Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Genel Kurul 2013/7054 E. K.

AYM 2015-01-06 Genel Kurul
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

YASEMİN ÇONGAR VE DİĞERLERİ

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/7054)

Karar Tarihi: 6/1/2015

R.G. Tarih-Sayı : 9/5/2015-29350

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, haklarında uygulanan telekomünikasyon

yoluyla iletişimin dinlenmesi ve kayıt altına alınması tedbiri sonucunda özel

yaşamın gizliliği hakkı, haberleşme ve ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüş ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuşlardır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 26/8/2013 tarihinde İstanbul 17. Ağır Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 20/12/2013 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm tarafından 7/1/2014 tarihinde yapılan

toplantıda, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 7/1/2014 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 10/3/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunulmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvuruculara 24/3/2014 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 27/3/2014

tarihinde sunmuşlardır.

7. Bölüm tarafından 30/12/2014 tarihinde yapılan toplantıda,

başvurunun Genel Kurula sevk edilmesine karar verilmiştir.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

9. Taraf Gazetesi (Gazete), merkezi İstanbul’da olan, günlük

ulusal bir gazetedir. Olay tarihi itibariyle başvuruculardan Ahmet Hüsrev ALTAN

bu Gazetenin genel yayın yönetmeni, Yasemin ÇONGAR genel yayın yönetmen

yardımcısı, Markar ESEYAN ve Mehmet BARANSU ise

yazarlarıdır.

10. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)

İstanbul Bölge Başkanlığının (Bölge Başkanlığı) talepleri ve İstanbul 9., 11.

ve 14. Ağır Ceza Mahkemelerinin değişik tarihlerde verdikleri kararlar ile

başvurucuların telekomünikasyon yoluyla iletişimleri birtakım kod isimler

kullanılarak dinlenmiştir.

11. Başvurucular, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

sundukları 10/2/2012 tarihli dilekçe ile sözü edilen dinleme faaliyetinde görev

alan MİT görevlileri hakkında resmi belgede

sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal ve görevi kötüye kullanma suçlarını

işledikleri iddiası ile şikâyetçi olmuşlardır. Başvurucuların bu şikâyetleri,

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 10/2/2012 tarihinde kabul edilmiş

ve 2012/24021 soruşturma numarası verilmiştir.

12. Soruşturma kapsamında, ilgili Mahkemelerden, şikâyete

konu telefon dinleme tedbirlerine ilişkin bilgi ve belgeler toplanmıştır.

13. Buna göre;

i. Bölge Başkanlığının 30/10/2008 tarihli yazısıyla,

başvurucular tarafından kullanılan telefon numaralarından Yasemin ÇONGAR’a ait olanın “Elizabeth”

ve “Arashi Quarzad”; Ahmet

Hüsrev ALTAN’a ait olanın “Çaşit”; Markar

ESEYAN’a ait olanın ise “Hossain Seyfullah” ve “Vahan”

kod adlı kişiler tarafından casusluk faaliyetlerinde kullanıldıkları

belirtilerek İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinden dinleme kararı talep edilmiş

olup, aynı tarih ve 2008/109 teknik takip numaralı kararla talep doğrultusunda

dinleme kararı verilmiştir. Aynı numaralar için 9/2/2009 tarihinde yeniden

dinleme talep edilmiş ve İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince aynı tarih ve

2009/53 teknik takip numaralı kararla, dinleme kararı verilmiştir. Aynı

numaralar için 8/5/2009 tarihinde yeniden dinleme talep edilmiş ve İstanbul 11.

Ağır Ceza Mahkemesince aynı tarih ve 2009/648 teknik takip numaralı kararla, dinleme

kararı verilmiştir. Aynı numaralar için 4/11/2009 tarihinde yeniden dinleme

talep edilmiş ve İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince aynı tarih ve 2009/1776

teknik takip numaralı kararla, dinleme kararı verilmiştir.

ii. Bölge Başkanlığının 17/6/2009 tarihli yazısıyla, başvurucu

Mehmet BARANSU tarafından kullanılan telefon numarasının “Malik Hussein Feyda” kod adlı kişi tarafından casusluk

faaliyetlerinde kullanıldığı belirtilerek İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinden

dinleme kararı talep edilmiş olup, aynı tarih ve 2009/674 teknik takip numaralı

kararla talep doğrultusunda dinleme kararı verilmiştir. Aynı numara için

18/9/2009 tarihinde yeniden dinleme talep edilmiş ve İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesince aynı tarih ve 2009/718 teknik takip numaralı kararla, dinleme

kararı verilmiştir.

