Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2021/5183 E. K.

AYM 18.02.2026 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

CEM ALTINEL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/5183)

Karar Tarihi: 18/2/2026

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

Cem ALTINEL

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, memnu hakların iadesine ilişkin yapılan yargılamada davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, kararda geçen ibare nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu, Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 13/11/2013 tarihli kararıyla resmî belgede sahtecilik suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 14/10/2015 tarihli kararıyla Mahkeme kararı onanmıştır. Verilen ceza 14/12/2017 tarihi itibarıyla yerine getirilmiştir.

3. Başvurucu 15/12/2020 tarihinde Mahkemeye başvurarak memnu hakların iadesi talebinde bulunmuştur.

4. Mahkemece 28/12/2020 tarihinde talebi reddedilmiştir. Kararda, başvurucunun adli sicil kaydının incelenmesi neticesinde Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesinden ve Ankara 36. Asliye Ceza Mahkemesinden aldığı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ilişkin kararlar bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kayıtlarının incelenmesi sonucu başvurucu hakkında birçok ceza dava dosyasının bulunduğu ifade edilmiştir. Bu ceza dosyalarından en son Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesinde 2018/695 ve Didim Asliye Ceza Mahkemesindeki 2020/39 numaralı dosyaların mevcudiyeti ile bu dosyaların hâlen açık olduğunun görüldüğü vurgulanmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun iyi hâlli olmadığına ve dolayısıyla 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu'nun 13/A maddesinde yer alan kümülatif şartlardan olan hayatını iyi hâlli sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması şartını gerçekleştirmediği sonucuna varılmıştır.

5. Başvurucu, karara karşı 5/1/2021 tarihinde itiraz etmiştir.

6. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) 8/1/2021 tarihinde itiraz reddedilmiştir. Kararda sabıka kaydı ve UYAP'ta yer alan diğer kayıtlar incelendiğinde bu süre içinde başvurucunun suç işlediğinin açık olduğu, yalnız HAGB uygulandığı belirtilmiştir. Mahkemenin iyi hâl konusunda olumsuz görüşe varmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

7. Başvurucu, nihai kararı 28/1/2021 tarihinde öğrendikten sonra 15/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

8. Ankara 36. Asliye Ceza Mahkemesi 14/10/2015 tarihinde başvurucuyu kasten yaralama suçundan adli para cezası ile cezalandırmış ve HAGB'ye karar vermiştir. Kararda olay tarihinde tarafların müştekinin taşeron olarak sanığa iş yapması nedeniyle alacağının bulunduğu gerekçesiyle tartışma yaşadıkları belirtilmiştir. Tartışma esnasında sanığın müştekiye eli ile vurmak suretiyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaraladığının sabit olduğu ifade edilmiştir. Sanığın sabıkasız oluşu ve bir daha suç işlemekten çekineceğine dair vicdani kanaat hasıl olduğundan hakkında HAGB'ye karar vermek gerektiği sonucuna varılmıştır. Karara karşı itiraz edilmemesi nedeniyle 3/12/2015 tarihinde karar kesinleşmiştir.

9. Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesince 7/5/2019 tarihinde başvurucu 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'na aykırılık suçundan 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmış, hapis cezası adli para cezasına çevrilmiş ve HAGB'ye karar verilmiştir. Kararda başvurucunun kooperatif yönetim kurulu üyesi olduğu ve 2015 yılına ilişkin genel kurul toplantısının zamanında yapılmaması nedeniyle müsnet suçu işlediği belirtilmiştir. Sanığın ertelemeye engel sabıkasının bulunmaması, geçmiş hâli, kişilik özelliği ve eylemden giderilecek somut zarar bulunmayışı gözönüne alınarak gelecekte bir daha suç işlemeyeceğine dair vicdani kanaat hasıl olduğundan hakkında HAGB'ye karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Karara karşı itiraz edilmemesi nedeniyle 22/5/2019 tarihinde karar kesinleşmiştir.

