Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2014/1826 E. K.

AYM 2017-07-20 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYTEN YILDIRMAZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/1826)

Karar Tarihi: 20/7/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, boşanma davası sonrasında velayet hakkı tanınan çocuğun

soyadını değiştirme talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu ile S. Tezakıl 18/8/2008

tarihinde evlenmişler ve 7/9/2010 tarihinde müşterek çocuk H. Ç. Tezakıl dünyaya gelmiştir.

10. Ankara 1. Aile Mahkemesinin 4/4/2011 tarihli ve E.2011/431,

K.2011/419 sayılı kararı ile başvurucu eşinden boşanmış, müşterek çocuğun

velayeti anneye verilmiştir.

11. Başvurucu 2/11/2012 tarihli dilekçesi ile 21/6/1934 tarihli

ve 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına

tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır.”

şeklindeki düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin 8/12/2011 tarihli ve E.2010/119,

K.2011/165 sayılı kararı ile iptal edildiğini ve bahsedilen iptal hükmü

sonrasında velayeti annesine verilen çocuğun soyadının anne tarafından

değiştirilmesinin önünde bir engel kalmadığını, sosyal hayatında çocuğunun

soyadının farklı olması nedeniyle zorluklar yaşadığını belirterek çocuğunun

soyadının boşandığı eşinin soyadı olan “Tezakıl” yerine “Yıldırmaz” olarak değiştirilmesine karar

verilmesini talep etmiştir.

12. Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 5/12/2012 tarihli ve

E.2012/564, K.2012/474 sayılı kararı ile başvurucunun talebi reddedilmiştir. Gerekçenin

ilgili kısımları şu şekildedir:

"...

Küçüğe velayeten

açılan iş bu davada boşanma ile velayeti annesine verilen ancak babasının

soyadını taşıyan küçüğün 'Tezakıl' olan soyadının

'Yıldırmaz' olarak değiştirilmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Benzer Yargıtay

kararlarında da vurgulandığı üzere 4721 Sayılı Medeni Kanunun 321.maddesi hükmü

uyarınca, evlilik birliği içinde doğan çocuk ailenin yani babanın soyadını

taşır. 2525 Sayılı Soyadı Kanunun 4. maddesinin 2. fıkrası hükmüyle evliliğin

feshi veya boşanma hallerinde çocuk annesine tevdi edilmiş olsa bile babanın

seçtiği veya seçeceği soyadını alacağı emredici kuralı getirilmiştir. Baba

soyadını veya çocuk ergin olduktan sonra kendi soyadını usulüne uygun olarak

açacağı bir dava sonunda verilecek kararla değiştirmedikçe çocuğun da soyadı

değişmez. Bu itibarla velayet hakkına sahip anne tarafından açılan küçüğün

soyadının değiştirilmesine ilişkin iş bu davanın reddine karar verilmesi sonuç

ve kanaatına varılmıştır."

13. Yargıtay (kapatılan) 18. Hukuk Dairesi 26/3/2013 tarihli ve

E.2013/1600, K.2013/4805 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul

ve yasaya uygun olduğu belirtmek suretiyle onamış, karar düzeltme talebi aynı

Dairenin 16/12/2013 tarihli ve E.2013/12616, K.2013/17916 sayılı kararı ile

reddedilmiş, ret kararı 28/1/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

14. Başvurucu 12/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

15. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

"Soyadı" kenar başlıklı

321. maddesi şöyledir:

"Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; (.)

soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa

çocuk onun bekârlık soyadını taşır."

16. 4721 sayılı Kanun'un "Adın

değiştirilmesi" kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden

istenebilir.

Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve

ilân olunur.

Ad değişmekle kişisel durum değişmez.

Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse,

bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının

kaldırılmasını dava edebilir."

17. 2525 sayılı Kanun'un Anayasa Mahkemesinin 8/12/2011 tarihli

ve E.2010/119, K.2011/165 sayılı kararı ile iptal edilen 4. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına

tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır."