14. Dosyada görevli İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından,

18/10/2012 tarih ve 2012/24021 sayılı yazı ile 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı

Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat

Teşkilatı Kanunu’nun (17/2/2012 tarihli ve 6278 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile

değişik) 26. maddesi gereğince Başbakanlıktan soruşturma izni talep edilmiştir.

15. Başvurucular, 26/2/2013 tarihi itibariyle Cumhuriyet

Savcısının soruşturma izni talebine ilişkin olarak Başbakanlık tarafından

olumlu veya olumsuz herhangi bir cevap verilmemiş olması nedeniyle, soruşturma

izni verilmediğini kabul ederek, bu olumsuz işleme karşı aynı tarihte Danıştaya itirazda bulunmuşlardır.

16. İzin talebi üzerine, MİT Teftiş Kurulu tarafından inceleme

yapılmış olup, 10/1/2013 tarih ve 32 sayılı inceleme raporu düzenlenmiş ve

soruşturma izni verilmemesi yönünde görüş bildirilmiştir. Soruşturma dosyası ve

belirtilen rapor çerçevesinde MİT Müsteşarlığının 7/5/2013 tarih ve

10.2.001.01.000.320.201-572 sayılı yazısı ile ilgili görevliler hakkında

soruşturma izni verilmemesi yönündeki görüş Başbakanlık Makamına sunulmuş olup,

Başbakan tarafından aynı tarihte soruşturma izni verilmemesine karar

verilmiştir.

17. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23/5/2013 tarih ve

S.2012/24021, K.2013/30041 sayılı kararı ile Başbakan tarafından soruşturma

izni verilmediği gerekçesiyle, şüpheliler hakkında soruşturma yapılmasına yer

olmadığına karar verilmiştir.

18. Başvurucular, anılan karara karşı itiraz yoluna başvurmuşlardır.

İtirazı inceleyen Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/7/2013 tarih ve 2013/546

D.İş sayılı kararı ile

Cumhuriyet Başsavcılığı kararının “usul ve

yasaya uygun” olduğu gerekçesiyle, itirazın reddine karar

verilmiştir.

19. Bu karar başvurucular vekiline 25/7/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucular, 26/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

21. Başvurucuların 26/2/2013 tarihinde yaptıkları itiraz ile

ilgili olarak Danıştay Birinci Dairesinin 9/10/2013 tarih ve E.2013/910,

K.2013/1254 sayılı kararı ile, Başbakanlık Makamının 7/5/2013 tarihli

soruşturma izni verilmemesine dair kararına karşı itirazların incelenmeksizin

reddine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“… 2937 sayılı Kanun ile Milli İstihbarat

Teşkilatına verilen görevi niteliği gereği bu kurumda görev yapanlara özel

soruşturma ve kovuşturma usulü belirlendiği, MİT mensuplarının veya belirli bir

görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından

görevlendirilenlerin 4483 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığı, Başbakanın

soruşturma izni verilmemesine ilişkin 7.5.2013 tarih ve 572 sayılı kararının, …

Anayasanın 129 uncu maddesinin altıncı fıkrası ile 2937 sayılı Kanunun 26 ncı maddesi çerçevesinde verilmiş bir karar olduğu

anlaşıldığından, Başbakanın 7.5.2013 tarih ve 572 sayılı kararına yapılan

itirazların incelenmeksizin reddine, … oybirliğiyle karar verildi.”

