Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Genel Kurul 2017/28895 E. K.

AYM 2018-10-25 Genel Kurul
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

BURCU ÖZKAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/28895)

Karar Tarihi: 25/10/2018

R.G. Tarih ve Sayı: 19/12/2018-30630

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; milletvekili hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, ifade özgürlüğü

kapsamındaki eylemlerin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün,

tutuklama dolayısıyla milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedeniyle

seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/7/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

7. İkinci Bölüm tarafından 9/5/2018 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla başvurunun Genel Kurul tarafından karara

bağlanması gerekli görülmüş ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

9. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet, bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene,

millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır

tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK

kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 7-18).

10. Bununla birlikte kamuoyunda demokratik açılım süreci, çözüm

süreci ve Millî Birlik ve

Kardeşlik Projesi gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde

2012 yılının son döneminden itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör

saldırıları önemli ölçüde azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç

savaşın Türkiye'nin güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı

terör olayları yeniden artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim olayları ve hendek olayları olarak bilinen terör

eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 21-30).

11. Türkiye 2015 yılı Haziran ayından itibaren yeniden yoğun bir

şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu kapsamda PKK tarafından Şırnak

il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova

ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit,

Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara

hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar

yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet

sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere

giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin

kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini

sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir.

Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında yaklaşık iki yüz

güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı imha

edilmiştir.

12. Terör saldırılarının gittikçe yoğunlaştığı ve ülkenin birçok

bölgesine yayıldığı bu dönemde, hem güvenlik güçleri hem de siviller hedef

alınmıştır. Bu bağlamda PKK tarafından başvurucunun seçim bölgesi olan ve

konuşmalar yaptığı Muş'ta çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Bu

terör saldırılarında, önemli bir bölümü sivillerden oluşan çok sayıda kişi

hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır.

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

13. Başvurucu 7/6/2015 ve 1/11/2015 tarihlerinde Halkların

Demokratik Partisinden (HDP) Muş milletvekili seçilmiştir. Başvurucu hâlen

milletvekilidir.

14. Başvurucu hakkında milletvekili olarak görev yaptığı dönemde

ve bundan önce işlediği iddia olunan suçlara ilişkin olarak farklı Cumhuriyet

başsavcılıklarınca soruşturma yürütülmüştür. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "Seçimden

önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin

kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve

yargılanamaz" hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığına sahip olan

başvurucunun dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle fezlekeler düzenlenmiş ve

Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza

İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.

15. Bu fezlekelerde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin

olgular şöyledir:

- 8/6/2015 tarihinde Muş Belediye Meydanı'nda HDP tarafından

düzenlenen etkinlik sırasında başvurucunun köy korucularını kastederek "Hepiniz defolup gideceksiniz, defolup

gideceksiniz, bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini çok iyi biliriz."

şeklinde ifadelerin yer aldığı bir konuşma yaptığı ileri sürülmüştür.

- 25/9/2015 tarihinde Muş ili Malazgirt ilçesi Tatargazi köyünde PKK terör örgütü mensubu Ö.K.nın cenazesine katılarak mezarına çiçek attıktan sonra "...bu zamanlar sözlerin tükendiği, cümlelerin

bittiği zamanlardır. 7 Hazirandan sonra bu halka ve kürdistana

yapılan savaş konseptiyle birlikte onlarca gencimiz, yoldaşımız ve çocuklarımız

katledildi, bu mücadele sonuna kadar devam edecek" şeklinde

ifadelerin yer aldığı bir konuşma yaptığı ileri sürülmüştür.

- 2/3/2016 tarihinde güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada ölen

terör örgütü üyesi B.D.nin cenazesine katıldığı ileri

sürülmüştür.

- 5/4/2016 tarihinde, Diyarbakır ili Sur ilçesinde güvenlik

güçleri ile girdiği çatışmada ölen terör örgütü mensubu M.E.E.nincenaze

törenine katıldığı ileri sürülmüştür.

16. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir

bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından

itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının artması (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 40170, 16/11/2017, §§ 28-33)

dolayısıyla siyasi çevrelerde ve kamuoyunda milletvekillerinin

dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda yoğun tartışmalar yaşanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi

12/4/2016 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulmuştur. Bu teklif; Bakanlıkta,

Başbakanlıkta, TBMM Başkanlığında, Anayasa ve Adalet Komisyonlarının

üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan yasama dokunulmazlığı dosyalarıyla

ilgili olarak Anayasa'da ve TBMM İçtüzüğü'nde öngörülen

yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin usulün uygulanmamasını ve bu

dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili mercilere iade edilmesini

öngörmektedir.

17. TBMM Genel Kurulunda 20/5/2016 tarihinde kabul edilen 6718

sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Anayasa'ya eklenen geçici 20. madde ile "Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde

kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni

vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden;

Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına

intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan

milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin

ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz. Bu maddenin yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa

ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında

bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin

yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir." hükmü

getirilmiştir.

18. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre

anılan maddenin TBMM tarafından kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla

maddede sayılan mercilere intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83.

maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama

dokunulmazlığına ilişkin hüküm (bkz. § 14) uygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Anayasa ve

Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, TBMM

Başkanlığında, Başbakanlık ve Bakanlıkta bulunan yasama dokunulmazlığının

kaldırılmasına ilişkin dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili merciine

iade edileceği öngörülmüştür.

19. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi

(AK Parti) grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi

(CHP) grubuna mensup 59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi

(MHP) grubuna mensup 10 milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55

milletvekiline ait 518 ve 1 bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili

olarak yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümler uygulanmamış ve bu dosyalar

gereği için ilgili mercilere iade edilmiştir.

20. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki fezlekelere konu olan

soruşturma dosyaları da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü

aracılığıyla gereğinin takdir ve ifası için Muş ve Hınıs Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir.

21. Muş Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma ile

ilgili olarak 21/6/2016 tarihinde Savcılık personeli tarafından başvurucunun

kullandığı telefon numarası aranmak suretiyle ifadesinin alınması için

Savcılığa davet edilmiştir. Başvurucu telefon görüşmesinde "Bu konuda partimizin genel kararı var, bu

yapılan işler Anayasa'ya aykırı olduğu için ifade vermeye gelmeyeceğim."

şeklinde beyanda bulunmuştur. Konuyla ilgili Savcılık personeli tarafından

tutanak düzenlenmiştir.

22. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı 30/6/2016 tarihinde başvurucunun

ifadesinin alınması için ikametinin bulunduğu Büyükçekmece Cumhuriyet

Başsavcılığına talimat yazmıştır. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı

başvurucunun adresine çağrı kâğıdı göndermiş ise de bu çağrı kâğıdı tebliğ

edilememiştir.

23. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı 1/9/2016 tarihinde başvurucunun

silahlı terör örgütüne üye olma, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme ve

terör örgütü propagandası yapma suçlarından cezalandırılması talebiyle

iddianame düzenlemiştir.

