TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
FATMA ÖZKİLİNGİL VE HAYDAR KANDİLCİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2024/28416)
Karar Tarihi:22/7/2026
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
İrfan FİDAN
Üyeler
:
Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
Yılmaz AKÇİL
Şaban KAZDAL
Raportör
:
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
Başvurucular
:
1. Fatma ÖZKİLİNGİL
2. Haydar KANDİLCİ
Vekili
:
Av. Nazım İLTER
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tapu iptali ve tescil talebinin hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Açılan davada başvurucular; İzmir'in Konak ilçesinde bulunan taşınmazın murisleri adına kayıtlı iken askerî güvenlik sahası içerisinde kaldığı ve Millî Savunma Bakanlığı tarafından el konulduğu gerekçesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin 1963 yılında verdiği karar sonucu davalı Maliye Hazinesi adına tescil edildiğini, iki yıllık hak düşürücü süre geçmiş olduğu için murislerine herhangi bir bedel de ödenmediğini belirtmiştir. Başvurucular; ayrıca kendilerinin ya da murislerinin söz konusu dava dosyasında taraf olarak gösterilmediklerini ve davanın kesinleşmediğini, yargılama sürecinde keşif ve tespit yapılmadığını, Millî Emlak Müdürlüğünün 27/7/1962 tarihinde dosyaya gelen yazı ve eklerine göre karar verildiğini ileri sürmüştür. Başvurucular; yine el konulan taşınmaz üzerine kamu hizmetinin yerine getirilmesi amacına uygun olarak tesisler veya inşaatların yapılmadığını, taşınmaza kamulaştırma işlerine dayanmaksızın idare tarafından el konulmuş olduğunu açıklamıştır. Başvurucular; son olarak taşınmazın üzerinde hiç bir tesisin mevcut olmadığını ve etrafının tel ile çevrilmesinin hizmet gereklerinden doğan bir zorunluğa dayanmadığını, tel örgünün 1956 yılından çok sonra çekildiğini bu nedenle 5/1/1961 tarihli ve 221 sayılı mülga Amme Hükmi Şahısları Veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun kapsamında bulunmadığını iddia etmiş ve taşınmazın tapu kaydının iptali ile kendi adlarına tescil edilmesini istemiştir.
3. Davalı idare, davaya cevap dilekçesinde söz konusu taşınmazın Asliye Hukuk Mahkemesinin 1963 yılında verdiği kararla 221 sayılı mülga Kanun gereğince Maliye Hazinesi adına tescil edildiğini belirtmiştir.
4. İlk derece mahkemesi, yargılama sürecinde İzmir Kadastro Müdürlüğünden taşınmazın plan örneğini, Konak Tapu Müdürlüğünden tahkikatlı tapu kaydını, tapu kütük ve kadastro tutanağını, Harita Genel Müdürlüğünden hava fotoğraflarını celp etmiştir. Bu kapsamda yaptığı değerlendirme sonucunda taşınmazın tesis kadastrosunun 19/12/1963 tarihinde gerçekleşmiş olduğunu tespit ederek bu bağlamda 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiş olan on yıllık dava açma süresinin geçmiş olduğunu belirterek davayı reddetmiştir.
5. Karara karşı başvurucuların yaptığı istinaf kanun yolu başvurusu üzerine istinaf mercii tarafından ilk derece mahkemesi kararında benimsenen görüş doğrultusunda istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
6. Başvurucuların temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, davanın reddine ilişkin kararda isabetsizlik bulunmadığını belirterek kararın onanmasına hükmetmiş ve yargılama süreci sona ermiştir.
7. Başvurucular, nihai kararı 25/4/2024 tarihinde öğrendikten sonra 2/5/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
9. Başvurucular; kamulaştırmaya konu taşınmazların gerçek karşılığının peşin olarak ödenmesinin anayasal bir zorunluluk olduğunu ancak kamulaştırılan taşınmazları için kendilerine herhangi bir bedel ödenmediğini, idarelerin kamulaştırma işlemlerini Anayasa'nın 46. maddesiyle güvence altına alınan usul uyarınca yürütmesi gerektiğini, 221 sayılı mülga Kanun'un 1. maddesinin Anayasa Mahkemesinin E.2021/19, K.2022/46 sayılı ve 21/4/2022 tarihli kararı ile iptal edilmiş olduğunu belirterek mülkiyet hakkı ile hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvuruya konu yargılama süreci özetlenmiş; başvurucuların mülkiyet hakkının mevcut olmadığı dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik bir müdahalenin de bulunmadığı, başvurucuların iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu belirtilmiştir.
11. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında 221 sayılı mülga Kanun'a ilişkin geçmişte verilen Anayasa Mahkemesi iptal kararı kapsamında karşılıksız biçimde taşınmaza el konulmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ve geçmişte yapılan yargılama sürecinde kendilerinin ya da murislerinin taraf dahi gösterilmeden davanın sonuçlandırıldığını, bu suretle silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini ifade etmiştir.
12. Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir (bu yönde bkz. Mustafa Er [1. B.], B. No: 2019/2113 , 3/5/2023; Ahmet Bursalı ve diğerleri [1. B.], B. No: 2020/11909 , 7/1/2025; Ayşe Türk ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/1906 , 21/4/2021; Hasan Kalender [1. B.], B. No: 2017/31122 , 18/6/2020).
13. Başvurucuların şikâyeti, kamulaştırmasız el atma davasının 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı hükmünün varlığıyla reddinden kaynaklanmaktadır.
14. Dava açma ya da kanun yollarına başvurma bakımından belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz ( Remzi Durmaz [2. B.], B. No: 2013/1718 , 2/10/2013, § 27). Ancak mahkemeler, usul kurallarını uygularken davanın hakkaniyetine halel getirecek ölçüde katı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten kaçınmalıdır ( Kamil Koç [1. B.], B. No: 2012/660 , 7/11/2013, § 65).
15. Anayasa Mahkemesi, kadastro tespitleri sonrasında 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrasında hüküm altına alınmış olan hak düşürücü süre içinde açılmaması sebebiyle reddedilen davalarla ilgili başvurularda, bu durumun başvurucular üzerinde ağır bir yük oluşturmadığı değerlendirmesiyle mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlal olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. Ayşe Türk ve diğerleri , § 30; Hasan Kalender , § 46).
16. Somut olayda 19/12/1963 tarihinde yapılan tesis kadastrosu ile taşınmazın Maliye Hazinesi adına tescil görmüş olduğuna dair bir tartışma bulunmamaktadır. Buna karşılık başvurucular, bireysel başvuruya konu davayı 23/11/2020 tarihinde 3402 sayılı Kanun'da öngörülen on yıllık süreden çok sonra açmıştır. Başvurucular, kendilerinin ya da murislerinin anılan süre içinde neden dava açmadığına ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır. Başvuru konusu olayda hak düşürücü süre içinde dava açılmasını güçleştiren herhangi bir somut olgunun varlığı da tespit edilememiştir. Dolayısıyla Ayşe Türk ve diğerleri ile Hasan Kalender kararlarında yer verilen ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum olmadığı değerlendirildiğinden kamulaştırmasız el atma sebebine dayalı olarak tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davanın hak düşürücü süreden reddedilmesi nedeniyle yapılan müdahalenin öngörülen kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında orantılı olduğu, başvurucular üzerinde ağır bir yük oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
17. Öte yandan başvurucular, 221 sayılı mülga Kanun'a ilişkin Anayasa Mahkemesinin E.2021/19, K.2022/46 sayılı ve 21/4/2022 tarihli kararına atıfta bulunarak taşınmazlarına herhangi bir bedel ödenmeden, anayasal güvenceler karşılanmadan el atıldığından şikâyet etmektedir. Buna karşılık her ne kadar söz konusu Anayasa Mahkemesi kararı, bir taşınmazın gerçek bedelinin peşin olarak ödeneceğine dair güvenceler öngörülmeden kamu adına tescil edilmesine dönük düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin olsa da başvuruya konu davanın hak düşürücü süre içinde açılmamış olmasından dolayı bu hususun ele alınmasına olanak bulunmamaktadır.
18. Açıklanan gerekçelerle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 22/7/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.