Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2013/6361 E. K.

AYM 2015-05-06 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AKÜN GIDA MADDELERİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2013/6361)

Karar Tarihi: 6/5/2015

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, ihtirazi kayıtla

verdiği gümrük beyannameleri üzerine fazladan tahakkuk ettirilerek ödenen

gümrük ve katma değer vergilerinin faiziyle birlikte geri verilmesi istemiyle

açmış olduğu davalarda, mahkemece fazladan tahsil edilen kısmın iadesine karar

verilmesine rağmen faiz isteminin reddedilmesinin mülkiyet hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 14/8/2013 tarihinde İstanbul 12. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31/10/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 4/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 4/2/2014 tarihli görüş yazısı,

24/2/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, ancak başvurucu Adalet

Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde ibraz etmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, yurt dışından getirdiği emtianın beyanname

tescil işlemlerini tamamlayarak ithalatını gerçekleştirmek amacıyla Bandırma

Gümrük Müdürlüğüne başvurmuş ve söz konusu idarenin ithal edilen malların satış

faturalarındaki fiyatı yerine Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğünce

belirlenen referans fiyata göre ithali yapılacak emtianın ton fiyatını kendisi

belirlemek şartıyla beyannameyi tescil edeceğini belirtmesi üzerine tescil

anında idarece belirlenen fiyat üzerinden hesaplanan iki beyannameyi 18/5/2007

tarihinde ihtirazı kayıt düşerek tescil ettirmiş, 22/5/2007 ve 15/6/2007

tarihlerinde tahakkuk eden gümrük ve katma değer vergilerini ödemiştir.

8. Başvurucu, bu suretle idare tarafından fazla tahakkuk

ettirilerek tahsil edilen fark kıymete isabet eden vergi kısmının iadesi

istemiyle her bir beyannameye ilişkin olarak yaptığı düzeltme başvurularının

reddine ilişkin Bandırma Gümrük Müdürlüğü kararlarına vaki itirazlarının

reddine ve söz konusu kararların onanmasına dair 09/07/2007 tarihli, 2007/158

ve 2007/157 sayılı Bursa Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğü işlemlerinin iptali

ile fazladan tahsil edilen vergilerin dava tarihi itibarıyla amme alacaklarına

uygulanan faiz oranında işleyecek faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi

istemiyle Balıkesir Vergi Mahkemesi nezdinde dava açmıştır.

9. Balıkesir Vergi Mahkemesi, 28/02/2008 tarihli,

E.2007/850, K.2008/337 ve E.2007/851, K.2008/338 sayılı kararlarıyla ve davalı

idarece, belirtilen satış bedelinin gerçek olup olmadığına dair herhangi bir

somut tespit bulunmaksızın ticari bir değeri bulunmayan ve geçici nitelikte

olan proforma faturadaki fiyatın esas alınarak vergi tahakkuk ettirilmesine

hukuken imkân bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı idare işlemlerinin

iptaline, faiz istemlerinin ise 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 216. maddesine

göre yetkili idareler tarafından gümrük vergileri ile bunların ödenmelerine

bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının geri

verilmesinde idarece faiz ödenmeyeceği, yalnızca yetkili idareler tarafından

alınmış geri verme kararı söz konusu olduğunda bu maddedeki şartlar dâhilinde

faiz isteminin söz konusu olabileceği ve ayrıca faizin, idarenin sorumluluğuna

bağlı bir tazminat niteliğinde olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar

vermiştir.

10. Başvurucu, Balıkesir Vergi Mahkemesinin söz konusu

kararları üzerine temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz incelemesini yapan

Danıştay 7. Dairesi, idarenin re’sen, ilgilinin

başvurusu ya da yargı kararı uyarınca iade edeceği vergiler nedeniyle

ilgililerin uğradığı zararın tazmini yoluna gidilebilmesinin, Gümrük Kanunu’nun

216. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde olduğu gibi belli

koşulların oluşması halinde ilgilisine faiz ödeneceği yolunda kanunda hüküm

bulunmasına ya da aynı maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde olduğu

gibi faiz verilmeyeceğine dair aksine bir hükmün bulunmamasına bağlı olduğu

gerekçesiyle, 14/2/2012 tarih, E.2008/4499, K.2012/480 ve E.2008/3993,

K.2012/478 sayılı kararlarıyla temyiz istemini oy çokluğuyla reddetmiştir.

