Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2013/1993 E. K.

AYM 2015-05-06 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AKÜN GIDA MADDELERİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/1993)

Karar Tarihi: 6/5/2015

R.G. Tarih- Sayı: 27/6/2015-29399

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, ihtirazi kayıtla

verdiği gümrük vergisi beyannameleri üzerine fazladan tahakkuk ettirilerek

ödenen gümrük ve katma değer vergilerinin faiziyle birlikte geri verilmesi

istemiyle açmış olduğu davada faiz talebinin reddedildiğini belirterek,

Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu tarafından 6/3/2013

tarihinde İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel

bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 31/10/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 4/12/2013

tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir

örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 4/2/2014

tarihli görüş yazısı, 24/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, ancak

başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde ibraz

etmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Mısır Cumhuriyeti’nden pirinç emtiası

getirerek bunların ithalatını yapmak istemiştir.

8. Bandırma Gümrük Müdürlüğü 2006/5 sayılı Dış Ticarette

Standardizasyon Tebliği uyarınca şirketin sunduğu belgelerdeki birim kıymetini

dikkate almayarak referans fiyat uygulamasına gitmiş ve ton başına 570,00

Amerikan Doları birim kıymeti üzerinden vergilendirme yapmıştır.

9. Başvurucu, ihtirazı kayıt ile beyanname vermiş ve

referans fiyat uygulaması üzerine tahakkuk eden gümrük ve katma değer vergisini

ödemiştir.

10. Başvurucunun, ödediği vergilerden 40.000,00 Amerikan

Doları fark kıymete isabet eden kısmının iadesi talebi Bandırma Gümrük

Müdürlüğünün 20/4/2007 tarih ve 2007/1 sayılı işlemi

ile reddedilmiştir.

11. Başvurucunun belirtilen işlem hakkında yaptığı itiraz

Bursa Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğünün 21/5/2007

tarih ve 2007/145 sayılı işlemi ile reddedilmiştir.

12. Başvurucu, anılan işlemin iptali ile fazladan tahsil

edilen vergilerin dava tarihi itibarıyla amme alacaklarına uygulanan faiz

oranında işleyecek faiziyle birlikte tazmini istemiyle Balıkesir Vergi

Mahkemesinde dava açmıştır.

13. Mahkeme 28/2/2008 tarih ve

E.2007/427, K.2008/336 sayılı kararıyla Bursa Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğü

işlemini iptal etmiş, başvurucunun faiz istemini ise reddetmiştir.

14. Bu kararın temyizi üzerine, Danıştay Yedinci Dairesi, 14/2/2012 tarih ve E.2008/3994, K.2012/479 sayılı kararıyla

Mahkeme kararının iptal kısmını aynen, faiz talebinin reddine ilişkin kısmını

ise gerekçe değiştirerek onamıştır. Daire kararının farklı gerekçeye ilişkin

kısmı şöyledir:

"..., İdarenin re'sen, ilgilinin başvurusu veya yargı kararı uyarınca iade

edeceği vergiler nedeniyle ilgililerin uğradığı zararın tazmini yoluna

gidilebilmesi Gümrük Kanununun 216'ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci

cümlesinde olduğu gibi, belli koşulların oluşması halinde, ilgilisine faiz

ödeneceği yolunda kanunda hüküm bulunması, ya da aynı maddenin birinci

fıkrasının birinci cümlesinde olduğu gibi faiz verilemeyeceğine dair aksine bir

hükmün bulunmamasına bağlıdır.

Olayda ise, Mahkemece, tahakkuk işleminin

iptal edilmesi nedeniyle davacıya iade olunması gereken vergilerle ilgili,

Gümrük Kanununun yukarıda açıklanan 216'ncı maddesinin, gümrük vergilerinin

geri verilmesinde İdarece faiz ödenmeyeceği yolundaki açık hükmü karşısında

faiz isteminin reddedilmesinde sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir."

15. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 29/11/2012 tarih ve E.2012/6028, K.2012/6433 sayılı

kararıyla reddedilmiş, karar 7/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu, 6/3/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük

Kanunu’nun (Anayasa Mahkemesi tarafından kısmen iptalinden önceki haliyle) 216.

maddesi şöyledir:

“Yetkili

idareler tarafından, gümrük vergileri ile bunların ödenmelerine bağlı olarak

tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının geri verilmesinde idarece

faiz ödenmez. Ancak, geri verme kararının alındığı tarihten itibaren

üç ay içerisinde idarece sözkonusu kararın

uygulanmaması halinde, ilgilinin talebi üzerine, üç aylık sürenin bitiminden

itibaren faiz ödenir. Bu faiz, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü

Hakkında Kanunun tecil faizine ilişkin hükümlerine göre hesaplanır.”

