Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2022/94701 E. K.

AYM 22.07.2026 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MUHAMMED-ÜL EMİN BASTIN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/94701)

Karar Tarihi: 22/7/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

Yılmaz AKÇİL

Şaban KAZDAL

Raportör

:

Aydın DEMİREL

Başvurucu

:

Muhammed-ül Emin BASTIN

Vekili

:

Av. Murat SADAK

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/10/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Ceza Davası Süreci

5. Başvurucu 15/11/2003 günü İstanbul'da gerçekleşen çok sayıda patlama nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında 12/12/2003 tarihinde gözaltına alınmış, yasa dışı örgüte üye olma suçundan 16/12/2003 tarihinde tutuklanmıştır.

6. Başvurucu 14/2/2005 tarihinde tahliye edilmiştir.

7. 16/2/2007 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli) başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım sanığın atılı suçu işlediklerini gösterir ve mahkûmiyetlerini gerektirecek yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatlerine karar vermiştir.

8. Yargıtay 27/5/2009 tarihinde başvurucunun da aralarında bulunduğu kişiler yönünden verilen beraat kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... 2-) Sanıklar .... Muhammedül Emin Bastın, ... haklarında diğer suçlar nedeniyle kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince;

...

b) Emniyet Genel Müdürlüğünün 12.07.2004 tarihli yazısı ekinde yer alan Ensar-ül İslam örgütü hakkındaki bilgi notu içeriğinde, [A.A.S.] , [B.E.] ve [S.G.] isimli kişilerin bu örgüt mensubu oldukları gerekçesiyle gözaltına alındıklarının belirtilmesi ve bu kişiler hakkında silahlı örgüte üye oldukları suçlamasıyla İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan kovuşturma sonucunda verilen 26.01.2007 gün ve 227-8 sayılı kararın Dairemizin gün ve 7347-6856 sayılı ilamı ile onandığının anlaşılması karşısında, öncelikle sözü edilen dava dosyası getirtilerek incelendikten ve sanıklar ... ve Muhammedül Emin Bastın’ın mensubu oldukları veya mensuplarına yardım ettikleri iddia olunan örgütün yargısal kararlarla saptanan niteliği de gözetilerek hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ile beraatlarına karar verilmesi,

...

Kanuna aykırı, sanıklar, sanıklar müdafileri ve Cumhuriyet Savcılarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sanıklar [Ü.B.] , [S.M.] ve [E.H.] ile ilgili hükümlerin diğer yönleri incelenmeksizin, tüm sanıklarla ilgili hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA... [karar verildi.] "

9. 13/3/2015 tarihinde İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... GEREKÇE

Sanıklara isnat olunan yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak suçları suç tarihinin 2003 yılı olması nazara alındığında ve eski yeni kanun uygulanması gerektiğinde bu suçun 765 sayılı TCK nın 102/3 maddesinde belirlenen 10 yıllık zaman aşımına tabi olduğu anlaşılmaktadır. sanıklardan [M.B.] ' ın savunmasının 28.06.2004 günü, Muhammet-ül Emin Bastın' ın savunmasının 28.06.2004, sanık [N.K.] ' ın savunmasının 22.11.2004 gününde alınmış olduğu ve bu tarihten itibaren zaman aşımını kesen herhangi bir usulü muamele yapılmadığı gibi savunma tarihlerinden itibaren 10 yılı aşkın bir sürenin de geçtiği, bu nedenle davanı zaman aşımına uğradığı anlaşılmakla, sanıklar hakkında açılan kamu davasının zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine ilişkin aşağıdaki gibi hüküm kurulması sonuç ve kanaatine varılmıştır.