B. Uluslararası Hukuk

18. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve

yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir.”

19. Sözleşme'nin "Ayrımcılık

yasağı" kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"Bu Sözleşme'de

tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,

siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa

aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı

hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır."

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 8.

maddesinin ad ve soyad konusunda açık bir hüküm

içermediğini belirtmekle beraber, kişinin kimliğinin ve aile bağlarının

belirlenmesinde kullanılan bir araç olması nedeniyle belirli bir dereceye kadar

diğer kişilerle ilişki kurmayı da içeren özel hayata ve aile hayatına saygı

hakkıyla ilgili olduğunu ve bir kamu hukuku konusu olarak toplumun ve devletin

adların düzenlenmesi konusuyla ilgilenmesinin bu unsuru özel hayat ve aile

hayatı kavramlarından uzaklaştırmayacağını kabul etmektedir. AİHM’e göre soyadı, mesleki bağlamın yanı sıra, bireylerin

özel ve aile hayatında diğer insanlarla sosyal, kültürel ya da diğer türden ilişkiler

kurabilmesi için önemli olup onları dış dünyaya tanıtma fonksiyonunu

üstlenmektedir (Burghartz/İsviçre, B. No: 16213/90, 22/2/1994, §

24; Stjerna/Finlandiya, B. No: 18131/91, 25/11/1994,

§ 37; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §

29).

21. AİHM içtihadında ayrımcılık yasağı, nesnel ve makul bir

gerekçe olmaksızın, konuyla ilgili olarak benzer durumda olan kişilere farklı

muamelede bulunulması şeklinde tanımlanmaktadır. Sözleşme'nin 14. maddesinin

diğer bağımsız maddeler tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin

kullanılmasında ayrımcılığa karşı koruma sağladığını ancak her farklı

muamelenin bu maddeye aykırı olmayacağını, eş değer ya da benzer bir konumdaki

diğer bireylere imtiyazlı muamele yapıldığının ve bu farkın ayrımcılık teşkil

ettiğinin kanıtlanmasının gerekli olduğunu, bu kapsamda farklı bir muamelenin

14. maddeye aykırı olması için nesnel ve makul bir nedeninin olmaması

gerektiğini, böyle bir nedenin varlığının demokratik toplumlarda geçerli olan

ilkelere göre değerlendirileceğini, bu bağlamda Sözleşme'nin güvenceye aldığı

bir hakkın kullanımındaki farklı bir muamelenin meşru bir amacı olmasının da

yeterli olmadığını, bunun yanı sıra kullanılan yöntem ile gerçekleştirilmesi

istenilen amaç arasında makul bir oransal bağ olmasının da zorunlu olduğunu

belirten Mahkeme, taraf devletlerin benzer durumlar arasındaki farklılıkların

hangi hâllerde farklı bir muameleyi gerekli kıldığını belirlemede bir dereceye

kadar takdir hakkına sahip olduğunu, bununla birlikte önemli bir ayrımcılık

temeli olan cinsiyete dayalı farklı bir muamelenin Sözleşme'ye

uygun olduğunun kabul edilebilmesi için çok geçerli nedenler sunulması

gerektiğini vurgulamaktadır (Ünal

Tekeli/Türkiye, B. No: 29865/96, 16/11/2004, §§ 49-53; Zarb Adami/Malta, B.

