Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2015/15983 E. K.

AYM 2019-02-06 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

NASRULLAH KURAN BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2015/15983)

Karar Tarihi: 6/2/2019

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURU KONUSU

1. Başvuru, telefonla görüşme hakkının kullandırılmaması

nedeniyle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/9/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda (İnfaz Kurumu) devletin egemenliği

altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışma ve

kamu görevlisine hakaret ve silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçlarından

hükümlü olarak bulunmaktadır.

8. İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulunun (Kurul) 29/6/2015

tarihli kararıyla başvurucunun telefonla görüşmesi yasaklanmıştır. Kararın

gerekçesinde, başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan Ceza İnfaz Kurumunda

bulunduğu ve tehlikeli hükümlüler sınıfında sayılması gerektiği belirtilmiştir.

Ayrıca başvurucunun aynı örgüte mensup hükümlülerle ve Abdullah Öcalan ilehaftada üç kez toplantılara katıldığı, bu toplantılarda

Abdullah Öcalan'ın verdiği talimat niteliğini taşıyan mesajların Ceza İnfaz

Kurumu dışında bulunan örgüt mensuplarına telefon, mektup ve faks yolu ile

ulaştırılmaya çalışıldığının anlaşıldığı, bunun engellenmesi amacıyla telefonla

görüşmesinin ikinci bir değerlendirilmeye kadar kısıtlanarak yaptırılmamasına

karar verildiği ifade edilmiştir.

9. Başvurucunun anılan karara karşı itirazı, Bursa 1. İnfaz

Hâkimliğinin (İnfaz Hâkimliği) 30/7/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

Kararda, öncelikle Kurul kararına kadar ankesörlü telefonun bozuk olması ve

hükümlünün belgelerinin eksik olması nedenleriyle telefonla görüşme

yapılamadığı belirtilmiştir. Öte yandan ilgili mevzuata göre başvurucunun,

infaz edilen mahkûmiyet kararının niteliğine göre tehlikeli hükümlüler

sınıfında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilerek Kurul kararının usul ve

yasaya uygun olduğu sonucuna varılmıştır.

10. Başvurucunun itirazı Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

21/8/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Gerekçede, İnfaz Hâkimliği

kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmiştir.

11. Nihai karar 27/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

12. Başvurucu 21/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

13. İnfaz Kurumunun gönderdiği belgelerde; başvurucunun

24/12/2015 tarihinde başka bir ceza infaz kurumuna sevk edildiği, 29/6/2015

tarihli Kurul kararının başvurucunun bu İnfaz Kurumunda kaldığı altı aylık süre

boyunca uygulandığı, hükümlünün PKK terör örgütünün faaliyetleriyle ilgili

tutumunda ve konuşmalarında değişiklik olmadığı gözlemlendiğinden yeniden bir

değerlendirme yapılmadığı ve belirtilen süre boyunca telefon görüşmesinin

tamamen yasaklanarak görüşme yaptırılmadığı belirtilmiştir.

14. İnfaz Kurumu, hükümlülerin sohbet toplantılarında örgütsel

faaliyetlere yönelik konuşmalar yapıldığı konusunda infaz koruma memurları

tarafından düzenlenen beş tutanak göndermiştir. Ayrıca UYAP üzerinden yapılan

araştırmada İnfaz Kurumunun ilgili Kurul kararına itirazın değerlendirilmesi

kapsamında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına tutanak ve mektup örnekleri

gönderdiği anlaşılmıştır. 29/4/2015 tarihli tutanakta Abdullah Öcalan'ın diğer

hükümlülere hitaben konuşurken güncel olaylarla ilgili görüşlerinin örgüt üyelerine

ulaştırılması yönünde talimat verdiği ve bir hükümlü tarafından gönderilen

30/4/2015 tarihli mektupta da anılan

talimatın yerine getirildiği hususlarının tespit edildiği görülmüştür.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

15. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Hükümlünün

telefon ile haberleşme hakkı" kenar başlıklı 66. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Kapalı ceza infaz kurumlarındaki

hükümlüler, tüzükte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki

ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir

ve kayıt altına alınır. Bu hak, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu

hükümlüler bakımından kısıtlanabilir."

