Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2014/7668 E. K.

AYM 2015-06-10 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

SELDA DEMİR TAZE BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/7668)

Karar Tarihi: 10/6/2015

R.G. Tarih- Sayı: 18/09//2015-29479

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, üye olunan sendikanın aldığı karar doğrultusunda

iki gün işe gelinmemesi nedeniyle verilen kınama cezasının, toplantı ve

örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 28/5/2014 tarihinde Mersin 1. İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 24/9/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 13/3/2015 tarihinde başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği,

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 23/3/2015

tarihli yazısında, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Mersin ili Tarsus ilçesi Pakize Bayraktar

İlkokulunda öğretmen olarak görev yapan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası

(EĞİTİM-SEN) üyesi bir kamu görevlisidir.

8. EĞİTİM-SEN Yönetim Kurulunca, İlköğretim ve Eğitim Kanunu

Tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kuruluna sevk edildiğinde,

ülke genelinde, 28 ve 29 Mart 2012 tarihlerinde iki günlük iş bırakma eylemi

yapılması kararı alınmıştır.

9. Başvurucu hakkında, bahsi geçen tarihlerde işe

gelmediğinden bahisle disiplin soruşturması açılmıştır.

10. Başvurucu, "28-29

Mart 2012 tarihlerinde mazeretsiz olarak göreve gelmediği"

gerekçesiyle, Tarsus Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından geçmiş

hizmetleri ve sicil durumları dikkate alınarak aylıktan kesmenin bir alt cezası

olan kınama cezası ile cezalandırılmıştır. Başvurucunun kınama cezasına karşı

yaptığı itiraz, Mersin Valiliğince reddedilmiştir.

11. Başvurucunun söz konusu disiplin cezasının iptali

istemiyle açtığı davada, Mersin 2. İdare Mahkemesi, 29/5/2013 tarihli kararıyla

disiplin cezası verilmesine ve başvurucunun itirazının reddine dair işlemlerin

iptaline hükmetmiştir. Mahkeme, anılan Sendikanın kararı doğrultusunda

başvurucunun iş bırakma eylemine katıldığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) bu konuda verilmiş ihlal ve tazminat kararları bulunduğunu ve sendikal

faaliyetin mazeret olarak kabul edilmesi gerektiğini belirterek "özürsüz olarak bir veya iki gün göreve

gelmemek" fiilinin sübuta ermediği sonucuna varmıştır.

12. Davalı idarece itiraz kanun yoluna gidilmesi üzerine,

Adana Bölge İdare Mahkemesi 2/12/2013 tarihli kararıyla İlk Derece Mahkemesi

kararının bozularak kaldırılmasına ve davanın reddine karar vermiştir. Bölge

İdare Mahkemesinin kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Bu

durumda, kamu görevlilerinin, ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin

ve bu kapsamda özlük ve parasal haklarının, çalışma koşullarının korunması,

iyileştirilmesi, geliştirilmesi, bu konulara dikkat çekilmesinin ve kamuoyu

oluşturulmasının sağlanması amacıyla ve başka seçeneklerinin bulunmaması

durumunda üyesi bulundukları sendikaların aldıkları kararlar uyarınca iş

bırakma eylemlerine katılmaları nedeniyle disiplin cezaları ile

cezalandırılmalarının demokratik bir toplumda gerekli olduğundan söz

edilemeyeceği anlaşılmakta ise de; uyuşmazlık konusu olayda davacının görevine

gelmemesi nedeninin, İlköğretim ve Eğitim Kanunu teklifinin geri çekilmesini

sağlamak, TBMM Genel Kurulunda görüşülerek yasalaşmasını engellemek olduğunun

çekişmesiz olması karşısında dava konusu işlemde hukuka aykırılık

bulunmamaktadır."

