Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2014/9052 E. K.

AYM 2014-12-11 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

TANJU TAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/9052)

Karar Tarihi: 11/12/2014

R.G. Tarih-Sayı: 12/5/2015-29353

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, askerlik hizmetini yaparken yaralanması

nedeniyle, ilgili idare hakkında açtığı tam yargı davasında reddedilen maddi ve

manevi tazminat miktarları üzerinden vekâlet ücreti belirlenmesi sebebiyle hak

arama hürriyetinin engellendiğini ileri sürmüş ve karar düzeltme talebinin

reddedilmesi sonucunda para cezasına hükmedilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu

iddia ederek hükmedilen miktarların yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini

talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 10/6/2014 tarihinde Edirne İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/9/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 14/11/2014 tarihinde başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 18/11/2014

tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

7. Başvurucu, Bitlis'in Güroymak ilçesinde Jandarma Asayiş Komd.Bl.K.lığı emrinde görevli

olarak vatani hizmetini yaparken, 23/8/2009 tarihinde PKK terör örgütüne karşı

gerçekleştirilen bir operasyonda mevziinden izinsiz ayrılması üzerine aynı

bölgede görevli asker ve korucular tarafından, terörist sanılarak açılan dost

ateşi sonucu yaralanmıştır.

8. Başvurucunun yaralanması olayı ile ilgili olarak yapılan

adli tahkikat sonrası, olayın bilinçli taksirle gerçekleşmemiş olduğu kanaatine

varılmış ve başvurucu ile olay sırasında yaralanan diğer mağdurun şikayet etmemesi sebebiyle Güroymak Cumhuriyet

Başsavcılığının 11/1/2010 tarih ve 2010/6 sayılı karar numarasıyla şüpheliler

hakkında “Kovuşturma Yapılmasına Yer Olmadığına” dair karar verilmiştir.

9. Yaklaşık 10,5 ay hava değişimini müteakip, Gülhane Askeri

Tıp Akademisi (GATA) Sağlık Kurulunun 13/8/2010 tarih ve 3200 sayılı raporuyla

başvurucu hakkında askerliğe elverişli olmadığına dair rapor düzenlenmiştir.

10. Başvurucu, 1/6/2011 tarihinde Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde (AYİM) açtığı davada, meydana gelen olay sebebiyle zararlarının

tazmini için kendisine 3/11/1980 tarih ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık

Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında herhangi bir "nakdi tazminatın" ödenmediğini belirtmiş ve 190.000 TL. maddi,

60.000 TL. manevi olmak üzere toplam 250.000 TL. tazminatın olay tarihinden

itibaren oluşan yasal faiziyle birlikte davalı idareye ödettirilmesine duruşma

yapılmaksızın karar verilmesini talep etmiştir.

11. Başvurucu, aynı dilekçesinde adli yardım talebinde

bulunmuştur. AYİM İkinci Dairesinin 22/6/2011 tarih ve E.2011/857 sayılı kararı

ile başvurucunun adli yardım talebi kabul edilmiştir.

12. Başvuru dosyası kapsamından ve UYAP kayıtlarından

anlaşıldığı kadarıyla; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik

Hizmetleri Genel Müdürlüğü Primsiz Aylıklar Daire Başkanlığı’nın Jandarma Genel

Komutanlığı'na 9/3/2012 tarihinde yazdığı bilgilendirme yazısında, başvurucuya

SGK tarafından 1/11/2010 tarihinden itibaren 985,59 TL bağlanan 6. derece TSK

vazife malulü aylığının 1/1/2012 tarihinden itibaren 1.100,00 TL'ye

yükseltilmiş olduğu bilgisi yer almakta; bununla beraber başvurucu, bireysel

başvuru dilekçesinde açılan dava devam ederken 9/3/2012 tarihinde vazife

malullüğü maaşı bağlandığını iddia etmektedir.