24. İddianamede başvurucunun Muş Belediye Meydanı'nda HDP

tarafından düzenlenen etkinlik sırasında yapmış olduğu konuşmada köy

korucularını kastederek "Hepiniz

defolup gideceksiniz, defolup gideceksiniz, bize uzattığınız o keleşi size

çevirmesini çok iyi biliriz" şeklinde sözler sarfettiği, 25/9/2015 tarihinde Muş ili Malazgirt ilçesi Tatargazi köyünde PKK terör örgütü mensubu Ö.K.nın cenazesine katılarak mezarına çiçek attıktan sonra

yaptığı konuşmasında "...bu zamanlar

sözlerin tükendiği, cümlelerin bittiği zamanlardır. 7 Hazirandan sonra bu halka

ve kürdistana yapılan savaş konseptiyle birlikte

onlarca gencimiz, yoldaşımız ve çocuklarımız katledildi, bu mücadele sonuna

kadar devam edecek" sözlerini sarf ettiği ve 5/4/2016 tarihinde

Diyarbakır ili Sur ilçesinde güvenlik güçleri ile girdiği çatışmada ölen terör

örgütü mensubu M.E.E.nin Muş ili Korkut ilçesi

Akyıldız köyüne bağlı köy mezarlığına defnedildiği, köyde terörist adına taziye

çadırı açıldığı, taziye çadırına terör örgütünü simgeleyen sözde flamalar

asıldığı ve başvurucunun da cenaze törenine katıldığı ileri sürülmüştür.

25. İddianamede bu eylemlerle ilgili olarak "Muş Belediye Meydanında, milletvekili

seçimlerinin yapıldığı günün hemen ertesi gün olan 08/06/2015 tarihinde yapılan

mitingte yaptığı konuşmada; 'Bu memleketten defolup

gideceksiniz, defolup gideceksiniz, bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini

çok iyi biliriz' şeklinde sözler sarf ettiği, şüphelinin siyasetçi ve

milletvekili olması karşısında 'keleş' olarak tabir ettiği silaha nasıl sahip

olduğunun izah edilemeyeceği, zira siyaset yapan ve siyasetçi olan bir kişinin

6136 sayılı yasa kapsamında yasak niteliği haiz vahim nitelikli silahlardan

olan 'Keleş' diye tabir edilen silaha sahip olması gibi bir durumun söz konusu

olamayacağı, şüphelinin sahip olduğunu iddia ve ima ettiği silahın PKK terör örgütü

ve bu örgütün kullanmış olduğu silahlar olduğunun çok açık olduğu, nitekim

şüphelinin yapmış olduğu konuşmadaki '... O keleşi size çevirmesini iyi

biliriz' cümlesinin sonunda 1. çoğul şahıs ekini kullanmasının, şüphelinin PKK

terör örgütü ile birlikte, aidiyet duygusu ile hareket ettiği ve örgütün

hiyerarşik yapısına dahil olduğu, yine şüphelinin mensubu bulunduğu partinin eş

genel Başkanı olan F.Y.nin sırtını terör örgütüne

dayadıkları şeklindeki kamuoyunca ve herkesçe bilinen sözleri de bir bütün

olarak değerlendirildiğinde, şüphelinin PKK terör örgütünün silahlı gücünü kast

ettiği, zaten kuruluşundan bugüne koruculuk sistemine karşı olan ve bu sistemin

kaldırılması gerektiğini belirten PKK terör örgütü ile aynı amaçla söylediğinin

açık olduğu,bu suretle şüphelinin halkın bir kesimini

oluşturan korucular aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği bu durumun

terör olaylarının yoğun şekilde gerçekleştiği Muş ilinde ve bölgede açık ve

yakın tehlike oluşturduğu zira terör örgütü PKK'nın bölgede çok sayıda korucuyu

infaz edip öldürdüğünün bilinen hususlardan olduğu, yine şüphelinin 25/9/2015

tarihinde Malazgirt İlçesi Tatargazi Köyünde PKK/KCK

terör örgütü mensubu Ö.A.nın cenazesine katılarak mezarına

çiçek attığı ve burada yaptığı konuşmada 'bu zamanlar sözlerin tükendiği,

cümlelerin bittiği zamanlardır. 7 Hazirandan sonra bu halka ve kürdistana yapılan savaş konseptiyle birlikte onlarca

gencimiz, yoldaşımız ve çocuklarımız katledildi, bu mücadele sonuna kadar devam

edecek' söylemi karşısında ölen PKK mensubunun silahlı çatışmada ölmesi

gözetildiğinde şüphelinin bu ölen terör örgütü mensubunun silahlı mücadelesini

kast ederek 'Bu mücadele sonuna kadar sürecek' sözünün PKK'nin silahlı

mücadelesi olduğu, bu mücadele yöntemini benimsediği, yine '...yoldaşımız katledildi'

şeklindeki beyanıyla da öldürülen PKK mensuplarıyla aynı duygu ve misyonu

paylaştığını açıkça beyan ettiği, şüphelinin bu sözleri söylerken PKK terör

örgütüne aidiyet duygusuyla söylediğinin açık olduğu, bu suretle şüphelinin

terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek

veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını

yaptığı, İddianamede anlatılan şüphelinin üç eylemi ve dosya kapsamındaki bilgi

ve belgeler gözetildiğinde, şüphelinin silahlı terör örgütü olan PKK'nin

hiyerarşik yapısı içerisinde bulunup faaliyet gösterdiği, hatta PKK'nin silahlı

gücünün kendilerine ait olduğunu iddia ve ima eder şekildeki sözleri ile

şüphelinin eylemlerinin içerik, süreklilik ve yoğunluğu gözönünde

bulundurulduğunda şüphelinin silahlı terör örgütü üyesi olduğu..."

şeklinde değerlendirmelerde bulunulmuştur.

26. Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesi 7/9/2016 tarihinde iddianamenin

kabulüne karar vermiş ve E.2016/238 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması

başlamıştır.

27. Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesi aynı tarihte yaptığı tensip

incelemesi sonucunda başvurucunun ikametinin bulunduğu Büyükçekmece Asliye Ceza

Mahkemesine talimat yazarak başvurucunun Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi

(SEGBİS) vasıtasıyla ifadesinin alınacağından 22/12/2016 tarihinde duruşma

saatinde hazır edilmesini istemiştir.

28. Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi başvurucunun ikamet

adresine duruşma saatini bildiren davetiye göndermiştir. Davetiye, başvurucunun

adresinden taşınması sebebiyle 3/10/2016 tarihinde 11/2/1959 tarihli ve 7201

sayılı Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi gereğince muhtara teslim edilmiştir.

29. Talimat mahkemesi 1/12/2016 tarihli duruşmada davetiyenin

başvurucuya tebliğ edilemediğini, başvurucunun adresten taşındığının anlaşıldığını

ancak davetiye gönderilen adres ile başvurucunun Merkezî Nüfus İdare Sistemi'ne

(MERNİS) kayıtlı adresinin aynı olduğunu tespit etmiştir.