13. Başvurucunun karar düzeltme talebi, Adana Bölge İdare

Mahkemesinin 17/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

14. Nihai karar başvurucuya 21/5/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 28/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları

Kanunu’nun “Toplu eylem ve hareketlerde

bulunma yasağı” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Devlet

memurlarının kamu hizmetlerini aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak

birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelipte Devlet hizmetlerinin ve işlerinin yavaşlatılması

veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları

yasaktır.”

17. 657 sayılı Kanun’un “Disiplin

cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar

başlıklı 125. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devlet memurlarına verilecek disiplin

cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

…

C - Aylıktan kesme: Memurun, brüt aylığından 1/30 - 1/8 arasında kesinti

yapılmasıdır.

Aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve

haller şunlardır:

…

b) Özürsüz olarak bir veya iki gün göreve

gelmemek,

…”

18. 657 sayılı Kanun’un 135. maddesi şöyledir:

“Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma,

kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe

ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz

edilebilir.

İtirazda süre, kararın ilgiliye tebliği

tarihinden itibaren yedi gündür. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin

cezaları kesinleşir.

İtiraz mercileri, itiraz dilekçesi ile karar

ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren otuz gün içinde kararlarını

vermek zorundadır.

İtirazın kabulü hâlinde, disiplin amirleri

kararı gözden geçirerek verilen cezayı hafifletebilir veya tamamen

kaldırabilirler.

Disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna

başvurulabilir.”

19. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 22/5/2013 tarihli

ve E.2009/63, K.2013/1998 sayılı ilâmının ilgili kısmı şöyledir:

“…

Uyuşmazlıkta, davacının, üyesi bulunduğu

sendikanın yetkili kurullarınca alınan karara uyarak 11/12/2003 tarihinde 1 gün

göreve gelmeme eyleminin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/C-b maddesi

kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin tespiti önem taşımaktadır.

2709

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrasında;

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar

kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa

Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07/05/2004 - 5170

S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin

milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda

farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü yer almıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Dernek

kurma ve toplantı özgürlüğü”nün düzenlendiği 11.

maddesinde; herkesin asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca

çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara

katılmak haklarına sahip olduğu, bu hakların kullanılmasının, demokratik

toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu

emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi,

sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması

amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlandırılabileceği, bu maddenin, bu hakların

kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare

mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel

olmadığı kuralına yer verilmiştir.

Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi 15/09/2009 tarihli, Kaya ve Seyhan - Türkiye kararında

(application no. 30946/04);

Eğitim-Sen üyesi öğretmenlere, 11/12/2003 tarihinde KESK’in

çağrısına uyarak, parlamentoda tartışılmakta olan kamu yönetimi kanun tasarısını

protesto etmek üzere düzenlenen bir günlük ulusal eyleme katılmaları nedeniyle

11/12/2003 tarihinde göreve gelmedikleri için uyarma cezası verilmesinin, her

ne kadar bu ceza çok küçük olsa da, sendika üyelerinin çıkarlarını korumak için

meşru grev ya da eylem günlerine katılmaktan vazgeçirecek bir nitelik taşıdığı,

öğretmenlere verilen disiplin cezasının “acil bir sosyal ihtiyaca” tekâbül etmediği ve bu nedenle “demokratik bir toplumda

gerekli” olmadığı sonucuna varmış, bunun sonucu olarak, bu davada, başvuranların

AİHS’in 11. maddesi anlamında gösteri yapma

özgürlüğünü etkili bir şekilde kullanma haklarının orantısız olarak çiğnendiği

gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesinin ihlal

edildiğine karar vermiştir.