16. 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzük'ün (Tüzük) "İdare ve gözlem kurulunun görev ve

yetkileri" kenar başlıklı 40. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (g) bendi şöyledir:

"g) Tehlikeli hâli bulunan ya da örgüt

mensubu olan hükümlülerle ilgili olarak, telefon görüşmeleri ile radyo,

televizyon yayınları ve internet olanaklarından yararlanma hakkının

kısıtlanmasına karar vermek,"

17. Tüzük'ün "Telefonla görüşme hakkı" kenar

başlıklı 88. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(2) Telefonla görüşmeleri aşağıda

belirtilen esaslara göre yapılır:

a) Hükümlüler, haberleşme

veya iletişim araçlarından yoksun bırakılma veya kısıtlama cezası ile hücreye

koyma cezasının infazı sırasında olmamak koşuluyla, idarenin kontrolünde

bulunan ve kurumun uygun yerlerine yerleştirilen telefonlardan yararlandırılır,

...

g) Hükümlünün, kurumun güvenliğini tehlikeye

düşüren, suç oluşturan veya bir suça azmettirme ya da yardım etme sonucunu

doğurabilecek konuşmalarda bulunduğu dinleme sırasında belirlendiğinde, görüşme

derhâl kesilir. Bu hâlde hükümlü hakkında adlî veya idarî soruşturmaya esas

olacak işlemler kurum en üst amiri tarafından yapılır,

h) Suç işlemek amacıyla kurulan silâhlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu

konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya

mesaj veren hükümlülere idare ve gözlem kurulu kararıyla telefon görüşmesi

hiçbir şekilde yaptırılmaz,

ı) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan

hükümlüler, idare ve gözlem kurulunun uygun gördüğü hâllerde ve onbeş günde bir olmak üzere eşi, altsoy ve üstsoyu,

kardeşleri ve vasisi ile on dakikayı geçmemek üzere görüşebilir,

..."

B. Uluslararası Hukuk

18. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar

başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"(1) Herkes .... yazışmasına

saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu

hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."

19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), haberleşme

hürriyetine yapılan müdahalelerin demokratik toplumda zorunluluk teşkil

etmesine ilişkin kriteri incelediği kararlarda öncelikle ceza infaz

kurumlarında bulunan kimselerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı

başına Sözleşme'nin ihlaline sebebiyet vermeyeceğini, keza ceza infaz kurumunun

olağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın

gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri

Özen/Türkiye, B.No:15672/08…11/1/2011, § 51;Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.

No: 5947/72, 6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983, §

98).

20.AİHM kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahale

öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan

mevzuatın ulaşılabilir, yeterince

açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından öngörülebilir olması gerekir. İkinci

olarak söz konusu sınırlandırma meşru bir

amaca dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda

gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver ve

diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 85-90; Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71, 6/9/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88,

25/3/1992, § 34).

21. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik

Krallık, § 97).

22.AİHM'e göre hükümlü ve tutuklu olanlar Sözleşme kapsamında

kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No:

74025/01, 6/10/2005, § 69).

23. AİHM, ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonucu

olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi güvenliğin ve düzenin

korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda,

mahkûmların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebileceğini kabul etmiştir.

Ancak bu durumda dahi hükümlü ve tutukluların haklarına yönelik herhangi bir

sınırlama makul ve ölçülü olmalıdır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 99-105).

24. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa

Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 sayılı tavsiye kararlarının hükümlü ve tutukluların

dış dünya ile ilişkilerine dair kısmı şöyledir:

"Dış Dünya ile İlişki

24.1. Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta

mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle

ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin

mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmelidir.

24.2 Devam etmekte olan bir ceza soruşturması,

emniyet, güvenlik ve düzeninin muhafaza edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve

suç mağdurunun korunması için gerekli görülmesi halinde, haberleşme ve

ziyaretlere kısıtlamalar konabilir ve izlenebilir. Ancak adli bir merci

tarafından konulan özel kısıtlamalar da dahil olmak üzere, bu tür kısıtlamalar

yine de kabul edilebilir asgari bir iletişime izin vermelidir.

24.3. Ulusal hukuk, mahpuslarla iletişim

kurması kısıtlanamayacak olan ulusal ve uluslararası kuruluşları

belirlemelidir,

24.5. Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla

yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun

için onlara uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar ..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 6/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

