TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
BMS A .Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2022/91088)
Karar Tarihi: 20/5/2026
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
İrfan FİDAN
Üyeler
:
Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Raportör
:
Yunus Emre BAĞLAR
Başvurucu
:
Bms.A.Ş.
Vekili
:
Av. Şenay ŞIK
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, idari para cezasının iptal edilmesi talebiyle sulh ceza hâkimliğine yapılan başvuruda karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.
2. Banka, prefinansman kredisine dönüşen peşin dövize ilişkin kambiyo mevzuatına aykırılık sebebiyle başvurucu şirket hakkında Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğüne bildirimde bulunmuştur.
3. Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yasal işlem başlatılması için başvurucu Şirket hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına bildirimde bulunmuştur. Bildirimde başvurucu Şirkete 10/9/2019 tarihinde 21.570 avro tutarında peşin ihracat bedelinin geldiği, firma tarafından peşin bedel karşılığı ihracatın 24 aylık süre içinde yapılmadığı ve bu süre içinde peşin döviz tutarının tamamının tek seferde iade edilmediği, bedelin prefinansman kredisine dönüştüğü 11/9/2021 tarihi itibarıyla başvurucu Şirketin Sermaye Hareketleri Genelgesi uyarınca döviz kredisi kullanım koşullarını sağlayamadığının tespit edildiği, başvurucu şirketten ihracat taahhüdünü yerine getirdiğine dair tevsik edici bir bilgi veya belgenin temin edilemediği belirtilmiştir.
4. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 26/1/2022 tarihinde başvurucunun 1567 sayılı Kanun'a aykırı davranışı nedeniyle 10.458 TL idari para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. İdari yaptırım kararı başvurucuya 18/3/2022 tarihinde tebliğ edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“...Yukarıda adı geçen şirket hakkında Hazine Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü tarafından E-637951 sayısıyla kabahatli hakkında isnat edilen eylem nedeniyle düzenlenen evrak Cumhuriyet Başsavcılığımız İdari Yaptırım Bürosu'na gönderilmiştir. Kabahat eyleminde bulunan şirketin, 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun 3/1.Maddesine aykırı davranış nedeniyle kabahatli şirketin aşağıda yazılı biçimde cezalandırılmasına karar verilmiş olup, ihbar evrakı ekte gönderilmiştir...”
5. Başvurucu vekili, idari yaptırım tutanağının iptali amacıyla 4/4/2022 tarihli dilekçeyle İstanbul Anadolu Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) başvurmuştur. Başvuru dilekçesinde banka tarafından gerekli bildirimin yapılmadığını, idari para cezasının usule ve hukuka aykırı olduğunu, bu hususta banka ve vergi dairesinden gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmadan karar verildiğini ileri sürmüştür. Dilekçeye İhracat Genelgesini de (Genelge) eklemiştir. Genelge’nin "Peşin döviz" başlıklı 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şu şekildedir:
“… Ancak, tamamı tek seferde iade edilmeyen veya süresi içinde ihracatı gerçekleştirmeyen peşin döviz tutarının 30.000,- ABD Doları veya karşılığı döviz ya da Türk Lirasını geçmeyen kısmı prefinansman hükümlerine tabi olmaz…”
6. Genelge'deki hüküm fıkrasında Hazine ve Maliye Bakanlığının 4/2/2022 tarihli ve 936829 sayılı yazısıyla değişiklik yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda prefinansman istisna tutarı 15.000 ABD dolarından 30.000 ABD dolarına yükseltilmiştir.
7. Hâkimlik 5/4/2022 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip tutanağında idari yaptırıma konu bilgi ve belgelerin İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından istenmesine karar verilmiştir.
8. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı dosyaya sunduğu müzekkere cevabında dayanak belgeleri dosyaya ibraz etmiştir. Bu kapsamda idari yaptırım kararı, tebligat belgesi, Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğünün bildirim yazısı, banka tarafından başvurucu Şirket hakkında prefinansmana dönüşen peşin dövize ilişkin kambiyo mevzuatına aykırılık sebebiyle yapılan bildirim dosya kapsamına sunulmuştur.