Bu

durumda, davacının, sendikal faaliyet gereği, 11/12/2003 tarihinde göreve

gelmeme eyleminin özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek fiili

kapsamında değerlendirilemeyeceği ve sendikal faaliyet kapsamında bir gün

göreve gelmemek fiilinin mazeret olarak kabulü gerektiğinden, disiplin suçu

teşkil etmeyen eylem nedeniyle davacıya 657 sayılı Kanun’un 125/C-b maddesi

uyarınca aylıktan kesme cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka

uyarlık bulunmamıştır.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 10/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 28/5/2014 tarihli ve 2014/7668 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu, üyesi olduğu Sendikanın tüm Türkiye’de yaptığı

göreve gelmeme çağrısına katıldığını, ancak mazeretsiz olarak göreve gelmediği

gerekçesiyle hakkında kınama cezası verilmesinin Anayasa’nın 36. maddesinde yer

alan hak arama hürriyetine, Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan eşitlik

hakkına, Anayasa’nın 40. maddesinde yer alan etkili başvuru hakkına ve toplantı

ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin diğer anayasal haklara aykırı olduğunu iddia

etmiştir. Başvurucu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 11.

maddesine ve Avrupa Birliği Temel Hakları Şartı’nın 28. maddesine aykırı olarak

cezalandırılması nedeniyle Anayasa’nın 90. maddesinin de ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

22. Başvurucu, Anayasa’nın

10., 36., 40. ve 90. maddeleri ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin

anayasal haklarının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

23. Başvurucunun şikâyet ettiği koşullar ve şikâyetlerini

dile getirme biçimi dikkate alındığında bu şikâyetlerin Anayasa’nın 51. maddesi

bağlamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.

24. Başvurucunun, sendikal faaliyete katıldığı gerekçesiyle

cezalandırılması nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri

açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

25. Başvurucu, olay tarihinde TBMM’de devam etmekte olan İlköğretim

ve Eğitim Kanunu Tasarısı görüşmelerinin sonlandırılması ve Tasarı’nın geri

çekilmesini sağlamak amacıyla, üyesi olduğu EĞİTİM-SEN Yönetim Kurulunun 28-29

Mart 2012 tarihlerinde tüm Türkiye’de iki günlük işe gelmeme eylemi yapılmasına

karar verdiğini, söz konusu eyleme katılması nedeniyle hakkında disiplin cezası

verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, AİHM’in daha önce benzer başvurularda ihlal kararı

verdiğini, ayrıca Danıştayın da istikrar kazanmış

içtihatlarında sendikal faaliyet kapsamında göreve gelinmemesi fiilinin mazeret

olarak kabul edildiğini hatırlatmıştır. Bunlardan başka başvurucu, sendikal

faaliyet çerçevesinde işe gelmeyen sendika üyeleri hakkında disiplin cezası

verilmemesi gerektiğini belirten 1999 tarihli Başbakanlık Genelgesi ile Milli Eğitim Bakanlığının 2012 tarihli yazısına da

dayanmıştır.

26. Başvurucu, iç hukuk ve uluslararası hukukta tanınan

haklara dayanarak, demokratik tepkisini göstermek amacıyla söz konusu etkinliğe

katıldığını, kamu görevlilerinin toplu eylem hakkının insan hakları

sözleşmeleri, Anayasa ve mahkeme kararları ile kesin biçimde tanındığını

belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Anayasa’nın 2. maddesinde devletin sosyal bir

hukuk devleti olduğunun, 51. maddesinde çalışanların ve işverenlerin,

üyelerinin çalışma ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini

korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendika ve üst kuruluşlar

kurma ve bu sendikalara üye olarak bu doğrultuda etkinlik yapma hakkının

bulunduğunun, 55. maddesinde çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir

ücret elde etmeleri için gerekli tedbirlerin alınacağının ve 65. maddesinde de

devletin sosyal ve ekonomik alanlardaki görevlerini yerine getireceğinin

vurgulandığına işaret etmiştir.

27. Başvuruya benzer olaylarda uygulanacak ilkeler ilk olarak

18/9/2014 tarihli ve 2013/8463 numaralı Tayfun

Cengiz kararında ortaya konulmuştur. Mahkememiz söz konusu

içtihadında ortaya koyduğu ilkeleri daha sonra istikrarlı olarak devam

ettirmiştir (bkz. Hasan Çakar, B.