No: 17209/02, 20/6/2006, §§ 71-74).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 20/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

1. Başvurucunun iddiaları

ve Bakanlık Görüşü

23. Başvurucu, boşanma davası sonrasında müşterek çocuğun velayetinin

kendisine verildiğini, babanın boşanma sonrasında çocukla ilgilenmediğini,

çocuğuyla soyadlarının farklı olması nedeniyle seyahat ve konaklamalar

sırasında zorluklar yaşadığını, her seferinde mahkeme kararını ibraz etmek

zorunda kaldığını, bu durumun kendilerini manevi açıdan sıkıntıya soktuğunu

belirtmiştir. Başvurucu bu kapsamda Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği

dilekçe ile 2525 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan

"Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa

bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır." şeklindeki düzenlemenin

Anayasa Mahkemesinin 8/12/2011 tarihli ve E.2010/119, K.2011/165 sayılı kararı

ile iptal edildiğini ve bahsedilen iptal hükmü sonrasında velayeti annesine verilen

çocuğun soyadının anne tarafından değiştirilmesinin önünde bir engel

kalmadığını belirterek çocuğunun soyadının, boşandığı eşinin soyadı olan "Tezakıl"

yerine "Yıldırmaz"

olarak değiştirilmesine karar verilmesi talebiyle dava açtığını fakat davasının

reddedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, velayeti kendisinde olan çocuğunun

soyadını değiştirememesi ve babanın soyadı belirleme hakkının bulunmasına

rağmen velayet hakkına sahip olan annenin bu haktan istifade edememesi

nedeniyle Anayasa'nın 10. ve 41. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

24. Bakanlık görüşünde; AİHM içtihatlarına göre soyadının

Sözleşme'nin 8. maddesinin koruma alanında olduğu, Anayasa Mahkemesi tarafından

da benzer konuların Anayasa'nın 17. maddesi bağlamında değerlendirildiği, AİHM

tarafından benzer ihlal iddialarına ilişkin incelemelerde Sözleşme'nin 8.

maddesinin ayrımcılığı yasaklayan 14. madde ile birlikte ele alındığını ve

bunun yanı sıra birçok uluslararası sözleşmede kadın ve erkeğin evlenirken,

evlilik süresince ve evliliğin sona ermesi hâlinde eşit hak ve yükümlülüklere

sahip olması gerektiğine işaret edildiği ayrıca Anayasa Mahkemesinin 8/11/2011

tarihli ve E.2010/119, K.2011/165 sayılı kararı kapsamında da evliliğin feshi

veya boşanma hâllerinde çocuk annesine tevdi edilmiş olsa bile babasının

seçtiği veya seçeceği soyadını alacağı hükmünü taşıyan 2525 sayılı Kanun'un 4.

maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'nın 10. ve 41. maddelerine aykırı

olduğundan bahisle iptal edilmiş olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte iptal

kararı sonrasında konuya ilişkin Yargıtay (kapatılan) 18. Hukuk Dairesinin

18/6/2013 tarihli ve E.2013/9343, K.2013/10704 sayılı kararının yapılacak

değerlendirmede gözönünde bulundurulması gerektiği

ifade edilmiştir.

25. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında Bakanlık

görüşünde yer alan Yargıtay kararının hukuken kabul edilebilir olmadığını,

eşitlik ilkesi yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, Anayasa

Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda bir uygulamaya gidilmediğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

27. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte

olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme

hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı kapsamında

güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile bireyin kendisini

gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık

gelmektedir. Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru

hâline gelen, birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri

ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan

soyadının da kişinin manevi varlığı kapsamında olduğu açıktır. Cinsiyet, doğum

kaydı gibi kimlik bilgileri ve aile bağlarıyla ilgili bilgiler ile bunlarda

değişiklik ve düzeltme yapılmasını isteme hakkının yanı sıra isim hakkı da

Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında

değerlendirilmektedir (AYM, E.2011/34, K.2012/48, 30/3/2012; E.2009/85,

K.2011/49, 10/3/2011; Hayriye Özdemir,

B. No: 2013/3434, 25/6/2015, § 41; Nurcan

Yolcu [GK], B. No: 2013/9880, 11/11/2015, § 30; Gülbu Özgüler [GK], B. No: 2013/7979, 11/11/2015, § 37). Bununla

birlikte somut başvuruda olduğu gibi velayet hakkı tevdi edilen çocuğun

soyadının başvurucunun kendi soyadı ile değiştirilmesi yönündeki talebi,

velayet hakkı ve bu kapsamdaki yetkilerin kullanımı ile ilgili olduğundan

Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında ele alınması gereken bir hukuki değerdir.