13. Davacının yaralanmasına ilişkin olayın 2330 sayılı Kanun

kapsamında bulunması nedeniyle, Jandarma Genel Komutanlığı Nakdi Tazminat

Komisyonunun 7/9/2012 tarih ve 2012/208 numaralı kararıyla başvurucuya

17.002,39 TL tutarında "nakdi tazminat" ödenmiştir

14. Başvurucunun maddi zararlarının tespiti için resen

seçilen bilirkişilerce tanzim edilen 7/3/2013 tarihli raporda, 2330 sayılı

Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 6. maddesi göz önünde

tutularak başvurucunun aldığı nakdi tazminatın mahsubundan sonra 5.246,00 TL.

maddi tazminat hak edişinin mevcut olduğu belirtilmiştir. Derece Mahkemesi

kararından taraflara tebliğ edilen bu bilirkişi raporuna karşı herhangi bir

itiraz ileri sürülmediği anlaşılmaktadır.

15. Yapılan yargılama sonucunda, AYİM İkinci Dairesinin

6/11/2013 tarih ve E.2011/857, K.2013/1277 sayılı kararı ile dava kısmen kabul

edilmiş ve başvurucuya yasal faizi ile 5.246,00 TL maddi ve takdiren

6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

16. Aynı kararda yargılama giderleri bakımından ise,

2/11/2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki

Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine

İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 14. maddesi uyarınca, reddedilen

maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte

bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 12. maddeleri uyarınca

16.735,00 TL vekalet ücretinin başvurucudan alınarak davalı idareye verilmesine

hükmedilmiştir.

17. Başvurucunun AYİM'e yapmış

olduğu karar düzeltme istemi aynı Dairenin 7/5/2014 tarih ve E.2014/792,

K.2014/666 sayılı ilamı reddedilerek karar aynı tarihte kesinleşmiş ve bu karar

başvurucuya 3/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu, 10/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 659 sayılı KHK’nin “Davalardaki

temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı”

kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar

ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar

tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine

neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde

ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine

vekalet ücreti takdir edilir.

…”

20. 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında

Kanun’un 6. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun

hükümlerine göre ödenecek nakdi tazminat ile bağlanacak emekli aylığı uğranılan

maddi ve manevi zararların karşılığıdır.

Yargı

mercilerinde maddi ve manevi zararlar karşılığı olarak kurumların ödemekle yükümlü

tutulacakları tazminatın hesabında bu kanun hükümlerine göre ödenen nakdi tazminat

ile bağlanmış bulunan aylıklar gözönünde tutulur.”

21. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade

Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1.

maddesi ile 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

Kanunu’nun 46. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle şöyledir:

“Ancak, tam yargı davalarında dava

dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin

nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak

üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde

cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”

22. 18/6/1937 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu’nun 442. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Tashihi karar talebi esbabı mezkureye

mutabık görülmezse arzuhalin reddine ve mustedii

tashihten yüz liraya kadar cezayı nakdi alınmasına ve muvafık ise kabulüne

karar verilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 11/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 10/6/2014 tarih ve 2014/9052 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 659

sayılı KHK’nin uygulanması nedeniyle vekâlet ücreti ödemek zorunda

bırakıldığını, dava sonucu hiç tazminat alamadığını, dava açıldıktan sonra

vazife malullüğü maaşı bağlandığında ret olunan maddi tazminat tutarları

yönünden davalı idare lehine vekâlet ücreti hükmedilmediğine dair birçok AYİM

kararı bulunduğunu, ancak AYİM’in kendi içtihatlarına

aykırı karar verdiğini, Anayasa Mahkemesince bu konuyla ilgili olarak 23/1/2014

tarihinde 2013/841 numaralı dosya hakkında verilen kararın karar düzeltme

dilekçesinde belirtildiğini, buna rağmen karar düzeltme talebinin de oyçokluğuyla

reddedildiğini, mevcut kararla Anayasa’da tanımlanan “hak arama hürriyeti”nin engellediğini ileri

sürmüştür.