Karşı oy gerekçelerinde idarece gerçekleştirilen hukuka aykırılığın hizmet

kusuru olduğu ve hizmet kusurundan doğan zararların Anayasa’nın 125. maddesine

göre idarece karşılanması gerektiği, ayrıca 4458 sayılı Kanunun 216. maddesinin

yargı kararı ile iade edilen vergileri kapsamadığı belirtilmiştir.

11. Başvurucu, Danıştay 7. Dairesinin söz konusu kararları

üzerine karar düzeltme yoluna başvurmuş ve Daire, 27/6/2013 tarih, E.2012/6113,

K.2012/3802 ve E.2012/6120, K.2013/3803 sayılı kararlarıyla karar düzeltme

istemini oy çokluğuyla reddetmiş, kararlar aynı tarihte kesinleşmiştir.

12. Ret kararları, başvurucuya 29/7/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

13. Başvurucu, 14/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 216.

maddesi şöyledir:

“Yetkili

idareler tarafından, gümrük vergileri ile bunların ödenmelerine bağlı olarak

tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının geri verilmesinde idarece

faiz ödenmez. Ancak, geri verme kararının alındığı tarihten itibaren

üç ay içerisinde idarece sözkonusu kararın

uygulanmaması halinde, ilgilinin talebi üzerine, üç aylık sürenin bitiminden itibaren

faiz ödenir. Bu faiz, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında

Kanunun tecil faizine ilişkin hükümlerine göre hesaplanır.”

15. Anayasa Mahkemesinin 22/5/2014 tarih ve E.2013/104,

K.2014/96 sayılı kararının sonuç kısmı şöyledir:

“27. 10.1999 günlü, 4458 sayılı Gümrük

Kanunu’nun 216. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya

aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 22.5.2014 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 6/5/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 14/8/2013 tarih ve 2013/6361 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, hizmet kusuru oluşturan hukuka aykırı

vergilendirme işlemlerinden doğan zararların işlemi yapan idare tarafından

karşılanmasının Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan idarenin

kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olması kuralı ve

hukuk devleti ilkesinin gereği olduğunu, ayrıca Gümrük Kanunu’nun 216. maddesinde

yetkili idareler tarafından gümrük vergileri ile bunların ödenmesine bağlı

olarak tahsil edilmiş gecikme faizi ve gecikme zammının geri verilmesinde idare

tarafından faiz ödenmeyeceği kuralının yalnızca yetkili idareler tarafından

alınmış bir geri verme kararı bulunduğunda söz konusu olduğunu, yargı kararı

sonucu ilgilisine iade edilmesine karar verilen vergileri kapsamadığını

belirterek, faiz isteminin reddinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmiş

ve iadeleri yapılan vergi miktarına, fazladan tahsilâtın yapıldığı günden

iadenin yapıldığı tarihe kadar amme alacaklarına uygulanan faiz oranıyla tespit

edilecek tazminatın ödenmesine karar verilmesini talep etmektedir.

B. Değerlendirme

18. Başvurucu, somut başvuruya konu fazladan ödenen

vergilerin faiziyle iadesi talepli başvurusuyla ilgili yukarıda sıralanan

şikâyetleri nedeniyle Anayasa’nın 125. ve 35. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların

ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, somut dava ve buna

bağlı olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder.

19. Başvurucudan gümrük müdürlüğünce fazla vergi tahsil

edildiği, açtığı dava sonunda yapılan iadelere 4458 sayılı Kanunu’nun 216.

maddesi nedeniyle ve Mahkeme kararıyla faiz ödenmediği, bu nedenle başvurucuya

faiz ödemesiyle ilgili uygulamada bir kamu müdahalesi bulunduğu açıktır.

