Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2014/20337 E. K.

AYM 2018-04-05 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

SEMİHA USLUDURAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/20337)

Karar Tarihi: 5/4/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; protesto amacıyla düzenlenen toplantıya kolluk

görevlilerinin müdahale etmesi sırasında yaralanan başvurucunun yaptığı

şikâyetin sonuçsuz kalması nedeniyle kötü muamele yasağının, eşitlik ilkesinin,

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 12/03/2014 tarihinde İzmir Konak Meydanı'nda Gezi

Parkı olaylarında yaralanan Berkin Elvan'ın vefatı üzerine çeşitli sivil toplum

örgütlerinin çağrısıyla düzenlenen protesto eylemine katılmıştır.

8. Başvurucu, anılan meydanda oturma eylemi yaptıkları sırada

kolluk görevlileri tarafından herhangi bir uyarı yapılmaksızın üzerilerine toplumsal olaylara müdahale araçlarından (TOMA)

basınçlı su sıkıldığını ve gaz mermileri atıldığını beyan etmektedir.

9. Basınçlı suyun etkisi ile yere düşerek sürüklenen başvurucu,

çağrılan ambulansla Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma

Hastanesine götürüldüğünü, burada adli vaka olarak muayenesinin yapılmasının

ardından İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavisinin yapıldığını

belirtmektedir.

10. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kendisine sol humerus proksimal kırığı ve sol olekranon kırığı teşhisi konan başvurucu, burada yapılan

ameliyatının ardından taburcu edilmesi üzerine 28/3/2014 tarihinde İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) başvurarak TOMA'larda

görevli polisler ile topluluğa müdahale emrini veren amirlerinden şikâyetçi

olmuştur.

11. Savcılık 4/7/2014 tarihli ve 2014/28474 Sor. sayılı

yazısıyla, şikâyete konu eylemin 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında olduğu

kanaatiyle İzmir Valiliğinden soruşturma izni talep etmiştir.

12. İzmir Valiliği İl İdare Kurulu 5/9/2014 tarihli kararıyla,

iddialara ilişkin olarak hazırlanan ön inceleme raporunda yer verilen

tespitlere dayanarak soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.

13. Başvurucu vekilinin yaptığı itiraz üzerine İzmir Bölge İdare

Mahkemesi 30/10/2014 tarihli kararıyla kolluk görevileri

hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı yapılan itirazın

reddine karar vermiştir.

14. İzmir Bölge İdare Mahkemesinin kararı 24/11/2014 tarihinde

İzmir Valiliği tarafından başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

15. Savcılık tarafından 20/11/2014 tarihinde, Bölge İdare

Mahkemesinin itirazın reddine ilişkin kararının kesinleştiği, yetkili merci

tarafından usulüne uygun olarak verilmiş soruşturma izni bulunmadığı, buna göre

soruşturma şartı gerçekleşmediği gerekçeleriyle hakkında ön inceleme talebi

bulunanlarla ilgili olarak inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar

verilmiştir. Kararda ayrıca Danıştay 1. Dairesinin 3/3/2005 tarihli ve

E.2004/794, K.2005/301 sayılı kararı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel

Müdürlüğünün 16/5/2003 tarihli görüş yazılarına atfen kararın tebliğine gerek

bulunmadığı ile itiraza tabi olmadığı hususlarına yer verilmiştir.

16. Başvurucu vekili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak

20/11/2014 tarihli kararın tarafına tebliğini talep etmiştir.

17. 22/12/2014 tarihinde kararı tebellüğ eden başvurucu

29/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 4483 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasının (b)

bendi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Soruşturma izni yetkisi;

...

b) İlde ve merkez ilçede görevli memurlar ve

diğer kamu görevlileri hakkında vali,

....

Yokluklarında ise vekilleri tarafından bizzat

kullanılır.

Yetkili

mercilerin saptanmasında, memur veya kamu görevlisinin suç tarihindeki görevi

esas alınır."

19. 4483 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve

diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi

bir ihbar veya şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde

ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten

başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikâyette bulunulan memur veya

diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili

makama göndererek soruşturma izni isterler."

20. 4483 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:

"Yetkili merci, soruşturma izni verilmesine

veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında

inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikâyetçiye

bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara

karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma

izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya

şikâyetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciin kararının

tebliğinden itibaren on gündür.

İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), (g) (Cumhurbaşkanınca

verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için Danıştay İkinci Dairesi,

diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu bölge idare mahkemesi

bakar. İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ay içinde karara bağlanır.

Verilen kararlar kesindir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 5/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu; katıldığı protesto eylemine kolluk tarafından bir

uyarıda bulunulmaksızın yapılan müdahalede aşırı ve orantısız güç

kullanıldığını, TOMA'lardan sıkılan basınçlı su

nedeniyle basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığını,

Savcılığa yaptığı şikâyet hakkında yapılan yetersiz inceleme sonucunda

sorumluların tespitinin olanaklı olmadığı gerekçesiyle inceleme yapılmasına yer

olmadığına karar verildiğini, kararda ayrıca şikâyet konusu yapılan kolluk

amirleri hakkında hiçbir değerlendirmenin bulunmadığını belirterek Anayasa’nın

10., 17., 26., 34. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu

öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekir.

24. Somut olayda başvurucunun şikâyetleri kapsamında İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığınca4/7/2014 tarihinde İzmir Valiliğinden soruşturma izni

talep edilmiş ve İzmir İl İdare Kurulunun 5/9/2014 tarihli ve

498.91.02/2014-114 sayılı kararıyla soruşturma izni verilmemesine karar

verilmiştir. Başvurucunun karara yaptığı itiraz, İzmir Bölge İdare Mahkemesinin

30/10/2014 tarihli ve E.2014/265, K.2014/263 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

Karar, İzmir Valiliği tarafından 24/11/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir. Savcılık 20/11/2014 tarihinde, Bölge İdare Mahkemesinin kararına

dayanarak şikâyet hakkında incelemeye yer olmadığına karar vermiştir. Kararda

ayrıca Danıştay 1. Dairesinin 3/3/2005 tarihli ve E.2004/794, K.2005/301 sayılı

kararı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün görüş yazısına atfen

kararın tebliğ edilmesi gereken kararlardan olmadığı ile 4/12/2004 tarihli ve

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172. ve 173. maddeleri kapsamında

itiraza konu bir karar olmadığı hususlarına da yer verilmiştir. Başvurucu

vekilinin talebi üzerine anılan kararın 22/12/20014 tarihinde tebliği üzerine

29/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

25. 4483 sayılı Kanun, suç kabul edilen bazı eylemler

dolayısıyla kamu görevlilerinin ceza kovuşturmasına tabi tutulabilmesi için

ilgili idareden izin alınması koşulunu öngörmektedir. İzin süreci sonucunda

soruşturma izni alınamaması durumunda ceza soruşturması başlamadığı için suç

işlendiğine yönelik ihbar ve şikâyetler hakkında Cumhuriyet başsavcılığı "inceleme/işlem yapılmasına yer olmadığı"

kararı verebilecektir. Ancak başsavcılığın aldığı bu karar 5271 sayılı Kanun'un

172. ve 173. maddeleri kapsamında bir karar olmadığından uygulamada bu tür

kararlara yapılan itirazlar hakkında itiraz merciinin "incelemeye yer olmadığına" karar

vermesi gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 28/5/2006

tarihli ve E.2006/4098, K.2006/13142 sayılı kararı). Bu kapsamda idarenin

soruşturma izni verilmemesine yönelik kararına yapılan itirazın bölge idare

mahkemesi tarafından reddedilmesi hâlinde Cumhuriyet başsavcılığının vereceği

karar, şikâyet veya ihbar ile başlayan sürecin bitirilmesine yönelik olduğu ve

bölge idare mahkemesinin kararına aykırılık içeremeyeceği

değerlendirilmektedir(Günnur Coşkun,

B. No: 2012/836, 20/3/2014, § 23; Ayla Akat

Ata, [GK], B. No: 2014/221, 30/11/2017, § 22).

26. Somut olayda İzmir Bölge İdare Mahkemesinin 30/10/2014

tarihli kararı ile yaralama eyleminden sorumlu olduğu iddia edilen kolluk

görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi hususunun kesin olarak karara

bağlandığı görülmektedir. Bu itibarla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının

20/11/2014 tarihli incelemeye yer olmadığına dair kararının Bölge İdare

Mahkemesince verilen kararın sonucunu değiştirme yönünde herhangi bir etkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla olayda başvuru yollarının 30/10/2014 tarihinde

İzmir Bölge İdare Mahkemesinin kararı ile tüketilmiş olduğu sonucuna

varılmaktadır. Bu tespite göre söz konusu kararın başvurucu vekilince

24/11/2014 tarihinde tebellüğ edilmiş olduğu da dikkate alındığında bireysel

başvuru için öngörülen otuz günlük sürenin bu tarihten başlatılması

gerekmektedir.

