Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2014/10777 E. K.

AYM 2016-11-16 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ŞENAY TAVUZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/10777)

Karar Tarihi: 16/11/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçundan

verilen beraat kararının temyiz talebinin suçtan zarar görülmediğinden bahisle

reddedilmesinin kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunması, özel hayata

saygı gösterilmesi haklarını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/6/2014 tarihinde İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 23/2/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 11/4/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Avukat olan başvurucu 6/5/2006 tarihinde İzmir Kıbrıs

Şehitleri Caddesi'nde "Kürt Nüfus

Artışı Durdurulsun" pankartı altında imza toplayan ve bildiri

dağıtan Toplumcu, Buduncu Düşünce Derneği yöneticileri hakkında ayrımcılık

içeren söylemleri nedeniyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda

bulunmuştur. Suç duyurularında Toplumcu, Buduncu Düşünce Derneğinin yürütmekte

olduğu "Kürt nüfus artışı durdurulsun"

konulu imza kampanyası ve propoganda çalışmalarının

soykırım suçuna kışkırtma, toplumsal huzura ve barışa, insani değerlere saldırı

niteliğinde olduğu iddia edilmiştir.

8. Anılan Dernek tarafından dağıtılan bildirinin üzerindeki yazı

şöyledir:

"Ey Türk kadını ve erkeği

! Türçülük için bir çocuk daha yap, Çünkü sen

azalıyorsun, hainler, kapkaççılar,uyuşturucu

satıcıları çoğalıyor. Biz Arap ve Batı kültürü arasında sıkışan Türk insanına

kendisini yeniden sevmeyi öğretecek tek yolun ta kendisiyiz. Biz kürt ve çingene çetelerine ve yobazlara hak ettiği cevabı

verecek Türkçü Toplumcu Buduncularız ..."

9. Aynı olay nedeniyle başvurucu dışında bazı sivil toplum

kuruluşları ve birçok kişinin de şikâyette bulunması üzerine soruşturma

dosyaları, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/40857 Soruşturma sayılı

dosyasında birleştirilmiştir.

10. Cumhuriyet Başsavcılığı 27/11/2007 tarihli ve 2007/38707

Esas sayılı iddianamesi ile halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme ve

4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu'na muhalefet suçlarından

dernek başkanı hakkında İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası

açılmıştır. Derneğe üye diğer şüpheliler hakkında ek kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir.

11. İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi, 13/12/2012 tarihli ve E.2007/668,

K.2012/1298 sayılı kararla Dernek yöneticisi sanık hakkında halkı kin ve

düşmanlığa alenen tahrik etme suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı

gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Öte yandan sanık hakkında 5253 sayılı

Kanun'a muhalefet suçundan neticeten 10 ay hapis ve 416 TL adli para cezasına

hükmedilmiştir. Ancak müdahiller tarafından zarara ilişkin belge ibraz

edilmediği ve sanığın sabıkasız oluşu da gözetilerek verilen kısa süreli

hürriyeti bağlayıcı cezaya ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilmiştir.

12. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Yapılan yargılamaya toplanan delillere,

iddianamede atılı suçlara ve sevk maddelerine ve müdahil tarafların

beyanlarına, yeminli tanık anlatımlarına, bilirkişi raporuna, sanık tarafından

kurulmuş olduğu belirtilen derneğin kendiliğinden genel kurul kararı ile

feshedilmiş olmasına nazaran tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanık

hakkında dernek başkanı sıfatı ile her ne kadar 5237 sayılı TCK nın 216/1 maddesinde yazılı olan Halkı Kin ve Düşmanlığı

Tahrik suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de sanığın

... adresinde faaliyet gösteren derneğin başkanı olarak suç tarihi olan

06/05/2006 gününde yine ... önündeki alana olay nedeniyle herhangi bir tutanak

tutulmadığından yanında kim oldukları ve dernek üyesi veya yönetim kurulu üyesi

olup olmadıkları belli olmayanşahıslarla birlikte

iddianamede belirtilen ve müdahiller tarafından dosyaya sunulan belgelerde

belirtildiği üzere kürt nüfus artışı durdurulsun,Ey Türk kadını ve erkeği Türklük için bir çocuk

daha yap çünkü sen azalıyorsun ,hainler kapkaççılar , uyuşturucu satıcıları

çoğalıyor. Biz arap ve Batı Kültürü arasında sıkışan

Türk insanına kendisini yeniden sevmeyi öğretecek tek yolun ta kendisiyiz, biz kürt ve çingene çetelerine ve yobazlara hak ettiği cevabı