B. İlgili Hukuk

22. 2937 sayılı Kanun’un “Milli

İstihbarat Teşkilatının görevleri” kenar başlıklı 4. maddesi

şöyledir:

“Milli İstihbarat Teşkilatının görevleri

şunlardır;

a) Türkiye Cumhuriyetinin

ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine,

Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten

ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik

istihbaratını Devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı,

Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile

gerekli kuruluşlara ulaştırmak.

…

g) İstihbarata karşı koymak.

…”

23. 2937 sayılı Kanun’un “Bakanlıklar

ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yükümlülükleri” kenar

başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve

kuruluşlarının Devlet istihbaratına ilişkin görevleri şunlardır:

…

MİT mensuplarına hizmetlerinin yerine

getirilmesi sırasında bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruşları gereken her

türlü yardım ve kolaylığı göstermekle yükümlüdürler.

…”

24. 2937 sayılı Kanun’un “Yetkiler”

kenar başlıklı 6. maddesi -olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan haliyle-

şöyledir:

“Millî İstihbarat Teşkilatı;

a) Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve

kuruluşları ile kamu hizmeti veren kuruluşların yöneticileri ve istihbarat

hizmetlerinden sorumlu kişileri ile istihbaratın tevcihi, istihsali ve

istihbarata karşı koyma konularında doğrudan ilişki kurabilir, uygun

koordinasyon yöntemlerini uygulayabilir.

b) Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve

kuruluşları ile kamu hizmeti veren kuruluşlara ait arşivlerden, elektronik

bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim alt yapısından kendi görev sahasına

giren konularda yararlanabilmek, bunlarla irtibat kurabilmek, bilgi ve belge

almak için gerekçesini de göstermek suretiyle yazılı talepte bulunabilir.

(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan görevlerin yerine

getirilmesi amacıyla Anayasanın 2 nci maddesinde

belirtilen temel niteliklere ve demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir

tehlikenin varlığı halinde Devlet güvenliğinin sağlanması, casusluk

faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, Devlet sırrının ifşasının tespiti ve

terörist faaliyetlerin önlenmesine ilişkin olarak, hâkim kararı veya

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde MİT Müsteşarı veya yardımcısının yazılı

emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespit edilebilir,

dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir.

Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, yirmidört

saat içinde yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim

tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır. Bu halde

dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum

bir tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere

muhafaza edilir. Bu işlemler, 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun ek 7 nci maddesinin onuncu fıkrası hükmüne göre kurulan

merkez tarafından yürütülür. (Değişik son cümle: 4/5/2007-5651/12 md.) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 135 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (14) numaralı

alt bendi kapsamında yapılacak dinlemeler de bu merkez üzerinden yapılır.

(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Yetkili ve görevli hâkim, talepte bulunan birimin

bulunduğu yer itibariyle yetkili olan ve 5271 sayılı Kanunun 250

nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan

ağır ceza mahkemesinin üyesidir.

(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak

kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya

iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodundan belirlenebilenler ile

tedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren nedenler

belirtilir. Kararlar, en fazla üç ay için verilebilir; bu süre aynı usûlle üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa

uzatılabilir. Ancak, casusluk faaliyetlerinin tespiti ve terör örgütünün

faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin olarak gerekli görülmesi

halinde, hâkim üç aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar

uzatılmasına karar verebilir.

(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Uygulanan tedbirin sona ermesi halinde, dinlemenin

içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla

tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir.

(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu fıkra hükümlerine göre yürütülen faaliyetler

çerçevesinde elde edilen kayıtlar, bu Kanunda belirtilen amaçlar dışında

kullanılamaz. Elde edilen bilgi ve kayıtların saklanmasında ve korunmasında

gizlilik ilkesi geçerlidir. Bu madde hükümlerine aykırı hareket edenler

hakkında, görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet

savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.

(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Hâkim kararları ve yazılı emirler, MİT Müsteşarlığı

görevlilerince yerine getirilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat

ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.

(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu maddede yer alan faaliyetlerin denetimi, sıralı

kurum amirleri, Başbakanlık teftiş elemanları tarafından yapılır.

(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu maddede belirlenen usûl

ve esaslara aykırı dinlemeler hukuken geçerli sayılmaz ve bu şekilde dinleme yapanlar

hakkında 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre

işlem yapılır.