No: 2013/8758, 6/1/2015; Elif Kızıl,

B. No: 2013/8812, 6/1/2015; Semihat Karakaya, B. No: 2014/941, 6/1/2015; Dilek Kaya Çakır, B. No: 2014/1949,

6/1/2015).

28. Örgütlenme özgürlüğü, bireylerin kendi menfaatlerini

korumak için kendilerini temsil eden kolektif bir oluşum meydana getirerek bir

araya gelme özgürlüğünü ifade etmektedir. “Örgütlenme”

kavramının, Anayasa çerçevesinde özerk bir anlamı vardır ve bireylerin devamlı

olarak ve eşgüdüm içerisinde yürüttükleri faaliyetlerin hukukumuzda örgütlenme

olarak tanınmaması Anayasa hükümleri kapsamında örgütlenme özgürlüğünün zorunlu

olarak gündeme gelmeyeceği anlamına gelmez (Tayfun

Cengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 30).

29. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak

amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı, sağlıklı bir toplumun önemli bir

bileşenidir. Demokrasilerde böyle bir “örgüt”,

devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara

sahiptir. İstihdam alanında kendi üyelerinin menfaatlerinin korunmasını

amaçlayan örgütler olan sendikalar, bireylerin kendi menfaatlerini korumak için

kolektif oluşumlar meydana getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan

örgütlenme özgürlüğünün önemli bir parçasıdır (Tayfun

Cengiz, § 31).

30. Örgütlenme özgürlüğü, bireylere topluluk hâlinde siyasal,

kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar. Sendika

hakkı da çalışanların, bireysel ve ortak çıkarlarını korumak amacıyla bir araya

gelerek örgütlenebilme serbestisini gerektirmekte ve bu niteliğiyle bağımsız

bir hak değil, örgütlenme özgürlüğünün bir şekli veya özel bir yönü olarak

görülmektedir (Belçika Ulusal Polis

Sendikası/Belçika, B.

No: 4464/70, 27/10/1975 § 38).

31. Sendika hakkı ve sendikal faaliyetler Anayasa’nın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler”

bölümünde, 51 ilâ 54. maddelerinde düzenlenmiştir. Sendika kurma veya

sendikalara üye olma hakkı ise Anayasa’nın 51. maddesinde yer almaktadır.

32. Anayasa’nın “Sendika

kurma hakkı” başlıklı 51. maddesi şöyledir:

“Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma

ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek

için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara

serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse

bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.

Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik,

kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla

sınırlanabilir.

Sendika kurma hakkının kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

…

İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu

alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine

uygun olarak kanunla düzenlenir.

Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri,

yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi

esaslarına aykırı olamaz.”

33. Anayasa’nın 51-54. maddelerinde düzenlenen sendikal hak

ve özgürlükler, benzer güvenceler getiren başta Örgütlenme Özgürlüğü Sözleşmesi

ile Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi olmak üzere ilgili Uluslararası

Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı ile tamamlanmaktadır.

Anayasa’nın 51-54. maddelerinde düzenlenen sendikal hak ve özgürlüklerin

kapsamı yorumlanırken bu belgelerde yer alan ve ilgili organlar tarafından

yorumlanan güvencelerin de göz önüne alınması gerekir.

34. Anayasa’nın 51. maddesi, devlet için hem negatif hem de

pozitif yükümlülükler getirmektedir. Devletin, 51. madde çerçevesinde,

bireylerin ve sendikanın örgütlenme özgürlüğüne müdahale etmemeye yönelik

negatif yükümlülüğü, 51. maddenin ikinci ilâ altıncı fıkralarında yer alan

gerekçelerle müdahaleye izin veren koşullara tabi tutulmuştur. Öte yandan her

ne kadar sendika hakkının asıl amacı, “bireyi,

korunan hakkın kullanılmasında kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı

korumak ise de, bundan başka, korunan haklardan etkili bir şekilde yararlanmayı

güvence altına almaya yönelik pozitif yükümlülükler de olabilir”

(bkz. Wilson, Ulusal Gazeteciler Sendikası

ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 30668/96, 30671/96 ve 30678/96, 2/10/2002, § 41).