28. Bu nedenle boşanma davası sonrasında velayeti başvurucuya

verilen çocuğunun soyadını değiştirme talebiyle açılan davanın reddedilmesi

nedeniyle ileri sürülen iddiaların aile yaşamına saygı hakkı kapsamında

Anayasanın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesini ilgilendirdiği

anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru, Anayasa'nın 10. ve 20. maddeleri kapsamında

incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

29. Başvurunun incelenmesi neticesinde açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

30. Anayasa’nın 20. maddesi şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz."

31. Aile yaşamına saygı hakkı, Anayasa'nın 20. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate

alındığında resmî makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi

ile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi

gereğine işaret edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme Sözleşme'nin 8.

maddesi çerçevesinde korunan aile yaşamına saygı hakkının Anayasadaki

karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın 41. maddesinin "Anayasa'nın bütünselliği ilkesi"

gereği özellikle aile yaşamına saygı hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerin

değerlendirilmesi bağlamında gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Hayriye Özdemir, §

43; Nurcan Yolcu, § 32).

32. Çeşitli hukuk sistemlerinde koruma, bakım ve gözetim hakkı

veya benzer terimlerle ifade edilen velayet hakkı kapsamında, çocuğun soyadını

belirleme hakkı da yer almakta olup söz konusu hukuki değer velayet hakkının

ifası ve bu bağlamda aile bağlarının sürdürülmesi noktasındaki fonksiyonu

nedeniyle aile hayatına saygı hakkının sağladığı güvence kapsamında yer

almaktadır (Nurcan Yolcu, § 31).

33. Başvuru konusu olayda başvurucunun çocuğu evlilik içinde

dünyaya gelmiş olup boşanma ile sona ermeden önce hukuken mevcut olan ailenin

bir parçasıdır. Bu bağlamda boşanma davası sonucunda velayet hakkı kendisine

tevdi edilmiş olan başvurucu ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişki aile

yaşamının kurulması için yeterlidir.

34. Anayasa'nın 10. maddesi "ayrımcılık yasağı" biçiminde düzenlenmemiş olsa bile

eşitlik ilkesinin, anayasal bağlamda her durumda dayanılacak normatif bir değer

taşıması nedeniyle ayrımcılık yasağının da etkili bir şekilde hayata geçirilmesi

gerekir (AYM, E.1996/15, K.1996/34, 23/9/1996). Başka bir deyişle eşitlik

ilkesi somut bir ölçü norm olarak ayrımcılık yasağını da içerir (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256,

25/6/2014, § 108; Nurcan Yolcu, §

34; Gülbu Özgüler, § 41).

35. Eşitlik ilkesi hem başlı başına bir hak hem de diğer insan

hak ve özgürlüklerinden yararlanılmasına hâkim, temel bir ilke olarak kabul

edilmekte olup Anayasa'nın 10. maddesi eşitlik ilkesinden faydalanacak kişi ve

ilkenin kapsamı konusunda bir sınırlama getirmemiştir. Anayasa'nın 11.

maddesinde yer alan "Anayasa hükümleri,

yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve

kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır." hükmü uyarınca

Anayasa'nın "genel esaslar"

bölümünde düzenlenen eşitlik ilkesinin sayılan organlar, kuruluşlar ve kişiler

açısından da geçerli olduğu açıktır. Bunun yanı sıra Anayasa'nın 10. maddesinin

son fıkrasında yer alan "Devlet

organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine

uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmü gereğince

yasama, yürütme ve yargı organları ve idari makamlar eşitlik ilkesi ve

ayrımcılık yasağına uygun davranmakla yükümlüdürler (Nurcan Yolcu, § 35; Gülbu Özgüler, § 42).