26. Başvurucu; İnfaz Kurumuna nakledildiği günden itibaren

telefonla görüşme hakkının kullandırılmadığını, ailesi dâhil kimse ile

görüşemediğini, İnfaz Kurumunda dışarıyla iletişimin tamamen kısıtlanarak

tecrit uygulandığını, Kurul kararının önyargıya dayalı ve keyfî olduğunu

belirtmiştir. Başvurucu, talimatların telefonla aktarılmaya çalışılması gibi

gerçeği yansıtmayan, somut hiçbir delili olmayan iddialarla telefonla

görüşmesinin engellendiğini, iddialar ile ilgili bir yargılama yapılmadığını da

ifade etmiştir. Ayrıca kendisiyle aynı durumda olanlardan farklı bir muameleye

maruz kaldığını, telefon görüşmelerinin İnfaz Kurumu tarafından dinlenildiği de

gözetildiğinde yakınlarıyla telefonla görüşmesinin yasaklanmasının hukuka

aykırı ve ölçüsüz olduğunu ifade eden başvurucu bu nedenlerle eşitlik

ilkesinin, özel ve aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme ve ifade

hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Bakanlık görüş yazısında; ilgili mevzuata atıf yapıldıktan

sonra başvurucunun ailesi ve avukatıyla görüşemediğine dair iddia yönünden

öncelikle İnfaz Hâkimliğinebaşvurulması gerektiği,

ancak başvurucunun bu yönde bir girişiminin olmadığı belirtilmiştir. Abdullah

Öcalan'ın talimatlarının örgüt üyelerine ulaştırılmaya çalışıldığına dair

tutanaklar hatırlatılarak Kurul kararı ile yargı kararlarının tespit ve

sonuçlarının yasanın uygulanması niteliğinde olduğu ve Anayasa'da yer alan hak

ve özgürlüklerin ihlal edilmediği vurgulanan Bakanlık görüşünde özel ve aile

hayatına saygı hakkının ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal

sonuçları ile ceza infaz kurumunun düzeni, güvenliği, suçun önlenmesi meşru

amacı temelindeki kamu yararı arasındaki denge gözetilerek sınırlandırıldığı

ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

28. Başvurunun değerlendirilmesinde dikkate alınacak Anayasa’nın "Haberleşme hürriyeti" kenar

başlıklı 22. maddesi şöyledir:

"Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli

hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz

saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir."

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki nitelendirmesini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özünün telefonla

görüşme hakkının kısıtlanmasına yönelik olması nedeniyle başvuru haberleşme

hürriyeti kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

31. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.

Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte

haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru birtakım sınırlamalara

tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 50).

32. Somut olayda başvurucunun telefonla haberleşme hakkının

Kurul kararıyla kullandırılmamasının haberleşme hürriyetine müdahale

oluşturduğu sonucuna varılmaktadır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

33. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel

hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,

...demokratik toplum düzeninin gereklerine... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

34. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme özgürlüğüne

sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır.

Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesini

isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra içeriği ve biçimi ne olursa olsun

haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır. Haberleşme bağlamında

bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve görsel iletişime konu

olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir. Posta, elektronik posta,

telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan haberleşme faaliyetlerinin

haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği kapsamında değerlendirilmesi

gerekir (Mehmet Koray Eryaşa,

§ 49).

35. Anayasa'nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve tutukluların

haberleşme hürriyeti ve aile hayatına saygı hakkının sınırlanması, hukuka uygun

olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Öte

yandan hükümlü ve tutukluların aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı, ceza

infaz kurumu idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını

devam ettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır (Mehmet Zahit Şahin, B. No: 2013/4708,

20/4/2016, § 36).

36. Bununla beraber bu yükümlülük yerine getirilirken ceza infaz

kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal sonuçlarının gözetilmesi

gerekmektedir. Bu bağlamda kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi ile aile

hayatına saygı hakkı ve haberleşme hürriyeti arasında adil bir denge

sağlanmalıdır. Ancak ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal sonucu olarak

idarenin müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir

(Mehmet Koray Eryaşa,

§ 89).

37. Bu bağlamda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 22. maddesini ihlal

edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve

somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma,

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

38. Haberleşme hürriyetinin düzenlendiği Anayasa'nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında, söz konusu sınırlama sebeplerine bağlı kalınarak yapılacak

sınırlamanın ancak usulüne uygun olarak verilecek hâkim kararıyla mümkün

olabileceği belirtildikten sonra üçüncü fıkrasında "İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda

belirtilir" denilerek bu kuralın da mutlak olmadığı ve bu

kurala bazı kurumlar yönünden kanunla sınırlamalar getirilebileceği açıkça

düzenlenmiştir (AYM, E.2014/122, K.2015/123, 30/12/2015, § 71). Ceza infaz

kurumları, Anayasa'nın 22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında istisnaların

uygulanacağı kamu kurumlarındandır (Mehmet

Koray Eryaşa, §§ 74-76).