10. Başvurucunun 31/7/2025 tarihinde memnu haklarının iadesine karar verilmiş, bu karar 16/9/2025 tarihinde kesinleşmiştir.

11. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

12. Başvurucu, memnu hakların iadesi talebinin Mahkeme ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeterli araştırma yapılmaksızın maddi hata içeren şekilde reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurunun değerlendirilmesi esnasında Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının göz önüne alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

14. Başvuru, gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

16. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800 , 18/6/2014, §§ 31, 34).

17. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995 , 20/2/2014, § 51).

18. Somut olayda başvurucunun memnu haklarının iade edilmemesinin sebepleri hakkında derdest ceza yargılamalarının bulunması ile verilen HAGB kararlarıdır. Mahkeme kararında bu olgu aktarılmakla birlikte herhangi bir şekilde değerlendirilmemiştir. Mahkeme sadece ceza yargılamaları ile HAGB'ye dair bilgi vermiştir. Ancak bu husus yeterli olmayıp ceza yargılamalarına konu olay ve olguların da Mahkeme tarafından irdelenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda olayın meydana geliş şekli, fiilin özelliği, ağırlığı gibi olaya özgü durumlar değerlendirilerek karar sonucuna ulaşılma nedeni, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulmalıdır (benzer yönde bkz. Diren Taş [1. B.], B. No: 2019/38230 , 24/1/2024, § 34).

19. Ceza yargılamalarında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin memnu hakların iadesi talebine olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmamaktadır. Mahkeme tarafından ceza yargılamalarında yer alan verilerin memnu hakların iadesine olan olumsuz etkisinin ortaya konulması gerekmektedir. Olaya bakıldığında ise Mahkeme tarafından HAGB kararları ile derdest ceza yargılamaları esas alınmakla birlikte ceza yargılamalarında yer alan olguların etkisi irdelenmemiştir. Mahkeme ceza yargılamalarında yer alan bilgi ve belgeleri değerlendirmemiştir ( Diren Taş , § 35).

20. Kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu mercince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu merci tarafından gerekçeli bir şekilde karşılanması gerekir. İncelenen olayda Mahkeme kararının yukarıda belirtilen bağlamda bir gerekçe içermediği, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ise bu karara atıf yapılarak herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır ( Diren Taş , § 36).

21. Sonuç olarak başvurucu hakkında elde edilen verilerin ışığında memnu hakların neden iade edilmemesi gerektiği hususunun yargılama mercilerinin gerekçelerinde yer almadığı görülmektedir. Yargılama mercileri başvurucu hakkında elde edilen bilgileri herhangi bir şekilde değerlendirmediğinden başvurucunun memnu hakların iade edilmesi gerektiğine ilişkin iddiaları yeterli bir şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır.

22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

23. Başvurucu tarafından eşitlik ilkesinin, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ileri sürüldüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasının gerek olmadığı değerlendirilmiştir.

B . Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu, hakkında verilmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmamasına rağmen Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kendisinin suçlu olarak kabul edilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

25. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin Atilla Yazar ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/1635 , 5/7/2022) kararında başvuruya konu yargılamalarda 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun HAGB'ye ilişkin 231. maddesini uygularken mahkemelerce izlenen usul ve yöntemin silahların eşitliği ilkesinin gereklerine uygun olmadığını, iddia karşısında savunma makamının sahip olduğu güvenceleri yeterince koruyamadığını ve onu dezavantajlı hâle getirdiği sonucuna varıldığını belirtmiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin 20/7/2022 tarihli ve E.2021/121, K.2022/88 sayılı norm denetimi kararıyla, HAGB kararlarına karşı itiraz yolunu düzenleyen 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (12) numaralı fıkrasının Anayasa'nın yetkili makama başvuru hakkını düzenleyen 40. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline ancak kararın dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiğini ifade etmiştir. 2/3/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen ve 12/3/2024 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan 7499 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) ila (14) numaralı fıkralarının değiştirildiği bilgisine yer verilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

27. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133 , K.2013/169, 26/12/2013). Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Anılan karineye göre hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez; suçlu muamelesine tabi tutulamaz ( Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665 , 13/6/2013, § 26).

28. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır ( Galip Şahin [1. B.], B. No: 2015/6075 , 11/6/2018, § 38). Güvencenin birinci yönü kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlal edilmesi söz konusu olabilir ( Galip Şahin , § 39). Masumiyet karinesinin ikinci yönü ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir ( Galip Şahin , § 40).

29. HAGB, erteleme ve kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar gibi hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından biridir. Hâkim, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmakla beraber hükmü açıklamamakta ve sanığı belirli bir süre denetim altında tutmaktadır. Sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve mahkemece öngörülen denetimli serbestlik tedbirine uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmaktadır ( Enez Ersöz [1. B.], B. No: 2018/19673 , 31/3/2022, § 35). Hüküm, açıklanması hâlinde kanun yolu denetimine tabi olacağından mahkemenin sanığın suçlu olduğuna dair söz konusu kanaatinin kanun yolu mercilerinde bozulması ve buna bağlı olarak kişinin isnat edilen suçtan beraat etmesinin de mümkün olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle denetim sürecinde kişinin suçluluğunun sabit olmadığı, dolayısıyla suçlu sayılamayacağı, masum olduğu açıktır ( Enez Ersöz , § 36).

30. Diğer taraftan idari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve HAGB'ye dair karardan söz edilmesi masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden bahsedebilmek için yeterli değildir. Bu kapsamdaki değerlendirmede kararın gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran HAGB'ye karar verilen fiillere dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir ( Hüseyin Şahin [GK], B. No: 2013/1728 , 12/11/2014, § 40).

31. Başvurucunun masumiyeti devam ettiğinden anılan ceza davasından sonraki süreçte idari ve yargısal makamların başvurucunun masumiyetine halel veren yaklaşım sergileyip sergilemedikleri, bir başka deyişle masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin ikinci yönünün ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi gerekir. Bu bağlamda yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği incelenirken yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği, ceza yargılaması kararlarını sorgulayıp sorgulamadığı ve münhasıran ceza yargılaması sonucunda verilen hükümlere dayanıp dayanmadığı değerlendirilmelidir.

32. Ağır Ceza Mahkemesi gerekçesinde, başvurucunun suç işlediğinin açık olduğunu yalnızca HAGB uygulandığını belirterek bir yandan kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamalarında verilen kararlara dayanmış bir yandan da kullanılan ifadelerde başvurucunun üzerine atılı suçları işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu durumda verilen HAGB kararları anlamsız hâle gelmiş ve başvurucunun masumiyetine gölge düşürülmüştür.

33. Sonuç olarak Ağır Ceza Mahkemesi kararının gerekçesinde kullanılan ifadeler ve açıklanması ertelenen hükümlere dayanılması nedeniyle başvurucunun ceza yargılanmasına konu eylemleri işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı anlaşılmıştır.

34. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

35. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

36. Anayasa Mahkemesince gerekçeli karar hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. İhlalin nedeni ise başvurucunun memnu haklarının iadesi talebinin yargılama mercilerince reddedilmesine dair verilen kararlarda yer alan gerekçe ve kullanılan ifadelerden kaynaklanmaktadır. Ancak bireysel başvuru sonrasında başvurucunun memnu haklarının iadesine karar verilmiştir. Hâl böyle olunca ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Dolayısıyla olayda yeniden yargılama yapılması ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte bir yol olarak kabul edilemeyeceğinden başvurucu lehine uygun bir tazminata hükmedilmesi yeterli bir giderim sağlayacaktır.

37. Bu itibarla gerekçeli karar hakkının ve masumiyet karinesinin ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 487,60 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2013/304, K.2013/371), Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesine (2021/5 D.İş) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.