18. Anayasa Mahkemesinin 22/5/2014

tarihli ve E.2013/104, K.2014/96 sayılı kararının sonuç kısmı şöyledir:

“27.10.1999 günlü, 4458 sayılı Gümrük

Kanunu’nun 216. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya

aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 22.5.2014 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”

19. 4/1/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul

Kanunu’nun 112. maddesinin 31/05/2012 tarih ve 6322 sayılı Kanunla değiştirilen

4. fıkrası şöyledir:

“Fazla veya yersiz

olarak tahsil edilen vergiler, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften

kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi, diğer hallerde verginin

tahsili tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar

geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi

oranında hesaplanan faiz ile birlikte, 120 nci madde

hükümlerine göre mükellefe red ve iade edilir.”

20. 12/1/2011 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal

Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 17/04/2008 tarih ve 5754 sayılı

Kanunla değişik 89. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Yanlış veya yersiz alınmış olduğu tespit

edilen primler, alındıkları tarihten on yıl geçmemiş ise, hisseleri oranında

işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara veya genel sağlık

sigortalılarına veya hak sahiplerine kanunî faizi ile birlikte geri verilir.

Kanunî faiz, primin Kuruma yatırıldığı tarihi takip eden ay

başından, iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için

hesaplanır. Ancak Borçlar Kanununun 65 inci maddesi hükmü saklıdır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 6/5/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/3/2013 tarih ve 2013/1993 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, hizmet kusuru oluşturan

hukuka aykırı vergilendirme işlemlerinden doğan zararların işlemi yapan idare

tarafından karşılanmasının Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan

idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olması

kuralı ve hukuk devleti ilkesinin gereği olduğunu; ayrıca Gümrük Kanunu’nun

216. maddesinde yetkili idareler tarafından gümrük vergileri ile bunların

ödenmesine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizi ve gecikme zammının geri

verilmesinde idare tarafından faiz ödenmeyeceği kuralının yalnızca yetkili

idareler tarafından alınmış bir geri verme kararı bulunduğunda söz konusu

olduğunu, yargı kararı sonucu ilgilisine iade edilmesine karar verilen

vergileri kapsamadığını belirterek faiz isteminin reddedilmesinin Anayasa’da

tanınmış mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmiş ve iadeleri yapılan vergi

miktarına, fazladan tahsilâtın yapıldığı günden iadenin yapıldığı tarihe kadar

amme alacaklarına uygulanan faiz oranında işleyecek faizin bilirkişi

aracılığıyla tespit edilerek ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

23. Başvurucu, somut başvuruya konu fazladan ödenen

vergilerin faiziyle iadesi talepli başvurusuyla ilgili yukarıda sıralanan

şikâyetleri nedeniyle Anayasa’nın 125. ve 35. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların

ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, somut dava ve buna

bağlı olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder.

24. Başvurucudan gümrük müdürlüğünce fazla vergi tahsil

edildiği, açtığı dava sonunda yapılan iadelere 4458 sayılı Kanunu’nun 216.

maddesi nedeniyle ve Mahkeme kararıyla faiz ödenmediği, bu nedenle başvurucuya

faiz ödemesiyle ilgili uygulamada bir kamu müdahalesi bulunduğu açıktır.

Başvurucunun fazladan ödenen vergilerin iadesi talepli davada iadelerin faizsiz

yapılmasından şikâyetçi olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle Mahkeme kararının

kesinleşmesi ile kendisi için bir alacağa dönüşen fazladan ödenen bedelin

iadesiyle ilgili sorun mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer

kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,

başvuruya ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

26. Başvurucu, ihtirazi kayıtla

verdiği gümrük beyannamesi üzerine fazladan tahakkuk ettirilerek ödenen gümrük

ve katma değer vergilerinin faiziyle birlikte geri verilmesi istemiyle açmış

olduğu davada, Mahkemece faiz isteminin reddedilmesinin mülkiyet hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

27. Adalet Bakanlığı görüş yazısında,

AİHM kararlarında fazla ödenen vergi iadelerinin faizsiz yapılması halinde

ihlal kararı verilebildiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek

(1) No.lu Protokol’ün vergi konusunda devletlere geniş takdir yetkisi

sağladığı, bununla birlikte bu amaçla yapılan müdahalelerin de ölçülü olması ve

paranın enflasyon karşısındaki değerinin korunması gerektiği ve Anayasa’nın 35.

maddesine ilişkin şikâyet incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması

gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

28. Anayasa’nın “Mülkiyet

Hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

29. Anayasa'nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

30. Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

31. Anayasa’nın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1.

maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenleme

de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilk cümlesi herkese mülkünden

barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş manada mülkiyet hakkını

tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin hangi koşullarda

mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait mülkiyetin hangi

koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır (Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 29).

32. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın

35. maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer

verirken, Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol’ün

birinci maddesinin ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına düzenleme

ile vergiler ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisine

sahip olduklarını kabul etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın

birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü

ya da düzenleme yetkisi vermektedir (Necmiye

Çiftçi ve Diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014,

§ 47).

33. AİHM’ne göre ikinci ve üçüncü kurallar, mülkiyetten

barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen birinci kuralın özel görünüm

şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci kuralın ışığı altında

anlaşılmaları gerekmektedir (James ve

Diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986,

§ 37).

34. Somut başvuruya konu davada

başvurucu yurt dışından ithal ettiği emtianın beyannamesini tescil ettirmek

istemiş, idarenin ithal edilen malların satış faturalarındaki fiyat yerine

Tebliğ’de belirtilen fiyata göre tescil işlemlerini yapacağını belirtmesi

üzerine tescil anında idarece belirlenen fiyat üzerinden hesaplanan beyannameyi

ihtirazı kayıt düşerek tescil ettirmiş ve tahakkuk eden gümrük ve katma değer

vergilerini ödemiştir. Başvurucu daha sonra Mahkemeden ödediği verginin ödemesi

gereken vergiden fazla olduğu gerekçesiyle fazla ödediği vergilerin faiziyle

birlikte iadesini talep etmiştir. Mahkeme davayı kısmen kabul etmiş ve fazla

ödenen vergilerin iadesine, faiz talebinin ise reddine karar vermiştir. Bu

karar Danıştay’ın onama ve karar düzeltme talebini ret kararları ile

kesinleşmiştir.

35. Başvurucunun yapmış olduğu ödemeden emtianın alış fiyatı

ile Tebliğ’de belirtilen fiyat arasındaki farka tekabül eden kısmın fazla ve

yersiz alındığı Mahkeme kararlarıyla kesinleşmiştir. Alınmaması gerektiği halde

tahsil edilen bedelin bu husustaki mahkeme kararı kesinleştikten sonra ödenmesi

gereken vergi ile ilgisi kalmamış ve devlet için borç, başvurucu için alacak

haline dönüşmüştür. Bu durumda mülkiyet hakkı yönünden yapılan incelemenin

vergilerin tahsilini de kapsayan mülkiyetin kullanımının kontrolü yönünden

değil, 1 No.lu Protokol’de ifade edildiği şekliyle bireylerin mülklerinden

barışçıl yararlanmaları hakkı veya Anayasa’da ifade edildiği şekliyle bireylere

tanınan geniş anlamda mülkiyet hakkı kapsamında yapılması gerekmektedir (Akel Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.,

B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 33).

36. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 213 sayılı Kanunu'nun 112.

maddesine 4369 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile eklenen (4) numaralı fıkrada yer

alan fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesine mahkemece karar

verildikten üç ay sonra halen ödenmemesi halinde faiz ödeneceğine dair hükmü

iptal ettiği 10/2/2011 tarih ve E.2008/58, K.2011/37 sayılı kararında; “Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve

karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi

tahsilâtının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilât,

mükellefler için bir 'alacak' haline gelmektedir.” ifadesiyle

idarelerin vergi adıyla fazla veya yersiz tahsil ettikleri bedellerin, bu

konudaki mahkeme hükmü ile devlet için borç, bireyler için alacağa dönüştüğü

kabul edilmiştir (Akel Gıda Sanayi ve

Ticaret A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015, §

34).

37. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir

kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, mülkiyetini kazanma hakkı,

kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün

bir "alacağı" elde

etmeye yönelik "meşru bir beklenti",

Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı

güvencesinden yararlanabilir (Bkz. Kemal

Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014,

§ 36-37).

38. Alacak hakkı, mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel

haklarındandır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, K.T. 10/2/2011).

Asıl alacağa bağlı feri bir hak olan faiz alacağı da hak sahibine maddi bir

menfaat sağlaması sebebiyle ekonomik bir değer olarak Anayasa ve Sözleşme''nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı

kapsamında olup, asıl alacağa bağlı faiz talebi de bu hakkın sağladığı

güvenceden yararlanabilir (Akel Gıda Sanayi

ve Ticaret A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015,

§ 36).