27. Bu durumda otuz günlük yasal sürenin dolmasının ardından

29/12/2014 tarihinde yapılan başvurunun süresinde olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

28. Açıklanan nedenlerle başvuru yollarının tüketildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun süre aşımı

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN'ın

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

5/4/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Bireysel başvurunun konusu, toplantı ve gösteri yürüyüşü

sırasında önceden uyarı yapılmadan basınçlı suç sıkılmak suretiyle orantısız

güç kullanılarak yapılan müdahale dolayısıyla kolluk görevlileri hakkındaki

şikayetin soruşturma izni verilmeyerek sona erdirilmesi nedeniyle kötü muamele

yasağına ilişkin Anayasanın 17/3. maddesinin ihlal edildiği iddiası

hakkındadır.

2. Bilindiği üzere yaşam hakkında olduğu gibi, kolluk

görevlileri veya diğer kamu görevlilerince işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine ilişkin savunulabilir bir iddiada bulunulması durumunda,

anılan hakkın usul boyutu gereği devletin pozitif yükümlülüğü etkili soruşturma

yapmaktır. Bu yükümlülük sonuca ilişkin olmayıp, maddi olayın aydınlatılması ve

failin belirlenmesine ilişkin bir ceza soruşturmasından beklenebileceklerle

ilgilidir (örn. bkz. AYM Özlem Kır, B. No: 2014/5097,

28.9.2016, par. 84-88; Cezmi Demir ve diğ. B. no: 2013/293, 17.7.2014, Par. 110; AİHM Mikheyev/Rusya,

B. no : 77617/01, 26.1.2006, par. 107).

3. Mahkememiz Birinci Bölüm çoğunluğu tarafından, idari merciin

soruşturma izni verilmemesine yönelik kararına vaki itirazı reddeden bölge

idare mahkemesi kararının tebliğ tarihi esas alınarak, başvurunun süre aşımı

nedeniyle kabul edilemezliğine karar verilmiştir. Bu karara aşağıda gerekçesi

açıklanan üç nedenle katılmamaktayım.

4. İlk olarak,

başvuruya konu fiil soruşturma iznine tabi bulunmamaktadır. 2.1.2003 tarihli

4778 sayılı Kanunun 33. maddesiyle; 4483 sayılı Kanunun 2. maddesine eklenen

fıkrada “765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243 ve 245 inci maddeleri ile 1412

sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154 üncü maddesinin dördüncü fıkrası

kapsamında açılacak soruşturma ve kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri

uygulanmaz.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucunun 2003 tarihli düzenlemesi

ile; polisin ve diğer kamu görevlilerinin görevlerini ifa sırasında işkence,

zalimane veya gayrı insani veya haysiyet kırıcı muamelelerde bulunması (765/43)

ya da kuvvet kullanma yetkisine sahip bulunan memurların memuriyetlerini icra

sırasında kanunun belirlediğinden başka bir surette kişilere kötü muamele veya

cismen eza vermeye cüret etmesi ya da darp edip yaralaması (765/45) biçimindeki

fiillerine ilişkin şikayetler hakkında 4483 sayılı Kanun hükümlerinin

uygulanmayacağı, C. Savcıları tarafından doğrudan soruşturulacağı kabul

edilmiştir. Bu değişikliğin amacının da AİHM’nin yaşama hakkı ile işkence ve

kötü muamele yasağına ilişkin olaylarda etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal

edildiğine ilişkin (bazı örnekleri yukarıda belirtilen) kararlarına uyum

sağlanması olduğu anlaşılmaktadır. 5252 sayılı TCK’nın Yürürlüğüne ilişkin

Kanunun 3. maddesi uyarınca, mevzuatta yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Ceza

Kanununa yapılan yollamalar, 5237 sayılı yeni Kanuna yapılmış sayılır. Sözü

edilen maddelerin 5237 sayılı TCK’daki karşılıklarını ise 94, 95, 96 ve 256.

maddeler oluşturmaktadır. Ne var ki bu konuda daha önce 4.7.1934 tarihli ve

2559 sayılı Kanuna (16.6.1985 tarihli ve 3233 sayılı Kanunun 7. maddesiyle

eklenen) ek 9. maddenin A fıkrasında; “önleyici … kolluk hizmetinin ifası

sırasında silah kullanmak zorunda kalan polis hakkında, cezai sorumluluğun

tespiti bakımından Memurin Muhakematı Hakkında Kanuna

göre işlem yapılır.”denilmekteydi.