(Ek fıkra: 3/7/2005 – 5397/3 md.) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin esas ve usûller Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlıkları ile MİT

Müsteşarlığının görüşü alınmak suretiyle Başbakanlık tarafından üç ay içinde

çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Bu Kanunda yazılı görevlerin yerine

getirilmesi sırasında genel zabıtaya tanınmış olan hak ve yetkilerin, MİT

mensuplarından kimlere tanınacağı, yönetmelikte belirtilir.”

25. 2937 sayılı Kanun’un “Soruşturma

izni ve yargılama” kenar başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa

etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından

görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan

veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da

5271 sayılı Kanunun 250 nci

maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev

alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması

Başbakanın iznine bağlıdır.”

26. 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Haber kaynağı” kenar başlıklı 12. maddesi

şöyledir:

“Süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser

sahibi, bilgi ve belge dâhil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu

konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 6/1/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 26/8/2013 tarih ve 2013/7054 numaralı bireysel başvuruları

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

28. Başvurucular, Bölge Başkanlığı görevlileri tarafından,

Mahkemeler yanıltılarak sahte isimlerle dinleme kararı verilmesinin

sağlandığını ve iletişimlerinin uzun süre hukuka aykırı olarak dinlendiğini, bu

şekilde Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliği haklarının

ve 22. maddesinde düzenlenen haberleşme özgürlüklerinin ihlal edildiğini,

ayrıca gazeteci olmaları ve telefonlarını iş yaşamlarında kullanmaları

nedeniyle, dinleme faaliyeti sonucunda haber kaynaklarının deşifre olduğunu, bu

şekilde 5187 sayılı Kanun’un 12. maddesindeki gazetecilerin haber kaynaklarını

açıklamaya zorlanamayacağına ilişkin kuralın çiğnenerek Anayasa’nın 26.

maddesinde düzenlenen düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüklerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Haberleşme Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

29. Bakanlık görüş yazısında, haberleşme özgürlüğünün ihlal

edildiği iddiasının kabul edilebilirliği yönünden görüş bildirilmemiştir.

30. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/11/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 18).

31. Anayasa’nın “Haberleşme

hürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli

hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz

saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

32. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

33. Görüldüğü üzere haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliğine saygı hakkı, gerek Anayasa’da gerekse Sözleşme’de güvence altına alınmaktadır. Anılan

düzenlemelerde ifade edilen haberleşme kavramının, telefon vasıtasıyla yapılan

iletişimi de içine aldığı ve dolayısıyla başvurucuların, telefonlarının hukuka

aykırı olarak dinlendiği ve haberleşme özgürlüklerinin ihlal edildiği

iddialarının, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında yer aldığı

konusunda tereddüt yoktur.

34. Başvurucuların, açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan

haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine dair başvurularının, kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Basın Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

35. Bakanlık görüş yazısında, basın özgürlüğünün ihlali

iddiasının kabul edilebilirliği konusunda görüş bildirilmemiştir.

36. Bireysel başvuru kapsamındaki hakların tespitinde Anayasa

ve Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi ve ortak koruma alanının

esas alınması gerekmektedir (§ 30).

37. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,

resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma

hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya

fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. …

Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik,

kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi

ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının

kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek

kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

38. Anayasa’nın “Basın

hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“Basın hürdür, sansür edilemez. …

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini

sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın

26 ve 27’nci maddeleri hükümleri uygulanır.

...”

39. Sözleşme’nin “İfade

özgürlüğü” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir.

Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları

gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme

özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema

işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu

özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal

güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu

düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,

başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının

önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması

için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara

tabi tutulabilir.”

40. Görüldüğü üzere basın özgürlüğü,

gerek Anayasa ve gerekse Sözleşme’de güvence altına

alınan bir özgürlüktür. Basının haber kaynaklarının korunması da bu özgürlüğün

önemli bir unsurudur (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Roemen ve Schmit/Lüksemburg, B. No:

51772/99, 25/2/2003, § 46). Dolayısıyla uygulanan telefon dinleme tedbiri

sonucunda başvurucuların haber kaynaklarının deşifre olduğu ve bu şekilde basın

özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiaları, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı kapsamında yer almaktadır.

41. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

gereğince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna karar

verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 20). Buna

paralel olarak, başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya

ilişkin iddialarını kanıtlama ve hangi Anayasa hükmünün hangi nedenlerle ihlal

edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki gerekçelerini sunma

yükümlülüğü başvurucuya aittir (B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 38).

42. Haber kaynaklarının korunması, basın özgürlüğünün önemli

koşullarından biridir. Bu güvencenin dayanakları, Anayasa’nın 26. maddesindeki

“resmi makamların müdahalesi olmaksızın

haber veya fikir almak ya da vermek” ve Sözleşme’nin 10.

maddesindeki “kamu makamlarının müdahalesi

olmaksızın haber ve görüş alma ve de verme” ifadeleridir. Haber

kaynaklarının korunmaması halinde basın, kamuoyuna doğru ve güvenilir bilgi

sunma ve dolayısıyla demokratik toplum bakımından hayati önemi haiz olan halkın

gözcülüğü (“public watchdog”)

görevini gerektiği gibi ifa edemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Roemen ve Schmit/Lüksemburg,

B. No: 51772/99, 25/2/2003, § 46).

43. Hiç şüphesiz, gazetecilerin telefonlarının dinlenmesi

sonucunda haber kaynaklarının deşifre olması, basın özgürlüğüne yönelik bir

müdahale oluşturur. Ancak gazetecilerin telefonlarının dinlendiği her durumda,

haber kaynaklarının deşifre olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Bu

kapsamındaki bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için,

başvurucunun telefon dinleme tedbiri nedeniyle deşifre olan haber kaynakları

konusunda yeterli açıklamada bulunarak, basın özgürlüğüne yönelen somut

müdahaleyi ispatlaması gereklidir.

44. Somut başvuruda ise başvurucular, soyut olarak

telefonlarının dinlenmesinin haber kaynaklarına müdahale oluşturduğunu ileri

sürmekle yetinerek, bu iddialarını ispata yetecek derecede somutlaştırıcı

açıklamada bulunmamışlardır. Bu nedenle, telefon dinleme tedbiri neticesinde

haber kaynaklarının deşifre olduğu ve bu şekilde basın özgürlüklerinin ihlal

edildiği iddiaları ile ilgili olarak yeterli açıklamalarda bulunmayan

başvurucuların, iddialarını kanıtlayamadıkları sonucuna ulaşılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

46. Başvurucular, yaptıkları tek işin topluma doğru haber

ulaştırmak ve habercilik faaliyetleri ile toplumu aydınlatmak olduğunu,

devletin güvenliğini tehlikeye düşürecek hangi faaliyetler içinde oldukları ve

bu anlamda hangi kişilerle telefonla görüştükleri sorularının cevapsız

bırakıldığını, bu nedenle kanuna aykırı biçimde dinlendiklerini, MİT’in dinlemeleri

devletin güvenliğini koruma amacıyla yapmadığını, aksine kanunda açık

kimlikleri yazması gerektiği belirtildiği halde kod isimlerle iletilen

taleplerin, mahkemeleri yanıltma amaçlı olduğunu, hiçbir hâkimin gerçekçi ve

somut bir neden olmaksızın gazeteciler hakkında dinleme kararı vermeyeceğini,

Anayasa’nın 2., 20. ve 22. maddelerinde öngörülen güvenceler sağlanmadığı gibi,

haklarını ihlal ettiği şüphesi altına olan görevlilerin yargılanmalarının

engellendiğini ifade etmişlerdir.