9. Hâkimlik, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde 13/6/2022 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"... Bilirkişinin 13/06/2022 tarihli raporunda; 'Tarafları T.C İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı ve [başvurucu] San. ve Tic. A.Ş. olan işbu dosyada, 32 sayılı Karara ilişkin 2018-32/48 sayılı Tebliğ'in 4 . maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca, peşin döviz karşılığında ihracatın 24 ay içerisinde gerçekleştirilmesi zorunlu olup, tamamı tek seferde iade edilmeyen veya süresi içinde ihracatı gerçekleştirilemeyen peşin dövizler prefinansman hükümlerine tabi olduğu, … Bankasının Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğüne cevaben yazısı … Bankasının Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü'ne cevaben yazısı' T.C Merkez Bankası 16/01/2020 tarihli İhracat Genelgesinin 'peşin döviz' başlıklı 6. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında ekli listede detayları verilen peşin döviz karşılığında 24 aylık yasal süre içerisinde ihracatın kısmen tamamen yapılmaması/peşin dövizin tamamının tek seferde iade edilmemesi nedeniyle prefinansman kredisi hükümlerine tabi tutulmuştur.' şeklinde olduğu, İtiraz eden vekil dilekçesinde bankaların bildirim yükümlülüğü olduğunu, müvekkile hiçbir bildirim yapılmadığını belirttiği, ... Bankasının dosyada mübrez sunduğu yazıda peşin taahhüdün süresi içinde kapatılması, kapatılamaması halinde yazılı beyan verilmesi için bildirimlerin yapıldığını, taahhüdün kapatılamadığını ve ihracatı gerçekleştiremediğine dair yazılı beyanın olmadığını belirttiği, firmanın döviz kredisi kullanım koşullarını sağlayamaması nedeniyle oluşan kambiyo mevzuatına aykırılığının olduğu, İdari para cezasının yerinde olduğu görüş ve kanaatine ulaşılmıştır." şeklinde mütalaada bulunduğu görülmüştür.
Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; bilirkişi raporunun denetime açık ve hüküm vermeye elverişli olduğu, idarece düzenlenen tutanak ile eylemin sabit olduğu, sabit bulunan eylemin oluşturduğu kabahat nedeni ile hakkında idari yaptırım kararı düzenlenen idari yaptırımın yasa ve usule uygun olduğu anlaşılmakla itirazın reddine karar verilerek aşağıda yer aldığı şekilde hüküm kurulmuştur… "
10. Başvurucu vekili karara karşı itiraz dilekçesinde gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmadan, deliller toplanmadan karar verildiğini, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, söz konusu ihracat bedelinin istisna sınırı kapsamında olduğunu, bankaya ve vergi dairesine müzekkere yazılarak gerekli bildirimin yapılıp yapılmadığının sorulmadığını, gerekli araştırmalar yapılmadan ret kararı verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
11. İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Hâkimliği 6/9/2022 tarihli kararıyla yapılan itirazı kesin olarak reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"... İtiraz dilekçesi ve ekleri ile İstanbul Anadolu 2. Sulh Ceza Hâkimliği'nin kararı ve dosyası incelendiğinde kararda usule, yasaya ve oluşa aykırı bir yan bulunmadığı anlaşılmakla itirazın reddine karar verilmiştir…"
12. Başvurucu vekili, nihai kararı 6/9/2022 tarihinde öğrenmiş, 6/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
13. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
14. Başvurucu, karar sonucuna etki edecek esaslı iddialara gerekçede yer verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
16. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.
17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
18. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800 , 18/6/2014, §§ 31, 34).
19. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995 , 20/2/2014, § 51).
20. Anayasa Mahkemesi Menduh Ataç (2) ([GK], B. No: 2021/20360 , 17/4/2025) kararında; başvurucunun sahibi ve yetkilisi olduğu işyerinde bilgisi ve rızası olmadan müşteki adına abonelik sözleşmelerinin düzenlenmesine ilişkin olarak başvurucu hakkında yürütülen yargılama sürecinde başvurucunun 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'na muhalefet suçundan mahkûmiyetine karar verilmesine dair şikâyetlerini adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelemiştir.
