Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2016/2519 E. K.

AYM 2019-09-25 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

KUMKAPI SURP HARUTYUN ERMENİ KİLİSESİ VE

MEKTEBİ VAKFI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/2519)

Karar Tarihi: 25/9/2019

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir gayrimüslim cemaat vakfına ait taşınmazların

iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının; açılan davada verilen yargı

kararlarında yeterli gerekçe bulunmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının;

ilgili kanun hükümlerinin hatalı uygulanması nedeniyle de mülkiyet hakkı

bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 3/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2015/2520, 2015/2521, 2015/2522 ve 2015/2523 numaralı başvuru

dosyalarının konu ve kişi yönünden irtibat nedeniyle 2015/2519 numaralı

bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden

yapılmasına ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar

Kanunu'nun 3. maddesinde tanımı yapılan gayrimüslim cemaat vakıflarındandır.

8. Başvurucu 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamında

dokuz adet taşınmazın iade edilmesi için Vakıflar İstanbul 11. Bölge Müdürlüğünden

talepte bulunmuştur.

9. Vakıflar Meclisi 28/12/2009 tarihinde bu talebi kısmen kabul

etmiştir. Bu kararla talebe konu bir taşınmazın başvurucu vakıf adına tescili

uygun görülmüş, altı taşınmaz yönünden tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin

iki ay içerisinde tamamlanması istenilmiş, iki taşınmaz yönünden ise anılan

Kanun maddesinin kapsamında olmadığı gerekçesiyle talep reddedilmiştir.

10. Karar başvurucuya tebliğ edilmiş, Vakıflar Meclisi 20/4/2010

tarihinde başvurucuya verilen iki aylık süreyi 16/7/2010 tarihine kadar

uzatmıştır. Başvurucunun yeniden yaptığı başvuruyu da Vakıflar Meclisi bu defa

28/12/2010 tarihinde reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, Vakıf tarafından

sunulan belgelerin 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi çerçevesinde

taşınmazların Vakıf adına tesciline dayanak teşkil edecek nitelikte olmadığı

belirtilmiştir. Söz konusu taşınmazlardan İstanbul'un Kadıköy İlçesine bağlı

Osmaniye Mahallesi'nde bulunan 985 ada 74 parsel sayılı taşınmazın 1/14 payının

bir şirket adına tescilli olduğu, Fatih İlçesine bağlı Mahmutpaşa Mahallesi ile

Kumkapı ilçesine bağlı Çadırcı Ahmet Çelebi ve Kürkçübaşı

Bayram mahallelerinde bulunan dört taşınmazın ise tapusunun veya tapu

bilgilerinin bulunmadığı açıklanmıştır.

11. Başvurucu, İstanbul'un Fatih İlçesine bağlı Kumkapı Kürkçübaşı Bayram, Kumkapı Çadırcı Ahmet Çelebi ve

Mahmutpaşa mahalleleri ile Kadıköy İlçesine bağlı Osmaniye Mahallesi'nde

bulunan beş adet taşınmaz yönünden ayrı ayrı Vakıflar Meclisinin 28/12/2009

tarihli kararının iptali istemiyle İstanbul 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme)

2/8/2010 tarihinde davalar açmıştır.

12. Mahkeme 31/10/2011 tarihinde davaları reddetmiştir.

Kararların gerekçelerinde özetle;

i. Cemaat vakıflarının dinî, hayrî,

sosyal, kültürel, eğitim ve sıhhî amaçları gerçekleştirebilmeleri amacıyla

taşınmaz edinmelerine izin verildiği belirtilmiştir. Ancak bir taşınmazın

cemaat vakfı adına tescil edilebilmesi için 1936 beyannamelerinde kayıtlı olup

kendi hak ve tasarruflarında bulunması veya daha sonradan satın alma veya

bağışla iktisap edilip mal edinememe gerekçesiyle adına tescilli olmamasının

gerektiği açıklanmıştır. Başka bir tüzel veya gerçek kişi adına kayıtlı olup

vakfın hak ve tasarrufunda olmayan taşınmazların ise vakıf adına tescil

edilemeyeceği ifade edilmiştir.

ii. Olayda ise Vakıf adına tescili talep edilen taşınmazların

1936 beyannamelerinde kayıtlı olup vakfın hak ve tasarrufunda bulunduğu ya da

1936 yılından sonra iktisap edilip Maliye Hazinesi veya Genel Müdürlük adlarına

tapuda kayıtlı olduğu yolunda bir bilginin ve belgenin olmadığı vurgulanmıştır.

Buna göre uyuşmazlığa konu taşınmazların tescili için 5737 sayılı Kanun'un

geçici 7. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği ifade edilmiştir.

iii. Tapuda diğer kamu veya özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek

kişiler adına kayıtlı taşınmazların davacı vakıf adına tescil edilmesi

talebinin ise ancak adli yargıda açılacak tapu iptali ve tescil davasında

irdelenebileceği belirtilmiştir. Bu gibi taşınmazların davalı idarece,

başvurucu vakıf adına idari yoldan tescil edilmesi yönünde karar verilmesine

ise olanak bulunmadığı açıklanmıştır.

iv. Sonuç olarak dava konusu taşınmazların 5737 sayılı Kanun'un

geçici 7. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı gerekçesiyle tescil

talebinin reddine yönelik işlemlerin hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır.