39. Bu bağlamda, başvurucunun telefonla haberleşme hakkına

yönelik kısıtlamanın, 5275 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (1) numaralı fıkrası

ile Tüzük'ün 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(g) bendi ve 88. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g), (h), (ı) bentlerinde

tanımlanan yetkiye ve belirlenen hükümlere dayanılarak yapıldığı, bu

düzenlemelerin kanunla sınırlama

koşulunu karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

40.Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir (Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015,

§ 47).

41. Haberleşme hürriyetine müdahalenin terör örgütü üyelerinin

haberleşmesi ve örgüt faaliyetlerine ilişkin talimatların terörörgütü

üyelerine aktarılmasını önlemek amacıyla yapıldığı gözetildiğinde, kamu

düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi kapsamında

telefonla görüşme hakkının sınırlandırılması şeklindeki uygulamanın meşru amaç

taşıma koşulunu karşıladığı değerlendirilmiştir.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(1)Genel İlkeler

42. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır ki bu başlık

altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere

başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden

bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama biçiminde

iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün

parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat Üstündağ, B.

No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

43. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile

başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret

etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ,§

48)

44. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında

hukuka uygun olarak bir mahkûmiyet kararına

bağlı olarak tutma olarak değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı dışında (İbrahim Uysal,

B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak alanı

kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahiptir.

Bununla birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun

önlenmesi ve disiplinin temini gibi ceza infaz kurumunda güvenliğin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda

sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan

Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, §

35).

45. Hükümlü ve tutukluların temel haklarına yapılan müdahalelere

gerekçe olarak gösterilebilecek makul nedenlerin somut olayın tüm koşulları

çerçevesinde olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir.

Bunun yanı sıra yapılacak değerlendirmede kişinin itham edildiği suçun ve

tutuklama sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Mehmet Zahit Şahin, § 63).

46. Bu kapsamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan idari makamlar ve derece

mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşme hakkını

kısıtlaması bakımından demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygunluk ve

ölçülülük ilkesine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya

koyup koyamadığı olacaktır (Mehmet Zahit Şahin,

§ 64; Ahmet Temiz, § 68).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

47. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet eylemleri; bölücü amaçları dolayısıyla

anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal

emniyetine yönelik ağır tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak

bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati

sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2)

[GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18).

48. Türkiye 2015 yılı Haziran ayından

itibaren hendek olayları olarak

bilinen terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu kapsamda PKK tarafından Şırnak

il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova

ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit,

Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara

hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar

yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet

sağlanmaya çalışılmıştır. Çok sayıda terörist, halkın bu yerlere giriş ve

çıkışını engellemek istemiş; hendeklerin kapatılması ve barikatların

kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar

yapan güvenlik güçleri ile çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon

ve çatışmalar sırasında yaklaşık iki yüz güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş,

tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§ 28-30).

49. Somut olayda başvurucunun PKK terör örgütü üyesi olduğunun

yargı kararıyla belirlendiği, telefonla görüşme hakkının da hem güvenlik

güçleri hem de sivilleri hedef alan ve hendek

olayları olarak bilinen terör eylemlerinin gerçekleştirildiği

dönemde kısıtlandığı görülmüştür. Bu nedenle başvuruya konu telefonla

haberleşme hakkına yapılan müdahalenin,PKK'nın

silahlı terör örgütü olduğu gerçeği ile hendek

olayları olarak bilinen terör eylemlerinden bağımsız olarak

değerlendirilmesi düşünülemez.

50. Bu kapsamda Kurul ve derece mahkemelerinin kararları

incelendiğinde, başvurucunun terör örgütü yöneticisi hükümlü Abdullah Öcalanile haftada üç gün sohbet toplantılarına katıldığı,

hükümlü Abdullah Öcalan'ın bu toplantılarda terör örgütünün durumu ile ilgili

değerlendirmeler yaparak talimat niteliğinde konuşmalar yaptığı, bu

talimatların terör örgütü üyelerine ulaştırılmasının engellenmesi amacıyla

telefonla görüşme hakkının kısıtlandığı vurgulanmaktadır. UYAP üzerinden

yapılan incelemede İnfaz Kurumunun Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği

28/7/2015 tarihli yazı ekinde, hükümlü Abdullah Öcalan'ın mesajlarının dışarıya

iletilmesi talimatı verdiğine dair 29/4/2015 tarihli tutanağın ve İnfaz

Kurumunda kalan diğer hükümlülerin talimatları iletmek amacıyla yazdıkları faks

ve mektupların sunulduğu görülmüştür. Hükümlü Abdullah Öcalan'ın terör

örgütünün ve örgüt üyelerinin nasıl hareket etmesi gerektiği yönünde talimat

içeren ifadeler kullandığını tespit eden İnfaz Kurumunun ibraz ettiği tutanak

içerikleri de gözönünde bulundurulduğunda

talimatların terör örgütü üyelerine telefon, mektup ve sair yöntemlerle

iletilmesi suretiyle terör örgütünün İnfaz Kurumundan yönetilmeye ve yönlendirilmeyeçalışıldığı yönünde İnfaz Kurumunca ulaşılan

kanaatin temelsiz olmadığı anlaşılmaktadır.

51. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, hendek olayları sürecinde talimat

niteliğindeki mesajların örgüt üyelerine iletildiği tespiti ve gerekçesiyle

başvurucunun telefonla görüşme hakkının kullandırılmamasının kamu düzeninin ve

güvenliğinin sağlanması açısından zorunlu ve gerekli bir tedbir olarak

uygulandığı anlaşılmaktadır. Ceza İnfaz Kurumunda bulunan terör örgütü yönetici

kadrosunun terör örgütünün yönlendirilmesi ve yönetilmesine yönelik

talimatlarının örgüt üyelerine telefon, mektup, faks ve sair yöntemlerle

iletilmesinin engellenmesi amacıyla mevzuat dâhilinde hakların kısıtlanmasının,

terörörgütleri ile mücadele kapsamında kamu düzeni

ile güvenliğinin sağlanması amacına yönelik gerekli ve amacı gerçekleştirmeye

elverişli bir tedbir olmadığı söylenemez. Başvuru konusu olayda silahlı terör

örgütü ile mücadele kapsamında zorunlu olarak uygulanan söz konusu tedbirin

demokratik toplum gereklerine uygun olduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte

müdahalenin ölçülü olup olmadığı da ortaya konulmalıdır.

52. Bu bağlamda hükümlülerin hakları ile ilgili belirli

koşullara bağlı olarak kısıtlama kararı verilirken uygulamaya dair bir süre

belirlenerek koşulların devam edip etmediği konusunda elde edilen güncel ve

somut veriler gözetilmek suretiyle belirli aralıklarladeğerlendirme

yapılmasının sağlanması kısıtlama kararının sonuçlarının görülebilmesi

açısından önemlidir. Ayrıca kısıtlama kararının, somut bilgi ve belgelere bağlı

olarak belirli aralıklarla değerlendirme yapılıp gözden geçirilmesinin

sağlanması uygulamanın ve idarenin denetimi açısından da gereklidir. Somut

olayda Kurul kararında, başvurucunun telefon ile görüşme hakkından

yararlandırılmamasına yönelik olarak belli bir süre sınırı getirilmediği

görülmektedir. Öte yandan kararda ikinci bir değerlendirmeye kadar telefon ile

görüşmenin kısıtlanmasına hükmedilmiş ise de sonradan yeni bir değerlendirmenin

yapılmadığı ve netice itibarıyla başvurucunun anılan karardan sonra Ceza İnfaz

Kurumunda kaldığı altı ay boyunca telefonla görüşme hakkından yararlanamadığı

anlaşılmaktadır.

53. Bu durumda başvurucu hakkındaki telefonla görüşme

yaptırılmamasına ilişkin kararın, bir süre ile sınırlanmadan ve karara dayanak

oluşturan koşulların devam edip etmediğine dairbelirli

aralıklarla güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirme

yapılmadan uzun süre uygulanmasının orantısız olduğu ve ölçülülük ilkesine

uygun olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa'nın

22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

54.Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine karar verildiğinden

başvurucunun diğer iddiaları yönünden değerlendirme yapılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

56. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin ortadan nasıl kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

57. Başvurucu 10.000 TL manevi tazminat verilmesine karar

verilmesini talep etmiştir.

58. Başvuru konusu olayda silahlı terör örgütü ile mücadele

kapsamında zorunlu olarak uygulanan söz konusu tedbirin demokratik toplum

gereklerine uygun olduğu anlaşılmıştır. Bununla birlikte telefonla görüşme

yaptırılmamasına ilişkin kararın, bir süre ile sınırlanmadan ve ikinci bir

değerlendirme yapılmadan uygulanmasının ölçülü olmadığı, dolayısıyla

Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

59. Başvurucunun Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına

alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğinin tespit edilmesi nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya takdiren net 4.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

60. 226.90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

61. Başvuru kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği

gözetilerek kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için Bursa İnfaz Hâkimliğine

ve Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme

hürriyetinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 226.90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Bursa 1. İnfaz Hâkimliğine

ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

M.Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Ali KOZAN

Başvurucu

:

Nasrullah KURAN

Vekili

:

Av. Rezan SARICA