Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2015/12898 E. K.

AYM 2018-11-29 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MEHMET UKAV BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/12898)

Karar Tarihi: 29/11/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru tapu tahsis belgesine dayalı olarak mülk edinme

koşullarının oluştuğu hâlde taşınmazın tapuya tesciline ilişkin talebin

reddedilmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek olmadığını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul'un Üsküdar ilçesine bağlı Bulgurlu

Mahallesi 48 ada 1 parsel sayılı Maliye Hazinesi (Hazine) adına tapuda kayıtlı

bulunan taşınmaz üzerinde -başvuru formu ve eklerinde belirtilmeyen bir

tarihte- tek katlı bir gecekondu inşa ettirmiştir.

9. Başvurucu, bu taşınmazda bulunan gecekondusu için 5/3/1984

tarihinde 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı

Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar

Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun kapsamında imar

affı başvurusu yapmıştır.

10. Millî Emlak Müdürlüğü tarafından 6/10/1984 tarihinde bu

taşınmaz için anılan 2981 sayılı Kanun’a göre tapu

tahsis belgesi düzenlenerek başvurucuya verilmiştir. Anılan tapu tahsis belgesi Tapu Müdürlüğü

tarafından 16/10/1984 tarihinde, taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine

işlenmiştir.

11. Üsküdar Belediyesince (Belediye) bu taşınmazın bulunduğu

yerde 16/3/1989-17/10/1990 tarihli 1/1000 ölçekli Islah İmar Planı yapılmıştır.

Belediyenin 21/12/1989 tarihli plan tadilatında, anılan taşınmaz konut alanı

olarak ayrılmış ve bu taşınmazın üzerinde beş kat yükseklikte bina

yapılabilmesine izin verilmiştir. Belediye, bu hususları 12/9/2006 tarihinde

Kadıköy Emlak Müdürlüğüne bildirmiştir.

12. Başvurucu 17/12/2007 tarihinde Hazine aleyhine Üsküdar 3.

Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Dava

dilekçesinde, başvurucunun tapu tahsis belgesinin mevcut olup uzun bir süreden

beri bu taşınmazı zilyetliğinde bulundurduğu belirtilerek tapu verilmesi

koşullarının oluştuğu iddia edilmiştir.

13. Bu arada taşınmazın konumuna ilişkin bilgiler değişmiştir.

Buna göre taşınmaz, yeni kurulan Ataşehir ilçesine

bağlı Örnek Mahallesi 1439 ada 1 parsel olarak tapuda tescilli bulunmaktadır.

Mahkeme, taşınmazın bulunduğu ilçe ve mahallenin değiştiğini gözeterek

24/7/2008 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir.

14. Yetkisizlik kararı sonrası dava dosyası Kadıköy 3. Asliye

Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Yapılan yargılama sırasında 25/5/2011

tarihinde taşınmaz Toplu Konut İdaresine (TOKİ) devredilmiştir. Başvurucunun

talebi üzerine TOKİ de yargılamaya davalı olarak dâhil edilmiştir. Mahkeme,

mimari ve kadastro alanında uzman teknik bilirkişiler eşliğinde dava konusu

taşınmazın başında 30/11/2011 tarihinde keşif icra etmiştir. Bilirkişilerin

3/1/2012 tarihli raporunda, taşınmazın imar durumunun konut olarak belirlendiği

ve düzenleme ortak payı düşüldükten sonra 195,86 m² yüzölçümlü alanın başvurucu

tarafından kullanıldığı, taşınmazın değerinin ise 244.825 TL olduğu

belirtilmiştir. Başvurucu, bilirkişi raporunda belirtilen taşınmaz bedelini

Mahkemece gösterilen banka şubesine depo etmiştir.

15. Yapılan yargılama neticesinde Mahkeme 1/3/2012 tarihinde

Hazine yönünden açılan davanın husumet yönünden reddine, TOKİ yönünden açılan

davanın ise kabulüne karar vermiştir. Mahkeme davanın kabulüyle birlikte

taşınmazın tapu kaydının kısmen iptali ile 19.586/559.340 payının başvurucu

adına tesciline, depo edilen taşınmaz bedelinin ise davalı TOKİ'ye ödenmesine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun taşınmazın bir kısmının

zilyedi olup kendisine tapu tahsis belgesi verildiği belirtilmiştir. Mahkeme bu

doğrultuda başvurucunun tahsis belgesi verilmesi için gerekli ücreti ödediğini

ve taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde şagil

(işgalci) olarak gösterildiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca tapu tahsis

belgesinin verildiği tarihten bu yana da başvurucunun zilyetliğinin devam

ettiğine dikkati çekmiştir. Mahkemeye göre 2981 sayılı Kanun ile öngörülen

tescil için gerekli bütün koşullar tamamlanmış olup tescile kanuni bir engel de

bulunmamaktadır.