13. Başvurucu tarafından temyiz edilen kararlar Danıştay Onuncu

Dairesince 27/10/2015 tarihinde onanmıştır.

14. Onama kararları 5/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. 3/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

16. Başvurucunun karar düzeltme talepleri ise daha sonra

28/4/2016 tarihinde reddedilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

17. İlgili hukuk için bkz. Boyacıköy Panayia Evangelistra

Kilisesi ve Mektebi Vakfı, B. No: 2015/17576, 1/2/2017, §§ 12-24,

47-48.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu uyuşmazlığa konu taşınmazların 1936 yılında

verilmiş vakıf malları listesinde yer aldığı hâlde Vakfa iade edilmediğinden

yakınmıştır. Başvurucu 1936 yılında beyan edilmekle birlikte çeşitli sebeplerle

adına tapuda tescil edilmeyen taşınmazların tescili için Vakıflar Bölge

Müdürlüğüne müracaat ettiklerini, ancak yapılan başvuru hakkında Vakıflar

Meclisince talepten vazgeçmiş sayılmasına karar verildiğini belirtmiştir.

Başvurucu hukuken geçerli olan belgelerin davalı idarenin elinde olmasına

rağmen talebin eksik belge nedeniyle kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu

ifade ederek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

20. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

21. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir.

22. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması ve bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra

İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

23. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi

için öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin

başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması

gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını

giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir

nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip

bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan

beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını

düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî

koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan

uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,

16/2/2017, § 39).

24. Somut olayda başvurucu Vakıf söz konusu taşınmazların 5737

sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamında idari yoldan adına tapuya tescil

edilmesi istemiyle Vakıflar Bölge Müdürlüğüne başvuruda bulunmuştur. Bu talebi

değerlendiren Vakıflar Meclisi bir taşınmazın iadesine karar vermiş, ancak altı

taşınmaz yönünden tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin tamamlanması

için süre vermiş ve iki taşınmaz yönünden talebi reddetmiştir. Vakıflar Meclisi

tarafından bu süre uzatılmasına rağmen söz konusu belgelerin başvurucu

tarafından tamamlanamadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu bu karara karşı iptal

davaları açmış, yapılan yargılamalar neticesinde derece mahkemeleri, tescili

talep edilen taşınmazların Vakfın hak ve tasarrufunda bulunduğu veya 1936

yılından sonra iktisap edilip Hazine veya Vakıflar idaresi adına kayıtlı olduğu

yönünde bilgi veya belge bulunmadığını belirterek anılan maddede öngörülen koşullar

gerçekleşmediği için davaları reddetmiştir.

25. 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinde;

i. 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup hâlen tasarruflarında

bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan,

ii. 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın

alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde mal

edinememe gerekçesiyle hâlen Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da vasiyet

edenler yahut bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan

taşınmazların talepte bulunan cemaat vakıfları

adına idari yoldan tesciline imkân tanınmıştır (Boyacıköy

Panayia Evangelistra

Kilisesi ve Mektebi Vakfı, § 52).

26. Olayda ise Vakıflar Meclisinin ve İdare Mahkemesinin

tespitlerine göre uyuşmazlık konusu taşınmazların nam-ı müstear veya nam-ı

mevhumlar adına tapuda kayıtlı ya da Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, cemaat

vakfına vasiyet edenler, bağışlayanlar adına kayıtlı olduğu yönünde bir bilgi

veya belgeye ulaşılamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim başvuru formları ve

eklerinde de bu taşınmazların anıla madde kapsamında iadesi gereken söz konusu

taşınmazlardan olduğunu gösterir herhangi bir bilgi veya belgeye yer

verilmemiştir.

27. Diğer taraftan tapuda üçüncü kişi adına kayıtlı olan bir

taşınmazın bu kişi adına olan tapu kaydının 5737 sayılı Kanun'un geçici 7.

maddesi kapsamında idari yoldan iptal edilerek başvurucu adına tapuya tescil

edilebilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak taşınmazın 1936 Beyannamesi'yle

bildirilen taşınmazlardan olduğunun kanıtlanması koşuluna bağlı olarak genel

hükümler çerçevesinde adli yargı yerinde kayıt maliki üçüncü kişi aleyhine tapu

iptali ve tescil davası açılabileceği gibi 5737 sayılı Kanun'un geçici 11.

maddesinin ikinci fıkrasına göre taşınmazın rayiç bedeli üzerinden zararın

tazmini imkanı da bulunmaktadır (Boyacıköy Panayia Evangelistra

Kilisesi ve Mektebi Vakfı, § 52).