HÜKÜM:Yukarda açıklanan neden ve gerekçelerle;

Sanıkların üzerilerine atılı suçları 765 sayılı TCK'nın 102/3 maddesine göre 10 yıllık zaman aşımı tabi olup, TCK'nın 104/2 maddesinde belirlenen zaman aşımı kesen muamelerden sanık [M.B.] 'ın savunmasının 28/06/2004 sanık Muhammed'in savunmasının 28/06/2004, sanık [N.] 'nin savunmasın 22/11/2004 tarihinde alınmasından sonra zaman aşımı kesen başkaca muamele gerçekleşmediğinden ve en son savunmanın alındığı 22/11/2004 tarihinde itibaren 765 sayılı TCK'nun 102/3 maddesinde belirlenen 10 yıllık zaman aşımı süresi dolduğundan sanıklar hakkında açılmış olan kamu davasının CMK'nun 223/8 maddesi gereğince DÜŞMESİNE... [karar verildi.] "

10. Düşme kararı temyiz edilmeksizin 23/3/2015 tarihinde kesinleşmiştir.

B. Tazminat Davası Süreci

11. Başvurucu 4/5/2015 tarihinde haksız olduğunu ileri sürdüğü koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu;

- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi gereğince "kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan" ,

- Aynı maddenin (d) bendi uyarınca "kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen" ,

- Aynı maddenin (g) bendi uyarınca "Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan" ,

- Aynı maddenin (h) bendi uyarınca " yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen" ,

- Aynı maddenin (i) bendi uyarınca "hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen" ,

- Aynı maddenin (j) bendi uyarınca "eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen" kişilerden olduğunu ifade ederek tazminat talebinde bulunmuştur. Bununla birlikte dava dilekçesinin sonunda haksız ve hukuka aykırı yakalama, gözaltı ve tutuklamadan dolayı tazminat talep etmiştir.

12. Yapılan yargılama sonunda Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) tarafından başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca kanuna uygun yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına ya da beraatlerine karar verilen kişilerden olması nedeniyle tazminat talep ettiğine kanaat getirilerek 16/2/2016 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... CMK'nun 141/1-e maddesi; "Kanuna Uygun Yakalandıktan veya Tutuklandıktan Sonra Haklarında Kovuşturmaya Yer Olmadığına veya Beraatlerine karar verilen"

Son cümlesi Kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.

CMK 'nun 142/1 Maddesi; "Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir."

CMK'nun 142/2. Maddesi; "İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer Ağır Ceza Mahkemesinde ..... Karara bağlanır" hükmünü içermektedir.

Uyap üzerinde yapılan sorgulamada davanın mükerrer açılmadığı anlaşılmıştır.

Davacı hakkındaki beraat hükmünün kesinleşme tarihi olan 23/03/2015 tarihine göre açılan iş bu tazminat davasının CMK'nun 142/1. Maddesinde belirtilen yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.

Davacının maddi zararının tespiti açısından dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve bilirkişi [T.Ş.] imzalı 25/12/2015 havale tarihli rapor dosyaya konulmuştur.

Toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacının bilirkişi raporu ile tespit edilen maddi zararının ve davacının sosyo-ekonomik durumu, eğitim durumu, gelir seviyesi ile yaşı ve yaşadığı sosyal çevrenin özellikleri dikkate alınarak, davacının haksız tutuklanması nedeniyle, uğradığı manevi zararın giderilmesi amacıyla ve ancak davacının haksız zenginleşmesine neden olmayacak şekilde, hak ve nesafet kuralları gözetilerek uygun manevi tazminata hükmedilmesine dair, davacı tarafından açılan iş bu maddi ve manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar vermek gerektiği sonucuna varılmıştır.

HÜKÜM:

1-Davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 4.454,25 TL maddi tazminatın yakalama tarihi olan 12/12/2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı hazineden alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,

2-Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın yakalama tarihi olan 12/12/2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı hazineden alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,

3-Davacının tutuklu kaldığı süre boyunca SSK'lı sayılmasına ve SSK primlerinin devletçe ödenmesine ilişkin talebin reddine... [karar verildi.] "