verecek Türkçü Toplumcu Buduncularız gibipankart ve

broşürler hazırlayarak oradan gelen geçen vatandaşlara dağıtarak sözlü

açıklamada bulundukları, budağıtılan broşör ve pankartlarının dinlenen tanık beyanlarına göre

takriben 15-20 kişilikşahıslar tarafından alındığı

büyükçe bir kalabalık grubun oluşmadığı sanık ve yanındaki kişilerin bu şekilde

broşür dağıttıklarının bir kısım müdahiller tarafından öğrenilmesi üzerine olay

mahalline geldikleri, standın bulunduğu yere vatandaşların toplandığı, ancak

müdahillerden ve tanıklarından bir kısmının anlatımına göre bu eylem sırasında

herhangi bir taşkınlığın saldırının olmadığı herhangi bir güç kullanılmadığı,

kamu düzenini bozucu faaliyette bulunulmadığı, karşıt düşünce tarafları ile

herhangi bir tartışma veya çatışmanın bulunmadığı ve olay yerine gelen güvenlik

kuvvetlerinin sözlü uyarısı üzerine sanık ve yanındaki şahıslarınstandı

kaldırarak olaysız olarak oradan ayrıldıkları anlaşılmıştır..

Sanığın bu uygulama sırasında dağıttığı

broşürler ve pankartlarda yazılı olan söz ve deyimlere karşı duyarlı olan

müştekilerin bir kısmının olaydan sonra basında çıkan haberler üzerine haberdar

olarak kendiduyarlılıklarını dile getirmek üzere

şikayetçi oldukları ve bu şekilde sanık hakkında kamu davasının açıldığı, bilahere müştekilerin yargılama sırasında müdahale

taleplerinin kabulüne karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.

Yargılama sırasında müdahiller ve vekilleri

her ne kadar sanık tarafından kullanılan sözlerin ve yapılan uygulamanın kürtlere, romanlara (çingenelere) karşı aşağılayıcı

nitelikte davranışlar olduğunu ve kürt nüfusunun

çoğalmasının durdurulmasına ilişkin pankart ve beyanların soykırım niteliğinde

olduğunu beyan etmiş ve ididada bulunmuşlar ise desoykırım suçu yönünden iddianameye bağlı olarak ek

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olup verilen bu karara karşı

herhangi bir itirazın bulunmadığı vebaşka dava da

açılmadığı anlaşıldığından müdahil tarafın bu talepleri nazara alınmamış iddianamede

atılı suç yönünden yargılamaya devam olunmuştur. Mevcut delil durumu itibariyle

sanığın ve yanındakilerin eyleminin olaysız geçen halka açıklama niteliğinde

olduğu, sanığın düzenlenen pankartlarda belirtilen ve açıklamalarda bulunduğu

sözlerin aslında bireysel olarak veya tümü itibariyle kürt

ve roman veya diğer halkların tümüne yönelik bir açıklama olmadığı, sadece adli

açıdan suç işleme eğiliminin yüksek olduğu kişi ve gruplar yönünden

değerlendirme yapıldığı, ayrıca sadece bu gruplara yönelik olmayıp çetelere ve yabozlara karşı açıklama yapılmış olması nedeniyle eylemin

tümü itibariyle yasa dışı faaliyette bulunan kesimlere ve yönetime karşı bir

eleştiri mahiyetinde olduğu, TCK nın 216/1 maddesinde

belirtilen halkın bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığına

alenen tahrikniteliğinde olmadığı, yapılan davranışın

kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin çıkmasını yaratmadığı

böylece atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gibi Avrupa İnsan HaklarıMahkemesince verilen (Handyside

- Birleşik Krallık 1976 De Haes ve Gijels Belçika 1997) sayılı kararda belirtildiği üzere

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1 fıkrası kapsamına giren bilgi ve fikirlerintanımlanmasında 10. Maddenin sadece bilgi veya

fikrin içeriğini korumakla kalmayıp ifade edildikleri biçimi de koruduğu bundan

dolayı basılı belgeler radyo yayınları filmler ve elektronik bilgi

sistemlerinin de bu maddenin koruması altında olduğunu buna göre bilgi ve

fikirlerin üretim ve iletinin aktarılması ve dağıtımı için kullanılan araçların

da 10 madde kapsamında olduğunun belirtildiği bu anlamda bilgi ve fikirlerin

sadece olumlu karşılanan ya da kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların

kayıtsız kalabildiği bilgi ve fikirler değil, saldırgan gelen, sarsıcı nitelik

taşıyan ya da rahatsız eden fikirler de demokratik toplumun vazgeçilmez

özellikleri olan çoğulculuğun hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğu

belirtilmiştir.