35. Aslında, devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri

arasında kesin ayrımlar yapmak her zaman olanaklı değildir. Buna karşın

devletin bu iki yükümlülüğüne ilişkin olarak uygulanacak ölçütlerde de bir

değişiklik olmamaktadır. Devletin ister pozitif, isterse de negatif yükümlülüğü

söz konusu olsun bireyin ve bir bütün olarak toplumun çatışan menfaatleri

arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (bkz. Sorensen ve Rasmussen/Danimarka, B. No: 52562/99 ve 52620/99, 11/1/2006 § 58). Anayasa Mahkemesi bu adil

dengenin kurulup kurulmadığına karar verirken, kamu gücünü kullanan organların

bu alanda belirli bir takdir marjına sahip olduğunu göz önünde bulunduracaktır.

36. Sınırlanabilir bir hak olan sendika hakkı, Anayasa’da yer

alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir. Anayasa’nın 51.

maddesinin ikinci ve izleyen fıkralarında sendika hakkına yönelik sınırlama

sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüklere yönelik sınırlamaların da

bir sınırının olması gerektiği açıktır. Temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler göz önüne alınmak

zorundadır. Bu sebeple sendika hakkına getirilen sınırlandırmaların denetiminin

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa’nın 51.

maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir (Tayfun

Cengiz, § 38).

37. Yukarıda anlatılan ilkeler ışığında, başvuru konusu

olayda, sendika hakkının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde

öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığı ve daha sonra da müdahalenin haklı

sebeplere dayanıp dayanmadığı değerlendirilecektir.

a. Müdahalenin Mevcudiyeti

38. Başvurucu, ülke çapında yapılan bir sendika eylemine

katıldığı için kendisi hakkında kınama cezası verilmesinin sendika hakkına

müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir. Başvurucunun sendikal faaliyet

kapsamında ülke çapında yapılan bir eyleme katılması nedeniyle cezalandırılması

ile başvurucunun sendika hakkına yönelik bir müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

39. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci

ilâ altıncı fıkralarında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 13. ve 51. maddelerinin ihlalini teşkil

edecektir. Bu nedenle müdahalenin, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze

dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından

öngörülme, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun

olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

40. Yapılan müdahalede, Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci,

üçüncü ve beşinci fıkralarında yer alan müdahalenin “kanun”la yapılması şartına

aykırılık bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan

değerlendirmeler neticesinde, 657 sayılı Kanun’un “Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı” kenar başlıklı

26. maddesi ile “Disiplin cezalarının

çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar başlıklı 125.

maddesinin “kanunilik” ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

41. Sendika hakkına yapılan bir müdahalenin meşru olabilmesi

için bu müdahalenin Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel

ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebebiyle ve kanunla

yapılmış olması gerekir.

42. Başvurucunun mazeretsiz işe gelmemesi nedeniyle verilen

disiplin cezasının Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan meşru

amaçları hedeflemediği söylenemez.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

43. Başvurucu, AİHM’in, Danıştayın ve derece mahkemelerinin benzer davalardaki

içtihatları ile sendika faaliyetleri çerçevesinde yapılan eylemlere disiplin

cezası verilmemesine ilişkin 1999 tarihli Başbakanlık Genelgesini ve sendika

kararı ile yapılan iş bırakma eyleminin sendikal faaliyet olarak kabul edilmesi

gerektiği yönündeki Milli Eğitim Bakanlığı Hukuk

Müşavirliğinin görüşünü hatırlatmıştır. Başvurucu, söz konusu kurallar ile

mahkeme içtihatları karşısında sendikal faaliyet çerçevesinde iş bırakma

eylemine disiplin cezası uygulanmasının örgütlenme özgürlüğüne aykırı olduğunu

belirtmiştir.

