Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2017/16604 E. K.

AYM 2020-10-13 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ELÇİN ALAYONT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/16604)

Karar Tarihi: 13/10/2020

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, işe iade davasının aynı maddi olaya

dayanılarak açılan başka bir davada verilen karardan farklı bir sonuca

ulaşılarak reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 20/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, özel bir bankada (A. Bankası) 1/2/2006

tarihinden iş akdinin feshedildiği 31/1/2015 tarihine kadar özel güvenlik

görevlisi olarak çalışmıştır.

8. Banka Yönetim Kurulu 25/12/2014 tarihli kararla

güvenlik hizmetlerinin hizmet satın alma yöntemi ile T. Güvenlik Ltd. Şti.ne

(Güvenlik Şirketi) gördürülmesine karar verilmiştir. Bu kapsamda Banka,

güvenlik görevlisi pozisyonunda çalışan işçilerin sözleşmelerini feshetmiştir.

Söz konusu işçilerden 9'unu gişe memuru olarak görevlendirmiş, 49'unu ise idari

kadroya geçirmiştir. Başvurucunun iş sözleşmesi de istihdam fazlası konumuna

düştüğü gerekçesiyle işletmesel karar gereğince feshedilmiştir. İş akdi

feshedilen güvenlik görevlilerinden 1.072'si Banka ile Güvenlik şirketi

arasında akdedilen hizmet satın alım sözleşmesi uyarınca Güvenlik Şirketinde

çalışmaya başlamış, bir kısmı ise güvenlik firmasının teklifini kabul

etmemişlerdir.

9. Başvurucu, Denizli 3. İş Mahkemesinde (Mahkeme) işe

iade davası açmıştır. Başvurucu; bir kısım güvenlik görevlisinin A. Bankası

bünyesinde başka pozisyonlarda görevlendirilmeleri sebebiyle işveren tarafından

eşit davranılmadığını, fesih ile sözleşmedeki hak ve güvencelerden mahrum

kaldığını ve iş sözleşmesinin feshinde geçerli hukuki bir sebep bulunmadığını

belirtmiştir.

10. Başvurucu 11/7/2016 tarihli beyan dilekçesinde aynı

işyerinde aynı gerekçe ile iş sözleşmesi feshedilen bazı özel güvenlik

görevlilerinin davalarının reddedilmesine yönelik İstanbul İş Mahkemesi

kararlarının bozulmasına ilişkin Yargıtay 9. Hukuk Dairesine ait kararları mahkeme

dosyasına sunmuştur. 9. Hukuk Dairesinin emsal nitelikte dosyaya sunulan

kararlarından biri olan 16/3/2016 tarihli ve E.2016/3477, K.2016/6259 sayılı

kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık,

asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve bunun

işçilik haklarına etkileri noktasında toplanmaktadır.

Alt işveren; bir iş yerinde yürütülen

mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde,

işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren

alanlarda iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini, sadece bu işyerinde

aldığı işte çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş

aldığı işveren ise asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımlamalara göre

asıl işveren - alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı

işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin

sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı

bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir.

Alt işverene yardımcı işin verilmesinde

bir sınırlama olmasa da, asıl işin bir bölümünün teknolojik uzmanlık

gerektirmesi zorunludur. 4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinde, asıl

işveren alt işveren ilişkisinin sınırlandırılması yönünde yasa koyucunun

amacından da yola çıkılarak, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesinde

'işletmenin ve işin gereği' ile 'teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren

işler' ölçütünün bir arada bulunması şarttır. Yasanın 2 nci maddesinin altıncı

ve yedinci fıkralarında 'işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle

uzmanlık gerektiren işler' sözcüklerine yer verilmiş olması bu gerekliliği

ortaya koymaktadır. Alt İşverenlik Yönetmeliğinin 11 inci maddesinde de yukarıdaki

anlatımlara paralel biçimde, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilebilmesi

için 'işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık

gerektirmesi' şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir.