36. Anayasa'nın 10. maddesinin birinci fıkrasında "dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî

inanç, din ve mezhep" sebeplerine dayanılarak ayrım

yapılamayacağı belirtildikten sonra fıkranın devamında "benzeri sebeplerle" de ayırım

gözetilmeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda Anayasa'nın ismen saydığı farklı

muamele türlerini daha önemli gördüğü ve bu türlerde yapılan muamelelerin ancak

"çok önemli gerekçeler"

ileri sürüldüğü takdirde haklı kılınabileceği açıktır. Farklı muamele ne kadar

ciddi kabul edilirse devletin bu farklı muameleyi haklı kılmak için daha önemli

gerekçeler sunması gerekir. Başka bir deyişle potansiyel olarak ciddi bir

ayrımcılık söz konusu olduğunda genellikle devlete tanınan takdir alanı daha

dar olacaktır (Tuğba Arslan, §§

145, 146). Cinsiyete dayalı ayrımcılık da uluslararası metinlerde ve Anayasa'da

açıkça yer verilen önemli bir ayrımcılık temelidir (Nurcan Yolcu, § 36; Gülbu Özgüler, § 43).

37. Anayasa'da ayrımcılık yasağının bir tanımı yapılmamakla

birlikte, Anayasa Mahkemesi içtihadında sıklıkla "Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi

hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil,

hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan

kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım

yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda

bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında

eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı

kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi

kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları

gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı

kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez."

şeklindeki tespitlere yer verildiği görülmektedir (AYM, E.2009/47, K.2011/51,

17/3/2011).

38. Bu nedenle yaradılış ve işlevsel özelliklerin zorunlu

kıldığı kimi ayrımlar haklı bir nedene dayandığı ölçüde eşitliği bozmadığı

hâlde sadece cinsiyete dayalı ayrımlar eşitlik ilkesine açık bir aykırılık

oluştururlar (AYM, E.2010/119, K.2011/165, 8/12/2011).

39. Velayet hakkı ve bu bağlamdaki yetkilerin kullanımı da dâhil

olmak üzere cinsiyetler arası eşitlik ve cinsiyete dayalı ayrımcılıkla ilgili hususlar,

insan hakları ile ilgili birçok uluslararası hukuk belgesinde de yer

almaktadır. Türkiye'nin 4/6/2003 tarihinde onayladığı, Medeni ve Siyasi Haklara

İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 23. maddesinin (4) numaralı fıkrasında taraf

devletlerin; eşlerin evlenirken, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde

eşit hak ve sorumluluklara sahip olmalarını sağlamak için gerekli tedbirleri

alacakları; Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına

İlişkin Sözleşme'nin 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) bendinde ise

yine taraf devletlerin kadınlara karşı evlilik ve aile ilişkileri konusunda

ayrımı önlemek için gerekli bütün önlemleri alacakları ve özellikle kadın erkek

eşitliğine dayanılarak -aile adı, meslek ve iş seçimi dâhil- her iki eş için

geçerli, eşit kişisel haklar sağlayacakları düzenlemesine yer verilmiştir.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

40. Velayet hakkı kapsamındaki yetkiler dâhilinde olan çocuğun

soyadının belirlenmesi hususu evliliğin feshi veya boşanma bağlamında, 2525 sayılı

Kanun'un Anayasa Mahkemesinin 8/12/2011 tarihli ve E.2010/119, K.2011/165

sayılı kararı ile iptal edilen 4. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesinde düzenlenmiş ve ilgili hükümde, evliliğin feshi veya boşanma

hâllerinde çocuğun -anasına tevdi edilmiş olsa bile- babasının seçtiği veya

seçeceği adı alacağı belirtilmiştir. Esasen söz konusu düzenlemenin 17/2/1926

tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin

152. maddesinde yer alan, kocanın evlilik birliğinin reisi olduğu kabulüne

dayandığı anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Kanun ile kocanın evlilik birliğinin

reisi olduğuna dair söz konusu düzenleme kaldırılmış ve eşlerin oturacakları

konutu birlikte seçecekleri, birliği beraberce yönetecekleri, eşlerden her

birinin ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik

birliğini temsil edecekleri yönünde düzenlemeler getirilmek suretiyle eşlerin

evlilik birliğinde eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu kabul edilmiştir (Nurcan Yolcu [GK], § 40).