5. Sonuç olarak 2559 sayılı Kanunun ek 9/A maddesi ile 4483

sayılı Kanunun 2. maddesine eklenen fıkra hükümleri arasında çatışma

bulunmaktadır. Bu durumda sonraki tarihli ve suç tipine özel düzenleme olan

4778 sayılı Kanunun 33. maddesiyle getirilen hüküm karşısında anılan 9/A

maddesinin zımnen ilga edildiği sonucuna ulaşılmalıdır. Başka deyişle sonradan

özel olarak düzenlenen 4483 sayılı Kanunun 2/son maddesi gereğince, polisin veya diğer kolluk görevlilerinin idari

görevlerinde yasa gereği güç kullandığı olaylarda yetkilerini ve yasal sınırı

aştıklarına ilişkin iddiaların soruşturulması izne tabi değildir.

Buna karşın Mahkeme çoğunluğunca 4778 sayılı Kanunun 33. maddesiyle yapılan

düzenleme gözardı edilerek, başvuran tarafından iddia

edilen eylemin soruşturma iznine tabi bulunduğu kabul edilmiş ve süre içinde

bölge idare mahkemesi kararının tebliğ tarihi esas alınmıştır.

6. Bir an için

aksi benimsense ve fiilin soruşturma iznine tabi bulunduğu kabul edilse dahi,

soruşturmanın etkililiği bakımından, bağımsız bir merci tarafından yürütülmesi

gerekli olup, idari bir merci tarafından yapılan soruşturmalarda

soruşturmacının suç isnad edilenle aynı idari

hiyerarşiye tabi olması bağımsızlığı zedelediğinden, bu durum etkili soruşturma

yükümlülüğünün ihlaline neden olmaktadır (örn.

soruşturmanın yine kolluk amirlerine yaptırılması dolayısıyla Sözleşmenin 3.

maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine ilişkin Tüfekçi/Türkiye Kararı, B. No

: 52494/09, 22.7.2014, par. 48. Ayrıca diğer örnekler için bkz. Nazif Yavuz v.

Türkiye, no. 69912/01, 49. paragraf, 12 Ocak 2006,

Ümit Gül v. Türkiye, no. 7880/02, 53.-57.

paragraflar, 29 Eylül 2009, Mete ve diğerleri v. Türkiye, no.

294/08, 114. paragraf, 4 Ekim 2011). Nitekim incelenen başvuruda İl İdare

Kurulu kararının soruşturma izni vermeme işleminin dayanağı olan ön soruşturma

raporu, il emniyet müdürlüğünün 5.4.2014 tarihli yazısı ile temin edilmiştir.

7. İkincisi,

çoğunluğun kabulü başvuru süresine esas alınacak nihai kararın tespiti

bakımından da hatalı olmuştur. Şöyle ki, Mahkememiz heyetince 4483 sayılı

Kanunun 9. maddesinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu öncesindeki olaylar

bakımından uygulanmasına ilişkin önceki Yargıtay yorumundan hareketle, izin

verilmemesi durumunda C. Başsavcılığının sonraki aşamada aksi yönde bir karar

veremeyeceği gerekçesiyle, 30 günlük başvuru süresini bu kararın

öğrenilmesinden başlatmış ve sürenin geçtiğini kabul etmiştir. Fakat bu kabul,

kötü muameleye maruz kalmama hakkı dolayısıyla devletin etkili soruşturma

yükümlülüğü kapsamında kanun koyucunun 5271 sayılı CMK hükümlerinde öngördüğü

hukuk düzenini ve kanun yolunu gözardı etmek anlamına

gelmektedir.