Başvurucunun fazladan ödenen vergilerin iadesi talepli davada iadelerin faizsiz

yapılmasından şikâyetçi olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle Mahkeme kararının

kesinleşmesi ile kendisi için bir alacağa dönüşen fazladan ödenen bedellerin

iadesiyle ilgili sorun mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

20. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer

kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,

başvuruya ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

21. Başvurucu, ihtirazi kayıtla

verdiği gümrük beyannameleri üzerine fazladan tahakkuk ettirilerek ödenen

gümrük ve katma değer vergilerinin faiziyle birlikte geri verilmesi istemiyle

açmış olduğu davalarda, Mahkemece faiz isteminin reddedilmesinin mülkiyet

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

22. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarında fazla ödenen vergi iadelerinin faizsiz yapılması

halinde ihlal kararı verilebildiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne

(Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol’ün vergi konusunda devletlere geniş takdir

yetkisi sağladığı, bununla birlikte bu amaçla yapılan müdahalelerin de ölçülü

olması ve paranın enflasyon karşısındaki değerinin korunması gerektiği ve

Anayasa’nın 35. maddesine ilişkin şikâyet incelenirken bu hususların göz önünde

bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

23. Anayasa’nın “Mülkiyet

Hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

24. Anayasa'nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

25. Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

26. Anayasa’nın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1.

maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenleme

de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilk cümlesi herkese mülkünden

barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş manada mülkiyet hakkını

tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin hangi koşullarda

mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait mülkiyetin hangi

koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır (B. No: 2013/817,

19/12/2013, § 29).

27. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin kullanımının

kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35. maddesinin son

fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı

şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken, Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol’ün birinci maddesinin

ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına düzenleme ile vergiler ve

diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf

devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin

kullanımını kontrol” yetkisine sahip olduklarını kabul etmektedir. Bununla

beraber Anayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenleme yetkisi vermektedir (B. No: 2013/1301,

30/12/2014, § 47).

28. AİHM’e göre ikinci ve üçüncü kurallar,

mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen birinci kuralın

özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci kuralın ışığı

altında anlaşılmaları gerekmektedir (James

ve Diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, §

37).

29. Somut başvuruya konu davada başvurucu yurt dışından ithal

ettiği emtianın beyannamelerini tescil ettirmek istemiş, İdarenin ithal edilen

malların satış faturalarındaki fiyat yerine Tebliğ’de belirtilen fiyata göre

tescil işlemlerini yapacağını belirtmesi üzerine tescil anında idarece

belirlenen fiyat üzerinden hesaplanan iki beyannameyi ihtirazı kayıt düşerek

tescil ettirmiş ve tahakkuk eden gümrük ve katma değer vergilerini ödemiştir.

Başvurucu daha sonra Mahkemeden, ödenmesi gereken vergiden daha fazla vergi

ödediği gerekçesiyle fazla ödediği vergilerin faiziyle iadesini talep etmiştir.

Mahkeme 2008 yılında verdiği kararlarla, davalı idarece, belirtilen satış

bedelinin gerçek olup olmadığına dair herhangi bir somut tespit bulunmaksızın

ticari bir değeri bulunmayan ve teklif niteliğinde olan proforma fatura ile

referans olarak kabul edilen fiyatın esas alınarak vergi tahakkuk ettirilmesine

hukuken imkân bulunmadığı gerekçesiyle davayı kısmen kabul etmiş ve fazla

ödenen vergilerin iadesine karar vermiştir. İlk Derece Mahkemesi kararları,

Danıştay’ın onama ve karar düzeltme talebini reddeden kararları ile

kesinleşmiştir.