21. Buna göre başvurucunun sözleşmenin alt şirket tarafından düzenlendiğine, bu nedenle belgenin düzenlenmesinden sorumlu olmadığına yönelik savunmalarının mahkemece değerlendirilmediği, üst bayinin sorumluluğunu yeterli açıklıkta ortaya koyan somut bir gerekçe oluşturulmadığı, mahkûmiyete esas alınan fiillerin başvurucuyu cezai yönden sorumluluk altına sokmasının gerekçelerinin kararda yeterince ortaya konulamadığı belirtilerek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Menduh Ataç (2) , § 30-32).
22. Somut olayda başvurucu Şirket tarafından peşin bedel karşılığı ihracatın 24 aylık süre içinde yapılmadığı ve bu süre içinde peşin döviz tutarının tamamının tek seferde iade edilmediği, bedelin prefinansman kredisine dönüştüğü 11/9/2021 tarihi itibarıyla başvurucu Şirketin Sermaye Hareketleri Genelgesi uyarınca döviz kredisi kullanım koşullarını sağlayamadığı gerekçesiyle başvurucu şirket hakkında idari para cezası düzenlenmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği itiraza ilişkin incelemesinde bilirkişi raporunun denetime açık ve hüküm vermeye elverişli olduğu, idarece düzenlenen tutanak ile eylemin sabit olduğu gerekçesiyle idari para cezasının kanuna uygun olduğunu kabul etmiştir (bkz. § 9). Başvurucu ise söz konusu ihracat bedelinin istisna sınırı kapsamında olduğunu ileri sürmüştür (bkz. § 10).
23. Başvurucunun aşamalardaki itirazlarına göre ayrı ve açık yanıt verilmesini beklediği olgu, prefinansman kredisine dönüşen tutarın istisna sınırları içinde kaldığına ilişkindir.
24. İhracata ilişkin döviz tutarının prefinansman kredisine dönüştüğünden bahisle uygulanan bir idari yaptırımda, prefinansman kredisine dönüşen döviz tutarının istisna sınırları içinde olup olmadığı esasa etkili önemli bir olgu olarak kabul edilmelidir. Prefinansman kredisine dönüşen döviz tutarının istisna sınırları içinde olduğuna yönelik itirazlar da uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek niteliktedir.
25. Somut olayda başvurucu “…Ancak, tamamı tek seferde iade edilmeyen veya süresi içinde ihracatı gerçekleştirmeyen peşin döviz tutarının 30.000,- ABD Doları veya karşılığı döviz ya da Türk Lirasını geçmeyen kısmı prefinansman hükümlerine tabi olmaz…” hükmünü haiz Genelge'yi dosya kapsamına sunmuştur (bkz. § 5). Bu hâliyle itiraz incelemesinin yapıldığı tarihte 30.000 ABD dolarını geçmeyen tutarın istisna sınırında olduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 6). Hâkimliğin itirazın reddi kararında, başvurucunun itirazları doğrultusunda istisna tutulan bedele ilişkin bir değerlendirmede bulunulmamıştır. İtirazı inceleyen Hâkimliğin itirazın reddi kararında da bu hususta ayrı ve açık bir değerlendirmeye yer verilmemiştir.
26. Başvurucunun iddiasını destekleyebilecek mahiyette itirazlar sunulmasına rağmen Sulh Ceza Hâkimliğince bu durum gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak tartışılmamış ve başvurucunun iddialarına cevap verilmemiştir. Sonuç olarak yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında -somut olayın özel koşullarında- hâkimlik ve itiraz mercilerinin davanın sonucuna etkili hususlar hakkında yeterli bir yanıt vermediği anlaşılmıştır.Bu itibarla kararda, davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında yeterli gerekçenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Selahaddin MENTEŞ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.
28. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği şikâyeti hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
29. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
30. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875 , 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506 , 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949 , 21/1/2021, §§ 93-100).
31. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
32. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,
B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
Ç. Adil yargılanma hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 2. Sulh Ceza Hâkimliğine (D. İş 2022/2488) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
Ğ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
FARKLI GEREKÇE
1. Mahkemenin sayın çoğunluğu tarafından başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Çoğunluğun ihlal gerekçesine suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle katılmaktayım.
2. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında ayrıntılı olarak özetlenmiştir.
3. Başvurusu konusu olayda 10/9/2019 tarihinde başvurucu şirkete 21.570 Avro tutarında peşin ihracat bedeli gelmiştir. Bu tarih itibariyle yürürlükte olan genelgeye göre 15.000 ABD Doları veya karşılığı dövizi geçmeyen tutarlar prefinansman hükümlerine tabi değildir. Bu düzenleme olaydan sonra değişmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 26/1/2022 tarihinde idari para cezasına hükmetmiştir. Başvurucu mevzuat hükümlerinin değiştiğini gerekçe göstererek sulh ceza hakimliğine itirazda bulunmuştur.
4. Anayasa Mahkemesi idari para cezasına dayanak teşkil eden mevzuattaki değişikliğe rağmen lehe olan yeni düzenleme gözetilmeden sonuca ulaşılması halinde suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi 2016/8342 17/6/2020 tarihli Onmed Tıbbi Ürünler ve Paz. Dış. Tic. Ltd. kararında bu ilkeleri ortaya koymuştur.
5. Anayasa Mahkememiz Onmed Tıbbi Ürünler hakkındaki başvuruda ilkeleri şu şekilde belirlemiştir.
6. “Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili bölümlerinde kanunla düzenleme ilkesine pek çok maddede ayrı ayrı yer verildiği gibi 13. maddede ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkelerde de sınırlamaların ancak kanunla yapılabileceği kurala bağlanmıştır. Anayasa’nın suç ve cezaları düzenleyen 38. maddesinde de suçların ve cezaların kanuniliği ilkesi özel olarak güvence altına alınmıştır ( Karlis A.Ş ., B. No: 2013/849 , 15/4/2014, § 31).
Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve öneme sahip olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiiller dolayısıyla keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması sağlanmaktadır ( Karlis A.Ş. ,§ 32).
5326 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre 5237 sayılı Kanun’un zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler açısından da uygulanacaktır. Dolayısıyla kabahat fiilinin unsurlarına veya yaptırımına yönelik lehe kanun değişikliklerinde Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kanunilik ilkesi nin sonuçlarından biri olarak 5237 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan " lehe kanunun geriye yürümesi " kuralının uygulanması gerekir ( Mahmut Manbaki , B. No: 2012/731 , 15/10/2014, § 47).
Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü başvurularda verdiği kararlarda suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin kabahat fiilinin unsurlarına veya yaptırımına yönelik lehe kanun değişikliklerinin geriye yürümesini de güvence altına aldığını kabul etmektedir ( Samet Öztürk, B. No: 2014/20188 , 6/12/2017, § 30).
Anayasa Mahkemesi, somut norm denetiminde verdiği 11/4/2019 tarihli ve E.2019/9 , K.2019/27 sayılı kararıyla lehe kanunun uygulanması ilkesinin Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti; 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkeleri ile güvence altına alındığına hükmetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"16. Bu bağlamda toplumun ihtiyaçlarına göre suç sayılan fiiller için uygulanacak cezalar, nitelik ve nicelik olarak zamanla değişebilmektedir. Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunla bir suç için daha hafif bir ceza öngörülebileceği gibi daha ağır bir ceza da belirlenebilir. Hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin gereği olarak Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez”hükmüyle aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasaklanmıştır. Ceza normlarının zaman bakımından uygulanmasını düzenleyici nitelikteki bu kural kanunilik ilkesinin bir alt ilkesi olan aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasağı olarak ifade edilmektedir. Bu yasak kişi özgürlüğü lehine kabul edilmiş bir güvence niteliğindedir.
17. Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun aynı fiili suç olmaktan çıkarması veya aynı suç için daha hafif bir ceza öngördüğü durumlarda ise diğer bir alt ilke olan lehe kanunun uygulanması ilkesi gündeme gelmektedir. Sonraki kanunun fiili suç olmaktan çıkarması veya daha hafif bir ceza öngörmesi durumunda lehe kanundan söz edilir. Aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasağından farklı olarak lehe kanunun uygulanması ilkesine ilişkin bir hükme Anayasa’nın 38. maddesinde açıkça yer verilmemiştir. Bununla birlikte aynı maddede suç için mutlaka fiilin işlendiği zaman yürürlükte olan kanunun öngördüğü cezanın verilmesi yönünde bir kural da bulunmamaktadır.