25. Başvurucu ayrıca, eğer davalı idare lehine vekâlet ücreti

çıkarılacaksa bile, dava açıldıktan sonra idarece ödenen nakdi tazminatın ret

olunan tazminat miktarından mahsup edilerek kalan tutar üzerinden davalı idare

lehine vekâlet ücreti çıkarılması gerektiğini belirttiğini, karar düzeltme

sonucunda ise para cezası ile cezalandırıldığını, bunun dayanağı olan kanun

maddelerinin iptalinin gerektiği, ayrıca subay üyelerin mahkeme heyetinde yer

almasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüş, sonuç olarak 16.735 TL vekalet

ücreti ile karar düzeltme sonucu talebinin reddedilmesi nedeniyle ödemek

zorunda bırakıldığı 226 TL para cezasının hukuka aykırı olduğunu ve AYİM’deki heyette yer alan üyelerden ikisinin subay üye

olması dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek hak

ettiği maddi ve manevi tazminatların yasal faiziyle birlikte ödettirilmesine

karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinin Bağımsız Olmadığı İddiası

26. Başvurucu, subay sınıfından olan üyelerin görev süresinin

hâkimlik teminatı ve yargı bağımsızlığına aykırılık teşkil ettiğini, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir.

27. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce

incelenirken belirtildiği üzere, AYİM’in oluşumu,

statüsü ve görevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askeri hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden, askeri hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı,

kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disipline

ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığı

görülmektedir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan, sınıf subayı

üyelerin en fazla dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında

Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri zarfında idari veya askeri

yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları, bu subayların

idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, §

30; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Mustafa

Yavuz ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 29870/96, 25/5/2000; Bek/Türkiye, B. No: 23522/05, 20/4/2010).

28. Bu karardan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir yönü

bulunmayan başvurucunun bu bölümdeki iddialarının, açıklanan nedenlerle, “açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Vekalet

Ücretine İlişkin Olarak Hak Arama Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

29. Başvurucu, haksız çıkan tarafın nispi vekâlet ücreti

ödemek zorunda olmadığı bir dönemde dava açtığını, dava devam ederken yürürlüğe

giren 659 sayılı KHK’daki düzenleme nedeniyle öngörmediği bir şekilde vekâlet

ücreti ödemeye mahkûm edildiğini, hak arama özgürlüğünün engellendiğini iddia

etmiştir.

30. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

31. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

32. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

33. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

34. Asker kişilerin, askeri idarenin eylem ve işlemlerinden

doğan kişisel zararlarının tazmini, Sözleşme’nin 6. maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükler” kavramı

içerisinde yer almakta olup bu tür uyuşmazlıkların Anayasa ve Sözleşme’de düzenlenen adil yargılanma hakkının koruma

alanı kapsamında yer aldığı konusunda tereddüt yoktur.

35. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde, mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin (1)

numaralı fıkrasındaki “herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının…

görülmesini istemek hakkı...” ifadeleri çerçevesinde ve hakkın

doğası gereği mahkemeye erişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir.

36. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme

kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

37. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak

olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek

sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir

amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük

oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).

38. Kamu otoriteleri yargının idaresini sağlamak ve iş yükünü

azaltmak amacıyla, hakkın kötüye kullanılmasını engellemeyi hedefleyen bazı

yaptırımlar öngörebilirler. Bu tür düzenlemeler, bireylerin mahkemeye erişimini

engelleyecek ölçüde ağır yaptırımlar içermediği sürece mahkemeye erişim

hakkının ihlali olarak değerlendirilemez (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Maillard/Frasa, B. No:

35009 /02, 6/12/2005, §§ 35-37).