16. Karar, davalı TOKİ tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay

14. Hukuk Dairesi (Daire), 6/6/2012 tarihinde taşınmazın son imar durumunun

Belediye Başkanlığından sorulması için dosyanın mahalline iadesine karar

vermiştir. İlk derece mahkemesinin 25/7/2012 tarihli yazısıyla taşınmazın imar

planında konut alanında kalıp kalmadığı ve herhangi bir kamu hizmetine tahsis

edilip edilmediği Ataşehir Belediye Başkanlığından

sorulmuştur. Belediye Başkanlığının 2/8/2012 tarihli yazısıyla dava konusu

taşınmazın 28/5/2010 tarihli ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı tadilatında meslek lisesi alanı olarak ayrıldığı

bildirilmiştir.

17. Daire 17/10/2012 tarihinde hükmün bozulmasına karar

vermiştir. Daire ilk olarak tapu tahsis belgesinin bir mülkiyet belgesi olmayıp

yalnızca fiilî kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel bir hak sağlayan

zilyetlik belgesi olduğunu vurgulamıştır. Kararda ayrıca tahsis kapsamındaki

yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için gerekli koşullar sıralanmıştır.

Buna göre;

a. Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis

belgesi mevcut olmalıdır.

b. Tahsise konu yerde 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar

Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca imar uygulama planı veya 2981 sayılı Kanun

uyarınca ıslah imar planı yapılmış olmalıdır.

c. İlgilisine tapu tahsis belgesi gereğince başka bir yerden

tahsis yapılmamış olmalıdır.

d. Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına

göre konut alanında kalmış olması gerekmektedir.

e. Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer

olup olmadığı ve taşınmazın niteliğinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman

bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılmalıdır.

f. Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise

taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri, uzman bilirkişiler aracılığıyla

saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline

depo edilmiş olmalıdır.

g. Yedinci ve son olarak ise imar parsellerinin oluşturulması

sırasında taşınmazdan düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediği belirlenerek

kesilmiş ise uygulanan oran saptanmalıdır.

18. Daire, ancak bu koşulların gerçekleşmesi durumunda tahsis

miktarında düzenleme ortaklık payı oranında yapılacak indirimden sonra kalan

miktarın tesciline karar verilebileceğini belirtmiştir. Bozma ilamında, somut

olayda dava konusu taşınmazın meslek lisesi olarak ayrıldığına vurgu

yapılmıştır. Daireye göre taşınmazın bu imar durumu nedeniyle tescil kararı

verilmesi mümkün değildir. Kararın gerekçesinde, tahsis belgesine dayalı olarak

oluşturulan imar parselinin ancak konut alanında kalmış olması durumunda

tescile karar verilebileceği belirtilmiştir. Daire sonuç olarak tapu tahsis

belgesine dayalı tescil davasında lüzumlu olan diğer koşullar gerçekleşmiş ise

de belirtilen koşulun gerçekleşmediği gerekçesiyle hükmün bozulması gerektiği

sonucuna varmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 27/2/2013

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

19. Bozma kararı sonrası dava dosyasının devredildiği İstanbul

Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesi 13/6/2013 tarihinde davalı Hazine yönünden

açılan davanın husumet yönünden, davalı TOKİ yönünden açılan davanın ise

esastan reddine karar vermiştir.

20. Temyiz edilen hüküm Daire tarafından 12/1/2015 tarihinde

onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 11/6/2015

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

21. Nihai karar başvurucu vekiline 14/7/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucu 28/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

23. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Osman Ukav, B.

No: 2014/12501, 6/7/2017, §§ 24-36.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 29/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

25. Başvurucu öncelikle uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümü

yönünden 1984 yılında imar affı başvurusunda bulunduğunu ve kendisine bu

kapsamda tapu tahsis belgesi

verildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, söz konusu taşınmazın gerek bu tarihten

önce ve gerekse de sonra uzun yıllardır zilyetliğinde bulunduğunu belirtmiştir.

Başvurucu ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde imar ıslah planının da yapılmış

olduğunu ve bu planda taşınmazın konut alanı olarak ayrılmış olduğunu

belirtmiştir.

26. Başvurucu, söz konusu tapu tahsis belgesine dayalı tapu

iptali ve tescil davası açtığı ve yargılama sırasında Mahkemece belirlenen rayiç

bedelini de depo ettiğini belirterek üzerine düşen bütün yükümlülükleri yerine

getirdiğini ifade etmiştir. Başvurucuya göre kanunda öngörülen bütün koşulların

dava tarihi itibarıyla gerçekleşmiş olduğu ilk derece mahkemesince de

belirlenmiş ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Başvurucu bununla birlikte,

yargılama sırasında yapılan bir imar plan değişikliği gerekçe gösterilerek Yargıtayca hükmün bozulduğu ve bozma ilamına uyan

Mahkemenin de davayı reddettiğini belirtmiştir. Başvurucu herhangi bir tazminat

da ödenmeden söz konusu taşınmaz bölümünün elinden alındığından yakınmıştır.

Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

27. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

29. Başvuruya konu olayda uygulanacak ilkeler Anayasa

Mahkemesinin Osman Ukav

kararı ile ortaya konulmuştur (Osman

Ukav, §§ 45-76).

