. Sözleşme’nin anılan maddesi herhangi bir istisna gözetmeksizin

suç isnadı altında bulunan herkesi kapsamaktadır ve ceza yargılamasının her

aşamasında uygulanmaktadır. Dolayısıyla soruşturma aşamasında yapılan işlemler

bakımından da bu hak güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda AİHM, Sözleşme’nin

6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinin etkinliğinden söz edilebilmesi

için yargılama öncesi işlemler bakımından da söz konusu düzenlemenin uygulama

alanı bulmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre, B. No: 13972/88, 24/11/1993, § 33).

113. Diğer taraftan AİHM, müdafi ile temsil hakkının sınırsız

olmadığını (Can/Avusturya, B.No: 9300/81, 30/9/1985, § 57),

geçerli bir nedene dayanılıyorsa davanın açılmasından önceki aşamada avukata

erişimin kısıtlanmasının mümkün olabileceğini (John

Murray/Birleşik Krallık, B. No: 18731/91,

8/2/1996, § 63), önemli olanın yargılamaya bir bütün hâlinde

bakıldığında soruşturma aşamasında bu hükme aykırılığın, ciddi bir şekilde adil

yargılanma hakkına engel olması durumunda hak ihlalinin ortaya çıkabileceğini

belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre, § 36).

114. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, tutukluluğun

yasaya aykırı olup olmadığının hâkim önünde düzenlenen duruşmalarda etkili

olarak incelenmesini talep etme ve tutukluluk hâlinin gerekli olup olmadığının

yetkililer tarafından hızlı bir şekilde tespit edilmesini isteme hakkını

teminat altına almaktadır (bkz. §§ 90, 91).

115. Başvuru konusu olayda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan başvurucuların 5271 sayılı Kanun’un

108. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince tutukluluğun gözden geçirilmesi

için cezaevinde bulunmaları nedeniyle İstanbul 1 No.lu Hâkimliğince 12/7/2013 tarihinde SEGBİS vasıtasıyla savunmaları

alınmıştır. Savunma sırasında bir kısım başvurucular hazır olan müdafileri

huzurunda beyanda bulunmak istemişler, bir kısım başvurucular ise müdafilerin

de tutukluluk incelemesi esnasında hazır bulunmasının sağlanmasını talep

etmişlerdir. Ancak bu talepleri Mahkeme tarafından reddedilmiştir (bkz. §§ 21,

22).

116. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı

Kanun’un 16. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinin birinci

fıkrasının sonuna eklenen “şüpheli veya

müdafi dinlenilmek suretiyle” ibaresiyle soruşturma aşamasında

tutukluluk incelemesinin huzurda yani duruşma açılmak suretiyle yapılması

öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle şüpheli veya müdafiinden

en azından birinin huzurda veya şüphelinin bulunduğu tutukevinden tutukluluk

tedbiri ile ilgili savunmasının alınması yeterli görülmüştür. Ancak bu hükümle

şüpheliyle birlikte müdafiin de duruşmada savunma

sırasında hazır bulunma hakkının engellenmesi söz konusu değildir. Diğer bir

deyişle Kanun’da yer alan “veya”

ibaresi, talep hâlinde şüpheliyle müdafiin birlikte

savunma yapma imkânını ortadan kaldırmayacaktır.

117. Tutukluluk gibi kişi hürriyeti ve güvenliğini kısıtlayan bir

tedbir kararının verilmesi ve tedbirin devam edip etmeyeceğine ilişkin tüm

duruşmalı incelemelerde, şüphelinin haklarının korunması bakımından bir müdafiin yardımından faydalanması, savunmanın güçlendirilmesi

açısından önemli bir unsurdur. Başka bir ifadeyle yasal olarak müdafi

yardımının sağlanmasının zorunlu olmadığı durumlarda bu hakkın kullanımının

engellenmemesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının etkili bir şekilde

gerçekleştirilmesinin güvencesini teşkil eder. Şüpheli müdafiinin,

tutuklunun tahliye talebine dair savunmasını, şüpheliden daha iyi ve etkili bir

şekilde yapabilme bilgi ve yeteneğine sahip olduğu açıktır.

118. Bu belirlemeler doğrultusunda, tutukluluk incelemesinin şüpheli

veya müdafiin huzurda birlikte dinlenilmek suretiyle

yapılması zorunlu olmasa dahi talep hâlinde müdafiin

şüpheliyle birlikte tutukluluk incelemesi sırasında, savunma ve itirazlarını

sunmasının engellenmemesi gerekir.

119. Başvuru formu ve ekli belgelerden başvurucuların, 12/7/2013 tarihinde gerçekleşen tutukluluk incelemesinde

müdafileri ile birlikte beyanda bulunmaya yönelik taleplerinin reddi kararı,

başvurucuların tutukluluklarıyla ilgili etkili bir şekilde savunma yapma

haklarının ihlali sonucunu doğurmuştur.

120. Açıklanan nedenlerle başvurucuların, tutukluluk incelemelerinde

müdafi yardımından yararlandırılmamış olması nedeniyle Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

121. Başvurucular, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine ve

yargılama giderlerinin ödenmesine hükmedilmesini talep etmiştir.

122. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

123. İhlal iddiasına konu olan tutukluluk incelemesinde müdafi

yardımından yararlandırılmama işlemine karşı yeniden yargılama kararı

verilmesinde hukuki yarar görülmemiş, başvurucuların tazminat talebinin bulunmaması

nedeniyle de ihlalin tespiti ile yetinilerek bu hususta herhangi bir karar

verilmemiştir.

124. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harcın

başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine ve 1.500 TL vekâlet ücretinin ise

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

125. Başvuruya konu uygulamada ihlal kararı verilmiş olduğundan

kararın bir örneğinin Bakanlığa gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1.

Kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı hâlde tutuklama kararı verildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

2. Soruşturma

dosyasına erişim imkânından yoksun bırakılmaya ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluk

incelemesinin ve tutukluluğa itirazın duruşma yapılmaksızın değerlendirildiğine

ve tutukluluk süresinin makul olmadığına ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk

incelemesinde müdafiden yararlandırılmamaya ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. 1.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.

198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine

ve 1.500 TL vekâlet ücretinin başvuruculara müştereken ÖDENMESİNE,

D.

Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına,

E.

Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca Adalet Bakanlığına gönderilmesine

18/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Hasan Tahsin GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Hüseyin TURAN

Başvurucular

:

1. Erdal KORKMAZ

2. Mehmet PÜREMİŞ

3. Mehmet SARI

4. Nursel TANRIVERDİ

5. Ayşe TUNCER

6. Berivan DOĞAN

7. Nazife ONAY

8. Ömer AÇIK

9. Sinan EŞİYOK

10. Veli ZENGİN

11.Yalçın DÜZGÜN

12. Aynur BARKIN

13. Aşır EMİR

14. Erkan KARATAŞ

15. Selvi POLAT

16. Nurcan KISA

Vekilleri

:

Av. Metin İRİZ

Av. İlkay BAHÇETEPE