47. Bakanlık görüş yazısında, AİHM içtihatlarına atıfta

bulunularak, gizli izleme sisteminin doğasında istismar riskinin bulunduğu, bu

nedenle uygulanacak tedbirlerin çok açık kanun hükümlerine dayanması gerektiği,

iletişimin tespitine izin veren mevzuat hükümlerinin izleme kararı verilmesine

yol açabilecek suçun niteliği, iletişimi izlenecek kişilerin kategorik olarak

tanımları, izleme süresinin sınırı, elde edilen verilerin incelenme, kullanım

ve depolanmasında izlenecek usul, verilerin başka kişilere iletilmesi halinde

alınacak önlemler ve elde edilen verilerin silineceği veya kayıtların ortadan

kaldırılacağı koşulları içermesi gerektiği, 2937 sayılı Kanun’un 6. maddesinde

telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin

değerlendirilmesi ve kayda alınmasının düzenlendiği, somut olay bakımından

önemli olanın, başvurucular hakkında verilen iletişimin tespitine ilişkin

mahkeme kararlarının kanuna uygun olup olmadığı, uygulanacak tedbirin zorunlu

bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve bu itibarla tedbirin

demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususları olduğu, sonuç olarak

başvurucuların şikâyetlerinin, kod adı kullanılarak dinleme yapılmasının kanuni

olup olmadığı ve dinlemenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanıp

kaynaklanmadığının değerlendirilmesini gerektirdiği bildirilmiştir.

48. Anayasa’nın “Haberleşme

hürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesinde, herkesin haberleşme

özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine (“correspondence”)

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

49. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme

özgürlüğünün yanı sıra, içeriği ve biçimi ne olursa olsun, haberleşmenin

gizliliğini de güvence altına almaktadır. Haberleşme bağlamında, bireylerin

karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan

ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir.

50. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet

aracılığıyla yapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve

haberleşmenin gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Kamu

makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve haberleşmesinin gizliliğine keyfi

bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan

güvenceler kapsamında yer almaktadır. Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi,

haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır

bir müdahale oluşturur. Telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenmesi ve kayda

alınması da bu kapsamdaki müdahalelerdir.

51. Somut olayda, başvurucuların kullandıkları telefonlar,

2937 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince hâkim kararına istinaden MİT

görevlileri tarafından dinlenmiştir. Buna göre, başvurucular hakkında uygulanan

bu tedbirlerin, haberleşme özgürlüklerine yönelik birer müdahale oluşturduğu

açıktır.

52. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru bir takım sınırlamalara tabidir. Bu kapsamdaki özel

sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci ve Sözleşme’nin 8.

maddesinin (2) numaralı fıkralarında sıralanmaktadır.

53. Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasına göre, millî

güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel

ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması

sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak ve usulüne göre verilmiş hâkim

kararı ile veya aynı sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri ile haberleşme

özgürlüğüne ve haberleşmenin gizliliğine müdahale edilebilir. Yetkili merciin

kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını

kırk sekiz saat içinde açıklar, aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

54. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da

haberleşme özgürlüğüne yönelik müdahalenin hukuka uygun ve demokratik toplumda

gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı,

suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması,

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılmış olması

gerekli olup, bu şartlar altında yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.

55. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

56. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama

ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasa’da yer alan bütün

hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun

genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen

düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence

ölçütlerinin, Anayasa’nın 22. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/2187, 19/12/2013,

§ 35).

57. Hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır

(B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36).

58. Somut başvuru açısından, haberleşme özgürlüğünün ihlali

iddiası, telefonlarının dinlenmesine dayanak teşkil eden talep yazıları ve

hâkim kararlarında, başvurucuların gerçek kimlik bilgilerine yer verilmemesi ve

birtakım kod isimler gösterilmiş olmasının, kanuni bir uygulama olup olmadığı

sorununda odaklanmaktadır.

59. Gizli uygulanmaları nedeniyle kötüye kullanılma riski

barındıran, haberleşmenin gizliliğine yönelen tedbirlerin, uygulama alanı ve

prosedürünün çok açık kanun hükümleri ile düzenlenmesi şarttır (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Amann/İsviçre, B. No: 27798/95, 16/2/2000, §

56).