39. Bu kapsamda hukuka aykırı olarak vekâlet ücreti ödediği

yönündeki iddia açıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden görülmeyen başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Karar

Düzeltme Talebinin Reddedilmesi Sonucunda Para Cezasına Hükmedilmesi Nedeniyle

Hak Arama Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

40. Başvurucu ayrıca karar düzeltme sonucunda para cezası ile

cezalandırıldığını, bunun dayanağı olan kanun maddelerinin iptalinin

gerektiğini de ileri sürmüştür.

41. Somut olayda, başvurucunun savunmaları ile iddiaları,

karar düzeltme safhasından önce adil yargılanma hakkının bir gereği olarak

incelenmiş ve başvurucu karar düzeltme isteminde bulunmuş, AYİM tarafından

karar düzeltme istemleri reddedilerek başvurucu aleyhine 226,00 TL para cezası

hükmedilmiştir.

42. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının

azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin

uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla karar düzeltme istemlerinin

reddi halinde uygulanan ve yüksek miktarlı olmayan cezalar başvurucular

üzerinde aşırı bir yük oluşturmadığı gibi, bu yola başvurulmasını imkânsız hale

getirmediği veya aşırı derecede zorlaştırmadığından mahkemeye erişim hakkının

ihlali iddiası kabul edilemez. (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 36).

43. Açıklanan nedenlerle karar düzeltme isteminin reddine karar

verilmesi üzerine, başvurucu aleyhine para cezasına hükmedilmesinin açık bir

ihlal niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, başvurucunun bu yöndeki iddiası “açıkça dayanaktan yoksun” bulunmuştur.

Başvurucunun iddialarına yönelik bu kısmının kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

44. Başvurucu ilgili kanunların yanlış uygulanması sonucu

kendilerine hükmedilen tazminattan daha yüksek miktarda avukatlık ücretine

hükmedildiğini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

45. Bakanlık başvurucunun bu kısımda yer alan iddialarına

ilişkin verdiği görüşünde 7/11/2013 tarih ve 2012/660 numaralı dosya ile ilgili

verilen karara atıf yaparak Anayasa Mahkemesinin bu tür şikâyetlerin

incelenmesinde göz önüne alınacak kriterleri belirlediğini söylemiştir.

46. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının

azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin

uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler

öngörülebilir. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâlet ücreti

ödeme yükümlülüğü öngörülmesi bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir

sınırlama oluşturur. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu

otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı

imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde

başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir

(B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38 - 39).

47. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan

vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu,

belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da

mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede,

davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı,

mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (B. No: 2012/791,

7/11/2013, § 54).

48. Başvurucu lehine hükmedilen tazminat tutarından daha fazla

nispi vekâlet ücretinin başvurucudan tahsiline karar verilmesi ve bu şekilde

başvurucunun mahkemeye başvurmasının ve dava sonucunda lehine tazminata

hükmedilmesinin önemli ölçüde anlamını yitirmiş olması, ihlal iddiasının özünü

oluşturmaktadır.

49. Başvurucunun tam yargı (tazminat) davasını açtığı

1/6/2011 tarihi itibarıyla yürürlükteki usul

hükümlerinde, dava dilekçesinde belirtilen talep konusu miktarın

sonradan ıslah yoluyla değiştirilmesine veya dava sonucunda haksız çıkan

davacının, her halükarda davalı idare lehine,

reddedilen miktar üzerinden nispi vekâlet ücreti ödemesini öngören bir

düzenleme bulunmamaktadır.

50. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâlet

ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına

yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi

için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması

gerekir. Başvuru konusu olayda dava açıldıktan sonra 2/11/2011 tarihinde

yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğu

davaların, idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve

avukatlar tarafından takibi öngörülmüş olup, davanın reddi halinde idare lehine

vekalet ücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır.

51. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi

ve benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde

belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak

kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya

öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu

belirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılması

da 1602 sayılı Kanun gereği 11/4/2013 tarihi öncesinde mümkün olmadığından, hak

kaybına uğramak istemeyen davacılar için, tazminat taleplerine ilişkin

miktarları yüksek tutmaktan başka seçenek bulunmamaktadır.