30. Öte yandan Hınıs Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun

2/3/2016 tarihinde güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada ölen terör örgütü

üyesi B.D.nin cenazesine katılmasından dolayı

başlattığı soruşturmada ifadesinin alınması için başvurucunun adresinin

bulunduğu Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazmıştır.

Başvurucunun adresten taşınmış olması sebebiyle davetiye tebliğ edilememiş ve

talimatla ifadesinin alınması da mümkün olmamıştır.

31. Hınıs Cumhuriyet Başsavcılığı 31/10/2016 tarihinde

soruşturma dosyasını yetkisiz olduğu gerekçesiyle Muş Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir. Muş Cumhuriyet Başsavcılığının 15/11/2016 tarihli iddianamesi ile

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebi ile başvurucu

hakkında kamu davası açılmıştır. Bu dava Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2016/303 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.

32. Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesi 23/11/2016 tarihinde E.2016/303

sayılı davanın E.2016/238 sayılı dava ile birleştirilmesine ve yargılamanın

E.2016/238 sayılı dava üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.

33. Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesi 1/11/2016 tarihli duruşmada yetki

belgesi sunan avukatların başvurucunun müdafileri olarak duruşmaya kabulüne

karar vermiştir. Aynı tarihte Mahkeme, Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi

tarafından davetiye tebliğ edilemediğinden başvurucunun işyeri adresinin

bulunduğu Ankara Ağır Ceza Mahkemesine talimat yazarak başvurucunun ifadesi

SEGBİS vasıtasıyla alınacağından 22/12/2016 tarihinde duruşma saatinde hazır

edilmesini istemiştir.

34. Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi 22/12/2016 tarihinde duruşma

saatinde hazır olması gerektiğini bildiren davetiyeyi başvurucunun işyeri

adresine göndermiş ve davetiye 28/11/2016 tarihinde işyerinde daimi çalışana

teslim edilmiştir.

35. 22/12/2016 tarihinde, başvurucu duruşmaya katılmayıp

başvurucunun müdafii katılmıştır. Başvurucunun müdafii Ankara 33. Asliye Ceza Mahkemesinde SEGBİS

vasıtasıyla alınan beyanında, başvurucunun TBMM çalışmaları nedeniyle duruşmaya

katılamadığını ve bir sonraki celse hazır bulunacağını beyan etmiştir. Bu

nedenle duruşma 21/2/2017 tarihine bırakılmıştır.

36. Başvurucu 20/2/2017 tarihinde mazeret dilekçesi ile beş

günlük istirahat raporunu Mahkemeye sunmuştur. Yine başvurucunun avukatı da

20/2/2017 tarihinde mazeret dilekçesi sunmuştur.

37. 21/2/2017 tarihli duruşmada başvurucunun ve avukatının

mazereti kabul edilmiş ve 16/3/2017 tarihli celsede başvurucunun ifadesi SEGBİS

vasıtasıyla alınmak üzere Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonunda

hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verilmiştir.

38. Talimat mahkemesi tarafından duruşma günü tebliğ edilmesine

ve sonrasında duruşma günü zorla getirilmesine karar verilmesine rağmen

başvurucunun 6/3/2017 tarihli ve 18/4/2017 tarihli celselerde hazır edilmesi

mümkün olmamıştır.

39. 8/4/2017 tarihli duruşmada Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesi,

başvurucu hakkında yakalama emri çıkarılmasına ve duruşmanın 18/5/2017 tarihine

bırakılmasına karar vermiştir.

40. 19/4/2017 tarihinde başvurucu Muş ilinde yakalanarak Muş 1.

Ağır Ceza Mahkemesine getirilmiştir. Mahkeme, başvurucunun sorgusunu SEGBİS

aracılığıyla yapmıştır. Başvurucunun sorgusu sırasında üç avukatı hazır

bulunmuştur. Sorgu sırasında başvurucuya sorulan soruların ve başvurucunun

savunmalarının ilgili bölümü şöyledir:

"... Mahkeme Başkanı : ... 07/06/2015 tarihinde yine HDP'de

organize edilen bir basın açıklaması yapılmış burada da 'bu memleketten defolup

gideceksiniz, defolup gideceksiniz, bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini

biz çok iyi biliriz, tekrar altını çiziyorum orada yaşayan halkımız

Karaağaç'ta, Hasköy'de onlar bizim başımızın üstüne, biz onlar için de mücadele

edeceğiz, bu topraklarda yaşayan herkes için Kızılağaç'tan

tutun, Ajmanuk'tan tutun Korkut'a, Bulanık'a,

Malazgirt'te, Hasköy'e, Varto'ya herkesin başımızın gözümüzün üstünde yeri var'

şeklinde bir açıklamanız var...

...

Başvurucu : ... Cenaze törenleri, aslında burada keşke bana

cenaze törenlerine katılıp katılmadığım sorulmasaydı. Keşke bugün burada bu

cenazelerin bu ölümlerin nasıl durdurulabileceği nasıl gerçekten

sonlanabileceği gerçekten bu ülkede barışın demokrasinin birlikte yaşamın

eşitliğin kardeşliğin nasıl aslın getirilebileceği konuşulabilseydi çok daha

doğru olurdu. Çünkü burada özellikle Muş ve bölgede insanlarımızın cenazeleri

de düğünleri de bir aslında hani bizler millet vekili olarak hani halkımızın

gönlünü hoş etmek halkla beraber olduğumuzu yaşamını kaybeden insanların

ailelerine başsağlığı ve taziye noktasında dileklerimizi iletmekten başka asla

ve katiyen öteye geçen bir durum yoktur. Bu anlamda insanidir, vicdanidir bu

bahsettiğiniz şeyler. Bizler HDP milletvekilleri olarak basına da yansımıştır,

asker taziyesine de katılmış insanlarızama toplumun

diğer kayıplarına da cenazelerine de elbette ki katılma noktasında bir

milletvekili olarak halkın beklediğine

...