18. Fiilin işlenmesinden, hükmün kesinleşmesine kadar geçen ceza muhakemesi sürecinde bir suç için fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan ve daha sonra yürürlüğe giren kanun olmak üzere uygulanması mümkün birden fazla kanun hükmü söz konusu olabilmektedir. Suç nedeniyle başta hürriyeti bağlayıcı cezalar olmak üzere uygulanan çeşitli ceza ve güvenlik tedbirleri temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturduğundan, Anayasa cezayı ağırlaştıran kanunun yürürlük tarihinden önce işlenmiş suçlara uygulanmasını açık biçimde yasaklamıştır. Hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin bir sonucu olan bu yasak, aynı zamanda suçun işlendiği tarihteki kanuna göre lehe olan sonraki kanunun uygulanmasını da gerekli kılmaktadır. Zira işlendiği tarihte suç sayılan bir fiilin daha sonra yürürlüğe giren kanun ile suç olmaktan çıkarılması veya ilga edilen kanuna nazaran anılan suç fiiline daha hafif bir ceza öngörülmesi durumunda mülga kanunun aleyhe hükümlerinin uygulanmaya devam edileceğinin kabul edilmesi, suçların ve cezaların ancak kanunla belirleneceğini emreden suç ve cezaların kanuniliği ilkesi karşısında bireylerin objektif olarak beklemeyecekleri dolayısıyla öngöremeyecekleri bir ceza ile cezalandırılmaları sonucunu doğuracaktır. Bunun ceza hukuku alanında kişilerin hukuki güvenliklerini anayasal güvenceye bağlamayı amaç edinen suç ve cezaların kanuniliği ilkesiyle bağdaştırılması mümkün değildir.
19. Öte yandan lehe ceza kanununun geçmişe uygulanması hukuk devletiyle bağlantılı olarak adalet ve hakkaniyet ilkelerinin de bir gereğidir. Gelişen sosyal düzen ve değişen toplumsal ihtiyaçlar karşısında artık suç oluşturmadığı kabul edilen veya daha hafif ceza öngörülen bir fiilin yalnızca daha önce işlenmiş olması nedeniyle daha ağır bir yaptırıma tabi tutulması adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
20. Anılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde ceza yargılamasında lehe kanunun uygulanmasının Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında anayasal bir zorunluluk olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
21. Diğer yandan uluslararası hukukta lehe kanun uygulamasının suçta ve cezada kanunilik ilkesinin bir unsuru olarak görüldüğü konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’de de fiilin işlenmesinden sonra kanunlarda bu fiile karşılık daha hafif bir ceza öngörülmesi durumunda fiili işleyene bu ikinci cezanın uygulanacağı ifade edilerek anılan ilke açıkça düzenlenmiştir.
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasıyla benzer içerikte olan Sözleşme’nin 7. maddesinin birinci paragrafına ilişkin içtihadında lehe kanunun uygulanması ilkesinin Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı dâhil bütün temel insan hakları metinlerinde tanındığını, artık Avrupa ve uluslararası ceza hukukunun temel bir ilkesi olduğunu, yargılama yapan mahkemenin suç oluşturan eyleme kanun koyucunun orantılı olarak belirlediği cezayı vermesinin 7. maddenin temel bir unsuru olan hukukun üstünlüğü ilkesiyle uyumlu olduğunu ifade etmektedir. Mahkeme ayrıca suç işleyene sadece suç işlediği tarihte öngörüldüğü gerekçesi ile daha ağır bir ceza verilmesinin ceza hukukunun temel ilkelerine aykırı bulunduğunu, bunun aynı zamanda suçun işlendiği tarihten sonra meydana gelen bütün yasal değişiklikleri ve toplumun o suç karşısındaki yaklaşım değişikliğini görmemek anlamına geldiğini, lehe olan ceza hükmünün geriye yürümesi ilkesinin cezaların öngörülebilir olması gerekliliğinin bir uzantısı olduğunu, buna göre suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan ceza kuralı ile kesin bir hükmün verilmesinden önce kabul edilen bir ceza kuralı farklı ise hâkimin sanığın lehine olan ceza kuralını uygulaması gerektiğini belirtmiştir (Scoppola/İtalya(no. 2) [BD],B. No: 10249/03, 17/9/2009, §§ 105-109).