52. Başvurucu da bu şartlar altında düzenlediği 1/6/2011

tarihli dilekçe ile idare aleyhine tam yargı davası açarak 190.000,00 TL maddi,

60.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. AYİM önündeki davalarda

haksız çıkan davacı aleyhine ve davalı idare lehine vekalet ücreti ödenmesine

ilişkin 659 sayılı KHK’nin 14. maddesindeki düzenleme, 2/11/2011 tarihinde

yürürlüğe girmiş ve bu düzenlemeyi dikkate alan AYİM de başvurucu lehine

5.246,00 TL. maddi ve 6.000,00 TL. manevi tazminata hükmettikten sonra

başvurucunun, reddedilen fazlaya ilişkin tazminat talepleri üzerinden davalı

idareye 16.735,00 TL. vekalet ücreti ödemesine karar vermiştir.

53. Görüldüğü üzere meydana gelen olay sebebiyle, kazanılan

5.246,00 TL maddi tazminat ile nakdi

tazminat miktarları (17.002,39 TL) birlikte düşünüldüğünde, sonuç

olarak başvurucu maddi zarar açısından ancak 5.513,39 TL’lik kısma

kavuşabilmiştir. Bu nedenle AYİM’in tazminata ilişkin

bu kararının etkili bir sonuç doğurmadığı, başvurucunun tazminat alacağının

önemli bir kısmından mahrum kaldığı ve bu durumun başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğunda kuşku yoktur.

54. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da,

Anayasanın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların

sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım

koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından

kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar

olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan

güvencelere aykırı olamaz (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012). AİHM de

mahkemeye erişim hakkının dayanağı olan Sözleşme’nin 6. maddesinde adil

yargılanma hakkın sınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş olmasına rağmen, bunun

hiçbir surette mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılamayacağı anlamını

taşımadığını, hakkın niteliği gereği, mahkemeye erişim konusunda devletin bir

takım sınırlama ve düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu kabul

etmektedir. Ancak, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte,

meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı

olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya

çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor

külfetler yüklenmemiş olması gerekir (bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,

28/5/1985, § 57).

55. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

56. 659 sayılı KHK’nin 14. maddesi ile tahkim usulüne tabi

olanlar dâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili

sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri,

hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu

davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve

takip edilen dava ve işlerde, ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar

üzerinden idareler lehine vekâlet ücretinin takdir edileceği düzenlenmiştir. Bu

süreçte, düzenleme öncesi hukuki duruma göre dava açan kişiler, reddedilen dava

konusu miktar üzerinden nispi vekâlet ücreti ödeme zorunluluğu ile karşı

karşıya kalmışlardır. Söz konusu düzenleme öncesinde AYİM’de

açılan tam yargı davalarında belli koşullarda reddedilen kısım üzerinden nispi

vekalet ücretine hükmedilmesi mümkün ise de sözü edilen düzenleme ile

kaybedilen her dava açısından idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesi kural

haline getirilmiştir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 60).

57. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına

müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun

talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir. (B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 61).

58. Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere, bu

sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı

ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının

gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak

şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gereklidir.

(B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 62).

59. 659 sayılı KHK’nin genel gerekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“…

İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların;

tarafların hak ve menfaatlerinin eşit ve dengeli olarak değerlendirilerek, adil

ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, idarelerin taraf oldukları davaların;

usul ekonomisine uygun olarak, imkânlar ölçüsünde idarelerin bünyesinde görev

yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından takibi, davaların

takibinde, mahkeme kararlarının hukuka uygun olarak, adil, süratli ve en az

masrafla verilebilmesine yardımcı olunması ilkeleri getirilmektedir.

