TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
UĞUR GÖLLER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2022/93620)
Karar Tarihi: 20/5/2026
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
İrfan FİDAN
Üyeler
:
Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Raportör
:
Yunus Emre BAĞLAR
Başvurucu
:
Uğur GÖLLER
Vekili
:
Av. Yakup Çağrı ARISOY
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.
2. Kars Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) olay tarihinde uzman çavuş olarak görev yapan başvurucu hakkında, 15 Temmuz 2016 gecesi Kars'ta konuşlu bulunan 14. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı rütbeli-rütbesiz birçok askerin tank ve araçlarla il merkezine inerek havalimanı, valilik, emniyet, belediye gibi kritik kamu kurumlarının etrafını çevirmeleri şeklindeki eylemler kapsamında soruşturma başlatmıştır.
3. Başsavcılık başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından cezalandırılması talebiyle 14/2/2017 tarihli iddianame düzenlemiştir.
4. İddianamede özetle; başvurucunun emrinde görev yaptığı komutanın talimatları ile darbe teşebbüsünü bilerek, ağır askerî araçlarla, tankla şehrin muhtelif noktalarında askerî unsurlar olarak kontrol sağlamaya çalışarak darbe teşebbüsüne katıldığı gözönüne bulundurularak üzerine atılı suçu işlediği ileri sürülmüştür.
5. İddianamenin kabulüyle açılan dava, Kars 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Başvurucu savunmasında özetle; saat 22.30 sıralarında nöbetçi uzman çavuş tarafından arandığını, alarm durumu olduğu söylenerek kışlaya çağırıldığını, içtima alındıktan sonra emniyete doğru tankla hareket ettiklerini, olayın darbe girişimi olduğunu öğrenmesi üzerine kışlaya geri döndüğünü beyan etmiştir.
6. Mahkeme, başvurucunun yüklenen suç açısından kastının bulunmaması nedeniyle beraatine istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... 14.Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında 1. Tank Taburunda uzman çavuş olarak görev yaptığı, bölük komutanının emri üzerine tank ile kışladan çıkış yapığı, sanığın [başvurucu] gidecekleri yeri bildiği fakat komutanı olan [H.G.nin] terör tehdidi var dediği, verilen emir üzerine araca bindiği, halk ile karşılaştığı fakat halk ile diyalog içerisine girmediği, darbeye iştirakine dair dış dünyaya yansıyan herhangi bir eyleminin olmadığı anlaşılmış olup, Yargıtay içtihatlarıyla esasları belirlenmiş TCK 309. maddesinde yer alan Anayasayı ihlal suçu ile ilgili olarak değerlendirme yapıldığında; Anayasa'yı ihlal suçunun teşebbüs suçu olması özelliği ile cebir ve şiddet kullanılarak elverişli bir ya da eş zamanlı bir çok hareketle anayasanın öngördüğü düzeni değiştirmeye yönelik bir fiilin icrasına başlandığı anda suçun işlendiği, sanığın darbe girişimine yönelik herhangi bir eyleminin olmadığı, s anığın anılan suçları işleme kastına sahip olduğunu gösteren her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, sanığın yapmış olduğu güvenlik alma faaliyetinin rutin olduğu, sanığın darbe girişimine dair kastının olmadığı anlaşıldığından 223/2-c madde ve fıkrası uyarınca BERAATİNE karar verilmiştir . .."
7. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 4/4/2019 tarihinde başvurucu hakkında verilen beraat kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... 1- Kars ilindeki kamu kurumlarının zapt edilmesi, bazı kamu görevlilerinin alıkonulması, darbe girişiminin engellenmesi için gerek vatandaşlar gerekse kamu görevlileri tarafından girişilen faaliyetlerin sekteye uğratılması ve bu surette ülke genelinde girişilen darbe girişiminin özelde Kars ilinde, genelde ise tüm yurtta başarıya ulaşmasını temin etmek amacıyla yapılan iş bölümü ve görevlendirmeler çerçevesinde hareket ettiği iddia edilen sanıkların, sübutu kabul edilen eylemlerinin ve bunun delillerinin neler olduğunun açık ve kesin bir şekilde ortaya konulmasından sonra, bu eylemlerin hukuki nitelendirilmesinin yukarıda özetlenen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarih ve 2017/1443 Esas, 2017/4758 Karar ve 23.01.2019 tarih ve 2018/2519 Esas, 2019/323 Karar sayılı ilamları çerçevesinde belirlenmesi,
Bu kapsamda h er bir sanığın eylemi ile ülke genelinde işlenen darbe suçunun icrası ile ortaya çıkan somut tehlike arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı, adı geçenlerin sorumluluk bölgelerinde darbe teşebbüsünün başarılı olmasını ya da ülke genelinde bu eylemi gerçekleştirenlerin amaçlarına ulaşmalarını sağlamaya yönelik olarak işledikleri kabul edilen icrai hareketlerinin nelerden ibaret olduğu ya da bu katkıları sağlamak amacıyla ve bunu sağlamaya elverişli hangi garantörlük yükümlülüğünü ne şekilde ihmal ettikleri, görev, yetki ve sorumlulukları dahilinde ya da bunlarla bağdaşmayan bir görev üstlenip üstlenmedikleri ve/veya mesleki tecrübeleri itibariyle kendilerinden beklenmeyecek icrai ya da ihmali bir eylemleri olup olmadığı, sanıklar tarafından kişilere karşı icrai ya da ihmali davranışla işlenebilecek araç suç niteliğindeki suçların icra edilip edilmediği, dolayısıyla Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs aşamasına ulaşan eylemlerinin dayanağı olan olgu ve delillerin nelerden ibaret olduğu ile sanıkların atılı suçu işlediği sonucuna ne surette ulaşıldığı hususlarının denetime elverişli şekilde ortaya konularak hukuki durumlarının buna göre belirlenmesi,
Yapılan değerlendirme sonucunda, belirtilen nitelikte eylemleri bulunduğu sonucuna ulaşıldığı takdirde bu eylemlerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs veya bu suça yardım niteliğinde olup olmadığının tartışılması, aksi halde ise geçitli suç niteliğindeki terör örgütüne üye olma veya terör örgüne yardım etme suçlarını işlediklerini gösteren deliller bulunup bulunmadığı değerlendirilerek bir karar verilmesi, tüm bu değerlendirmeler sonucunda açıklanan suçlardan sorumlulukları cihetine gidilemediği takdirde ise, durumlarına göre beraatlerine veya haklarında ceza verilmesine yer olmadığına hükmolunması, bu şekilde aynı eylemi gerçekleştirdiği ve/veya yapılan iş bölümüne göre aynı eyleminin bir bölümünden sorumlu olduğu kabul edilen tüm sanıklar hakkında aynı kararların verilmesi, farklı şekilde karar verilmesine neden olan olaydan veya şahıstan kaynaklanan sebepler bulunması halinde bunların denetime elverişli olacak şekilde ortaya konulması gerektiği halde, belirtilen hususlarda yeterli açıklama yapılmadan aynı nitelikli eylemlerde sorumlu olduğu kabul edilen bazı sanıkların mahkumiyetine, bazılarının ise beraatine veya hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilerek çelişkiye düşülmesi,
2-Yukarıda açıklandığı şekilde, farklı sanıklar tarafından ancak yapılan iş bölümü çerçevesinde bir bütünün parçaları halinde gerçekleştirilen eylemlere ilişkin delillerin birlikte değerlendirilmesi ile gerçekleştirilen tüm faaliyetlerin gerçekleştirme biçimi ve bunlara ilişkin olay/zaman örgüsünün en net şekilde anlaşılabilmesi, her bir sanığın eylem ve sorumluluklarının açıkça belirlenebilmesi ve bu surette maddi gerçeğin doğru şekilde ortaya konulabilmesi için ayrı dosyalar üzerinden görülmekte olan Kars ilindeki darbe girişimine ilişkin tüm davaların mümkün ve gerekli olduğu ölçüde birleştirilmesi, bu surette aynı eylemin sanığı olan şahısların birbirleri hakkındaki dosyalarda tanık sıfatıyla dinlenmelerinden kaynaklanan aksaklık ve hak ihlallerinin önlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi..."
8. Bozma sonrası Mahkeme 30/5/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemlerini yapmıştır. Başvurucu savunmasında önceki savunmalarını tekrar etmiş ve beraatine karar verilmesini talep etmiştir.