İşverenler arasında muvazaalı biçimde

asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla İş

Kanununun 2 nci maddesinde bazı muvazaa kriterlerine yer verilmiştir. Muvazaa

Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, tarafların üçüncü kişileri aldatmak

amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana

getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir.

Muvazaada, taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmakta ve

sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaa genel ispat kuralları ile

ispat edilebilir. Bundan başka İş Kanununun 2 nci maddesinin yedinci fıkrasında

sözü edilen hususların, aksi kanıtlanabilen adi kanunî karineler olduğu kabul

edilmelidir.

5538 sayılı Yasa ile İş Kanununun 2 nci

maddesine bazı fıkralar eklenmiş ve kamu kurum ve kuruluşlarıyla sermayesinin

yarısından fazlasının kamuya ait olan ortaklıklara dair ayrık durumlar

düzenlenmiştir. Ancak, maddenin diğer hükümleri değişikliğe tabi

tutulmadığından, asıl işveren alt işveren ilişkisinin unsurları ve muvazaa

öğeleri değişmemiştir. Yasal olarak verilmesi mümkün olmayan bir işin alt

işverene bırakılması veya muvazaalı bir ilişki içine girilmesi halinde,

işçilerin baştan itibaren asıl işverenin işçileri olarak işlem görecekleri 4857

sayılı Kanunun 2 nci maddesinin yedinci fıkrasında açık biçimde ifade

edilmiştir. Kamu işverenleri bakımından farklı bir uygulamaya gidilmesi hukuken

korunamaz. Muvazaaya dayanan bir ilişkide işçi, gerçek işverenin işçisi olmakla

kıdem ve unvanının dışında bir kadro karşılığı çalışması ve diğer işçilerle

aynı ücreti talep edememesi, İş Kanununun 5 inci maddesinde öngörülen eşitlik

ilkesine aykırılık oluşturur. Yine koşulların oluşmasına rağmen işçinin toplu

iş sözleşmesinden yararlanamaması, Anayasal temeli olan sendikal hakları

engelleyen bir durumdur. Dairemizin kararları da bu doğrultudadır (Yargıtay

9.HD. 24.10.2008 gün 2008/ 33977 E, 2008/ 28424 K.).

İş Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci

fıkrası, 15.5.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5763 sayılı Yasanın 1 inci maddesiyle

değiştirilmiş ve alt işverenin işyerini bildirim yükümü getirilmiştir. Alt

işveren bu bildirimi asıl işverenle aralarında düzenlenmiş olan yazılı alt

işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte yapmak durumundadır. Alt

işverenlik sözleşmesi ilgili bölge müdürlüğü ile gerektiğinde iş müfettişleri

tarafından incelenecek ve kurumca re’sen muvazaa araştırması yapılabilecektir.

Muvazaanın tespiti halinde bu yönde

hazırlanan müfettiş raporu ilgililere bildirilir ve ilgililer altı iş günü

içinde yetkili iş mahkemesine itiraz edebilirler. İtiraz üzerine verilen

kararlar kesindir. İş Müfettişliği tarafından hazırlanan muvazaalı alt

işverenlik ilişkisinin tespit edildiği rapora ilgililerin süresi içinde itiraz

etmemesi ya da mahkemece muvazaalı işlemin varlığına dair hüküm kurulması

halinde, alt işverenliğe dair tescil işlemi iptal edilir. Bu halde alt işveren

işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçileri sayılır.

Asıl işveren alt işveren ilişkisi ve

muvazaa konuları, 5763 sayılı Yasayla iş kanununda yapılan değişiklikler ve

buna bağlı olarak çıkarılan Alt İşveren Yönetmeliğinin ardından farklı bir

anlam kazanmıştır. Yönetmelikte 'yazılı alt işverenlik sözleşmesi'nden söz

edilmiş ve çeşitli tanımlara yer verilmiştir.