60. AİHM kararlarında da gizli tedbirlere ilişkin kanun

hükümlerinin barındırması gereken asgari hükümler sıralanmıştır. Bu kapsamda

izleme kararı verilmesine yol açabilecek suçların niteliği, iletişimleri

izlenecek kişi kategorisi, izleme sürelerinin sınırları, elde edilen verilerin

inceleme, değerlendirme ve saklanmalarına ilişkin esaslar, verilerin

başkalarıyla paylaşılmasına ilişkin önlemler ve elde edilen verilerin ortadan

kaldırılmasına ilişkin koşulların kanunda açık bir şekilde düzenlenmesi

gereklidir (The Association For European Integration And Human Rights ve Ekimdzhiev/Bulgaristan, B.

No: 62540/00, 28/6/2007, §§ 76-77).

61. Başvurucuların haberleşmelerinin gizliliğine yönelik

müdahalenin dayanağı, 2937 sayılı Kanun’un 6. maddesidir. Müdahale tarihi

itibariyle yürürlükteki haliyle 2937 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci

fıkrası gereğince, aynı Kanun’un 4. maddesinde sayılan görevlerin yerine

getirilmesi amacıyla Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen temel niteliklere ve

demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı halinde Devlet

güvenliğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, Devlet

sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesine ilişkin

olarak, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde MİT Müsteşarı

veya yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim

tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda

alınabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, yirmi

dört saat içinde yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını en

geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine

karar verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır. Bu halde dinlemenin içeriğine

ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla tespit

olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir. Bu

işlemler, 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun

ek 7. maddesinin onuncu fıkrası hükmüne göre kurulan merkez tarafından

yürütülür. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesinin altıncı

fıkrasının (a) bendinin (14) numaralı alt bendi kapsamında yapılacak dinlemeler

de bu merkez üzerinden yapılır.

62. Görüldüğü üzere, müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü,

hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortaya

koyan, erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir.

63. Ancak 2937 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dördüncü

fıkrasında, kararda veya yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak kişinin

kimliğinin, iletişim aracının türünün, kullandığı telefon numaraları veya

iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodundan belirlenebilenler ile

tedbirin türünün, kapsam ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren

nedenlerin belirtilmesinin gerekli olduğu hükme bağlanmıştır. Bu hükme göre,

2937 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince verilen telekomünikasyon yoluyla

iletişimin dinlenmesine dair kararlarda, tedbir uygulanacak kişinin kimliğinin

belirtilmesi kanunen zorunludur.

64. Somut olayda ise, başvurucular hakkında uygulanan dinleme

tedbirlerine dayanak teşkil eden talep yazıları ve mahkeme kararlarında,

başvurucuların kimlik bilgileri yerine birtakım kod isimlere yer verildiği

görülmekte olup, bu hususun 2937 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dördüncü fıkrasına

aykırı olduğu, dolayısıyla başvurucuların haberleşmelerinin gizliliğine yönelik

müdahalenin kanuni olmadığı açıktır.

65. Açıklanan nedenlerle başvurucuların, Anayasa’nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüklerinin ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

66. Başvurucular, ortaya çıkan ihlallerin sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından, soruşturmanın devamına yönelik karar

verilmesini, ortaya çıkan hak ihlalleri nedeniyle her bir başvurucu için

50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

67. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

68. İncelenen başvuru kapsamında, başvurucuların haberleşme

özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmış olup, başvurucuların yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında,

başvurucuların her birine takdiren net 3.500,00 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

69. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve

1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucuların,

1. Anayasa’nın 22. maddesinde

güvence altına alınan haberleşme özgürlüklerinin ihlal edildiği yönündeki

iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 28. maddesinde

güvence altına alınan basın özgürlüklerinin ihlal edildiği yönündeki

iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 22. maddesinde

güvence altına alınan haberleşme özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuların her birine net 3.500,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE, fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

6/1/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Burhan ÜSTÜN

Engin YILDIRIM

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL

Zühtü ARSLAN

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Recep ÜNAL

Başvurucular

:

Yasemin ÇONGAR

Markar

ESEYAN

Mehmet BARANSU

Ahmet Hüsrev ALTAN

Vekili

:

Av. Veysel OK