39. Anayasa Mahkemesi, yapılan bir itiraz başvurusu sonucunda

4458 sayılı Kanunu’nun 216. maddesinde yer alan ve somut başvuruya konu davada

uygulanan hükmü, Anayasa Mahkemesinin, 22/5/2014

tarihli ve E.2013/104, K.2014/96 sayılı kararıyla yine Anayasa’nın 2. ve 35.

maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. Ancak somut başvuruya konu dava,

bahsedilen iptal kararından önce kesinleşmiştir.

40. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir

haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama

getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak bir hak

olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir (Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).

41. Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri, mülkiyet hakkına

getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği

hüküm altına almaktadır. (B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 31). Başvurucunun mahkeme kararıyla elde ettiği alacağa faiz veya enflasyon

farkı ödenmeyerek getirilen sınırlandırmanın 4458 sayılı Kanunu’nun 216.

maddesinde yer alan açık hükme dayanılarak gerçekleştirildiği açıktır.

42. Bahsedilen düzenleme ile elde edilmek istenen kamu

yararı, kamu için öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu hizmetlerinin

sürdürülmesi için zorunlu bir durum olmayıp sadece Devlete başkasının mülkü

üzerinde sebepsiz ve karşılıksız biçimde tasarruf etme hakkını vermektedir

(AYM, E.2013/104, K.2014/96, 22/5/2014). Bununla

birlikte Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde açıkça temelden

yoksun veya keyfi olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu yararı

tespiti konusundaki takdirine müdahale etmemektedir (Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 36). Söz konusu hükmün kamu Hazinesini koruma

amaçlı olduğu ve devletin giderlerini arttırmayı engellemeyi amaçladığı ve bu

konuda başvurucunun da bir şikâyeti olmadığı anlaşıldığından müdahale edilen

başvurucunun mülkiyet hakkı ile ulaşılmak istenen kamu yararı arasında adil bir

denge kurulup kurulmadığı incelenecektir.

43. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet hakları

ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği, karşılığı ödenmek

suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük

ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında

adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet

Akdoğan ve Diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 37).

44. Başvurucu kendisinden fazla veya yersiz tahsil edilen

bedellere amme alacaklarına uygulanacak faizin uygulanmasını talep etmektedir.

Bahsedilen faiz oranı bazı kamu alacaklarının tahsilinde belli koşulların

gerçekleşmesi halinde ve Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre de

taksitle ödenmesine karar verilen kamulaştırma bedellerinin ödemesinde

uygulanmaktadır. Bunun dışında fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin

iadesi gibi durumlarda amme alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının

işletilmesine yönelik bir yasal dayanak veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve

istikrar kazanmış bir uygulama bulunmamaktadır.

45. Bununla birlikte vergi adı altında tahsil edilen ve

mahkemelerce fazla veya yersiz olduğuna karar verilen tahsilâtların iadesinde

tahsilât ve iade arasında geçen sürede iade edilen bedelin enflasyon karşısında

değerinde meydana gelen aşınmayı ve bu sürede bireylerin bu bedellerden

yararlanamamaları nedeniyle meydana gelen zararlarını telafi etmek ve gerçek

karşılığını geri ödeyebilmek amacıyla, bu bedellere faiz veya enflasyon farkı

işletilmesi mümkündür (Akel Gıda Sanayi ve

Ticaret A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015, §

45).

46. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra

ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerinde

oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin

tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da

bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa

uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).

47. Nitekim AİHM, haksız olarak tahsil edilen verginin beş

yıl beş ay sonra faizsiz olarak iade edilmesini, belli bir meblağdan yararlanma

hakkı uzun süre engellenen şahsın, mali durumunda önemli ve kesin zararlara

neden olunduğu, bu durumun sürdürülmesi gereken genel yarar ile kişi yararı

arasındaki dengeyi bozduğu, şahıs üzerine aşırı yük yüklediği gerekçesiyle

mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiş ve mülkiyet hakkı çiğnenen şahsa

faiz ödenmesi gerektiğine karar vermiştir (Bkz., Eko-Elda Avee/Yunanistan, B.No:

10162/02, 9/3/2006). Başka bir kararda ise AİHM, yersiz tahsil edilen ve

faiziyle iade edilen vergi nedeniyle mükellefin bu süre içinde daha yüksek

faizle borçlanmak zorunda kalmasını mülkiyet hakkının ihlali olarak

değerlendirmiştir (Bkz., Buffalo S.r.l. in Liquidation/İtalya, B. No:

38746/97, 22/7/2004).