8. Şöyleki, 4483 sayılı Kanunun 9.

maddesinde, yetkili merciin soruşturma izni vermeme kararı üzerine yerine göre

Danıştay veya bölge idare mahkemesine itiraz edilebileceği ve itiraz üzerine

verilen kararın kesin olduğu belirtilmektedir.Belirtelim

ki, bu kural uyarınca söz konusu olan kesinlik, izin vermeme işlemiyle ilgili

ve suçun 4483 sayılı Kanuna ve izne tabi bir suç olmasıyla sınırlıdır. İzne

tabi olmayan bir suç hakkında izin süreci işletilerek soruşturma izninin

verilmemesi kararıyla sonuçlandırılıp kesinleştirilmesi, Cumhuriyet savcısının

soruşturma yapma ve dava açmasına engel oluşturmamaktadır. Örneğin Yargıtay’ca,

köy muhtarının seçim suçuyla ilgili olarak idari merci’in

soruşturma izni vermeme kararı kesinleştiği halde, 298 sayılı Kanunun 138.

maddesi uyarınca fiilin izne tabi olmaması nedeniyle savcılığın doğrudan dava

açabileceği belirtilerek, iznin verilmemesine bağlı kovuşturma şartının yokluğu

nedeniyle davanın reddine ilişkin yerel mahkeme kararının bozulmasına

hükmedilmiştir; Y.4.CD. 2.12.2008, 2007/5080 – 2008/21521. Ticaret sicil memuru

sanıklar hakkında benzer bir örnek için bkz. Y.5.CD’nin 25.1.2017 tarihli ve

2016/6338 E. - 2016/6338 K. sayılı kararı.Bu

nedenledir ki soruşturma izni verilmediği durumda dahi CMK hükümlerinde C.

Savcısına bu konuda bir karar vermesi ve verilecek kararın da itiraz yoluyla

denetlenmesi (m. 172-173) sistemi öngörülmüştür.

9. Çoğunluk gerekçesinde belirtilen yorum, 5271 sayılı Kanun

hükümleri ve uygulamasıyla çelişmektedir. Yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı

CMUK döneminde aksini öngören bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle ‘memur

soruşturması’ tümüyle 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yürütülmekte ve

bunun için C. Savcılığına şikayette bulunulması dahi gerekmemekte, soruşturma

izni verilmediğinde de ‘soruşturmanın’ başlamamış olduğu kabul edilerek, C.

Savcısının ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı veremeyeceği ve yalnızca

‘incelemeye yer olmadığı’ kararı verebileceği kabul edilmekteydi. Böylece anılan

karara karşı kanun yoluna da gidilemiyordu.

10. Buna karşın 5271 sayılı CMK’nın

158/4. maddesinde ilk kez yapılan düzenleme ile; “Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia

edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar ve

şikayet gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.”

hükmü yer almıştır. Bu yükümlülüğün yaptırımı TCK’nın “kamu görevlisinin suçu

bildirmemesi” başlıklı 279. maddesinde düzenlenmiştir. Bir suç ihbarını alan C.

Savcısı, soruşturma izne tabi olsa dahi “ivedilikle toplanması gerekli ve

kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespit” ettikten sonra yetkili merciden

izin ister (4483/m.4/1). Böylece, izne tabi olsa dahi soruşturmayı başlatma,

fiili niteleme ve yapılmasında zorunluluk bulunan acil soruşturma tedbirlerini

aldıktan sonra yetkili idari merciden izin isteme (ve idari ön inceleme

sürecini başlatma) yetkisi C. savcısına verilmiştir. Bununla paralel olarak CMK’nın 172/1. maddesinde ise “Cumhuriyet savcısı soruşturma evresi sonunda …kovuşturma

olanağının bulunmaması hallerinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verir.

Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş

şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”

hükmü düzenlenmiştir. Soruşturma izni verilmemesi, kovuşturma olanağını ortadan

kaldırdığı için, anılan hüküm uyarınca C. Savcısınca kovuşturmaya yer olmadığı

kararı vermesi gerekmektedir (bu konuda bkz. Mustafa Artuç,

Ceza Hukukunda Kamu Görevlisi ve Özel Soruşturma Usulleri, 4.B. Ankara 2016, s.

666).