Başvurucu : ... 7 haziran günü il başkanlarımız yanımızda şu

anda tutuklu olduğunu bildiğim il başkanımız şu anda hala milletvekilliği devam

eden A.Y. yine millet vekilimiz, hep birlikte şuan tam unuttum sanki ama hangi

bölge olduğunu hatırlamaya çalışıyorum, ilk önce Hasköy pardon Sungu, Sungu merkezde

bir okula girdik, ziyaret esnasında bunlar gerçekleşiyor ve o ziyaret esnasında

bugün 2-3 gün önce yaşadığımız referandum günü de gördüğümüz sahneler işte

korucuların ya da köy korucularının ya da kolluk kuvvetlerinin okul

çevrelerinde ya da sandık başlarında durduğunu gördük ve biz özellikle bir

sahneyi anlatmak istiyorum yani bir sandık düşünün sandığın başında korucu

elinde mühürler elinde zarf biri vuruyor biri zarflıyor diğeri de atıyor yani

böyle bir sahne ile karşılaştık ve yaptığımız ilk şey il seçim kurulunu aramak

seçim başkanını aramak yani kurul başkanını aramak ve kendisinden rica ettik

dedik ki hani bölgeye geçin bakın orada bir usulsüzlük var aksi takdirde yani

doğru bir işlem yok orada doğru bir yani halk yok bir kere halk adına kendisi

geçmiş işte mührünü, zarfını almış kullanıyor dedik. Daha sonra biz o bölgeden

ayrıldık Karaağaç bölgesinde küçük bir okuldu hatırladığım kadarı ile daha da

kötü bir sahne ile karşılaştık o gün, tamamen o gün bildiğim kadarı ile AKP'nin

üçüncü sıra adayının akrabalarının da olduğunu sonradan öğrendim bu arada,

Sungu'daki olaya Sungu belediye başkanı da şahitlik etmişti onu geçmek istemem,

fakat Karaağaç'ta 3. Sıra adayının akrabalarının da olduğu bir okul olduğunu

ben sonradan tabi öğreniyorum bunu, gayet normal hani merhaba merhaba bir ziyaret amaçlı hani halkı okullarda oy verirken

halkın yanında olduğumu göstermek adına bir anda yine sandık başında köy

korucuları ellerinde silahlar ve devletin silahları bunlar öyle biliyoruz biz

en azından ve çok ilginç böyle garip insanlar bir anda doldular biz yine iki

kadın olarak ben ve il eş başkanımız E.Ç. vardı, bir anda biz bir köşede böyle

sınıfın köşesinde bir çok erkek ve bir grup erkekten oluşan bir grubun

saldırısına maruz kaldık hakaret derseniz hakaret, darp derseniz darp, okulun

dışında silah derseniz silah, ve o gün telefonum kırıldı, bana yöneltilen

hakaretler ve ne yazık ki uğradığımız darba karşılık biz her hangi bir suç

duyurusunda bulunmak tercihini yapmadık, çünkü bu toplumda herkes birbirini çok

iyi tanıyor, daha sonradan olay yaşandıktan sonra olaya karışan katılan

insanların aileleri tarafından tarafıma yöneltilen özür telefonları ve bizatihi

gelip hani bizlerden özür dilemesinden sonra herhangi bir suç duyurusunda

bulunmadım ama o gün, seçimden bir gün sonra yaptığımız açıklama tamamen

bununla alakalı. Şunun altını çizeyim herhangi bir siyasi bir durum yok bir

kere orada, tamamen adli bir durum onu söyleyelim. Yani siyasi bir durum yok

adli bir durum ama şunu da söyleyim hemen o

açıklamadan sonra halkın yanlış anlamasından ya da kelimelerin doğru

anlaşılmasını arzuladığımızdan kaynaklı bir özür basın toplantısında düzenledik

ve orada halkın yanlış anladığını halktan özür diledik ama onu söyleyim, çünkü tarafıma yapılan darp ve hakaretten sonra

bunu yapmış olanlara ilişkin bir özürü dilemem mümkün

değildi. Mevzu odur o konuya ilişkin de, aslında mağdur olan ve ciddi anlamda

mağdur edilen bizlerdik, ama sonuç dosyaya böyle yansıdı bu da bundan

ibarettir. Eğer sormak istediğiniz bir şey varsa ben cevaplamak isterim ama

bahsedeceklerim bunlardır kısaca.

Mahkeme Başkanı : Tam olarak hangi ifadeyi kullandınız orada?

Başvurucu : Ben dedim ki, bize doğrultuğunuz

o silahları size doğrultmasını biliriz dedik yani ama doğru bulmuyoruz bunu,

hani eğer zaten doğru bulsaydık orada gerçekten o gün...

Mahkeme Başkanı : Biz derken neyi kast ediyorsunuz?

Başvurucu : O gün orada bir heyet var.

Mahkeme Başkanı : Yani heyet mi yoksa genel olarak bir konuşma.

Başvurucu : Hayır o da çok net söylüyorum burada ki yerel basın

arkadaş gazeteci arkadaşımız o haberi verdikten sonra da benim şahsımdan bir

kaç defa özür diledi çünkü hangi niyet ile söylendiğini çok iyi biliyor. Heyet

kastımız orada biz derken ilbaşkanımız millet

vekilimiz yani o gün aday olan Ahmet Yıldırım ben yönetici arkadaşlarımızla

beraber Karaağaç'ta bulunan heyetten bahsediyorum bizden kastımız o.

Başvurucu : Bize doğrultuldu. Yani o anlamda.

Savcı : Sizin cümleniz ne

anlama geliyor?

Başvurucu : Ya o anlamda o gün gerçekten hani doğru bir cümle

olarak ben sonradan kendime de kızdım onu söyleyeyim, benim söyleyebileceğim

bir cümle değil bu ama çok öfkelenmiştim yani ciddi anlamda hem maddi olarak

hani telefonum çantam param parça edildi o telefonu ondan sonra kullanılmadı

mesela ben darp edildim, hakarete maruz kaldımo an

duygusal anlamda belki bir kadın olarak ağzımdan çıkmış bir cümle doğru mu

hayır değil kesinlikle değil bir kere halkın temsilcisi olarak bir irade olarak

elbette ki ağzınızdan çıkan bir bazı cümlelere dikkat edilmesi konusunda ben de

hem fikirim, doğru değil.

Mahkeme Başkanı : Yine haber7.com diye bir sitede size ait bir söz

paylaşılmış, şöyle bir beyanınız var; 'bu zamanlar sözlerin tükendiği,

cümlelerin bittiği zamanlardır. 7 Hazirandan sonra bu halka ve kürdistana yapılan savaş konseptiyle birlikte onlarca

gencimiz, yoldaşımız ve çocuklarımız katledildi, bu mücadele sonuna kadar devam

edecek' şeklinde bir söyleminiz var, burada kürdistandan

bahsettiğiniz yer neresi? Neyi kast ediyorsunuz?

...

Başvurucu : ... bir bölge olarak 4 parça toprak parçası var ve

bu Osmanlı tutanaklarından tutun şuan meclisin tutanaklarına kadar o bölge

Kürdistan bölgesidir, o bölgenin bir parçası da Türkiye sınırları

içerisindedir, bu anlamda geçmişten bu güne bölgeye kürdistan

denmiştir.

...

Mahkeme Başkanı : Terörist cenazelerine birden fazla terörist

cenazesine katılmışsınız işte çiçek bırakma olayı falan var bunu partinizin

genel bir eylemi mi yani böyle bir talimat mı var bütün cenazelere katılın ya

da öyle bir organizasyon mu oluyor nasıl bir organizasyon yapıyorsunuz?