28. Dolayısıyla üçüncü kişi adına tapuda kayıtlı taşınmazların

5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesine göre idari yoldan başvurucu adına

tescili mümkün olmadığından somut olay bakımından başvurucu tarafından tercih

edilen bu yolun etkin bir giderim sağlamaya elverişli olmadığı açıktır. Nitekim

idare tarafından verilen süre içerisinde başvurucu söz konusu taşınmazların

idari yoldan tescili mümkün taşınmazlardan olduğunu ortaya koyamadığı gibi

gerek derece mahkemeleri önünde gerekse de bireysel başvuru kapsamında buna

yönelik herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Başvurucu esas itibarıyla bu

taşınmazların anılan madde kapsamında olup olmadığını ispat etmek yerine bu

hususun idare tarafından ilgili belgelere ulaşılmak suretiyle tespit

edilebileceğini öne sürmüştür. Ancak yapılan yargılama sonucunda idare

tarafından sunulan bilgi ve belgeler dikkate alınarak başvurucunun tescil

talebine konu taşınmazların anılan kanun hükmü kapsamında olmadığı belirtilmiş

ve bu kapsam dışındaki diğer kişiler adlarına kayıtlı taşınmazlara yönelik

olarak adli yargı yerlerinde tapu iptali ve tescil davası açılabileceği

açıklanmıştır.

29. Bu durumda başvurucunun 1936 Beyannamesi ile bildirdiğini

ileri sürdüğü taşınmazların anılan Kanun ile idari yoldan tescil edilmesinin

mümkün olmadığı yönündeki kamu makamlarının tespitleri karşısında ancak kayıt

maliki üçüncü kişiler aleyhine tapu iptali ve tescil davası açılabileceği

anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi daha önce ilgili Yargıtay içtihadına atıfla

söz konusu şikâyet yönünden bu yolun etkin, başarı şansı sunan ve ulaşılabilir

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Boyacıköy Panayia Evangelistra

Kilisesi ve Mektebi Vakfı, §§ 47-48). Başvurucu ise bu yola

başvurmadığı gibi söz konusu yolun etkin olmadığını da ortaya koyamamıştır. Öte

yandan 5737 sayılı Kanun'un geçici 11. maddesiyle taşınmazın rayiç bedeli

üzerinden tazminat ödenebilmesi olanağının getirildiği de görülmektedir.

30. Başvurucunun bazı taşınmazlara yönelik talepleri ise tapu

bilgileri verilmediği için Kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle

reddedilmiştir. Gerçekten de 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesiyle belirli

bir süre dâhilinde müracaat koşulunun getirildiği, başvurucuların müracaat için

öngörülen belgeleri ibraz etmemesi üzerine Vakıflar Meclisince ek süre de

verildiği, ancak başvurucuların kendilerine düşen yükümlülükleri yerine

getirmedikleri anlaşılmaktadır. Söz konusu belgelere erişiminin engellendiği

veya sınırlandırıldığı yönünde herhangi bir şikâyeti de bulunmayan başvurucular

bu yükümlülükleri niçin yerine getirmediklerini de başvuru formlarında

açıklamamışlardır.

31. Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yoluna

başvurulmaksızın yapılan bireysel başvuruların incelenmesi, bireysel başvuru

yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir. Sonuç olarak ihlale neden

olduğu ileri sürülen söz konusu iddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulünce

tüketilmemiştir.

32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucu, açtığı iptal davalarında verilen kararlarda

yeterli gerekçe olmadığını belirterek adil yargılanma hakkı bağlamında

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "ile adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı

güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

35. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,

§ 76). Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı

şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe

gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014,

§ 51).

36. Somut olayda yapılan açık yargılama sonunda tarafların,

davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları tartışılarak

verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir.

Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda, değerlendirme konusu hüküm ve

gerekçesinin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik

bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.

37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mülkiyet Hakkı

Bağlamında Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu, gayrimüslim cemaat vakfına ait taşınmazların

iadesi için çıkarılan kanunların yanlış, eksik ve olumsuz bir yorumla uygulanması

suretiyle ayrımcılık yapıldığından yakınarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

39. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3), 48. maddesinin (1)

ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu gücünün neden

olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı,

bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve buna

ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

40.Somut olayda başvurucunun uyuşmazlığa konu taşınmazların

iadesi talebi bu taşınmazların idari yoldan tescilinin mümkün olmadığı

gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucunun bu taşınmazlar yönünden adli yargı

yerinde tapu iptali ve tescili davası açması veya tazminat talep etmesi

yönünden herhangi bir engelin bulunmadığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olay

bağlamında kamu makamlarının ayrımcılığa yol açacak biçimde farklı bir

muamelede bulunduğu başvurucu tarafından ortaya konulamamıştır. Bu durumda

başvurucu ihlal iddiasına ilişkin delillerini sunma, temel hak ve özgürlüğünün

ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine

getirmemiştir. Bu nedenle, başvurucunun söz konusu iddiasının

temellendirilmemiş şikâyet kapsamında kabul edilmesi gerekmektedir.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

M.Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Kumkapı Surp Harutyun Ermeni Kilisesi

ve Mektebi Vakfı

Vekili

:

Av. Sebu ASLANGİL