Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2014/898 E. K.

AYM 2016-05-17 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYKUT SANCAKTAR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/898)

Karar Tarihi: 17/5/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluk süresinin kanuni ve makul süreyi aşması,

hükümle birlikte tutukluluğun devamına karar verildiği hâlde gerekçeli kararın

geç yazılması ve yargılamanın makul süreyi aşması nedenleriyle kişi özgürlüğü

ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/1/2014 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 14/10/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 30/10/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 17/11/2014 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6 Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında 16/1/2003 tarihinde gözaltına alınmış 20/1/2003 tarihinde

tutuklanmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/1/2003

tarihli ve E.2003/45 sayılı iddianame ile "10/7/1953 tarihli ve 6136

sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet

etmek, sahtecilik, görevi yaptırmamak için direnmek, tehdit, nitelikli yağma,

taammüden öldürmek, kasten öldürmek, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak, suç

işlemek amacıyla örgüt kurmak" suçlarından başvurucu ve diğer şüpheliler

hakkında kamu davası açılmıştır. Dava kapsamında 17 sanık, 6 maktul, 16 mağdur

ve müşteki bulunmaktadır.

9. Yargılamayı yürüten İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 5/4/2013

tarihli ve E.2003/30, K.2013/61 sayılı kararıyla başvurucunun 26/9/2014 tarihli

ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin (1) numaralı fıkrası

gereğince örgüt kurma suçundan 4 yıl hapis, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı

mülga Türk Ceza Kanunu'nun 450. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince

tasarlayarak adam öldürme suçundan müebbet hapis, 5237 sayılı Kanun'un 149.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (b) ve (g) bendleri

gereğince yağma suçundan6 kez 13 yıl hapis, 765 sayılı mülga Kanun'un 448.

maddesi gereğince adam öldürme suçunundan 24 yıl

hapis cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca verilen cezaların 765 saylı mülga

Kanun'un 73.maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince toplanarak sanığa verilen

cezaların nevi ve miktarına göre takdiren bir yıl

süreyle geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasınave verilen

ceza miktarı, tutuklama nedenlerinin devam ediyor olması ve tutuklu kaldıkları

süre dikkate alınarak tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

10. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi

18/9/2014 tarihli kararıyla başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükümlerini

onamış ancak 765 sayılı mülga Kanun'un 77. maddesi uyarınca başvurucu hakkında

"verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezalarından biri esas alınarak her bir süreli hapis cezası için ayrı ayrı,

ancak toplamda 3 yılı geçmeyecek şekilde hücre süresi belirlenmesi yerine,1 yıl

ve tek hücre süresinin belirlenmesi" yönündenİlk

derece Mahkemesinin hükmünü bozmuştur.

11.Başvurucu 21/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

12.4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

13.

5271 sayılı Kanun’un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin

her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

14. Mahkemenin 17/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

15. Başvurucu; yargılama kapsamında mahkûmiyetine ve tutukluluk

hâlinin devamına karar verildiğini, on bir yıldan fazla süredir tutuklu

bulunduğunu, yargılamanın hâlen devam ettiğini,tutukluluk

ve yargılama sürecinin kanuni ve makul süreyi aştığını, ayrıca gerekçeli

kararın geç yazıldığını belirterek Anayasa'nın 19., 36. ve 38. maddelerinde

belirtilen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

16. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucunun tutukluluk süresinin kanuni ve makul süreyi aştığı, hükümle

birlikte tutukluluğun devamına karar verildiği hâlde gerekçeli kararın geç

yazıldığı iddialarının kişi özgürlüğü ve güvenliği, yargılamanın makul sürede

bitirilmediği iddiasının da adil yargılanma hakkıkapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

17. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun,

başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. …”.

18. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan

başvuru süresine riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin her

aşamasında resen dikkate alınması gereken bir başvuru koşuludur. Bireysel

başvurunun; başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013,

§§ 19, 20).

19. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla

yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka

aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin

bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak

ilgilinin tutukluluk hâlinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki sebeplerin

varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir.

Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir

karar alma amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları

tüketilmek şartıyla tutukluluk hâli devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür

(Korcan Pulatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 30).

20. Ancak başvurucu hakkında ilk derece mahkemesinde mahkûmiyet

kararı verilmiş ise bireysel başvuru açısından talep, hukuka aykırılığın tespiti

ve tazminatla sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından

varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel başvuru yapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).

21. “Bir suç isnadına bağlı

olarak” tutuklulukta geçen sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez

yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı

durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin

serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 66).

22. Bu kapsamda “bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu olma” durumunda, tutukluluk süresinin

kanuni süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun

ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar verilen her

aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra veya serbest bırakılmadan itibaren

başvuru süresi içinde yapılması gerekir (Mehmet

Emin Kılıç, B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 28).

23. Somut olayda başvurucu isnat edilen suçlar nedeniyle

20/1/2003 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen ilk derece

yargılaması, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 5/4/2013 tarihinde verilen

mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmıştır. Başvurucunun, hakkında verilen hükmen

tutukluluğun devamına ilişkin karara itiraz edip etmediği dosya kapsamından

anlaşılamamaktadır.