Alt İşveren Yönetmeliğinde;

1) İşyerinde yürütülen mal veya hizmet

üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde uzmanlık gerektirmeyen işlerin alt

işverene verilmesini,

2) Daha önce o işyerinde çalıştırılan

kimse ile kurulan alt işverenlik ilişkisini,

3) Asıl işveren işçilerinin alt işveren

tarafından işe alınarak hakları kısıtlanmak suretiyle çalıştırılmaya devam

ettirilmesini,

4) Kamusal yükümlülüklerden kaçınmak

veya işçilerin iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi yahut çalışma mevzuatından

kaynaklanan haklarını kısıtlamak ya da ortadan kaldırmak gibi tarafların gerçek

iradelerini gizlemeye yönelik işlemleri,ihtiva eden sözleşmeler muvazaalı

olarak açıklanmıştır.

Somut uyuşmazlıkta, 23.01.2015 tarihli

fesih bildirimine göre, davalı bankada güvenlik görevlisi olarak çalışan

davacının iş sözleşmesi, banka yönetim kurulunun 25.12.2014 tarih ve 4/10186-1

sayılı kararı ile aldığı işletmesel karar doğrultusunda güvenlik hizmetlerinin,

hizmet satın alınması yöntemi ile başka firmaya (T. Güvenlik..Ltd Şti)

verildiği ve bunun sonucu olarak davacının istihdam fazlası konumuna düştüğü

gerekçesiyle feshedilmiştir.

Dosya kapsamındaki delillerden, dava

dışı T. güvenlik firmasının davalı bankada kendi işçilerini değil, davalı

bankanın işten çıkardığı güvenlik görevlilerini işe alarak üstlendiği güvenlik

işini yerine getirdiği, bu durumun İş Kanunu'nun 2. maddesinin 7. fıkrasında

yer alan 'Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak

çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce

o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde

ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı

kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin

işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik

nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere

verilemez.' düzenlemesine aykırı olduğu, bu nedenle davalı A. bankası ile dava

dışı T. Güvenlik firması arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesinin muvazaaya

dayandığı anlaşılmaktadır.

Ayrıca davacının iş akdine son

verilmesinin geçerli neden kabul edilebilmesi için davalı bankanın aldığı

işletmesel kararı tutarlı uyguladığının ve fesihten önce, “son çare” ilkesini

gözettiğinin tespit edilebilmesi gerekir.

Dosya kapsamındaki delillerden davacının

iş sözleşmesinin feshinden sonra, aynı birime personel alımı yapıldığı

görülememiştir. Ancak, davacı dahil toplam 1185 güvenlik görevlisinin alınan

işletmesel karardan sonra hizmet akdi ilişkileri sona ermiş olup 29.01.2015

tarihli yazı ve ekindeki görev yazılarından davalı banka bünyesinde güvenlik

görevlisi kadrosunda çalışan 49 işçinin bankanın idari kadrosuna alındığı, 9

güvenlik görevlisinin gişe yetkilisi olarak yerleştirildiği, 1072 işçinin ise

alt işveren şirkette güvenlik görevlisi olarak çalışmaya devam ettiği tespit

edilmiştir. Bu tespitler davalı tarafın da kabulündedir.

Temyiz incelemesi Yargıtay 7. Hukuk

Dairesi'nce yapılan 2015/30112 Esas ve 2015/25607 Karar sayılı dosyada, dosyaya

sunulan fesih öncesi ve sonrasında işe alınan işçileri gösterir listede çok

sayıda gişe yetkilisinin işe alındığı anlaşıldığından işverenin davacıya neden

başka iş ve görev teklif etmediği, hangi objektif seçim kriterini uyguladığının

anlaşılamaması nedeniyle mahkemece verilen işe iade kararının doğru olduğu

belirtilmiştir.