44. Sendika hakkı mutlak olmadığından bazı sınırlandırmalara

tabi tutulabilir. Sendika hakkına ilişkin olarak Anayasa’nın 51. maddesinin

ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların (bkz. § 41), Anayasa’nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir.

45. Anayasa’nın 13. maddesinin ilk hâlinin gerekçesinde, hak

ve özgürlüklere getirilecek sınırlandırmaların demokratik rejim anlayışına

aykırı olmaması gerektiği hatırlatılmış; Anayasa’nın 3/10/2001 tarihli ve 4709

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi

Hakkında Kanun’un 2. maddesi ile yapılan değişiklik gerekçesinde ise

Anayasa’nın 13. maddesinin Sözleşme’deki ilkeler

doğrultusunda düzenlendiği belirtilmiştir (Abdullah

Öcalan, B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 92).

46. 1982 Anayasası’nda belirtilen “demokratik toplum” kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik

toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile Sözleşme’nin bu ölçütün

kullanıldığı 9., 10. ve 11. maddeleri arasındaki paralelliği açıkça

yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü ve

açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.

Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,

7/12/1976, § 49; Başkaya ve

Okçuoğlu/Türkiye, B. No: 23536/94, 24408/94, 8/7/1999, § 61).

47. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında

demokrasilerin, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence

altına alındığı rejimler olduğu vurgulanmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin

özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum

düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve

özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik

toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla

sınırlandırılabilir (AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir

ifadeyle, yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını

durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya

ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge

bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (Abdullah Öcalan, § 94).

48. Genel olarak örgütlenme özgürlüğü ve özel olarak da

sendika hakkı Anayasa’da benimsenen temel değerlerden biri olan siyasal

demokrasiyi somutlaştıran özgürlükler arasında yer alır ve demokratik toplumun

temel değerlerinden birini oluşturur. Demokrasinin esasını, meselelerin halka

açık olarak tartışılması ve çözümlenmesi yeteneği oluşturur. Anayasa Mahkemesi

daha önceki kararlarında demokrasinin temellerinin çoğulculuk, hoşgörü ve açık

fikirlilik olduğunu vurgulamıştır (Abdullah

Öcalan, § 95).

49. Buna göre sendika hakkını kullanan bireyler, çoğulculuk,

hoşgörü ve açık fikirlilik gibi demokratik toplumun temel ilkelerinin

korumasından yararlanırlar. Başka bir deyişle şiddete teşvik etme veya

demokratik ilkelerin reddi söz konusu olmadığı sürece, sendika hakkı

çerçevesinde dile getirilen bazı görüşler veya bunların dile getirilme biçimi

yetkili makamların gözünde kabul edilemez olsa dahi, ifade, örgütlenme ve

sendikal özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler demokrasiye hizmet edemez

ve hatta tehlikeye düşürür. Hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir

toplumda, farklı düşüncelerin sendikal özgürlükler veya başka yollarla dile

getirilmesine imkan tanınmalıdır (Abdullah Öcalan, § 52).

50. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada

devreye girecek bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş

olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim

Anayasa Mahkemesi amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunup

bulunmadığını inceler (Abdullah Öcalan,

§ 96).

51. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir (Sebahat

Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84; Abdullah Öcalan, § 97). Bu sebeple sendika

hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen

müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.

52. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye ilişkin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin, sendika hakkını kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Abdullah Öcalan, § 98).