Başvurucu : Şimdi şöyle söyleyim yani

gerçekten biraz anlaşılmak için açmak gerekiyor galiba. G.E. bir YPG'linin cenazesine katılmıştı ve boy boy

fotoğrafları vardı hala var internet sayfalarında hala var, ben eminim yani bu G.E.nin bu cenaze törenine katılmış olması bu kişinin ölen

kişinin sıfatı ile alakalı olmadığına eminim örneğin bir hukukçu olarak

söylüyorum bunu bir milletvekili olarak söylüyorum tam da bu noktada ele almak

gerekiyor, sizlerin de bu noktada ele alması gerekiyor yani ölen kişinin sıfatı

geçmişi konumuyla alakalı değildir. Bu topraklarda cenaze törenleri örftür

adettir ve bizler milletvekiliyiz bir millet vekili olarak halkın bizi görmek

istediği her yerde olmak durumundayız yoksa

Mahkeme Başkanı : Onlardan haber gelip de hani şu cenazeye katılın

şeklinde mi?

Başvurucu : Hayır şöyle söyleyim çok

daha samimi olsun, yani ölen kişiler ya kapı komşunuzdur ya amcanızın çocuğudur

ya tanıdığınız bir insanın akrabasıdır, çünkü bu memleket küçük bir yer bu

anlamda çok zor olmuyor herkesin haberi olur bu topraklarda kim ölmüş, kimin

cenazesi gelmiş.

Mahkeme Başkanı : Çok fazla olduğu için soruyorum yani tek bir yerde

değil cenaze törenleri o yüzden soruyorum bir çok yerde ve bir çok cenazeye...

Başvurucu : Muş ama Muş özgününden bahsediyoruz...

Mahkeme Başkanı : Evet ama hani dağılma şeklinde Muş ve ilçeleri

diyelim o zaman.

Başvurucu : Bir de hatırladığım kadarı ile bahsettiğiniz

dönemler hep 2015 yılı olması gerekiyor hepte YPG' liler ile ilgili olması gerekiyor diye hatırlıyorum

anımsıyorum sadece, bi de tabi kobeni

sürecini burada bize yine en iyi anlatacak olan yine hükumettir çünkü o dönemde

koridorun nasıl açıldığı peşmergelilerin ve YPG'lilerin o koridordan güneye nasıl geçtikleri ve daha

sonra orada Işit'e karşı nasıl halen de daha nasıl

mücadele edildiğine dair, nasıl bir sürecin işlediğini aslında o günkü bütün

siyasi partiler özellikle iktidarın aslında söylemesi gerekiyor bildiğim kadarı

ile yanlış söylemek istemem ama Muş'a gelen cenazelerde hep kobaniden

yani bu orta doğudaki devam eden savaşta yaşamını yitirmiş olan insanların

cenazeleri bunun dışında çok fazla söyleyebileceğim bir durum yok çünkü

gerçekten bir milletvekili olarak halk görmek istiyorsa gitmek durumunda

kalıyorsunuz.

Mahkeme Başkanı : Ö.A.nın cenazesine

katıldığınızda yine Malazgirt ilçesi Tatargazi

köyünde25/09/2015 tarihinde 'bu mücadele sonuna kadar sürecek ve yoldaşımız

katledildi.' şeklinde bir beyanınız var bu yoldaşımız derken neyi kast

ediyorsunuz?

Başvurucu : 'Yoldaşımız katledildi' bir kere çok zannetmiyorum

benim azımdan çıkabilecek yani kayıt nasıl alınmış bilmiyorum.

Mahkeme Başkanı : Beyan ettiğiniz yönünde iddia var ama...

Başvurucu : Yoldaş, arkadaş, dost bunların hepsi aynı kavramlar

bunun dışında öyle çok altında aramamız gereken bir şey yok yani mana yok.

Mahkeme Başkanı : Ben sadece yoldaş olarak söylediniz mi söylemediniz

mi ya da neyi kast ettiğinizi soruyorum.

Başvurucu : Benimle beraber Mansur arkadaşım da meslektaşım da

benim yoldaşımdır örneğin yani bu böyle bir şeydir çok öyle altında önemli bir

şey yok yani onun...."

41. Mahkeme duruşma sonunda (19/4/2017 tarihinde) başvurucunun

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.

Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"...Burcu Çelik'in hakkında -dosyada

bulunan tutanaklar- eylemlerine ilişkin görüntü kayıtları, yine üzerine atılı

suç ile ilgili söylediği sözlere ilişkin delillerin bulunması, sanığın duruşma

esnasındaki terör örgütü üyeliğine yönelik beyanları suçun ileride vasıf ve

mahiyetin değişme durumu, sanığın bu zamana kadar mahkememiz tarafından zorla

getirilme emri çıkarılmasına ve sanığın diğer sanıklara ilişkin duruşmalara

katılmasına rağmen Mahkememiz huzurunda savunma yapmaktan kaçılması nazara

alındığında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması, sanığın

üzerine yüklenen suçun CMK 100. maddesinde sayılan katalog suçlardan olması ve

5271 sayılı CMK'nun 100/3. maddesine göre tutuklama

nedeninin var sayılması, sanığın üzerine yüklenen suçta öngörülen ceza

miktarına nazaran başvurucu hakkında hakkında uygulanacak

her türlü adli kontrol kararının bu aşamada umulan gayeye hizmet etmeyeceği sanığın

üzerine yüklenen suçun kanunda belirtilen ceza miktarının alt ve üst sınırları gözönüne alınarak sanık Burcu Çelik'in tutuklanmasına [karar

verildi]."

42. Başvurucu, müdafileri aracılığıyla 26/4/2017 tarihinde

tutuklama kararına itiraz etmiştir.

43. İtirazı inceleyen Muş 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 2/5/2017

tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

44. Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesi 15/6/2017 tarihinde başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

45. Başvurucunun tutukluluk hâlinin devamı kararına yaptığı

itiraz Muş 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/7/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

46. Başvurucu 10/7/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

47. Mahkeme 6/10/2017 tarihinde; başvurucunun üzerine atılı

terör örgütü propagandası yapma, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme

suçlarından beraatine karar vermiştir. Başvurucunun

üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak ise suç

vasfının değiştiği ve başvurucunun örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dâhil

olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu işlediği

gerekçesiyle 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluğunun

devamına karar vermiştir.Kararın gerekçesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"... dosyaya konu sanığa ait ve sanık