11. Cumhuriyet savcısının kovuşturmama kararına karşı da CMK’nın 173. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün

içerisinde sulh ceza hakimliğine itiraz yolu bulunmaktadır. Dolayısıyla bu

karar tebliği zorunlu kararlardandır. Şu halde mevcut yasal hükümlere göre,

izni gerektiren bir suçta dahi soruşturma konusunda C. Savcısı baştan sona

kadar yetkilidir. Soruşturma izni verilmese ve bu durum bölge idare mahkemesi

kararı ile kesinleşse dahi, sonradan (idarenin ön inceleme dosyasındakiler de

dahil) elde edilen delillere göre fiilin izni gerektirmeyen bir suç olduğu

görüşünde ise soruşturmayı tamamlayıp kamu davası açması mümkündür. C. Savcısı,

fiilin yine izne tabi bulunduğu görüşünde ise bu kez CMK’nın

172/1. maddesi gereği dava şartı olan izin koşulunun ve dolayısıyla kovuşturma

olanağının bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermelidir.

Fakat aksi görüşte olan mağdurun bu karara karşı itiraz yoluna başvurması

mümkündür. Böylece kanun koyucu tarafından kovuşturmama kararının itiraz mercii

tarafından incelenerek ‘etkili soruşturma yükümlülüğüne’ riayetin denetlenmesi

istenilmiştir. İtiraz üzerine konuyu inceleyen mahkeme, suçun izne tabi olup

olmadığını denetleyecektir. Çünkü izin verilmeme kararının hukuken kesinliği,

suçun gerçekten izne tabi olması durumunda geçerlidir. İsnat edilen suç izne

tabi değilse, merci tarafından kovuşturmama kararı kaldırılarak soruşturmanın

sürdürülmesi sağlanabilecektir. Dolayısıyla bireysel başvuru süresi bakımından idare

mahkemesi kararının kesinleşmesinin değil, kanunda öngörülen itiraz kanun yolunun dikkate alınması

gerekir. Tersi yöndeki yorum ile iç hukukta tanınmış olan olağan yasa yolu gözardı

edilmiş olacağı gibi, Kanunda etkili denetim amacıyla kurulmuş olan hukuk

düzeni de bozulmuş olacaktır.

12. Nitekim çoğunluk

gerekçesinde dayanak gösterilen 2006 tarihli kararın aksine, kamu görevlisi

hekimin taksirle ölüme neden olma fiili hakkında 4483 sayılı Kanun kapsamında

soruşturma izni verilmemesi ve itirazın da bölge idare mahkemesince reddi

nedeniyle C. Başsavcılığınca “işlem yapılmasına yer olmadığı” kararı verilmesi üzerineYargıtay 4. Ceza Dairesinin 16.6.2010 tarihli ve

2010/12165 E. – 2010/11886 K. sayılı kararında; “yetkili idari makamca

soruşturma izni verilmemesi durumunda soruşturma ve kovuşturma şartı

niteliğindeki iznin bulunmaması dolayısıyla ve 5271 sayılı CYY’nın

172/1. maddesi gereği ‘kovuşturma olanağının bulunmaması’ nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesinin

yasal zorunluluk olduğu…” değerlendirmeleri yapılmıştır. Yargıtay 4. Ceza

Dairesinin 4.11.2009 tarihli ve 2009-23011/18510 E/K sayılı; 20.5.2009 tarihli

ve 2009-11694/9717 E/K sayılı ve 1.5.2007 tarihli ve 2007- 3609/4141 E/K sayılı

kararlarında da aynı görüş açıklanmıştır. Böylece Yargıtay da 5271 sayılı CMK

hükümlerinden sonra izin verilmese dahi C. Savcısının CMK sistemine uygun

biçimde kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermesi ve bu kararın da aynı Kanunun

173. maddesinde yazılı itiraz kanun yolu denetimine tabi kılınması gerektiği

görüşündedir.

13. Bu konuda bir örnek

vermek yararlı olabilir. Yargıtay kararına konu olan bir olayda trafik denetimi

yapan polis memurlarının, motorsiklet kullanan

yakınanı yaraladığı ve hakaretettiği iddiaları ve

şikayeti üzerine Silivri Kaymakamlığının soruşturmaya izin verilmemesi kararı

itiraz edilmeden kesinleşmiş, Silivri C. Başsavcılığı da bu sebeple

kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiş, Eyüp 3. Ağır Ceza Mahkemesi de

soruşturma izni verilmediği gerekçesiyle yakınanın itirazını reddetmiştir. Adalet