9. Yargılama toplamda üç celse sürmüştür. Üçüncü celsede Mahkeme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna yardım eden sıfatıyla iştirak ettiği kabulüyle başvurucunun 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
" Sanığın [başvurucu] olay gecesi 14 . Mekanize Piyade Tugayı 1. Tank Tabur Komutanlığı'nda Uzman Çavuş olarak görev yaptığı, ikametinde iken saat 22:30 sıralarında nöbetçi Uzman Çavuşun arayarak "alarm verildi hızlı bir şekilde kışlaya gel" demesi üzerine kışlaya gittiği, tank Yüzbaşı tabur komutan vekili [O.A.] tarafından bölük komutanı Üsteğmen [H.G.ye] bir tank ve bir BMC askeri araç hazırlanarak nizamiyeye gelinmesi emri verildiği, bunun üzerine tank ve BMC askeri aracın hazırlanarak nizamiyeye gidildiği, sanık [H.G.nin] beyanlarından anlaşılacağı üzere; nizamiyede Tank Yüzbaşı [O.A.nın] bölük komutanlarını toplayarak bir toplantı düzenlediği ve sanık [H.G.nin] bölüğüne havaalanı kavşağında konuşlanması emredildiği, nizamiyede mühimmatın gelmesi beklendiği esnada 2. tank tabur görev kuvveti komutanı Yarbay [N.U.nun] gelerek Kars Emniyetinin önüne derhal bir tank sevkinin emrini verdiği, hazırda sanık [H.G.nin] bölüğü olduğu için [N.U.] tarafından sanık [H.G.ye] araçları ile birlikte Emniyetin önüne intikal etmesi emredildiği, nizamiye çıkışında G3 piyade tüfeği mühimmatı ve tanka 100 adet uçaksavar mühimmatı verildiği, sanığın doldurucusu olduğu tank ile BMC askeri araç eşliğinde Kars Emniyet Müdürlüğü önünde konuşlanmak için (Mahkememizin 2017/23 ve 2019/415 Esas sayılı dosyalarından anlaşılacağı üzere; 1.mekanize piyade tabur komutanı Yarbay [A.E.O.] darbe teşebbüsüne ilişkin olarak aldığı emirler doğrultusunda, il emniyet müdürlüğünün işgal edilip il emniyet müdürünün derdest edilmesi maksadıyla emri altındaki askerler ile saat 00:00 civarı kışla dışına çıkmıştır. ) saat 00:00 civarı kışla dışına çıktıkları, [...] isimli işyerinin önüne gelindiğinde karşılarında ellerinde Türk Bayrağı sallayan ve asker kışlaya diye bağıran halkı görünce araçları kenara çekerek stop ettikleri ve araçlardan indikleri, sanıklar [H.G.] ve [A.S.nin] beyanlarından anlaşılacağı üzere; yakınlarında ki diğer askeri birliklere ait askeri zırhlı araçların etrafında kalabalık insan topluluğu olduğu, yanlarına halktan ve polislerden gelenlerin olduğu, sanık [M.A.nın] beyanından anlaşılacağı üzere; toplanan kalabalığın "yanlış yapıyorsunuz kışlanıza dönün" dediği, ceride defterindeki kayıtlardan anlaşılacağı üzere; belediye hoparlöründen saat 01:02 de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koyduğuna ilişkin sıkıyönetim ilanı anonsu yapıldığı, s anık [A.K.nın] nişanlısının telefondan kendisine darbe girişimi olduğunu söylediği, sanık [H.G.nin] babasının telefondan kendisine darbe girişimi olduğunu söylediği, sanık [F.A.nın] de polis olan abisinin telefondan kendisine darbe girişimi olduğunu söylediği, [H.G.nin] kışlaya geri dönmek amacı ile Yüzbaşı [O.A.yı] arayarak emir talebinde bulunmak istediği ancak kendisine ulaşamadığı, polislerin yardımları neticesi tankı çalıştırarak geri geri çıkarak kışlaya dönmek için saat 02:00 civarı yola çıktıkları, kışla nizamiyesinde kışlaya giriş yapmak için geri dönen tankların ve askeri personelin Yarbay [N.U.] tarafından içeri alınmadığı, içeri girememeleri üzerine tankı tarım lojmanlarının olduğu yere geri getirerek stop ettikleri ve arıza var diyerek beklemeye başladıkları, hava aydınlanırken polislerin gelerek [N.U.yu] gözaltına almasıyla tank ile kışlaya girerek tankı garaja park ettikleri tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
S anığın Muğla ve Edirne ilinde ki sabit hatlardan arandığına ilişkin dosyamıza gönderilen bilgiler incelendiğinde, tek aramalardan ibaret olduğu, Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 13.11.2019 tarih, 2018/5526 Esas ve 2019/6842 Karar sayılı ilamı ile belirlenen ardışık arama kriterlerine uymadıkları anlaşılmaktadır.