41. 4721 sayılı Kanun'un velayet hakkına ilişkin 335. maddesinde

ergin olmayan çocuğun, ana ve babasının velayeti altında olduğu, yasal sebep

olmadıkça velayetin ana ve babadan alınamayacağı belirtilmek suretiyle evlilik

ilişkisi süresince velayet hakkının ve bu kapsamdaki yetkilerin ortak

kullanımına işaret edilmiş; 336. maddesinde evlilik devam ettiği sürece ana ve

babanın velayeti birlikte kullanacağı, ortak hayata son verilmesi veya ayrılık

hâlinde hâkimin velayeti eşlerden birine verebileceği, ana ve babadan birinin

ölümü hâlinde velayetin sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan

tarafa ait olduğu hüküm altına alınmış, velayet hakkı ve içerdiği yetkilerin

kullanımı noktasında da eşlerin eşitliği prensibi yansıtılmaya çalışılmıştır (Nurcan Yolcu [GK], § 41).

42. İç hukuk ve uluslararası hukuk alanında yer verilen söz

konusu düzenlemeler paralelinde, evliliğin feshi veya boşanma hâllerinde çocuk

anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alacağını

belirten 2525 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi,

Anayasa Mahkemesinin 8/12/2011 tarihli ve E.2010/119, K.2011/165 sayılı kararı

ile iptal edilmiş ve iptal kararı gerekçesinde, kadın ve erkeğin evlilik

süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları

gereğine yer veren uluslararası sözleşme hükümlerine de atıf yapılmak ve

eşlerin, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve

yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda oldukları, erkeğe velayet hakkı

kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmamasının,

velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması

sonucunu doğuracağı belirtilmek suretiyle itiraz konusu kuralın, Anayasa'nın

10. ve 41. maddelerine aykırı görülmesi nedeniyle iptaline karar verilmiş ve

söz konusu iptal kararı 14/2/2012 tarihli ve 28204 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir (Nurcan Yolcu [GK], § 43).

43. Bu kapsamda somut başvuru açısından tespiti gereken

hususlar, başvurucuya ayrımcı bir muamelede bulunulup bulunulmadığı, bu muamele

farklılığının haklı ve objektif gerekçelere dayanıp dayanmadığı ve kullanılan

yöntem ile gerçekleştirilmesi istenilen amaç arasında makul bir oransal bağın

kurulup kurulmadığıdır.

44. Somut başvuruda boşanma davası sonrasında velayet hakkı

tanınan çocuğun soyadını değiştirme talebiyle başvurucu tarafından açılan

davanın İlk Derece Mahkemesinin 5/12/2012 tarihli kararı ile 4721 sayılı

Kanun'un 321. maddesi uyarınca babanın soyadını taşıyacağı, babanın soyadı veya

çocuk reşit olduktan sonra kendi soyadı usulüne uygun olarak açacağı bir dava

sonunda verilecek kararla değişmedikçe çocuğun soyadının da değişemeyeceği,

velayetin anneye geçmesinin çocuğun soyadında değişikliğe neden olamayacağı

gerekçesiyle reddedildiği görülmektedir. Başvuru konusu Mahkeme kararının

ayrıca Anayasa Mahkemesinin 8/12/2011 tarihinde iptal ettiği Kanun hükümlerine

dayandığı görülmektedir. Bu kapsamda başvurunun esası, çocuğun ilk soyadı

iktisabında kanunen babanın soyadının tercih edilmesi olmamakla birlikte,

başvuruya konu uygulamanın temelinde çocuğun soyadının babanın soyadı olarak

belirlenmesinin yer aldığı, bu kapsamda babanın çocuğa kendi soyadını verme

imkânı bulunduğu gibi bu imkânın evliliğin boşanma ile neticelenmesi durumunda

da herhangi bir tasarrufa gerek kalmaksızın devam ettiği ancak haklı nedenler

bulunması durumunda dahi anneye çocuğa soyadını verme imkânı tanınmadığı

görülmektedir.