Bakanlığının Kanun yararına bozma isteği ile konuyu Eyüp 3. ACM kararı

üzerinden inceleyen Yargıtay Dairesi, hakaret ve yaralama fiillerinin görev

sırasında işlense dahi görev sebebiyle işlenemeyeceğini, bu nedenle 4483 sayılı

Kanuna ve dolayısıyla soruşturma iznine tabi bulunmadığını belirterek,

yakınanın itirazını kabul yerine reddeden anılan mahkeme kararının bozulmasına

karar vermiştir; Y. 4.CD. 4.12.2007, 2007- 8658/10300. Yargıtay 5. Ceza Dairesi

de bir kararında, 4483 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca ‘işleme konulmama’

kararı verilse dahi anılan kararın, "kovuşturmaya yer olmadığı"

kararının hüküm ve sonuçlarını doğurması nedeniyle CMK’nın

172, 173. maddeleri kapsamında itiraz yasa yoluna tabi bulunacağını ifade

etmiştir; 5.CD. 6.12.2016, 2016- 4910/9492 E/K.

14. Üçüncü hususa gelince, çoğunluk görüşünün CMK’daki itiraz yolunun bireysel başvuru bakımından etkili yol bulunmadığı gerekçesinden

hareketle benimsendiği savunulabilir. Fakat Anayasanın 148/3. maddesinde

başvuru için “olağan kanun yollarının tüketilmesi” şartı getirilmesi

karşısında, AYM tarafından bu yönde bir veri bulunmadan ve başvuranın iradesine

aykırı şekilde iç hukukta tanınan olağan bir kanun yolunun etkili bulunmadığı

tespiti yapılamamalıdır. Örneğin Anayasa Mahkemesince, hukuk davalarında

temyizden sonra geçerli olan karar düzeltme yolunun etkili olacağı düşüncesinde

olan başvuranların anılan yola müracaat etmeleri durumunda 30 günlük başvuru

süresi, karar düzeltme istemi sonunda verilecek kararın öğrenilmesinden

itibaren başlatılmaktadır. Tersi durumda, yani başvuran karar düzeltme yolunu

etkisiz gördüğü için bu yola gitmemiş ve temyiz yolu sonunda verilen nihai

karara karşı bireysel başvuruda bulunmuşsa, başvuru süresi temyiz sonucunda

verilen nihai kararın öğrenilmesinden başlatılmaktadır. Nitekim incelenen

dosyada C. Başsavcılığının, aslında kovuşturmaya yer olmadığı kararı

niteliğindeki ‘incelemeye yer olmadığı kararı’ hakkında başvuran, mahkemeye

itirazda bulunmuş olup, merciin itirazı reddeden kararının tebliğ tarihine göre

başvuru süresi geçmemiştir. Diğer yandan Mahkememizin süre başlangıcını öne

alan yorumu, mevcut hukuk kurallarına göre C. Başsavcılığının kararının

tebliğini veya itiraz sonucunu bekleyen başvurucuları da yanıltıcı bir işlev

görmektedir.

15. Diğer taraftan

Mahkememiz Birinci Bölümünün daha önceki bir kararına konu (B. No: 2014/5310,

21.2.2018, par. 49-51) olayda şehirlerarası yolda otomobille seyahat eden

başvurucunun polis memurlarınca şüphe ile durdurulup aranması vesilesiyle

kanunsuz güç kullanıldığı iddiasını soruşturan savcılık tarafından önce idari

merciden soruşturma izni istenmiş, izin verilmemesi nedeniyle başvuranın

yaptığı itirazı da bölge idare mahkemesince reddedilmesine karşın, C. Savcısı

bireysel başvurudan sonra iddiaya konu eylemin adli görev kapsamında olduğu ve

izne bağlı bulunmadığı düşüncesiyle soruşturmayı tamamlayarak kovuşturmaya yer

olmadığı kararı vermiştir. Mahkememiz bu olayda; başvuranın sözü edilen

kovuşturmama kararına itiraz etmemesi nedeniyle başvurusunun “başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna” karar vermiştir. Başka bir

anlatımla anılan kararda CMK’nın 173. maddesindeki

itiraz yolunun ‘tüketilmesi gereken etkili yol’ olduğu kabul edilmiştir.

16. Açıklanan hukuki nedenlerle, başvuru süresinin geçmediği

düşüncesinde olduğumdan, çoğunluğun süre aşımı nedeniyle başvurunun kabul

edilemezliğine ilişkin görüşüne katılamamaktayım.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Melek KARALİ

SAUNDERS

Başvurucu

:

Semiha

USLUDURAN

Vekili

:

Av. Hasan

Hüseyin EVİN

Üye

Hasan Tahsin GÖKCAN