24. Başvurucunun; isnat edilen suçlarla ilgili yargılama

kapsamında mahkûmiyet kararının verildiği tarihe kadar geçen sürede “bir suç isnadına bağlı olarak”

özgürlüğünden yoksun bırakıldığı, mahkûmiyet kararından sonra geçen sürenin “mahkûmiyet sonrası tutma” kapsamında

olduğu anlaşılmaktadır.

25. Bu belirlemeler karşısında “bir

suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukla ilgili şikâyetleri içeren

bireysel başvurunun İlk Derece Mahkemesinin nihai kararına yönelik itiraz

başvurusunda bulunulup bulunulmadığına ilişkin bilgi başvurucudan istenmiş

ancak başvurucu tarafından böyle bir bilgi sunulmamıştır. Bu durumda kararın

tebliğ edildiği 5/4/2013 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekirken

21/1/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna

varılmıştır.

26. Açıklanan nedenlerle başvuru yollarının tüketildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

27. Başvurucu,

ayrıca yargılamanın on bir yıldan beri devam ettiğini ve yargılamanın makul

sürede bitirilmediğini iddia etmiştir.

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

29. Başvurucu, on bir yılı aşkın bir süreden beri tutuklu olarak

yargılanmakta olduğunu, Mahkemenin 5/4/2013 tarihinde karar verdiğini ve bu

kararı temyiz ettiklerini, haklarındaki yargılamanın devam ettiğini ve bu

nedenle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

30. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18) Sözleşme metni

ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkının da yukarıda belirtilen ilkeler

uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu

belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

31. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

32. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddeleri uyarınca

kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların yanı sıra

cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının makul sürede karara bağlanmasını talep

hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirilmesi olup kişiye cezai alanda yöneltilen iddianın suç isnadı

niteliğinde olup olmadığının tespitinde iddia olunan suçun; pozitif

düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun gerçek niteliğinin, suç için öngörülen

cezanın niteliği ile ağırlığının değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan

fiil, ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza

hukukunun kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi

yapılmaksızın adil yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

33. Başvuru konusu olayda, başvurucu 16/1/2003 tarihinde

taammüden adam öldürme, adam öldürme, yağma ve örgüt kurma suçlarından

gözaltına alınmış ve 20/1/2003 tarihinde tutuklanmıştır. Hakkında 6136 sayılı

Kanun'a muhalefet etmek, sahtecilik, görevi yaptırmamak için direnmek, tehdit,

nitelikli yağma, taammüden öldürmek, kasten öldürmek, kişiyi hürriyetinden

yoksun bırakmak, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçlarını işlediği nedeniyle

adli soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan bu suçlar 5237

sayılı Kanun’da hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede

başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E.,§ 32).

34. Cezai alanda yöneltilen suç isnatları ile ilgili

uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı, kural

olarak kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirildiği

veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama veya gözaltı gibi tedbirlerin

uygulandığı an olup somut başvuru açısından bu tarih, başvurucuların bahse konu

suçlar kapsamında gözaltına alındıkları ve böylece isnattan haberdar oldukları

anlaşılan 16/1/2003'tür. Sürenin bitiş tarihi ise suç isnadına ilişkin nihai

kararın verildiği tarihtir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama

faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan

değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara

bağlandığı tarihtir (Güher Ergun ve

diğerleri, § 52; B.E,

§ 34). Bu kapsamda somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi,

başvurucu hakkında verilen hükümler yönünden onandığından 18/9/2014'tür.

35. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde

başvurucunun gözaltına alınmaya başladığı 16/1/2003 tarihinden İstanbul 13.

Ağır Ceza Mahkemesinin 5/4/2013 tarihli kararı arasında 10 yıl 2 ay 19 günlük

bir sürenin geçtiği görülmektedir. Davanın kanun yolu (temyiz) aşaması ise 1

yıl 5 ay 13 gün sürmüştür. Bu hâliyle yargılama yaklaşık 12yıl sürmüştür.

36. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemelerdeki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (B.E., §§ 23-44).

37. Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı, davanın örgütlü

suç olması, bu örgüt çerçevesinde adam öldürme ve yağma suçlarının da işlenmesi

nedeniyle icrası, gereken usul işlemlerinin niteliği, başvuruya konu

yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında

somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön

bulunmadığı, ayrıca başvurucunun tutuklu olarak yargılandığı ve söz konusu11

yıl 8 ay 2 gün devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

38. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

39. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

40. Başvurucu miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

41. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

42. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

yargılama süresi ve davada yargılanan kişi sayısı dikkate alınarak net 3.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

43. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

44. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın süre aşımı

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı

kapsamında makul sürede yargılama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net3.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/5/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Raportör

:

Hüseyin TURAN

Başvurucu

:

Aykut SANCAKTAR

Vekili

:

Av. Ahmet Adnan TÜZÜN