Buna göre sanığın eyleminde herhangi bir

zorlama, cebir ve yasa maddesinde belirtilen şekli ile eylemden dolayıkamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin

doğmadığı, buna dair herhangi bir tutanağın bulunmadığı, sadece müdahillerin

kendi duyarlılıkları nedeniyle sanık hakkında şikayette

bulundukları, böylece sanığın üzerine atılı bu suçun yasal unsurlarının

oluşmadığı kanaatine varıldığından beraatine karar

vermek gerektiği,

Katılan Helsinki Yurttaşlar Derneği, Avrupa

Roman Hakları Merkezi vekili Av. Hilal Küey

tarafından her ne kadar 5651 sayılı yasa gereğince internet ortamında

faaliyette bulunan sitelerin yayınlarının durdurulmasına karar verilmesi talep

edilmiş ise de bu konuda açılmış herhangi bir dava bulunmadığındantalebin

reddine karar verilmesi gerektiği,

Diğer yönden sanığın 5253 sayılı Dernekler

Yasasına aykırı davrandığı ve Dernek başkanı sıfatı ile sorumlu olduğu, bu nedenlemüdahil beyanları, sanık savunması ve gerek

dernekler denetçisinin raporu ve gerekse mahkememizce alınan bilirkişi raporuna

göre sanığın eyleminin sabit olduğu kanaatine varılmış vesanık

hakkında her ne kadar 5253 sayılı Dernekler Yasasının 32/e, 32/f maddeleri

gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de aynı iddianamedeaynı yasanın 30/b, 33/2 maddesi ile

cezalandırılması istenmiş olduğundan, 5237 sayılı TCK nın

44 maddesi delaletiyle sanığın eylemine uyan 5253 sayılı Dernekler Yasasının

32/p maddesi gereğince cezalandırılması ve sanık hakkında takdiren

belirlenen temel cezadan sanığın duruşmadaki hal ve tavrı lehine takdiri

indirim sebebi kabul edildiğinden TCK 62 maddesi gereğince indirim yapılması,

TCK 53 maddesinde belirtilen ve kısa kararda yazılı güvenlik tedbirlerinin

uygulanmasına, müdahiller tarafından zarara ilişkin belge ibraz edilmediğinden

şartları oluştuğundan verilen cezaya ilişkin hükmün açıklanmasının takdiren geri bırakılmasına, ... her ne kadardernek

tüzel kişiliğinin feshine karar verilmesi talep edilmiş ise de 07/07/2007

tarihi itibariyle derneğin genel kurul kararı ile feshine karar verilmiş ve bu

husus Valilikçe onanmış olduğundan bu konuda fesih kararı verilmesine yer olmadığına,

... hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik karar yönünden İzmir

Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine itirazı kabil, beraat kararı yönünden Yargıtay a

temyizi kabil olmak üzere karar vermek gerektiği kanaatine varılmakla ... hüküm

kurulmuştur."

13. Beraat kararının başvurucu ve diğer müdahiller tarafından

temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi 10/4/2014 tarihli ve E.2013/1629,

K.2014/9196 sayılı ilam ile "... TCK.nda "Kamu Barışına Karşı Suçlar" bölümünde

düzenlenen sanığa yüklenen suçtan, suçun niteliği itibariyle doğrudan zarar

görmeyen şikayetçilerin bu davaya katılmasına yasal olarak imkan bulunmadığı

gibi mahkemece katılma kararı verilmiş olması da hükmü temyize hak

vermeyeceğinden..." anılan suçtan kurulan hükme yönelik temyiz

isteminin reddine karar vermiştir.

14. Yargıtay ilamının kendisine tebliğ edilmediğini belirten

başvurucu, söz konusu ilamı 18/6/2014 tarihinde öğrendiğini belirtmiştir.