53. AİHM, konuyla ilgili ilk kararlarından itibaren,

Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerinin ikinci fıkralarında geçen “gerekli” kavramının ne anlama geldiğini

açıklamıştır. AİHM’e göre “gerekli” kavramı, “zorlayıcı

bir toplumsal ihtiyacı” (pressing social need) ima etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, § 48). O halde

örgütlenme özgürlüğüne ve sendika hakkına yargısal veya idari bir müdahalenin,

toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp karşılamadığına bakılması

gerekecektir. Bu çerçevede bir müdahale, meşru amaçla orantılı; ikinci olarak

da müdahalenin haklılığı için kamu makamlarının gösterdikleri gerekçeler

konuyla ilgili ve yeterli olmalıdır (Stankov ve Ilinden Birleşik Makedonyalılar Örgütü

/Bulgaristan, B. No: 29221/95, 29225/95, 2/10/2001, § 87).

54. Dolayısıyla, başvurucunun sendika faaliyetleri

çerçevesinde işe gelmemek şeklindeki eylemine verilen disiplin cezası nedeniyle

müdahale edilen sendika hakkı ile disiplin cezası ile ulaşılmak istenen kamu

yararı arasındaki dengenin ölçülü olduğunun kabulü halinde, disiplin cezası

verilmesine ve açılan davanın derece mahkemelerince reddedilmesine ilişkin

gerekçelerin inandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna

varılabilir (bkz. Tayfun Cengiz, §

57).

55. Dava konusu disiplin cezasının, olayların tamamı ışığında

incelenmesi gerekir. Olay tarihinde TBMM’de devam eden İlköğretim ve Eğitim

Kanunu Tasarısı görüşmelerinin sonlandırılması ve Tasarı’nın geri çekilmesini

sağlamak amacıyla, EĞİTİM-SEN Yönetim Kurulunun 6/3/2012 tarihli kararı ile 28

ve 29 Mart 2012 tarihlerinde tüm ülke çapında işe gelmeme eylemi yapılmasına

karar verilmiştir. Her ne kadar adı geçen Sendika, söz konusu eylemi “uyarı grevi” olarak isimlendirmişse de bu

eylem, Anayasa’nın “Grev hakkı ve lokavt”

kenar başlıklı 54. maddesinde yer alan ve toplu iş sözleşmesinin yapılması

sırasında uyuşmazlık çıkması halinde işçilerin sahip olduğu grev hakkı ile bir

ilgisi olmayan, sendika üyesi kamu görevlilerinin toplumsal meselelerde

seslerini duyurmayı hedefleyen bir sendikal faaliyettir.

56. Dava konusu eylem günü, tüm ülkede, önceden

bildirilmiştir. Söz konusu eylemin yapılmasına yetkili merciler tarafından

karşı çıkıldığı da ileri sürülmemiştir. Başvurucu bu eyleme katılarak sendika

hakkını kullanmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Tayfun Cengiz, § 58).

57. Başvurucu, EĞİTİM SEN’in

düzenlediği söz konusu işe gelmeme eylemine katılması nedeniyle kınama cezası

ile cezalandırılmıştır. Gerek idarenin olağan uygulamasında ve gerekse de idari

yargının yerleşmiş içtihatlarında, başvuru konusu olayda olduğu gibi sendikal

faaliyet çerçevesinde işe gelinmemesi halinde kişinin mazeret iznini kullandığı

kabul edilmekte ve disiplin soruşturması açılmamaktadır. Ne var ki sendika

üyelerinin sendikal faaliyet kapsamında işe gelmemeleri halinde mazeret izinli

sayılacakları yönündeki yerleşik hale gelen idari yargı içtihatlarına rağmen,

idarenin ve yargının bir bütün olarak yeknesak hareket etmesini sağlayacak

mevzuat düzenlemeleri bulunmamaktadır. Bu sebeple mevcut başvurudaki gibi

durumlarda sendika hakkını kullanan kişilerin disiplin soruşturması tehdidi

altında kaldıklarını belirtmek gerekir (Tayfun

Cengiz, § 59).