45. Eşler, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları

hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda olup erkeğe velayet hakkı

kapsamında tanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının,

velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele

teşkil ettiği açıktır (Nurcan Yolcu,

§ 46; Gülbu Özgüler, § 53).

46. Söz konusu farklı muamelenin nesnel ve makul bir gerekçeye

dayanıp dayanmadığının tespiti noktasında, Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un 321.

maddesine işaret edilmekle yetinilmiş ve bu hükme istinaden yapılan, sahih nesepli çocuğun babanın soyadını taşıyacağı, boşanma

üzerine velayetin anneye geçmesinin çocuğun soyadında değişikliğe neden

olamayacağı ve babanın soyadı veya çocuk reşit olduktan sonra kendi soyadı

usulüne uygun olarak açacağı bir dava sonunda verilecek kararla değişmedikçe,

çocuğun soyadının da değişemeyeceği şeklindeki tespit dışında söz konusu

tespite götüren nedenlerin açıklanmadığı, bu bağlamda erkek ve kadın eş

arasında cinsiyete dayalı olarak öngörülen farklı muamelenin

temellendirilmediği ve söz konusu kararın kanun yolu merciince de ayrıntılı bir

değerlendirmede bulunulmaksızın benimsendiği görülmektedir.

47. Boşanma sonrası velayet hakkı tanınan ebeveynler tarafından,

somut başvuruya benzer mahiyetteki taleplerin sıklıkla yargısal kararlara konu

edildiği, söz konusu yargı kararlarının gerekçelerinde mevzuatta çocuğun

velayetinin verildiği kişinin soyadını taşıyacağı yönünde bir düzenleme

bulunmadığı, 4721 sayılı Kanun'un 321. maddesinin anne ve babanın evli olması

durumunda çocuğun ailenin yani babanın soyadını taşıyacağı yönündeki düzenlemesinin

Anayasa Mahkemesi tarafından incelenerek Anayasaya aykırı görülmediği, evlilik

içinde doğan bir çocuğun erginliğe erişinceye kadar babanın soyadını taşımakla

yükümlü olduğu, boşanma ve velayet hakkı tanınmış olmasının anneye çocuğun

soyadı değişikliği için dava açma hakkı vermediği ve çocuk reşit oluncaya kadar

veya baba 4721 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca soyadını değiştirmediği

sürece çocuğun soyadının değiştirilmesinin mümkün olmadığı yönündeki tespitlere

yer verilerek benzer bir yaklaşımın benimsendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu

karar gerekçelerinde özellikle velayet hakkının normal şartlarda çocuğun ergin

olmasına yani on sekiz yaşını tamamlamasına kadar devam eden geçici bir hak

olduğu, evliliğin sonradan boşanma gibi nedenlerle ortadan kalkması hâllerinde

velayet hakkının sırf anneye verilmiş olmasının çocuğun soyadının

değiştirilmesi için haklı bir neden sayılmadığı gibi hukuki mevzuatın da buna

cevaz vermediği, bir an için mevzuatın böyle bir duruma izin verdiği kabul

edilse dahi sonradan gelişen sebeplerden dolayı velayetin babaya yeniden

verilmesi hâllerinde bu kez babanın, velayet hakkına dayanarak tekrar çocuğun

soyadını değiştirmek isteyeceği, velayet hakkı kimde ise çocuk onun soyadını

taşıyacak ise babanın da bu haktan mahrum edilemeyeceği, böyle bir uygulamanın

ise nüfus kütüklerindeki kaydın güvenilirliğini ve istikrarını zedeleyeceği

gibi çocuğun ruh hâli üzerinde de çok derin ve etkili travma yaratacağı

hususlarına yer verildiği görülmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2013/18-1755,

K.2015/1039, 13/3/2015).