…

Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin

taraf olduğu adli davaların başka bir idarenin bünyesinde takibinden

kaynaklanan zaman ve kırtasiye israfının önüne geçilmesi, davaların kural

olarak her idarenin bünyesindeki görevliler tarafından takibi sayesinde gerekli

koordinasyon ve işbirliğinin daha iyi sağlanması,

davaların takibinde konusuna göre uzmanlaşma sağlanarak verimin artırılması

öngörülmektedir.

… Bu kapsamda; genel bütçe kapsamındaki kamu

idareleri ile özel bütçeli idarelerin tamamına kendi dava ve icra işlerini,

kendi bünyelerinde istihdam edecekleri hukuk müşavirleri ve avukatları

aracılığıyla takip etme imkanı getirilmektedir. Belli

idarelerin birbirlerinden avukatlık hizmeti alabilmelerine imkan

sağlanmakta ayrıca idarelere, dava ve icra işlemlerinde serbest avukatlardan ve

avukatlık ortaklıklarından, hizmet satın alma imkanı getirilmektedir.

...”

60. 659 sayılı KHK’nin 14. maddesinin gerekçesi şu

şekildedir:

“Madde ile, idarelerin taraf olduğu her türlü

dava ve icra takibi sonrasında takibin idare lehine sonuçlanması halinde idare

lehine vekalet ücreti takdir edilmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır. Yapılan

düzenlemeyle; artık idarelerin davaları ve icra işlemlerini avukatla takip edip

etmediğine bakılmaksızın, davaların idarelerin lehine sonuçlanması halinde

vekalet ücretine hükmedilmesi öngörülmekte böylece bu konuda davalarını

avukatla takip etmeyen idareler aleyhine oluşan aleyhe ve tarafların eşitliğine

uygun düşmeyen durum ortadan kaldırılmaktadır. Ayrıca madde ile, tahsil edilen

vekalet ücretlerinin dağıtımına dair usul de yeniden düzenlenerek

netleştirilmektedir.”

61. Belirtilen düzenlemenin, yukarıda nakledilen gerekçelerde

de ifade edilen hukuk hizmetlerinde etkililik ve uzmanlaşma ile kamu yararının

sağlanmasına yönelen amacı dikkate alındığında müdahalenin meşru bir amacının

olmadığı söylenemez. Bu çerçevede, talep konusunun reddedilen kısmının belirli

bir oranının karşı tarafa vekâlet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü

öngörülmesi tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olarak

nitelendirilemez.

62. Ancak somut olayın koşulları bir bütün halinde değerlendirildiğinde,

başvurucunun maddi durumunun elverişsiz olması nedeniyle lehine adli yardım

kararı verildiği, ayrıca dava açıldığı sırada ıslah imkânının olmaması

nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla talebini yüksek tuttuğu, bilirkişi

raporunun nakdi tazminat tutarını göz önüne alarak

hesapladığı, tespit edilen maddi tazminat tutarı ile beraber başvurucu hak

kazandığı tazminatın yaklaşık 3/4’ünü vekâlet ücreti adı altında davalı idareye

geri ödemek zorunda bırakıldığı ve açılan tazminat davasının bu şekilde

başvurucu açısından anlamsız hale geldiği dikkate alındığında yapılan

müdahalenin ölçülü olduğu söylenemez.

63. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

64. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

65. Başvuru konusu olayda, tespit edilen ihlalin sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 8.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, karar

verilmesi gerekir.

66. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsız olmadığına ilişkin

şikâyetinin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğünün ihlal edildiğine dair şikâyetinin vekâlet ücretine ilişkin

bölümünün KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Karar düzeltme talebinin reddedilmesinden sonra para cezası

ödemesinin Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğünü ihlal ettiğine dair şikâyetinin, “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 8.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

11/12/2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE

ile karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör Yrd.

:

Hikmet Murat AKKAYA

Başvurucu

:

Tanju TAŞ

Vekili

:

Av. Recep SELÇUK