Her ne kadar sanık [başvurucu] olay sırasında darbe girişiminden haberdar olmadığını savunmuş ise de, olay gecesi rutinde görevleri bulunmayan İl Emniyet Müdürlüğü'nü işgal için giden askeri unsurlara takviye olmak amacıyla doldurucusu olduğu Tank ile saat 00:00 civarı kışla dışına çıkması, (...) isimli iş yerinin önüne gelindiğinde karşılarında ellerinde Türk bayrağı sallayarak 'asker kışlaya' şeklinde slogan atan halkı ve diğer zırhlı askeri araçların da konuşlandığını görmesine, belediye hoparlöründen saat 01:02 de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koyduğuna ilişkin sıkıyönetim ilanı anonsu yapılmasına, yanındaki askerlerden bazılarının telefon görüşmelerinde darbe girişimi olduğunun kendilerine söylenmesine rağmen eylemlerini sonlandırmayarak vatandaşların karşısında durması, hukuksuz emri sorgulamayarak dönüş için komutanından talimat beklemesi, dönüş iradesini saat 02:00 civarı gösterebilmesi ve sanığın eylemini gerçekleştirdiği yer ve zaman ile sahip olduğu iletişim imkanları (HTS kayıtları incelenip duruşmada sanığa sorulduğunda, olay gecesi saat 23:22 ve 23:28 de abisi [H.G.] ile görüştüğü, saat 23:57 ve 23:58 de abisinden mesaj alıp, saat 23:57 de abisine mesaj gönderdiği tespit edilmiştir.) nazara alındığında olayın gerçek mahiyetini bilmemesinin mümkün olmaması, rütbesi ve mesleki tecrübesi itibariyle verilen emirlerin hizmete müteallik olup olmadığını bilebilecek ve sorgulayabilecek durumda olması göz önünde bulundurularak sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmeyerek eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında iradi ve kasti olarak gerçekleştirdiği kanaatine varılmıştır..."
10. Başvurucu müdafii, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde; başvurucunun olayın darbe girişimi olduğunu öğrenmesi üzerine geri döndüğünü, yarbayın tekrar geri göndermek istemesi üzerine çeşitli bahanelerle geri dönmemeye çalıştığını, başvurucunun suç işleme kastı olmadığını, beraatine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
11. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi 13/1/2021 tarihinde başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir.
12. Başvurucu vekili İstinaf Dairesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde, istinaf başvurusunda ileri sürdüğü hususları yinelemiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi (Ceza Dairesi) 23/6/2022 tarihinde hükmün onanmasına karar vermiştir.
13. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmü yönünden Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının bu hüküm aleyhine istinaf isteminde hak ve yetkisinin bulunduğu gerekçesiyle itiraz yoluna başvurmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu (Genel Kurul) 8/11/2023 tarihinde itirazın kabulüne karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... sonuç olarak temyiz kanun yoluna başvurmak için istinaf kanun yoluna başvurmuş olmak şeklinde Kanun’da bir şart aranmadığı anlaşıldığından, ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda kurulan hükme yönelik ilk derece mahkemesinde görev yapan Cumhuriyet savcısının istinaf kanun yoluna başvurmamasının, (aleyhe ya da lehe herhangi bir başvuruda bulunmamasının) bir önemi bulunmadığı, bu durumda dahi Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz talebinde bulunma hakkı olduğu için CMK'nın 298. maddesince temyiz talebinin reddedilemeyeceği, CMK'nın 307/5. maddesinde yer alan ''ceza miktarı bakımından kazanılmış hak'' hususunun ise temyiz incelemesi sırasında ayrıca gözetilmesi gerektiği kabul edilmelidir..."