23. Nitekim sözü edilen anayasal ilke doğrultusunda düzenlenen 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında lehe kanunun uygulanması ilkesi “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” şeklinde ifade edilmiştir.
26. Kural, hukuk ve ceza normu ayrımı yapmaksızın Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla görülmekte olan davalara Kanun hükümlerinin uygulanmamasını öngörmektedir. Bu durum ceza hükümlerinin uygulanması bakımından farklı sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu çerçevede kural 6750 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce işlenen ve ceza davası açılmış bir suç yönünden bu Kanun’un ceza hükümlerinin uygulanmasına engel oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle kural, mülga Kanun döneminde işlenmiş ve anılan Kanun yürürlükte iken ceza davası açılmış suçlar hakkında önceki ve sonraki kanun hükümlerinden lehe olanın tespitine ve sonraki Kanun hükümlerinin lehe olması durumunda bunların uygulanmasına imkân vermemektedir. Bu durum suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında olan lehe kanunun uygulanması ilkesine aykırılık oluşturmaktadır."
Anayasa Mahkemesi lehe kanunun uygulanması ilkesinin Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti, 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkeleri ile güvence altına alındığını ifade ettiği bu kararında ayrıca Sözleşme’nin “Kanunsuz ceza olmaz” kenar başlıklı 7. maddesinin birinci paragrafında “Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” şeklinde; Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 15. maddesinin birinci paragrafında ise “Hiç kimse, işlendiği zamanda ulusal ya da uluslararası hukuk bakımından suç sayılmayan bir fiil ya da ihmal yüzünden suçlu sayılamaz. Suç sayılan bir fiile, işlendiği zaman yürürlükte olan bir cezadan daha ağır ceza verilemez. Fiilin işlenmesinden sonra yasalarda bu fiile karşılık daha hafif bir ceza öngörülecek olursa, fiili işleyene bu ikinci ceza uygulanır.” biçiminde benzer bir kurala yer verildiğini hatırlatmıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun aynı fiili suç olmaktan çıkarması veya aynı suç için daha hafif bir ceza öngördüğü durumlarda diğer bir alt ilke olan lehe kanunun uygulanması ilkesinin gündeme geleceğini, işlendiği tarihte suç sayılan bir fiilin daha sonra yürürlüğe giren kanun ile suç olmaktan çıkarılması veya ilga edilen kanuna nazaran anılan suç fiiline daha hafif bir ceza öngörülmesi durumunda mülga kanunun aleyhe hükümlerinin uygulanmaya devam edileceğinin kabul edilmesinin suçların ve cezaların ancak kanunla belirleneceğini emreden suç ve cezaların kanuniliği ilkesi karşısında bireylerin objektif olarak beklemeyecekleri, dolayısıyla öngöremeyecekleri bir ceza ile cezalandırılmaları sonucunu doğuracağını da vurgulamıştır (AYM, E.2019/9 , K.2019/27, 11/4/2019, §§ 17, 18).”
7. Başvuruya konu olayda mevzuat değişikliğinin yapıldığı açıktır. Mevzuat değişikliğine rağmen itirazı inceleyen sulh ceza mahkemesi mevzuat değişikliğini incelememiştir. Eylem tarihi 10/9/2019’dur. Düzenleme 4/2/2022 tarihinde değişmiştir. İdari para cezasına hükmeden Cumhuriyet Başsavcılığı değişen mevzuat hükümlerinden lehe olan yasayı uygulamak suretiyle idari para cezasına hükmetmelidir. İtirazı inceleyen Sulh Ceza Hakimliği lehe yasa değerlendirmesi yaparak sonuca ulaşmalıdır. Somut olayda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle sonuca ulaşılmalıdır.
8. Yukarıda belirttiğim gerekçelerle farklı gerekçe ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmaktayım.
Üye
Selahaddin MENTEŞ