30. Başvurucunun yapmış olduğu ödemelerden emtianın alış

fiyatı ile Tebliğ’de belirtilen fiyatlar arasındaki farka tekabül eden kısmın

fazla ve yersiz alındığı Mahkeme kararlarıyla kesinleşmiştir. Alınmaması

gerektiği halde tahsil edilen bedellerin bu husustaki mahkeme kararı

kesinleştikten sonra ödenmesi gereken vergi ile ilgisi kalmamış ve devlet için

borç, başvurucu için alacak haline dönüşmüştür. Bu durumda mülkiyet hakkı

yönünden yapılan incelemenin, vergilerin tahsilini de kapsayan mülkiyetin

kullanımının kontrolü yönünden değil, 1 No.lu Protokol’de ifade edildiği

şekliyle bireylerin mülklerinden barışçıl yararlanmaları hakkı veya Anayasa’da

ifade edildiği şekliyle bireylere tanınan geniş anlamda mülkiyet hakkı

kapsamında yapılması gerekmektedir (B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 33).

31. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 213 sayılı Kanunu'nun 112.

maddesine 4369 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile eklenen (4) numaralı fıkrada yer

alan fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesine mahkemece karar

verildikten üç ay sonra halen ödenmemesi halinde faiz ödeneceğine dair hükmü

iptal ettiği 10/2/2011 tarih ve E.2008/58, K.2011/37 sayılı kararında; “Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve

karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi

tahsilâtının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilât,

mükellefler için bir 'alacak' haline gelmektedir.” ifadesiyle

idarelerin vergi adıyla fazla veya yersiz tahsil ettikleri bedellerin, bu

konudaki mahkeme hükmü ile devlet için borç, bireyler için alacağa dönüştüğü

kabul edilmiştir (B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 34).

32. Anayasa ve Sözleşmenin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir

kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, mülkiyetini kazanma hakkı,

kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün

bir "alacağı" elde

etmeye yönelik "meşru bir beklenti",

Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı

güvencesinden yararlanabilir (Bkz. B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36-37).

33. Alacak hakkı, mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel

haklarındandır (E.2008/58, K.2011/37, K.T. 10/2/2011). Asıl alacağa bağlı feri

bir hak olan faiz alacağı da hak sahibine maddi bir menfaat sağlaması sebebiyle

ekonomik bir değer olarak Anayasa ve AİHS'in ortak

koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında olup, asıl alacağa bağlı

faiz talebi de bu hakkın sağladığı güvenceden yararlanabilir (B. No: 2013/28,

25/2/2015, § 36).

34. Anayasa Mahkemesi, yapılan bir itiraz başvurusu sonucunda

4458 sayılı Kanun’un 216. maddesinde yer alan ve somut başvuruya konu davada

uygulanan hükmü, 22/5/2014 tarih, E.2013/104, K.2014/96 sayılı kararıyla yine

Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. Ancak somut

başvuruya konu dava, bahsedilen iptal kararından önce kesinleşmiştir.

35. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir

haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla

sınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak

bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir

(B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).

36. Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri, mülkiyet hakkına

getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması

gerektiğini hüküm altına almaktadır. (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).

Başvurucunun mahkeme kararıyla elde ettiği alacağa faiz veya enflasyon farkı

ödenmeyerek getirilen sınırlandırmanın 4458 sayılı Kanun’un 216. maddesinde yer

alan ve uygulandığı dönemde yürürlükte olan açık hükme dayanılarak

gerçekleştirildiği açıktır.

37. Bahsedilen düzenleme ile elde edilmek istenen kamu yararı,

kamu için öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu hizmetlerinin sürdürülmesi

için zorunlu bir durum olmayıp sadece Devlete başkasının mülkü üzerinde

sebepsiz ve karşılıksız biçimde tasarruf etme hakkını vermektedir (E.2013/104,

K.2014/96, 22/5/2014). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru

incelemesinde açıkça temelden yoksun veya keyfi olduğu anlaşılmadıkça yetkili

kamu organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahale

etmemektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 36). Söz konusu hükmün kamu

Hazinesini koruma amaçlı olduğu ve devletin giderlerini arttırmayı engellemeyi

amaçladığı ve bu konuda başvurucunun da bir şikâyeti olmadığı anlaşıldığından

müdahale edilen başvurucunun mülkiyet hakkı ile ulaşılmak istenen kamu yararı arasında

adil bir denge kurulup kurulmadığı incelenecektir.

38. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet hakları

ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği sınırlanabilir.

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet

haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve ulaşılmak istenen

kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adil bir dengenin

kurulması gerekir.

39. Başvurucu kendisinden fazla veya yersiz tahsil edilen bedellere

amme alacaklarına uygulanacak faizin uygulanmasını talep etmektedir. Bahsedilen

faiz oranı bazı kamu alacaklarının tahsilinde belli koşulların gerçekleşmesi

halinde ve Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre de taksitle ödenmesine

karar verilen kamulaştırma bedellerinin ödemesinde uygulanmaktadır. Bunun

dışında fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesi gibi durumlarda amme

alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının işletilmesine yönelik bir yasal

dayanak veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmış bir uygulama

bulunmamaktadır (B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 44).

40. Bununla birlikte vergi adı altında tahsil edilen ve

mahkemelerce fazla veya yersiz olduğuna karar verilen tahsilâtların iadesinde

tahsilât ve iade arasında geçen sürede iade edilen bedelin enflasyon karşısında

değerinde meydana gelen aşınmayı ve bu sürede bireylerin bu bedellerden

yararlanamamaları nedeniyle meydana gelen zararlarını telafi etmek ve gerçek

karşılığını geri ödeyebilmek amacıyla, bu bedellere faiz veya enflasyon farkı

işletilmesi mümkündür (B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 45).

41. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra

ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerinde

oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin

tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da

bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek

haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).

42. Nitekim AİHM, haksız olarak tahsil edilen verginin beş

yıl beş ay sonra faizsiz olarak iade edilmesini, belli bir meblağdan yararlanma

hakkı uzun süre engellenen şahsın, mali durumunda önemli ve kesin zararlara

neden olunduğu, bu durumun sürdürülmesi gereken genel yarar ile kişi yararı

arasındaki dengeyi bozduğu, şahıs üzerine aşırı yük yüklediği gerekçesiyle

mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiş ve mülkiyet hakkı çiğnenen şahsa

faiz ödenmesi gerektiğine karar vermiştir (Bkz., Eko-Elda Avee/Yunanistan,

B.No: 10162/02, 9/3/2006). Başka bir kararda ise

AİHM, yersiz tahsil edilen ve faiziyle iade edilen vergi nedeniyle mükellefin

bu süre içinde daha yüksek faizle borçlanmak zorunda kalmasını mülkiyet

hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir (Bkz., Buffalo S.r.l. in Liquidation/İtalya, B. No:

38746/97, 22/7/2004).

43. Somut başvuruya konu davada başvurucunun daha önce ihtirazi kayıtla verdiği beyannamelerle hesap edilen gümrük

ve katma değer vergilerini 22/5/2007 ve 15/6/2007 tarihlerinde gümrük

müdürlüğüne ödediği ve fazla ödediğini iddia ettiği bedellerin iadesi amacıyla

açtığı davalarda Mahkemece 28/02/2008 tarihli, ödenen vergilerin faizsiz olarak

iade edilmesi yönündeki kararların ise Danıştay Yedinci Dairesinin 14/2/2012

tarihli kararlarıyla onandığı ve aynı Dairenin 27/6/2013 tarihli karar düzeltme

başvurularını reddeden kararıyla kesinleştiği görülmektedir. Başvurucu, fazla

veya yersiz tahsilât yapıldığı tarihler ile açtığı davaların lehine

sonuçlanması sonrasında yapılan iade tarihleri arasında geçen sürede mülkünün

değerinde meydana gelen aşınma nedeniyle enflasyona bağlı olarak mağdur

edildiği gibi, bu süre zarfında sahibi olduğu ve kendisinden haksız olarak

alındığı anlaşılan bedelleri kullanma, tasarruf ederek veya yatırıma dönüştürerek

gelirinden yararlanma imkânından da mahrum kalarak mağdur olmuştur.