58. Öte yandan bir sendikal eylemin tümüyle yasaklanması veya

gerçekleştirilmesinin ağır koşullara bağlanması, hakkın özüne zarar vermesi

muhtemel olmakla birlikte mevcut başvurudaki gibi sendika üyelerinin iş bırakma

türü eylemlere katılmasına ilişkin yasal düzenlemeler ve yasal düzenlemelere

bağlı olarak genel düzenleyici işlemler yapmak, yasama ve yürütme organlarının

takdirindedir (Tayfun Cengiz, §

60).

59. Başvurucunun bir devlet okulunda öğretmen olduğu göz

önüne alındığında, devlet memurlarının bu haktan bütünüyle mahrum

bırakılamayacaklarını da belirtmek gerekir. Bununla birlikte, demokratik bir

toplumda gerekliliği tartışılmaz olan durumlarda ordu, emniyet veya başka bazı

sektörlerde sendikal faaliyetlere sınırlamalar getirilmesi mümkündür (Tayfun Cengiz, § 61). Başvurucunun bu

türden sınırlamalara tabi tutulmasını gerektirecek bir görevde bulunduğu da

ileri sürülmemiştir.

60. Tüm bunlara karşın verilen ceza hafif olsa da, başvurucu

gibi sendikaya üye kişileri, çıkarlarını savunmak amacıyla yapılan meşru

sendikal faaliyetlere veya eylem günlerine katılmaktan vazgeçirecek bir

niteliğe sahiptir (bkz. Tayfun Cengiz, §

62; aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Kaya

ve Seyhan/Türkiye, B.

No: 30946/04, 15/12/2009, § 30; Karaçay/Türkiye, B. No: 6615/03, 27/6/2007, § 37; Ezelin/Fransa, B. No: 11800/85, 26/4/1991, § 53).

61. Açıklanan nedenlerle, hafif bir ceza olsa da sendikal

faaliyet karşılığı uygulanan kınama cezasının “zorlayıcı

bir toplumsal ihtiyaçtan” kaynaklanmaması nedeniyle “demokratik toplumda gerekli olmadığı”

sonucuna varılmıştır. Bu sebeple başvurucunun Anayasa’nın 51. maddesinde

güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

62. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği

belirtilmiş, ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

63. Başvurucu hakkında verilen kınama cezasının sendika

hakkını ihlal ettiği gözetilerek başvurucu hakkında tesis edilen disiplin cezası

işleminin iptali istemine ilişkin davada yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar görülmüştür. Sendika hakkına ilişkin ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın ilgili Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

64. Başvuruda Anayasa’nın 51. maddesinin ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır. Başvurucu, 1.076,00 TL maddi ve 1.000,00 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucu ayrıca, avukatlık ücretlerini ve

ödenen harç ile yapılan diğer masrafların ödenmesini de talep etmiştir.

65. Başvurucu hakkında tesis edilen disiplin cezası işleminin

iptali istemine ilişkin davada yeniden yargılama yapılmasına karar

verildiğinden ve başvurucunun derece mahkemelerinde yaptığı muhakeme giderleri

ile avukatlık ücretinden ibaret maddi zararını yeniden yargılama sırasında

isteyebileceğinden maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

66. Başvurucunun sendika hakkına yönelik başvuru açısından

ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapmak üzere kararın ilgili Mahkemesine

gönderilmesinin yeterli tatmini sağladığı değerlendirildiğinden, sendika

hakkına yapılan müdahale nedeniyle manevi tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

67. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Sendika

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Sendika hakkına

yapılan müdahale nedeniyle Anayasa’nın 51. maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Tespit edilen ihlal yönünden,

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın Adana Bölge İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

C. Başvurucunun tazminata ilişkin

taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10

TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

10/6/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Derya ATAKUL

Başvurucu

:

Selda DEMİR

TAZE

Vekilleri

:

Av. Mustafa

ERDOĞDU

Av. Havva

AKDOĞAN