15. Başvurucu 24/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 5253 sayılı Kanun'un 30. maddesi şöyledir:

"Dernekler;

a)

Tüzüklerinde gösterilen amaç ve bu amacı gerçekleştirmek üzere sürdürüleceği

belirtilen çalışma konuları dışında faaliyette bulunamazlar.

b)

Anayasa ve kanunlarla açıkça yasaklanan amaçları veya konusu suç teşkil eden

fiilleri gerçekleştirmek amacıyla kurulamaz.

c)

Askerliğe, millî savunma ve genel kolluk hizmetlerine hazırlayıcı öğretim ve

eğitim faaliyetlerinde bulunamaz, bu amaçları gerçekleştirmek üzere kamp veya

eğitim yerleri açamazlar. Üyeleri için özel kıyafet veya üniforma

kullanamazlar."

17. 5253 sayılı Kanun'un 32. maddenin (p) bendi şöyledir:

“p) 30 uncu maddenin

(b) bendinde belirtilen kurulması yasak dernekleri kuranlar ile bu bende aykırı

harekette bulunan dernek yöneticileri fiilleri daha ağır bir cezayı

gerektirmediği takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve elli günden az

olmamak üzere adlî para cezası ile cezalandırılır ve derneğin feshine de karar

verilir”

18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 216.

maddesi şöyledir:

“(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep

veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi

aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği

açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2)

Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge

farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır.

(3)

Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin

kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır.”

19. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

231. maddesinin (5), (6), (8), (10), (11) ve (12) numaralı fıkraları şöyledir:

"(5) Hükmün açıklanmasının geri

bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade

eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve

davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda

kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen

iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi

gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmez.

...

(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi

tutulur.

...

Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.

(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç

işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun

davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak,

davanın düşmesi kararı verilir.

(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç

işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı

davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. .

(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararına itiraz edilebilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 16/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu, anılan dernek yetkilisinin "Kürt Nüfus Artışı Durdurulsun" pankartı

altında imza topladığı, dağıttığı bildiride Kürt ve Romanları "hain, kapkaççı, uyuşturucu satıcısı" olarak

aşağılayıp hakaret ettiği, bu şahısların çocuk sahibi olmalarının

engellenmesini savunduğu ve önerdiği iddialarıyla halkı kin ve düşmanlığa

tahrik etmek suçundan Savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu ancak sanık

hakkında beraat kararı verildiğini, bu kararın temyiz edilmesi üzerine suçtan

doğrudan zarar görmediği ve davaya katılma hakkının bulunmadığı gerekçeleriyle

temyiz isteminin reddine karar verildiğini, söz konusu karar nedeniyle sanığın

kamu barışını bozduğu, aile hayatı ve kadın kimliğine yönelik müdahalede

bulunduğu yönündeki kendi iddiasının yargı mercileri önünde tartışılma

olanağının kalmadığını, böylelikle mahkemeye erişim ve etkili başvuru hakkının

kısıtlandığını belirterek Anayasa'nın 17., 20., 36. ve 40. maddelerinde güvence

altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespiti ile

yeniden yargılamaya hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Başvurucu, şikâyetçi olduğu Dernek yöneticisinin halkı kin

ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçunun yasal unsurlarının oluşmadığından

bahisle beraat etmesine yönelik yaptığı temyiz talebinin reddedilmesinden

dolayı bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, Anayasa'nın 17., 20., 36. ve

40. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş

ise de başvurucunun temel şikâyeti, ırkçılık temelinde nefret söyleminde

bulunan Dernek yöneticisinin cezalandırılmamasına ilişkin temyiz talebinin

reddedilmesidir. Irkçılık temelinde yapılan nefret söyleminin muhatabı olduğunu

ileri süren başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen

"manevi varlık" kapsamında incelenmesi gerekir (Sinem Hun, B. No: 2013/5356, 8/5/2014, §§

32-34, §§ 40-46; Fetullah

Gülen [GK], B. No: 2014/12225, 14/7/2015, §§ 33-41). Bu bağlamda

başvurucunun temyiz talebinin reddedilmesi temelinde ileri sürdüğü adil

yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiği iddialarının da

Anayasa'nın 17. maddesi düzenlenen kişinin manevi bütünlüğünün korunması hakkı

kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir (Adil yargılanma hakkı kapsamında üçüncü

kişinin cezalandırılması talebine yönelik karar için bkz. Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013).

23. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

24. 6216 sayılı Kanun'un

"Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı

46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir."

25. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar" başlıklı 46. maddesinde kimlerin

bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralı

fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi

için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar,

başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya

işleminden ya da ihmalinden dolayı başvurucunun "güncel bir hakkının ihlal

edilmesi", bu ihlalden dolayı kişinin "kişisel olarak" ve

"doğrudan" etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin

"mağdur" olduğunu ileri sürmesidir (Onur

Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

26. Bireysel başvuruda "mağdur" kavramı, davada

menfaat veya dava ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız bir şekilde

yorumlanır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/İspanya,

B. No: 62543/00, 10/11/2004, § 35). Ayrıca "mağdur" kavramının yorumu

günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup bu kavram, aşırı

biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/İspanya, §

38).

27. Kendilerinin belirli bir işlemden doğrudan etkilenme

tehdidiyle ya da tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını ve dolayısıyla

potansiyel olarak mağdur olduklarını iddia eden başvurucular ile yalnızca

ulusal hukukları değiştirmeyi veya toplumun menfaatinin korunmasını amaçlayan

başvurular arasında dikkatli bir ayrım yapılmalıdır. Bu son bahsedilen türdeki

"halk davası" (actio popularis)

olarak isimlendirilen başvurulara bireysel başvuru hakkı tanınmamıştır.

Dolayısıyla bireylerin, kendi bireysel hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmeksizin toplumun menfaatlerinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkı bulunmamaktadır (Mahmut Tanal, B. No: 2014/11368,

23/7/2014, § 20).

28. Öte yandan bir başvurunun kabul edilebilmesi için

başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp ihlalden

doğrudan etkilendiğini yani mağdur olduğunu göstermesi veya mağdur olduğu

konusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu

zannı veya şüphesi de mağdurluk statüsünün varlığı için yeterli değildir (Onur Doğanay,§ 45).

29. Başvurucu, Derneğin kurduğu standa asılan pankart ve

dağıtılan bildiriler nedeniyle Dernek yöneticisinin halkı kin ve düşmanlığa

alenen tahrik etme suçundan cezalandırılmamasına karşı yaptığı temyiz

başvurusunun suçtan zarar görmediğinden bahisle reddedilmesinin toplumun kadın

bireyi olarak kendisini anılan suç karşısında savunmasız ve güvencesiz

bıraktığını ileri sürmüştür. Başvurucu, anılan suçun kendisine etkileri

açısından başka bir ilgi ve bağlantı kurmamıştır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi de

sanığa yüklenen suçtan, suçun niteliği itibarıyla başvurucunun doğrudan zarar

görmediği gerekçesiyle başvurucunun davaya katılmasına yasal olarak imkân bulunmadığını

belirterek temyiz talebinin reddine karar vermiştir.

30. Bir kişinin, grubun ya da sivil toplum kuruluşunun bireysel

başvuruda bulunabilmesi için ihlale yol açtığını ileri sürdükleri işlem, eylem

ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkın doğrudan etkilendiğini

ortaya koyması gerekmektedir. Başka bir ifade ile mağdurluğun varlığı

ispatlanmalıdır. Öte yandan mağdur kavramının özerk yorumu kapsamında Yargıtay

8. Ceza Dairesinin suçtan zarar görülmediğinden bahisle temyizin reddi kararı tek

başına mağdurluk statüsünün olmadığı şeklinde de yorumlanamaz.

31. Başvuru konusu olayda başvurucu, ceza yargılamasına konu

pankart ve dağıtılan bildiriler ile ilgisini sadece toplumun kadın bireyi

olduğu temelinde kurmuştur. Bu bağlamda başvurucu, söylemlerin doğrudan

kendisini hedef almadığını örtülü olarak kabul etmiştir. Başvurucu, söylemlerin

hedef aldığı etnik gruplara ilişkin olarak bir aidiyetten de bahsetmemiştir.

Dolayısıyla yargılamaya konu söylemlere ilişkin olarak temel ilgisinin toplumun

kadın bireyi olmasından öte bir iddiası olmayan başvurucunun söylemlerden

doğrudan etkilendiğini söylemek mümkün değildir. Aksi takdirde bireysel başvuru

için Anayasa'da ve 6216 sayılı Kanun'da öngörülmemiş olan "halk

davası" (actio popularis)

kabul edilmiş olur. Sonuç olarak başvurucunun ihlale neden olduğunu ileri

sürdüğü Dernek yöneticisinin beraat kararını temyiz talebinin reddedilmesinden

kişisel olarak doğrudan etkilenmediği, bu sebeple de mağdur statüsünün olmadığı

anlaşılmaktadır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun kişi bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

16/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat ŞEN

Başvurucu

:

Şenay TAVUZ

Vekili

:

Av. Arzu

DEMİRCİ