Davalı vekili, özel güvenlik hizmet

biriminin kapatılması nedeniyle istihdam fazlalığı oluşturan çalışanların

tamamı için ayrı ayrı değerlendirme yapıldığını ve eğitimleri, diğer

nitelikleri bulundukları lokasyondaki gereksinimler gözetilerek 49 kişinin

idare kadroya, 9 kişinin de gişe yetkilisi olarak istihdam edilebildiğini

savunmakta ise de; davalı işverenin hangi objektif seçim kriterini uyguladığı

açık değildir. Cevap dilekçesinde davacının görev esnasında dikkat eksikliği ve

görevini özensiz yaptığı gerekçeleriyle çalıştığı şubelerden şikayet alındığı

belirtilmekle birlikte bu savunmayı ispatlayacak bir delil sunulmadığı gibi

bankada farklı pozisyonlarda çalıştırılan güvenlik görevlilerinin davacıda

bulunmayan hangi eğitim ve nitelikleri itibariyle seçilmiş olduğu da açıklanmış

değildir.

Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda,

mahkemece, muvazaa olgusu ve feshin son çare olmasına ilkesine uyulup

uyulmadığı araştırılmadan eksik inceleme ile davanın kabulü yerine reddine

karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

..."

11. Mahkeme 26/11/2015 tarihli ara kararı ile bilirkişi

raporu alınmasına karar vermiştir. Bilirkişi raporunda başvurucunun gerekli

eğitim ve ehliyete sahip güvenlik görevlisi olduğu, lise mezunu olduğu için iş

tecrübesinin de güvenlik hizmetine ilişkin olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun

ifa ettiği güvenlik hizmeti ile A. Bankasında asli iş olarak yürütülen

bankacılık işi arasında önemli farklılıklar bulunduğu, davalı bankanın

işyerlerine yeni elemanlar aldığının anlaşıldığı ancak davalı bankanın almış

olduğu elemanların genellikle ağırlıklı olarak bankacılık işi ile doğrudan

ilgili olduğu vurgulanmıştır. A. Bankasının işletmesel kararı uygulamak için aldığı

tedbirlerin iş sözleşmesinin feshini zorunlu kıldığını, başvurucunun daha

önceki hizmetinin verimsiz ve niteliksiz olduğunu da ispatlayamaması nedeniyle

başvurucunun eğitimi ve kültürel birikimi ne olursa olsun başka bir görevde

istihdam edilme imkânı varken taşeron şirketle sözleşme yapılması ve bu

sözleşme ile işçilerin işine son verilmesi nedeni ile başvurucunun iş akdinin

yasaya aykırı olarak fesh edildiği ifade edilmiştir.

12. Mahkeme, söz konusu işe iade davasını 12/7/2016

tarihli karar ile reddetmiştir. Karar gerekçesinde bilirkişi raporuna itibar

edilmediği vurgulanmış, A. Bankasının esas faaliyeti olan bankacılık faaliyeti

dışında kalan güvenlik hizmetinin alt işverene devrinde herhangi bir hukuka

aykırılık bulunmaması nedeniyle devrin işverenin yönetim hakkı kapsamında

kaldığı ifade edilmiştir. Ayrıca hizmetin alt işverene devri sonucu istihdam

edilen işçi sayısının çokluğu, vasıf ve mahiyetleri ile A. Bankasının faaliyet

alanı gözönünde bulundurulduğunda işletmesel kararın yerinde uygulandığı ve

emsal karar gereği davanın reddedildiği belirtilmiştir.

13. Mahkeme kararında emsal olarak gösterilen Yargıtay

22. Hukuk Dairesinin 12/10/2015 tarihli ve E.2015/22758, K.2015/28313 sayılı

kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Taraflar arasında, iş sözleşmesinin

feshinin geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı uyuşmazlık konusu olup, kanuni

dayanak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. ve devamı maddeleridir.

4857 sayılı Kanun'un 18. maddesine göre

otuz veya daha fazla işçi çalıştıran iş yerlerinde en az altı aylık kıdemi olan

işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin

yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, iş yerinin veya işin

gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır.