tarafından da kabul edilen 08.06.2015 tarihli konuşma metninde geçen ve

devletin güvenlik güçlerinden olan köy korucularına yönelik olan 'Siz bu

memleketten defolup gideceksiniz, defolup gideceksiniz, bize uzattığınız o

keleşi size çevirmesini çok iyi biliriz' şeklindeki sözlerinde köy korucularını

hedef gösterdiği, sanığın bu sözlerinin artık birpropaganda

veya halkı suç işlemeye tahrik boyutunu aşıp terör örgütüne taraftar toplayacak

nitelikte ağır ve halkı etkileyecek boyutta olduğu, sanığın siyasi kimliği

altında katılmış olduğu bu seçim etkinlikleri ve mitinglerin artık bir siyasi

parti propagandası olmaktan çıkıp tamamen PKK/KCK terör örgütünün amaçlarını

gerçekleştirmesi, ideoloji ve fikirlerini yayması yolunda etkin bir destek ve

yardım düzeyine ulaştığı, sanığın milletvekili olması göz önünde

bulundurulduğunda halk üzerinde etkin bir konumda olduğu ve halkı ideolojik

olarak yönlendirme gücünün bulunduğu, sanığın da bu gücünü bilinçli bir şekilde

bilerek ve isteyerek terör örgütüne fikri ve fiili yardım sağlayacağı açık olan

eylemlerde kullandığı, sanığın eylemlerinin sadece siyasi parti faaliyeti

düzeyinde kalmadığı ayrıca halkı terör örgütünün hukuk dışı eylemlerini ve

sözde mücadelesini destekleyici söylemleri ile yönlendirme çabası içinde

olduğu,

Yine PKK/KCK terör örgütünün kendisine halk

tabanında meşruiyet kazandırması, terör örgütünün tabanının genişlemesi,

kökleşmesi ve güçlenmesi çabası yollarından biri olan terör örgütü

mensuplarının cenazelerini sahiplenme çerçevesinde sanık Burcu Çelik'in

terörist cenazelerine sıklıkla katılarak halk arasında bu cenazelere önem

kazandırmaya çalıştığı, nitekim 25/09/2015 tarihinde Malazgirt İlçesinde

PKK/KCK terör örgütü mensubu Ö.A.nın cenazesine

katılarak mezarına çiçek attığı ve burada yaptığı konuşmada 'bu zamanlar

sözlerin tükendiği, cümlelerin bittiği zamanlardır. 7 Hazirandan sonra bu halka

ve kürdistana yapılan savaş konseptiyle birlikte

onlarca gencimiz, yoldaşımız ve çocuklarımız katledildi, bu mücadele sonuna

kadar devam edecek' şeklinde konuşma yaptığı, sanığın bu konuşmasında Türkiye

Cumhuriyeti Devletinin terör ile mücadelesini bir savaş olarak gördüğü ve

güvenlik güçleri ile girdikleri çatışmalar sonucu ölen terör örgütü

mensuplarının katledildiğini vurguladığı, terör örgütünün devletle mücadelesini

devam edeceğini söyleyerek terör örgütünün ideolojisini ve eylemlerini

desteklediği, haklı ve meşru gördüğü, bu eylemleri yaymaya çalışarak fikri

yardımda bulunduğu, sanığın terörist cenazelerine kendisinin mensubu olduğu

siyasi partinin ilkeleri kapsamında katıldığını, katılmaya mecbur olduğunu ve

kendi yöresinde terörist cenazelerine katılmanın pek tabi insani bir davranış

olduğu savunması karşısında; bir siyasi partinin terör örgütü mensuplarının

cenazelerini organize etmesi, bu cenazelere süreklilik arz ederek katılması,

cenazeleri sahiplenmesinin tamamen siyasi zeminde değerlendirilmesinin hukuk

kuralları ve vicdan ile bağdaşmayacağı, zira sanığın örgüte yardım iradesinin

tek tek sayılmış olan tüm somut davranışlarıyla zaten ortaya konulduğu ve bu

iradenin terör örgütüne destek ve yardıma yönelik olduğunun da yine sanığın

eylemlerinden net olarak anlaşıldığı, kaldı ki sanığın eylemlerinin ölenlerin

ailesine taziye de bulunmak niteliğinden olmayıp bizzat cenaze törenlerine

katılarak ölen teröristlerin mezarlarına çiçek ve toprak attığı, ölen terör

örgütü mensuplarıyla ilgili övücü beyanlarda bulunduğu, ölen terör örgütü

mensuplarının mezarlarına çiçek atmak veya başka yerden getirildiği anlaşılan

ve poşet içinde bulunan toprağı mezara dökmek gibi bir töre veya gelenek

olmadığı gibi hiç bir siyasi partinin ilkeleri arasında da olmadığı, zira

sanığın bu eylemleri ile terör örgütü içinde iken öldürülen şahıslara adeta

kutsallık atfettiği veya böyle bir algı oluşturmaya çalıştığının açık olduğu,

kaldı ki hiç bir hukuk düzeni de; binlerce vatandaşını ve güvenlik güçlerini

öldüren, topraklarından bir kısmını ayırıp piyon bir devlet kurmak isteyen eli

kanlı bir terör örgütünün mensubu iken güvenlik güçleri ile girilen çatışma da

öldürülen kişilerin cenaze törenlerinin siyasi şov malzemesi haline getirilme

maksadıyla yapılacak bu tür eylem ve söylemleri meşru göremeyeceği, ayrıca

Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlık, birlik ve bütünlüğünün sembolü olan TBMM

üyesi olan bir kişinin bu hussuta daha dikkatli

davranması gerektiği, çünkü bu kişlerin söylem ve

eylemlerinin geniş halk kitleleri üzerinde yönlendirici etkisinin olmasının

kaçınılmaz olduğu, sanığın da söz konusu cenazeler de açıklandığı şeklide

ritüeller ve konuşmalar ile ölen terör örgütü mensuplarını ve eylemlerini

meşrulaştırma hatta halk arasında özendirme ve destekleme çabası içinde

olduğunun açık olduğu..."

48. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi istinaf

incelemesi sonucunda Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararının kaldırılmasına,

başvurucunun iddianamede dava konusu edilen 8/6/2015 tarihli konuşmasında sarf

ettiği sözlerle iç güvenlik harekatında görev yapan köy korucularına yönelik

olarak silahlı terör örgütünün korkutucu gücünden yararlanmak suretiyle tehdit

suçunu işlediğine ve artırımlarla birlikte 3 yıl 24 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme, silahlı terör örgütüne üye

olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan ise

başvurucunun 1 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

49. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olup

temyiz incelemesi devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

50. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 64-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

51. Mahkemenin 25/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

52. Başvurucu; Anayasa ile öngörülen usulün dışında yasama

dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklandığını, tutuklamaya konu eylemlerinin

siyasi faaliyetleri ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken

beyanlarından ibaret olduğunu, ayrıca milletvekili olması nedeniyle ölçülülük

ilkesi ihlal edilerek hakkında tutuklama kararı verildiğini, kuvvetli suç

şüphesini ortaya koyan bir delilin bulunmadığını, tutuklama kararının hukuka

aykırı olarak verildiğini, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının

somut ve hukuki gerekçeden yoksun olduğunu, bu kararlarda tutuklama

nedenlerinin gösterilmediğini ileri sürmüştür.