48. Somut başvuruya konu davada başvurucunun fazla ödediğini

iddia ettiği bedellerin iadesi amacıyla açtığı davada Mahkemece 28/2/2008 tarihli, ödenen vergilerin faizsiz olarak iade

edilmesi yönündeki kararın Danıştay Yedinci Dairesinin 14/2/2012 tarihli

kararıyla onandığı ve aynı Dairenin 29/11/2012 tarihli karar düzeltme

başvurusunu reddeden kararıyla kesinleştiği görülmektedir. Başvurucu,

fazla veya yersiz tahsilât yapıldığı tarih ile açtığı davanın lehine

sonuçlanması sonrasında yapılan iade tarihi arasında geçen sürede mülkünün

değerindeki meydana gelen aşınma nedeniyle enflasyona bağlı olarak mağdur

edildiği gibi, bu süre zarfında sahibi olduğu ve kendisinden haksız olarak

alındığı anlaşılan bedeli kullanma, tasarruf ederek veya yatırıma dönüştürerek

gelirinden yararlanma imkânından da mahrum kalarak mağdur olmuştur.

49. Anayasa Mahkemesinin 22/5/2014

tarihli kararı ile iptal edilen ancak somut başvuruya konu davada uygulanan

kural, kamu kurumları ile kişiler arasında kamu idarelerinin kamu gücüne dayalı

yetkilerini kullanırken hatalı işlemleri nedeniyle oluşan alacak-borç

ilişkilerinin alacaklı olan kişilerin aleyhine, kamu kurumlarının da lehine

bozulmasına sebebiyet vermektedir. Ayrıca kural, kamu kurumlarının borcunu

ödemesini geciktirmede teşvik edici olmakta ve vatandaşların Devlete olan güven

duygusunu sarsmaktadır (AYM, E.2013/104, K.2014/96, 22/5/2014).

50. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, somut başvuruya

konu davada idarece vergi adıyla fazla ve yersiz tahsil edilen ve Mahkeme

kararıyla iadesine karar verilen bedelin ödenmesinde 4458 sayılı Kanun’un 216.

maddesi gereği faiz uygulanmadığı, bahsedilen kanun maddesinin somut başvuruya

konu davanın kesinleşmesinden sonra 22/5/2014

tarihinde iptal edildiği, Ülkemizin ekonomik koşulları dikkate alındığında,

başvurucudan fazla veya yersiz yapılan tahsilâtın tarihi ile iadesi amacıyla

açılan davanın lehine sonuçlanması arasında geçen sürede enflasyona bağlı

olarak meydana gelen değer kaybı ve başvurucunun bu süre zarfında kendi mülkünü

kullanma, tasarruf etme, yararlanma hakkından mahrum kalması nedenleriyle

mağdur olduğu, mağduriyete hatalı vergi tahakkuk ve tahsil işlemlerinin neden

olduğu, uygulamanın alacaklı-borçlu ilişkisinin alacaklı başvurucu aleyhine

gümrük idaresi lehine bozulmasına yol açtığı, bahsedilen mağduriyetler dikkate

alındığında, başvurucunun üzerine haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve

aşırı yük bindiği ve ulaşılmak istenen kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet

hakkı arasında kurulması gereken adil dengenin bozulduğu sonucuna ulaşılmıştır.

51. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

52. Başvurucu, kendisinden fazla veya yersiz tahsil edildiği

Mahkeme kararıyla sabit olan bedelin faizsiz iade edilmesinin mülkiyet hakkını

ihlal ettiğini ileri sürerek bilirkişi marifetiyle tahsilât ve ödeme tarihleri

arasında geçen sürede işlemiş faizin tespit edilerek kendisine ödenmesini talep

etmektedir.

53. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

54. Başvuru konusu olayda tespit edilen

ihlal, hatalı vergi tahsili işlemi nedeniyle başvurucudan yersiz veya fazla

tahsil edilen vergilerin iadesinde faiz veya enflasyon farkı ödenmemesinden

kaynaklandığından ve başvurucunun meydana gelen

mağduriyetini tespit ederek telafi edecek şekilde yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için başvurucuya yeniden yargılama başvurusu yapma imkânı

verilmesi amacıyla dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine, yeniden yargılama

yapmak üzere kararın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin

başvurucunun ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu

anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin ise reddine karar

verilmesi gerekir.

55. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden

oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın ilgili mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

C. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben

başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

6/5/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Raportör

:

Bahadır YALÇINÖZ

Başvurucu

:

Akün Gıda Maddeleri Sanayi ve Ticaret

A.Ş.

Temsilcisi

:

Yahya AKEL

Vekili

:

Av. G. Sevil ÖZTÜRK