İşletme gerekleri sebebiyle fesihte, iş

yerinde bir işgücü fazlasının bulunmalıdır. İşgücü fazlasından söz edebilmek

için işçinin bugüne kadar yaptığı işi sürdürmesi imkanı ortadan kalkmış olmalı,

işçinin başka türlü çalıştırılması imkanı da bulunmamalıdır. Girişim

özgürlüğüne dayanan işverenin ekonomik güçlükler sebebiyle veya verimlilik

amacıyla aldığı yeniden yapılanma kararı ve bu kararın uygulanması sonucunda

bir veya birden çok işçinin o güne kadar yaptıkları iş ortadan kalkar ve bu

işçilerin fesih dışında önlemlerle bir başka şekilde çalıştırılmışı mümkün

olmazsa işletme gereği doğar ve işveren fesih kararı alabilir.

İşletmesel kararın sebebi ne olursa

olsun feshin geçerli olması için, işveren tarafından alman tedbirin fesih

anında gerçekleştirilmiş iş yerinde gözle görülür bir değişikliğin meydana

gelmiş ve işçinin edimine ihtiyaç kalmadığının kesinleşmiş olması gerekir. İşveren

öncelikle, işletmesel kararın tutarlı biçimde uygulandığını ve işçinin o güne

kadar gördüğü işin ortadan kalktığını ispatlamak zorundadır.

Feshin geçerliliği için, işgücü fazlası

olmasının sonucu, işverenin maliyetleri düşürmek amacıyla yüksek ücretli işçileri

işten çıkararak yerlerine düşük ücretli işçi çalıştıramaması şarttır. İşletme

gerekleri sebebiyle fesihlerde işverenin maliyetleri düşürme amacı tek başına

feshi geçerli hale getirmez. Sözleşmeye bağlılık ilkesi gereği fesih hakkı

ancak sözleşmeye devam beklenmez hale gelirse doğar. Buna göre işveren ancak,

işçinin çalışmaya devamı için başka bir çare bulunamadığı takdirde fesih yoluna

gidilebilir. İşverenin fesih dışında daha hafif bir tedbirle amaca ulaşması

mümkün ve beklenebilir ise fesih geçersizdir.

Ayrıca, işletme gerekleri sebebiyle

fesihlerde, işveren feshin ciddi ve tutarlı bir uygulamanın sonucu olup

olmadığını, işletmesel kararın alındığını ve bu kararın kurumsal bir ciddiyet

ve tutarlılıkla uygulandığını hiç bir şüpheye yer bırakmayacak biçimde kesin

olarak ispat etmekle yükümlüdür. Özellikle, yeniden yapılanma gibi önemli bir

karar alan ve bu kararı uygulayan işverenin kurumsal bir ciddiyet ve tutarlılık

içinde hareket etmesi, kanunlar ve ispat hukuku kuralları çerçevesinde sıhhati

konusunda şüphe uyandırmayacak ve birbiri ite tutarlı bilgi ve belgelerle

yeniden yapılanmayı ve bu yapılanma sonucunda işçinin iş gücü fazlası haline

geldiğini, diğer yandan, sözleşmesi feshedilecek işçilerin seçiminde de

objektif davranıldığını ispatlaması beklenir.

Davacının davalı bankada özel güvenlik

görevlisi olarak 23.08.2000 tarihinde işe başlayıp iş sözleşmesinin

feshedildiği 25.01.2015 tarihine kadar kesintisiz olarak çalıştığı, davalı

bankanın 25.12.2014 tarihli yönetim kurulu kararı ile özel güvenlik hizmet

biriminin kapatılmasına ve güvenlik hizmetinin T. Güvenlik Sistemleri San. A.Ş.

ile imzalanan hizmet alım sözleşmesi ile karşılanması yoluna gittiği, adı geçen

şirket ile yapılan sözleşmeye eklenen bir madde ile kendi bünyesinde görev

yapan güvenlik hizmeti çalışanlarının istihdamının sağlanma tedbirinin

alındığı, nitekim birçok kişinin bu şekilde çalışmaya devam ettiği dosya

kapsamından anlaşılmıştır.

Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle

kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, her ne kadar davacı

kendisinin durumuna uygun başka bir kadro olup olmadığının işverence ortaya

konulmadığı iddiasında bulunsa da davalı işyerinde güvenlik hizmetlerinin bütün

olarak alt işverene devri uygulamasının yapıldığı, işverenin esas faaliyeti

olan bankacılık faaliyeti dışında kalan bu hizmetin alt işverene devrinde

herhangi bir hukuka aykırılık bulunmayıp işverenin yönetim hakkı kapsamında

kaldığında şüphe yoktur. Hizmetin alt işverene devri sonucu istihdam edilen

işçi sayısının çokluğu, vasıf ve mahiyetleri ile davalı işverenin faaliyet

alanı göz önünde bulundurulduğunda işletmesel kararın yerinde uygulandığı

anlaşılmaktadır. Bu durumda işverence yapılan feshin geçerli sebeple yapıldığı

göz önüne alınarak davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalı olup

bozmayı gerektirmiştir.

..."

14. Başvurucu, mahkeme kararını temyiz etmiştir. Temyiz

dilekçesinde; Mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporuna göre iş

sözleşmesinin feshinin haksız olduğu, başvurucu ile aynı işyerinde çalışan ve

aynı tarihli Yönetim Kurulu kararı ile iş akitleri feshedilen bir kısım özel

güvenlik görevlilerinin İstanbul iş mahkemelerinde açtıkları işe iade davaları

hakkında yerel mahkemece verilen ret kararlarının bozulmak suretiyle ortadan

kaldırılmasına ilişkin 9. Hukuk Dairesinin on iki adet kararının Mahkeme

tarafından dikkate alınmadığı belirtilmiştir. Başvurucu ayrıca, fesih

tarihinden sonra 58 özel güvenlik görevlisinin davalı Banka bünyesinde farklı

kadrolarda işe alındığının davalı tarafça dava dosyasına sunulmuş olmasına

rağmen davalı Bankanın kendisinde bulunmayan hangi eğitim ve nitelikleri tercih

konusu yaparak istihdam sağladığının Mahkeme tarafından değerlendirilmemiş

olduğunu ifade etmiştir.

15. Temyiz talebi 22. Hukuk Dairesinin 28/11/2016 tarihli

kararıyla mahkeme kararının onanması suretiyle reddedilmiştir.

16. Nihai karar başvurucuya 23/12/2016 tarihinde tebliğ

edilmiş, başvurucu 20/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 13/10/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu; Bankanın idari göreve veya gişe yetkilisi

olarak tekrar işe aldığı 58 özel güvenlik görevlileri yönünden değerlendirme

yapılmadığını, temyiz incelemesi sonucunda yetersiz gerekçe ile onama kararı

verildiğini, 9. Hukuk Dairesi tarafından verilen lehe kararların dikkate

alınmadan çelişki oluşturacak şekilde karar verildiğini, bu durumun ise hukuki

belirsizliğe yol açtığı gerekçeleriyle adil yargılanma hakkının ve eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

B. Değerlendirme

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özünün aynı maddi olaya ilişkin olarak iki

farklı mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda verilen kararların

birbirinden farklı olması iddiası olduğu, bu sebeple yargılamanın sonucuna

yönelik iddiaların bir bütün olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

20. Bireysel başvuruya konu davadaki olayların

kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama

sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir

uyuşmazlığa derece mahkemeleri veya temyiz mercileri tarafından getirilen

çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde

değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal

edilmediği sürece ya da açıkça keyfîlik içermedikçe derece mahkemelerinin veya

temyiz mercilerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinin ve temyiz

mercilerinin delilleri takdirinde açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Miraş Mümessillik İnş.

Taah. Reklam. Paz. Bas. Yay. San. Tic. A.Ş., B. No: 2012/1056, 16/4/2013, §

35).