30. Buna göre somut olayda derece mahkemelerince uyuşmazlık

konusu taşınmazın dava tarihi itibarıyla konut alanında olduğu ve yine bu

tarihe göre yargılama sırasında yapılan imar planı değişikliği dışında diğer bütün koşulların gerçekleşmiş olduğu

kabul edilmiştir. Dolayısıyla başvurucu yönünden tapu tahsis belgesine dayalı

tescil koşullarının dava tarihi itibarıyla gerçekleşmiş olduğu yönündeki derece

mahkemelerinin tespiti dikkate alındığında başvurucunun, uyuşmazlık konusu

taşınmazın mülkiyetini edinme yönünde meşru

bir beklentisinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucunun

söz konusu meşru beklentisi soyut bir temele de dayalı olmayıp somut bir

şekilde derece mahkemelerinin açık tespitlerine dayanmaktadır. Bu nedenle somut

olay bakımından başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunması

gereken bir menfaatinin mevcut olduğu değerlendirilmiştir (Osman Ukav, §§

51-59).

31. Anayasa Mahkemesi dava tarihi itibarıyla kanunda öngörülen

tescil koşullarının gerçekleştiği kabul edilmesine karşın, sonradan bu

koşullarda yapılan değişikliğe dayalı olarak tescil talebinin reddedilmesinin

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir. Ayrıca başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan söz konusu müdahalenin türünün, yoksun bırakma

niteliğinde olduğu değerlendirilerek başvuru müdahale türlerine ilişkin ikinci

kural çerçevesinde incelenmiştir (Osman Ukav, §§ 60-61).

32. Anayasa Mahkemesince müdahalenin niteliği gözetilerek kamu

makamlarının yaklaşımının Anayasa'nın 35. maddesindeki gereklilikleri

karşılayıp karşılamadığı konusunda müdahalenin takip edilen meşru amacı

gerçekleştirmede başarılı olup olmadığı sorgulanarak sonuca varılacağı ifade

edilmiştir (Osman Ukav,

§ 65). Başvuru konusu olayda tahsise konu taşınmazın meslek lisesi alanı olarak kamu hizmetine

ayrıldığı gerekçesiyle başvurucu adına tapuya tescil edilmemesinde kamu

yararının olduğu ve müdahalenin bu nedenle meşru bir amacı içerdiği

vurgulanmıştır (Osman Ukav,

§§ 66-69).

33. Son olarak ölçülülük yönünden yapılan değerlendirmede ise

başvurucuya tapu tahsis belgesi verildiği ve tahsis belgesi verilen taşınmazın

bulunduğu yerde ıslah imar planı yapılarak taşınmazın imar durumu konut alanı olarak belirlendiği

tespitlerine yer verilmiştir. Başvurucu da 2981 sayılı Kanun'da öngörülen tescil

koşullarının gerçekleşmiş olduğu iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası

açmıştır. Derece mahkemeleri de kanunda öngörülen tescil koşullarının dava

tarihi itibarıyla gerçekleştiğini tespit etmişlerdir. Bu sebeple başvurucunun

mülkiyet hakkı kapsamında taşınmazın mülkiyetini edinme yönünde meşru bir

beklentisi doğmuştur. Ancak yargılama sırasında taşınmazın imar durumunun

değiştirilmesi gerekçesine dayalı olarak başvurucunun tescil davası

reddedilmiştir. Böylece başvurucu lehine mevcut olan hukuksal durum, kamu gücü

eliyle ve tek taraflı olarak öngörülemez bir biçimde değiştirilmiştir. Üstelik

bu durum, başvurucunun elinde olmayan sebeplerle ve bütünüyle kamu makamlarının

tutumundan kaynaklanmış, ancak meydana gelen sonuçtan yine kamu makamları yararlanmıştır.

Dolayısıyla derece mahkemelerinin tescil koşullarının yargılama sırasında

değişebileceğini meşru gören söz konusu kabulünün, başkaca herhangi bir giderim

imkânının da sağlanmadığı dikkate alındığında, başvurucu açısından şahsi olarak

aşırı ve olağandışı bir külfete yol açtığı değerlendirilmiştir. Bu sebeple

müdahalenin amaçladığı kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasında

olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu sonucuna varılarak

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Osman Ukav, §§

70-78).

34. Aynı taşınmazın başka bir bölümü ile ilgili somut başvuru

yönünden bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir husus söz konusu değildir. Bu

durumda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya şahsi olarak

aşırı ve olağandışı bir külfet yüklediği, bu sebeple müdahalenin amaçladığı

kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil

dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna

varılmıştır.

35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

37. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

38. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

39. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının

yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının

nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı

ilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

40. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

41. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine

hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).

42. Buna göre; Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır.

Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

43. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken şey,

bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından bir

temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali gideremediği

tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi, kararın

kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen

ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır (Mehmet Doğan, § 60).

44. Başvurucu, ihlalin tespiti ile mülkiyet hakkının korunmasına

karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.

45. Anayasa Mahkemesi başvurucunun tapu tahsis belgesinin

koşullarının dava tarihi itibarıyla gerçekleştiği kabul edilmesine rağmen

tescil talebinin derece mahkemelerince kabul edilmemesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

46. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 16. Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

47. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/131, K.2013/271)

GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Mehmet UKAV

Vekili

:

Av. Emine

Rezzan AYDINOĞLU