14. Anılan kararın ardından Genel Kurul, dosyanın sanıklar ve müdafileri ile katılan vekillerinin temyizlerinin Cumhuriyet savcısınca yapılan temyiz başvurusuyla birlikte incelenmesi için Yargıtay 3. Ceza Dairesine göndermiştir. Bunun üzerine Ceza Dairesi, yapılan incelemede 6/11/2024 tarihinde hükmün onanmasına karar vermiştir. Mahkeme, başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının 6/11/2024 tarihinde kesinleştiğini gösterir kesinleşme şerhi düzenlemiştir.
15. Kişi ve konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2015/15377 ve 2022/93620 sayılı başvurular birleştirilerek incelenmiştir.
16. Başvurucu müdafii, nihai kararı 28/9/2022 tarihinde öğrenmiş ve 20/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
17. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine ilişkin İddia
18. Başvurucu, verilen emirleri anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik yerine getirdiğinin açık bir şekilde ortaya konulmadığını, karar sonucuna etki edecek esaslı iddialara gerekçede yer verilmediğini, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
19. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; yapılacak incelemede Anayasa, ilgili mevzuat hükümleri ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.
21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
22. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800 , 18/6/2014, §§ 31, 34).
23. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995 , 20/2/2014, § 51).
24. Somut olayda Mahkeme; başvurucunun olay gecesi rutinde görevi olmayan, İl Emniyet Müdürlüğünü işgal etmek için giden askerî unsurlara takviye olmak amacıyla doldurucusu olduğu tankla saat 00.00 civarı kışla dışına çıkması, ellerinde Türk bayrağı sallayarak "Asker kışlaya." şeklinde slogan atan halkı ve diğer zırhlı askerî araçların da konuşlandığını görmesine, belediye hoparlöründen saat 01.02'de Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğuna ilişkin sıkıyönetim ilanı anonsu yapılmasına, yanındaki askerlerden bazılarının telefon görüşmelerinde darbe girişimi olduğunun kendilerine söylenmesine rağmen eylemlerini sonlandırmayarak vatandaşların karşısında durması, hukuksuz emri sorgulamayarak dönüş için komutanından talimat beklemesi, dönüş iradesini saat 02.00 civarı gösterebilmesi ve eylemini gerçekleştirdiği yer ve zaman ile sahip olduğu iletişim imkânları nazara alındığında olayın gerçek mahiyetini bilmemesinin mümkün olmadığını, rütbesi ve mesleki tecrübesi itibarıyla verilen emirlerin hizmete müteallik olup olmadığını bilebilecek ve sorgulayabilecek durumda olduğunu gözönünde bulundurarak cezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. § 9). Başvurucu ise verilen emirleri anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik yerine getirdiğinin açık bir şekilde ortaya konulmadığını ileri sürmüştür (bkz. § 18).
25. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin doğrudan ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçerek delil değerlendirmesi yapması söz konusu olamaz. Bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idari mercilerdir ( Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319 , 16/7/2014, § 58). Mahkemenin gerekçeli kararından anlaşıldığı üzere başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair deliller ayrı ve açık olarak tartışılmış ve karşılanmıştır. Bir başka deyişle başvurucu hakkında Anayasa'yı ihlal suçunun sübut bulduğunu kabul eden Mahkeme, somut olay bağlamında başvurucunun eylemleri yönünden; belediye hoparlörlerinden anons yapılmasını, başvurucunun dönüş iradesi gösterdiği saati, HTS kayıtlarını, başvurucunun mesleki rütbe ve tecrübesini ve diğer delilleri değerlendirmiş, kararını gerekçelendirmiş ve hüküm kurmuştur (bkz. § 9).
26. Dolayısıyla Mahkemece somut olay kapsamında yapılan değerlendirme neticesinde sonuca etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaların tartışıldığı ve yine kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda da değerlendirme konusu hüküm ve gerekçenin uygun bulunduğu anlaşılmaktadır.
27. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
28. Başvurucunun; yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddiasının Ahmet Sağlam ([2. B.], B. No: 2013/3351 , 18/9/2013, §§ 43-46) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle; suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2017/4902 , 28/1/2020, §§ 46-50) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle; silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği iddiasının Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt , ([2. B.], B. No: 2012/403 , 26/3/2013, § 16) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle; bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma ile tanık dinletme hakkının ihlal edildiği iddiasının Cemal Günsel ([GK], B. No: 2016/12900 , 21/1/2021) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle; kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Mustafa Başer ve Metin Özçelik ([1. B.], B. No: 2015/7908 , 20/1/2016, §§ 119-133) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.