13. Yargıtay tarafından 11/1/2021 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararının bozulmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... Tazminat talebinin dayanağı olan İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/174 Esas – 2015/34 Karar sayılı ceza dosyası dosyasının incelenmesinde; davacının 12.12.2003 tarihinde silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yakalanıp gözaltına alındığı, 13.12.2003 günün İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 135. maddesindeki hakları hatırlatılıp ve hakkındaki isnat edilen suçlamalardan haberdar edilerek ifadesinin alındığı ve 16.12.2003 günü sorgusuna müteakip tutuklandığı, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 25.02.2004 tarih, 2004/174 numaralı iddianamesi ile davacı hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/64 esas sayılı dosyasında davacı ile birlikte 69 sanık hakkında dava açıldığı ve aynı Mahkemenin 16.02.2007 tarih, 2007/21 sayılı kararı ile davacı hakkında beraate karar verildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 27.05.2009 tarih, 2008/19693 Esas, 2009/6067 sayılı kararı ile davacı hakkındaki beraat hükmünün bozulduğu ve dosyanın İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/205 esasına kaydedildiği, davacının aleyhe bozmaya karşı beyanının alınamaması nedeniyle 30.04.2013 tarih, 2013/101 sayılı kararı ile dosyanın tefrik edildiği ve İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/73 Esas sayılı dosyasına kaydedildiği, özel yetkili mahkemelerin kapatılması nedeniyle dosyanın İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/174 esas sayılı dosyasına kaydedildiği, davacının uzun aramalar sonucu beyanının alınamaması sonrasında 13.03.2015 tarih 2015/34 sayılı karar ile davacı hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği görülmekle,

5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 6. maddesine göre, davacının tazminat isteminin 466 sayılı Kanuna tabi olduğu ve tazminat isteminin kapsamı nazara alınarak, tazminat isteminin dayanağı olan ceza davasında yapılan yargılama sonunda davacının üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından açılan davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildiği, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi hali ile yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedenine dayanan tazminat istemlerinin 466 sayılı Kanunun 1. maddesinde tahdidi şekilde sayılan tazminat istenebilecek haller içinde bulunmadığı, davacı hakkındaki suçlamalardan gözaltına alındıktan bir gün sonra ifadesinin alındığı sırada haberdar olduğu, kanuni haklarının hatırlatıldığı, yasal gözaltı süresi sonunda hakim önüne çıkarıldığı ve sorgusuna müteakip tutuklanması karşısında davacının tazminat taleplerinin hiç birinin dosya kapsamı itibariyle gerçekleşmediği dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi,

Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA... [karar verildi.] "

14. Yeniden başlayan yargılamada Ağır Ceza Mahkemesi 24/3/2021 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... Dava; haksız koruma tedbirleri nedeniyle açılmış tazminat davasıdır. CMK'nun 141/1-e maddesi; "Kanuna Uygun Yakalandıktan veya Tutuklandıktan Sonra Haklarında Kovuşturmaya Yer Olmadığına veya Beraatlerine karar verilen" Son cümlesi Kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. CMK 'nun 142/1 Maddesi; "Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir." CMK'nun 142/2. Maddesi; "İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer Ağır Ceza Mahkemesinde ... Karara bağlanır" hükmünü içermektedir.

Toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; Tazminat talebinin dayanağı olan İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/174 Esas – 2015/34 Karar sayılı ceza dosyası dosyasının incelenmesinde; davacının 12.12.2003 tarihinde silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yakalanıp gözaltına alındığı, 13.12.2003 günün İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 135. maddesindeki hakları hatırlatılıp ve hakkındaki isnat edilen suçlamalardan haberdar edilerek ifadesinin alındığı ve 16.12.2003 günü sorgusuna müteakip tutuklandığı, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 25.02.2004 tarih, 2004/174 numaralı iddianamesi ile davacı hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/64 esas sayılı dosyasında davacı ile birlikte 69 sanık hakkında dava açıldığı ve aynı Mahkemenin 16.02.2007 tarih, 2007/21 sayılı kararı ile davacı hakkında beraate karar verildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 27.05.2009 tarih, 2008/19693 Esas, 2009/6067 sayılı kararı ile davacı hakkındaki beraat hükmünün bozulduğu ve dosyanın İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/205 esasına kaydedildiği, davacının aleyhe bozmaya karşı beyanının alınamaması nedeniyle 30.04.2013 tarih, 2013/101 sayılı kararı ile dosyanın tefrik edildiği ve İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/73 Esas sayılı dosyasına kaydedildiği, özel yetkili mahkemelerin kapatılması nedeniyle dosyanın İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/174 esas sayılı dosyasına kaydedildiği, davacının uzun aramalar sonucu beyanının alınamaması sonrasında 13.03.2015 tarih 2015/34 sayılı karar ile davacı hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği görülmekle,