21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı

veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet

Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

22. Başvuru konusu davada başvurucu, iş akdinin işveren

tarafından haklı ve geçerli bir nedene dayanılmaksızın feshedildiğini ileri

sürerken işveren ise işletmesel karardan kaynaklanan geçerli bir nedene

dayanıldığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

23. Mahkeme tarafından dosya kapsamında alınan bilirkişi

raporunun dikkate alınmadığı belirtilmiştir. Mahkeme -22. Hukuk Dairesinin

emsal kararının esas alınmak suretiyle- başvurucunun durumuna uygun başka bir

kadroda istihdam edilmesinin mümkün olup olmadığının değerlendirilmediği

iddiasına yönelik olarak, bankacılık faaliyeti kapsamı dışında kalan özel

güvenlik hizmetinin bir bütün olarak alt iş verene devredilmesinin söz konusu

olduğu, bu devrin ise hukuka aykırı olmadığını ifade etmiş ve işletmesel

kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

24. Başvurucunun açtığı davada Mahkemenin 22. Hukuk

Dairesinin 12/10/2015 tarihli kararını esas almak suretiyle davayı reddettiği

görülmüştür. Emsal dava, başvurucu ile aynı Bankada güvenlik görevlisi olarak

çalışan başka bir davacı hakkında verilmiştir. Anılan 22. Hukuk Dairesi

kararında; işverenin işçinin çalışmaya devamı için başka bir çare bulunamadığı

takdirde ancak fesih yoluna gidebileceği ve işletmesel kararı kurumsal bir

ciddiyet ve tutarlılıkla uyguladığının hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde

kesin olarak ispat etmekle yükümlü olduğu belirtilmektedir. Kararda; kanunlar

ve ispat hukuku kuralları çerçevesinde sıhhati konusunda şüphe uyandırmayacak

ve birbiri ile tutarlı bilgi ve belgelerle yeniden yapılanmayı, bu yapılanma

sonucunda işçinin iş gücü fazlası hâline geldiği ve sözleşmesi feshedilecek

işçilerin seçiminde de objektif davranıldığının ispatlamasının bekleneceği

vurgulanmaktadır.

25. Başvurucunun 9. Hukuk Dairesinin aynı olaya ilişkin

kararlarına dayanarak kendisi hakkında muvazaa olgusunun ve feshin son çare

olması gerektiği hususunun mahkeme kararında araştırılmadığı gerekçesiyle

yaptığı temyiz başvurusu 22. Hukuk Dairesi tarafından reddedilmiştir.

26. Dosya kapsamındaki hem 9. Hukuk Dairesinin hem de 22.

Hukuk Dairesinin içtihadında (bkz. §§ 10, 13) işletmesel karar sebebiyle

yapılacak fesihlerde feshe son çare olarak başvurulması ve sözleşmeleri

feshedilecek işçilerin seçiminde objektif olunması gerektiğinin altı

çizilmiştir. Bu durumda somut olayda Yargıtay Daireleri arasındaki benzer

olayda ulaşılan farklı sonucun somut olaya ilişkin değerlendirmeden

kaynaklandığı tespit edilmiştir.

27. Hukuk kurallarının yorumu derece mahkemelerinin

takdirindedir. Bariz takdir hatası veya keyfîlik bulunmadığı müddetçe Anayasa

Mahkemesinin derece mahkemelerinin hukuk kurallarına ilişkin yorumuna müdahale

etmesi bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Başvuruya konu olayda derece

mahkemesi özel güvenlik görevlisi olan başvurucunun görev yaptığı Bankanın asıl

faaliyeti olan bankacılık faaliyetinin dışında kalan güvenlik hizmetini bir

bütün olarak alt işverene devrinin hukuka uygun olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca

istihdam edilen işçi sayısı, vasıf ve mahiyetleri ile işveren bankanın

faaliyet alanı göz önünde bulundurulmuş ve işletmesel kararın yerinde

uygulandığı sonucuna varılmıştır. Derece mahkemesinin bu yorumunda bariz takdir

hatası veya keyfîlik görülmemiştir.

28. Somut olayda başvurucunun iddialarının dosya

kapsamında değerlendirilmesi sonucunda hakkaniyete uygun yargılanma hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 13/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M.Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Tuğba TUNA IŞIK

Başvurucu

:

Elçin ALAYONT

Vekili

:

Av. Gülsüm ALAYONT AKŞİT