Başvurucunun bir tacir olduğu dikkate alındığında ayrıca kendisinden fazla veya

yersiz olarak tahsil edilen meblağı ticari faaliyetlerinde kullanarak gelir

elde etme imkânından da bu süre zarfında mahrum kaldığı ve bu durumun

başvurucudan yapılan hatalı vergi tahsilinin başvurucuya olumsuz etkisini

arttıracağı söylenebilir (B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 50).

44. Anayasa Mahkemesinin 22/5/2014 tarihili

kararıyla iptal edilen ancak somut başvuruya konu davada uygulanan kural, kamu

kurumları ile kişiler arasında kamu idarelerinin kamu gücüne dayalı yetkilerini

kullanırken hatalı işlemleri nedeniyle oluşan alacak-borç ilişkilerinin

alacaklı olan kişilerin aleyhine, kamu kurumlarının da lehine bozulmasına

sebebiyet vermektedir. Ayrıca kural, kamu kurumlarının borcunu ödemesini

geciktirmede teşvik edici olmakta ve vatandaşların Devlete olan güven duygusunu

sarsmaktadır (AYM, E.2013/104, K.2014/96, 22/5/2014).

45. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, somut başvuruya

konu davada idarece vergi adıyla fazla ve yersiz tahsil edilen ve Mahkeme

kararıyla iadesine karar verilen bedellerin ödenmesinde 4458 sayılı Kanunun

216. maddesi gereği faiz uygulanmadığı, bahsedilen kanun maddesinin somut

başvuruya konu davanın kesinleşmesinden sonra 22/5/2014 tarihinde iptal

edildiği, ülkemizin ekonomik koşulları dikkate alındığında başvurucudan fazla

veya yersiz yapılan tahsilâtların tarihi ile iadesi amacıyla açılan davaların

başvurucu lehine sonuçlanması arasında geçen sürede enflasyona bağlı olarak

meydana gelen değer kaybı ve başvurucunun bu süre zarfında kendi mülkünü

kullanma, tasarruf etme, yararlanma hakkından mahrum kalması nedenleriyle

mağdur olduğu, mağduriyete hatalı vergi tahakkuk ve tahsil işlemlerinin neden

olduğu, uygulamanın alacaklı-borçlu ilişkisinin alacaklı başvurucu aleyhine ve

gümrük idaresi lehine bozulmasına yol açtığı, bahsedilen mağduriyetler dikkate

alındığında, başvurucunun üzerine haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve

aşırı yük bindiği ve ulaşılmak istenen kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet

hakkı arasında kurulması gereken adil dengenin bozulduğu sonucuna ulaşılmıştır

(B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 52).

46. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun

50. Maddesi Yönünden

47. Başvurucu, kendisinden fazla veya yersiz tahsil edildiği

Mahkeme kararıyla sabit olan bedellerin faizsiz iade edilmesinin mülkiyet

hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek bilirkişi marifetiyle tahsilât ve ödeme

tarihleri arasında geçen sürede işlemiş faizin tespit edilerek kendisine

ödenmesini talep etmektedir.

48. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

49. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, hatalı vergi

tahsili işlemi nedeniyle başvurucudan yersiz veya fazla tahsil edilen

vergilerin iadesinde faiz veya enflasyon farkı ödenmemesinden kaynaklandığından

ve başvurucunun meydana gelen mağduriyetini

tespit ederek telafi edecek şekilde yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

50. Başvurucu tarafından maddi tazminat talep edilmiş olmakla

birlikte, başvurucunun mağduriyetine giderecek şekilde yeniden yargılama yapmak

üzere kararın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun

ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturacağından başvurucunun maddi

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

51. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden

oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurunun KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın ilgili mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

6/5/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Raportör

:

Selami ER

Başvurucu

:

Akün Gıda

Maddeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.

Temsilcisi

:

Yahya AKEL

Vekili

:

Av. G. Sevil

ÖZTÜRK