5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 6. maddesine göre, davacının tazminat isteminin 466 sayılı Kanuna tabi olduğu ve tazminat isteminin kapsamı nazara alınarak, tazminat isteminin dayanağı olan ceza davasında yapılan yargılama sonunda davacının üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından açılan davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildiği, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi hali ile yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedenine dayanan tazminat istemlerinin 466 sayılı Kanunun 1. maddesinde tahdidi şekilde sayılan tazminat istenebilecek haller içinde bulunmadığı, davacı hakkındaki suçlamalardan gözaltına alındıktan bir gün sonra ifadesinin alındığı sırada haberdar olduğu, kanuni haklarının hatırlatıldığı, yasal gözaltı süresi sonunda hakim önüne çıkarıldığı ve sorgusuna müteakip tutuklanması karşısında davacının tazminat taleplerinin hiç birinin dosya kapsamı itibariyle gerçekleşmediği dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."

15. Başvurucu vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. Gerekçeli temyiz dilekçesinde başvurucu; düşme kararının beraat gibi sonuç doğurduğunu, davanın uzun sürmesinin asli sorumlusunun yargı makamları olduğunu, Yargıtayın benzer durumlarda tazminata hükmettiğini, yakalama ve gözaltı tedbirinden yakınlarının haberdar edilmediğini, kanuni haklarının hatırlatılmadığını ifade etmiştir.

16. Yargıtay 26/9/2022 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... Davacının uzun süre yargılanma nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, hakkındaki suçlamalardan haberdar edilmediği ve kanuni hakları hatırlatılmadığı, kanuni süre içerisinde hakim önüne çıkarılmadığı, yakalanmasından yakınlarına bilgi verilmediği gerekçeleri ile 50.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın gözaltına alınma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesi talebine ilişkin söz konusu davada, yerel mahkemece 4.454,25 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın gözaltına alınma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine hükmedilmesi üzerine Dairemizce yapılan incelemede;

5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 6. maddesine göre, davacının tazminat isteminin 466 sayılı Kanuna tabi olduğu ve tazminat isteminin kapsamı nazara alınarak, tazminat isteminin dayanağı olan ceza davasında yapılan yargılama sonunda davacının üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından açılan davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildiği, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi hali ile yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedenine dayanan tazminat istemlerinin 466 sayılı Kanunun 1. maddesinde tahdidi şekilde sayılan tazminat istenebilecek haller içinde bulunmadığı, davacı hakkındaki suçlamalardan gözaltına alındıktan bir gün sonra ifadesinin alındığı sırada haberdar olduğu, kanuni haklarının hatırlatıldığı, yasal gözaltı süresi sonunda hakim önüne çıkarıldığı ve sorgusuna müteakip tutuklanması karşısında davacının tazminat taleplerinin hiç birinin dosya kapsamı itibariyle gerçekleşmediği dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verildiği gerekçeleri ile hükmün bozulması üzerine yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup... [hükmün düzeltilerek onanmasına karar verildi.]"

17. Başvurucu, nihai kararı 30/9/2022 tarihinde öğrenmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

18. 7/5/1964 tarihli ve 466 sayılı mülga Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

“1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve şartlar dışında yakalanan veya tutuklanan veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;

2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı olarak hemen bildirilmiyen;

3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hâkim önüne çıkarılmıyan;

4. Hâkim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;

5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumları yakınlarına hemen bildirilmiyen;

6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;

7. Mahkûm olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkûm edilen kimselerin uğrıyacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir."