48. Çocuğun bir aileye mensubiyetinin belirlenmesi amacıyla bir

soyadı taşıması ile nüfus kütüklerindeki kayıtların güvenilirliği ve

istikrarının sağlanmasında, çocuğun ve kamunun açık bir menfaati bulunmakla

birlikte, çocuğun soyadına ilişkin belirlemelerde yalnızca babanın soyadının

esas alınması ve bunun sürdürülmesi suretiyle öngörülen farklılık karşında,

annenin soyadının çocuğa verilmesinin söz konusu menfaatlerin tesisine nasıl

bir olumsuz etkide bulunacağının yargısal makamlarca açıklanmadığı

anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra velayetin uyarlama yapılan bir yetki olmasına

bağlı olarak velayete ilişkin değişikler sonrasında soyadının da

değiştirilebilmesi yetkisi verilmesinin, nüfus kütüklerindeki kaydın güvenilirliğini

ve istikrarı zedeleyeceği gibi çocuğun ruh hâli üzerinde de çok derin ve etkili

travma yaratacağı ileri sürülmekle birlikte ilgili yargısal makamların, çocuk

reşit oluncaya kadar veya baba 4721 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca

soyadını değiştirmediği sürece, çocuğun soyadının değiştirilmesinin mümkün

olmadığı ve bu kapsamda babanın evliliğin devamı süresince veya sona ermesi

durumunda, kendi soyadında yapacağı değişikliğin çocuğa sirayeti suretiyle

çocuğun soyadında değişikliğe neden olabileceği yönündeki tespiti karşısında,

söz konusu gerekçenin tatmin edici nitelikte olmadığı açıktır (Nurcan Yolcu, § 49; Gülbu Özgüler, § 56).

49. Bu kapsamda özellikle cinsiyete dayalı farklı bir muamelenin

söz konusu olması ve bu farklılığı haklı kılacak önemli nedenlerin ortaya

konulması gereğine rağmen belirtilen muamele farklılığını haklı gösterecek

nitelik ve kapsamda bir gerekçeye yer verilmemiş olması dikkate değerdir.

50. Başvuruya konu yargı kararları açısından da çocuğun

soyadının belirlenmesi noktasında velayet hakkının kullanılması bakımından

kadın ve erkek arasında öngörülen farklı muamele makul şekilde

gerekçelendirilmediği gibi çocuk reşit oluncaya kadar veya baba 4721 sayılı

Kanun'un 27. maddesi uyarınca soyadını değiştirmediği sürece çocuğun soyadının

değiştirilmesinin hiçbir koşulda mümkün olmadığı tespitlerine yer verilmek

suretiyle kadın eş için haklı nedenlerin bulunması durumunda dahi çocuğun

soyadını belirleme imkânı tanımayan söz konusu uygulamanın ölçülü olduğu da

kabul edilemez.

51. Açıklanan nedenlerle aile hayatına saygı hakkı ile birlikte

ele alınan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

53. Başvurucu, ihlalin tespiti edilmesini talep etmiştir.

54. Başvuruda, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan

aile hayatına saygı hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesinde

güvence alınan ayrımcılık yasağının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

55. Aile hayatına saygı hakkıyla birlikte ele alınan ayrımcılık

yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama

yapılmak üzere Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Aile hayatına saygı hakkıyla birlikte ele alınan ayrımcılık

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile

hayatına saygı hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesinde güvence

alınan ayrımcılık yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara

15. Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay ilgili Hukuk

Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Hikmet Murat

AKKAYA

Başvurucu

:

Ayten

YILDIRMAZ