53. Başvurucu tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi

kararlarında milletvekili oluşunun, dokunulmazlığının hâlen devam ettiğinin ve

isnat edilen eylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında olup olmadığının dikkate

alınmadığını, daha hafif koruma tedbirlerinin neden uygulanamayacağının

tartışılmadığını iddia etmiştir.

54. Öte yandan başvurucu, tutuklama kararının milletvekili

olarak siyasi faaliyetlerini engelleme ve bu faaliyetleri nedeniyle kendisini

cezalandırma amacını taşıdığını belirtmiştir.Başvurucuya

göre hakkındaki tutuklama tedbiri, Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi saikle uygulanmıştır.

55. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (AİHM) tutukluluğa ilişkin benzer kararları hatırlatılarak

Ağır Ceza Mahkemesinin karar verirken bireyselleştirmede bulunduğu, suç işlemiş

olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delilleri ortaya koyduğu,

tutuklama nedenlerini açıkladığı ve somut delillerle ilişkilendirmede bulunduğu

belirtilmiştir. Bakanlık; tutuklama kararının gerekçesinden ve iddianameden

başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı

delillerin bulunduğunun anlaşıldığını, dolayısıyla tutuklamanın haksız ve

gerekçesiz olduğuna ilişkin şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu

belirtmiştir. Milletvekili olan başvurucu hakkında başka bir koruma tedbiri

düşünülmeden tutuklama kararı verildiği iddiasına ilişkin olarak ise yasama

dokunulmazlığı kaldırılan bir milletvekilinin tutuklanmayacağına ilişkin bir

anayasal kural bulunmadığı ifade edilmiştir.

56. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

dilekçesinde belirttiği hususlara benzer açıklamalarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

57. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

58. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir."

"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

59. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Genel İlkeler

60. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 110-124.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

61. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, PKK silahlı terör

örgütünün üyesi olma suçundan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

62. Diğer taraftan başvurucu, yasama dokunulmazlığından

yararlanmasına rağmen hakkında tutuklama tedbirinin uygulandığını iddia

etmektedir.

63. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesinde; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir

milletvekilinin "Meclisin kararı

olmadıkça" tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği,

tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı belirtilmiştir.

64. Bununla birlikte 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Anayasa'ya

eklenen geçici 20. maddeyle bu maddenin TBMM tarafından kabul edildiği

20/5/2016 tarihi itibarıyla Bakanlığa, Başbakanlığa, TBMM Başkanlığına veya

Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına

intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hükmün

uygulanmayacağı düzenlenmiştir (bkz. § 12).

65. Başvurucunun da aralarında bulunduğu yetmiş milletvekili

tarafından dokunulmazlıkların kaldırılmasına

dair TBMM kararı niteliğinde olduğu ileri sürülerek anılan

düzenlemenin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa

Mahkemesi, bu düzenlemenin Anayasa'nın 85. maddesi kapsamında yasama

dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin bir karar olmadığı, Anayasa

değişikliği niteliğinde bulunduğu sonucuna ulaşmış; Anayasa değişikliklerinin

iptali istemine dair usule uyulmadığından talebin reddine karar vermiştir (AYM,

E.2016/54, K.2016/117, 3/6/2016, §§ 4-15).

66. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı dikkate

alındığında, yapılan Anayasa değişikliği ile belirli aşamalardaki dosyalarla

ilgili olarak yasama dokunulmazlığı yönünden bir istisna getirildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucunun, hakkındaki tutuklama kararına konu suçların bu

istisna kapsamında olmadığı yönünde bir iddiası bulunmamaktadır.

67. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun yasama

dokunulmazlığı nedeniyle tutuklanamayacağı söylenemez. Bu yönüyle başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır (benzer

yöndeki karar için bkz. Gülser Yıldırım (2), § 132).

68. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

69. Başvurucunun tutuklanmasına karar veren Muş 1. Ağır Ceza

Mahkemesi tutuklama kararında, kuvvetli suç şüphesi ile ilgili olarak dosyada

bulunan tutanaklara, eylemlere ilişkin görüntü kayıtlarına, yine başvurucunun

duruşma esnasındaki terör örgütüne yönelik beyanlarına atıf yapmıştır.

Başvurucunun 8/6/2015 tarihinde köy korucularını kastederek "Hepiniz defolup gideceksiniz, defolup

gideceksiniz, bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini çok iyi

biliriz.", 25/9/2015 tarihinde PKK terör örgütü mensubu Ö.K.nin cenazesinde "...bu

zamanlar sözlerin tükendiği, cümlelerin bittiği zamanlardır. 7 Hazirandan sonra

bu halka ve Kürdistana yapılan savaş konseptiyle

birlikte onlarca gencimiz, yoldaşımız ve çocuklarımız katledildi, bu mücadele

sonuna kadar devam edecek" şeklinde sözler sarfetmesi

ve güvenlik güçleri ile girdiği çatışmada öldürülen iki terör örgütü üyesinin

cenazesine katılması şeklindeki eylemlere dayanılarak tutuklandığı

anlaşılmaktadır.

70. Milletvekili olan başvurucu, hendek olayları olarak bilinen

olayların gerçekleştiği dönemde (bkz. § 11) güvenlik güçleriyle girdikleri

çatışmada ölen teröristlerin cenaze törenlerine katılmıştır. Bu bağlamda

başvurucunun 25/9/2015 tarihinde Muş ili Malazgirt ilçesinde cenaze töreninde

yaptığı konuşmada ölen teröristleri yoldaş olarak tanımladığı ve bu mücadelenin

süreceğini ifade ettiği görülmektedir. Anılan sözler PKK kaynaklı şiddetin

ülkenin birçok bölgesinde (anılan konuşmanın yapıldığı Muş ilinde de bkz. § 11)

devam ettiği bir dönemde, ölen PKK'lılardan birinin cenazesinde orada bulunan

kalabalığa hitaben söylenmiştir. Soruşturma ve kovuşturma makamlarının bu

sözleri, terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru

göstermek olarak yorumlaması temelsiz değildir (bkz. §§ 25, 47). Öte yandan

başvurucunun koruculara yönelik sözlerinin, soruşturma ve kovuşturma

makamlarınca terör olaylarının yoğun şekilde gerçekleştiği Muş ilinde ve

bölgede koruculara yönelik açık, yakın bir tehlike ve hedef gösterme olarak

yorumlanmasının da keyfî olduğu söylenemez (bkz. §§ 25, 47). Bu itibarla

soruşturma ve kovuşturma mercilerinin başvurucunun siyasi konumunu, söz konusu

konuşmaların yapıldığı dönemi ve yerleri, konuşmaların içeriğini ve bağlamını birlikte

dikkate alıp yukarıda yer verilen ifadeleri içeren konuşmaları terörle

bağlantılı bir suç işlendiğine dair belirti olarak kabul etmelerinin keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemeyecektir.

71. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

72. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

73. Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirken, işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçuna

ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, suçun 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında

olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 41).

74. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen bir suç tipidir. İsnat edilen suça ilişkin olarak öngörülen cezanın

ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan silahlı terör örgütü üyesi olma suçu, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2), §

148). Öte yandan ilk derece mahkemesi, hakkında zorla getirme emri

çıkarılmasına ve başka sanıklara ilişkin duruşmalara katılmasına rağmen

başvurucunun mahkeme huzurunda savunma yapmaktan kaçındığını belirtmiştir (§

41).

75. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

76. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,

20/06/2017, § 268; Selçuk Özdemir [GK],

B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 76).

77. Somut olayda başvurucu, tutuklanmasının siyasi

faaliyetlerini yerine getirmesine engel olacağını belirtmiş; bu nedenle Anayasa

Mahkemesinin bazı kararlarını emsal göstererek tutuklanmasının ölçüsüz olduğunu

ileri sürmüştür.

78. Anayasa Mahkemesi, milletvekillerinin tutukluluğuyla ilgili

verdiği Mehmet Haberal (B. No:

2012/849, 4/12/2013), Mustafa Ali Balbay (B.

No: 2012/1272, 04/12/2013) Kemal Aktaş ve

Selma Irmak (B. No: 2014/85, 3/1/2014), Faysal Sarıyıldız (B. No: 2014/9, 3/1/2014), İbrahim Ayhan (B. No: 2013/9895,

2/1/2014), Gülser

Yıldırım (B. No: 2013/9894, 2/1/2014) kararlarında seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarıyla bağlantılı olarak sadece tutukluluğun makul

süreyi aştığına ilişkin şikâyetleri incelemiştir. Anılan kararlarda Anayasa

Mahkemesi, milletvekillerinin -hiçbir durumda- tutuklu olarak

yargılanamayacakları yönünde bir değerlendirmede bulunmamıştır.

79. Öte yandan Anayasa Mahkemesi yakın tarihte verdiği Gülser Yıldırım (2), (bkz. §§ 156, 157, 163) ve Selahattin Demirtaş ([GK], B. No:

2016/25189, 21/12/2017, §§ 169, 170, 176) kararlarında başvurucuların milletvekili olmaları dolayısıyla tutuklamanın

ölçüsüz olduğu yönündeki iddialarını -tutuklamanın hukukiliği

bağlamında- incelerken yasama dokunulmazlığına istisnanın getirildiği veya bu

dokunulmazlığın kaldırıldığı durumlarda milletvekillerinin tutuklanamayacağına

ilişkin anayasal bir kural bulunmadığını ve milletvekilliğinin başlı başına

tutuklamaya engel teşkil etmediğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kapsamda

yaptığı inceleme sonucunda, milletvekili olan başvurucuların tutuklanmalarının

ölçüsüz olmadığını değerlendirmiştir.

80. Son olarak başvurucunun tutuklanmasına konu suçların genel

olarak 2015 yılı Haziran ve Eylül ayı ile 2016 yılı Mart ve Nisan ayındaki

eylemlere ilişkin olması, dolayısıyla iddia edilen suçların işlendiği tarihten

uzunca bir süre sonra tutuklama tedbirine başvurulması nedeniyle somut olayda

ayrıca soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru

olarak gerekli olup olmadığının

da incelenmesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer durumdaki -suç tarihi

ile tutuklama tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğu- bazı olaylara

ilişkin başvurularda tutuklamanın gerekliliğine dair incelemede bulunmuştur.

81. Somut olayda öncelikle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından yararlandığı

sürece başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının mümkün olmadığı gözardı edilmemelidir. Yasama dokunulmazlığının belirli

aşamadaki dosyalar için uygulanmayacağına ilişkin Anayasa değişikliği 8/6/2016

tarihinde yürürlüğe girmiş; akabinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyaları,

ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarına gönderilmiştir. Başvurucu, anılan Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesinden on ay sonra tutuklanmıştır.

82. Bu süre içinde yapılan işlemler incelendiğinde Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılıklarına

gönderilen dosyalarla ilgili fezleke düzenlenmesi, başvurucunun ifadesinin

alınması için talimat yazılması ve çağrı kâğıdı çıkarılması gibi usule ilişkin

bir çok işlemin yapıldığı anlaşılmıştır (bkz.

§§ 20-40). Dolayısıyla soruşturma süresince soruşturma mercileri başta olmak

üzere kamu makamlarının hareketsiz kalmaları söz konusu değildir.

83. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (benzer

yöndeki kararlar için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64).

84. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin isnat edilen

suçlar için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez (benzer yöndeki karar için bkz. Selahattin Demirtaş, § 176).

85. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla

gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. İfade Özgürlüğü ile Seçilme

ve Siyasi Faaliyette Bulunma Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun iddiaları ve Bakanlık Görüşü

87. Başvurucu, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi

gereken beyanlar nedeniyle tutuklandığını belirterek Anayasa'nın 26. maddesinde

güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu ayrıca, tutuklanması nedeniyle yasama faaliyetine katılma hakkının

engellendiğini belirterek seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

88. Bakanlık, başvuruya konu davaların derdest olması nedeniyle

başvuru yollarının tüketildiğinden söz edilemeyeceği gerekçesiyle bu şikâyetin

kabul edilemez olduğunu ileri sürmüştür. Bakanlık ayrıca başvurucunun bu başlık

altındaki iddiaları açısından ayrı bir değerlendirme yapılmasına gerek

olmadığını belirterek bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu dile

getirmiştir. Bakanlık, esas bakımından yaptığı değerlendirmede ise ifade

özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanuni olduğunu, meşru amaca hizmet ettiğini,

ölçülü ve demokratik toplumda gerekli olduğunu belirtmiştir.

89. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında yargılamanın

devam ediyor olması nedeniyle bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin

değerlendirmenin doğru olmadığını, AİHM’in de dava

derdest olduğu hâlde ifade ve basın özgürlüğü şikâyetlerini incelediğini

belirtmiştir. Başvurucu, AİHM kararlarına atıf yaparak ifade özgürlüğü

kapsamındaki eylemleri nedeniyle tutuklandığının açık olduğunu belirtmiştir.

Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında ayrıca AİHM’in

yakın tarihte verdiği Işıkırık/Türkiye (B. No: 41226/09, 14/11/2017)

kararına atıf yaparak tutuklanmasının hukuken öngörülebilir olmadığını ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

90. Anayasa Mahkemesi tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/02/2016, §§ 92-100; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/05/2016, §§

157-164; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 191-203; Mehmet

Haberal, §§ 105-116; Mustafa Ali

Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, §§ 60-74).

91. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığına

ilişkin iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden

şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama

nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği

sonucuna varılmıştır (bkz. §§

68-84). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun

yalnızca ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları

kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı

iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum

bulunmamaktadır.

92. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını ihlal ettiği

iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

25/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Recep

KÖMÜRCÜ

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Burcu ÖZKAN

Vekili

:

Av. Ramazan

DEMİR