19. 466 sayılı mülga Kanun'un 2. maddesi şöyledir:

“1 inci maddede yazılı sebeplerle zarara uğrıyanlar, kendilerine zarar veren işlemlerin yapılmasına esas olan iddialar sebebiyle haklarında açılan dâvalar sonunda verilen kararların kesinleştiği veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren üç ay içinde, ikametgâhlarının bulunduğu mahal ağır ceza mahkemesine bir dilekçeyle başvurarak ığradıkları her türlü zararın tazminini istiyebilirler.

Dilekçede, zarar isteminde bulunan kimsenin açık adresinin, zarara sebebiyet verdiği ileri sürülen işlemlerin özetinin, zararın dayandığı sebepler ile sübut delillerinin ve tazmini istenen zararın neden ibaret olduğunun yazılı olması ve sübut delillerinin dilekçeye bağlı olarak verilmesi gereklidir. Dilekçeye delillerini bağlı olarak ibraz etmeyenlere Mahkeme, delillerini ibraz için 1 aylık süre verir.

Yukardaki fıkrada yazılı hususlar: kapsamıyan dilekçe, mahkeme karariyle reddolunur.

Tazminat istemine esas olan işlem işi hükme bağlıyan ağır ceza mahkemesince yapılmışsa, bu istemi incelemeye yetkili mahkeme, en yakın yer ağır ceza mahkemesidir."

20. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un " Amaç " başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“(1) Bu Kanunun amacı, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe konulmasına ve uygulanmasına ilişkin esas ve usûlleri belirlemektir."

21. 5320 sayılı Kanun'un " Kapsam " başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“(1) Bu Kanun, diğer kanunlarda, yürürlükten kaldırılan 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa yapılan yollamaları, Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kaldırılan hükümleri ve bu Kanunun uygulanması için diğer kanunlarda yapılan değişiklikleri belirtir ve yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş suçlar hakkında ne şekilde uygulama yapılacağına ve kesinleşmiş cezaların nasıl infaz edileceğine ilişkin bazı usul hükümlerini kapsar."

22. 5320 sayılı Kanun'un " Koruma tedbiri nedeniyle tazminat " başlıklı 6. maddesi şöyledir:

"(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.

(2) Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 7.5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur."

23. 5320 sayılı Kanun'un " Yürürlükten kaldırılan kanunlar " başlıklı 18. maddesi şöyledir:

"(1) 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla;

a) 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu,

b) 8.6.1936 tarihli ve 3005 sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu,

c) 7.5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun,

d) 30.7.1999 tarihli ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu,

Bütün ek ve değişiklikleriyle birlikte yürürlükten kaldırılmıştır.

(2) Bu Kanunun 6, 8 ve 12 nci maddelerinde öngörülen yürürlük ve uygulamaya ilişkin hükümler saklıdır.”

24. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

2 . Yargıtay Kararları

25. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 5/5/2014 tarihli ve E.2013/28221, K.2014/10832 sayılı kararının ilgili kısmı şu şekildedir:

"... Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; davacının tazminat talebinin dayanağı olan Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/07/2006 tarih, 2004/229 esas, 2006/186 karar sayılı hükmünün, katılan Elmas Demir, katılanlar vekilleri ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 22.06.2012 tarih, 2011/2805 esas, 2012/7187 karar sayılı ilamı ile davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği, tutuklama tarihinde yürürlükte olan 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre, davacının tazminat talep etme hakkı bulunmadığının anlaşılması ve mahkemece bu yönde yapılan değerlendirme sonucu gerekçeleri gösterilerek davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı yön bulunmadığından davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine..."

26. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 8/4/2025 tarihli ve E.2024/1289, K.2025/3528 sayılı kararının ilgili kısmı şu şekildedir:

"... İlk Derece Mahkemesince, t azminat talebinin dayanağı olan Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/72 Esas, 2014/236 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının uyuşturucu maddeyi satışa arz ederek uyuşturucu ticareti suçundan 20.06.2001-13.08.2003 tarihleri arasında 784 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonunda zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği, bu kararın 14.05.2018 tarihinde kesinleştiği, gözaltı ve tutuklama tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 466 sayılı Kanunda öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye davanın açıldığı ancak davacı hakkında verilen zamanaşımı nedeniyle düşme kararının CMK 141/1-d maddesinde belirtilen şartları taşımadığı belirlenerek davanın reddine karar verilmiştir.

...

Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin kararında davacı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA..."

27. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 10/1/2022 tarihli ve E.2021/2249, K.2022/46 sayılı kararının ilgili kısmı şu şekildedir:

"... 5320 sayılı Kanunun 6. maddesindeki Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ila 144. madde hükümlerinin 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanacağı, bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 07.05.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağının belirtilmiş olması karşısında; davacının 06.04.2005 – 31.05.2005 tarihleri arasındaki süre için uygulanan gözaltı ve tutukluluk tedbiri için uygulanması gereken 466 sayılı Kanunda zamanaşımı nedeniyle tazminat hakkı düzenlenmediği için tazminat talebinin reddinde bir isabetsizlik görülmemiş ancak 01.06.2005 – 17.01.2006 tarihleri arasında süre için uygulanan tutuklama tedbiri için ise uygulanması gereken 5271 sayılı sayılı CMK'nın 144/1-c maddesinde genel veya özel af, şikâyetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülen kişilerin tazminat isteyemeyeceğinin belirtildiği, tazminat istemeyecek hallerin belirlenmesine ilişkin nedenlerin niteliği dikkate alındığında, bu hallerin, suçun işlenmesi sonrası değişen taraf iradelerine ya da devletin tasarruflarına dayalı olarak, sanığa ceza verilmemesini öngören kurumlar olduğu, belirtilen maddede, zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesine karar verilmesi halinde, tazminat istenemeyeceğine dair açık bir düzenleme bulunmadığı gibi dava zamanaşımı süresinin dolması halinde düşme kararı verilmesi durumunda, bu hususun, dosyanın tarafı olan sanığın eylemlerinden kaynaklanmaması halinde, haksız yere gözaltında veya tutuklu kalan taraf lehine uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zarar için makul bir tazminata hükmedilmesi gerektiği gözetildiğinde, tutuklu kaldığı halde beraatine karar verilen kişiler hakkında takdir edilen manevi tazminat miktarı kadar olmasa da, davacı lehine uğranıldığı iddia edilen zarara ilişkin makul bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, davanın reddine dair yazılı şekilde hüküm tesisi..."

28. Ayrıca bkz. Siyami Hıdıroğlu [GK], B. No: 2018/11489 , 11/1/2024, §§ 20-25.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Anayasa Mahkemesinin 22/7/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu, hakkındaki ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi sonrası 12/12/2003 ile 14/2/2005 tarihleri arasında uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirlerinden kaynaklanan zararlarının tazmini için açtığı davanın reddine karar verilmesinden yakınmış; karar nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde, konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarına atıfla yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir.

32. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında önceki iddialarını tekrarlamıştır.

2. Değerlendirme

33. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" başlıklı 19. maddesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

...

Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir."

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Buna göre Ağır Ceza Mahkemesi kararında yer verilmeyen 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h), (i) ve (j) bentlerine ilişkin şikâyet barındırmayan başvurunun temel olarak uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davasının reddedilmesine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun gözaltı ve tutukluluk tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasının reddedilmesine ilişkin şikâyeti kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmiştir.

35. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konulduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunan kişilere tanınan güvencelere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir ( Safkan Aydoğdu [2. B.], B. No: 2014/7498 , 5/4/2017, § 43).

36. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişiler" tabiri ile maddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen kurallara aykırı bir işleme tabi kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddenin ikinci veya üçüncü fıkralarında belirtilen durumlara aykırı şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlinde uğranılan zararlar devlet tarafından ödenecektir ( Safkan Aydoğdu, § 44) .

37. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edilip edilmediğini belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğer fıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığını incelemesi gerekmektedir. Yapılacak bu inceleme sonucunda başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödenmediği tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusu olabilecektir ( Safkan Aydoğdu, § 45) .

38. Başvurucu 12/12/2003 tarihinde gözaltına alınıp 16/12/2003 tarihinde tutuklanmış, 14/2/2005 tarihinde ise tahliye edilmiştir (bkz. §§ 5, 6). Başvurucu hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin uygulandığı yargılamada başvurucunun Yargıtayın bozma kararına karşı ifadesinin alınamaması nedeniyle zamanaşımı süresi dolduğundan kamu davasının düşmesine karar verilmiştir (bkz. § 9). Başvurucu 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c), (d), (g), (h), (i) ve (j) bentleri uyarınca tazminat davası açmıştır (bkz. § 11). Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda başvurucunun tazminat isteminin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında değerlendirilerek kısmen kabulüne karar verilmiştir (bkz. § 12). Yargıtay tarafından söz konusu kararın bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtayca davanın 466 sayılı mülga Kanun uyarınca incelenmesi gerektiği, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi hâli ile yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedenine dayanan tazminat istemlerinin bu Kanun kapsamında tazminat sebebi olarak öngörülmediği belirtilmiştir (bkz. § 13). Yeniden başlayan yargılamada başvurucuya kanuni haklarının hatırlatıldığını, başvurucunun yasal gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarıldığı ve isnat edilen suçlamalardan haberdar edildiğini belirten Ağır Ceza Mahkemesi, ceza davasında başvurucunun ifadesi alınamadığından zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiğini de ifade ederek 466 sayılı mülga Kanun kapsamında öngörülmeyen tazminat isteminin reddine karar vermiştir (bkz. § 14). Yargıtayca tazminat isteminin 466 sayılı mülga Kanun'un 1. maddesinde sayılan sınırlı tazminat sebepleri içinde bulunmadığı, başvurucunun hakkındaki suçlamalardan gözaltına alındıktan bir gün sonra ifadesinin alındığı sırada haberdar olduğu, kanuni haklarının kendisine hatırlatıldığı, yasal gözaltı süresi sonunda hâkim önüne çıkarıldığı ve sorgusunu müteakip tutuklanması karşısında başvurucunun tazminat taleplerinin hiçbirinin dosya kapsamı itibarıyla gerçekleşmediği hususlarına işaret edilerek kararın onanmasına karar verilmiştir (bkz. § 16).

39. Somut olayda öncelikle ihtilafa uygulanacak mevzuatın belirlenmesi gerekmektedir. 5320 sayılı Kanun'un 6. maddesine göre 5271 sayılı Kanun'un 141. ila 144. maddeleri hükümleri, 1/6/2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır. Aynı maddeye göre bu tarihten önceki işlemler hakkında 466 sayılı mülga Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır. Buna göre başvurucu hakkındaki gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin uygulanma tarihleri dikkate alındığında tazminat isteminin değerlendirilmesinde 466 sayılı mülga Kanun hükümlerinin dikkate alınacağı anlaşılmaktadır.

40. Her ne kadar başvurucu bireysel başvuru konusu tazminat davasını 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca açmış ise de Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay tarafından davanın 466 sayılı mülga Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yapılan değerlendirme sonrası bozulan beraat kararının ardından aleyhe bozmaya ilişkin beyanı alınamayan başvurucu yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği belirtilmek suretiyle başvurucunun tazminat isteminin 466 sayılı mülga Kanun'un 1. maddesinde sayılan sınırlı tazminat sebepleri içinde bulunmadığı, hakkındaki suçlamalardan gözaltına alındıktan bir gün sonra ifadesinin alındığı sırada haberdar olduğu, kanuni haklarının kendisine hatırlatıldığı, yasal gözaltı süresi sonunda hâkim önüne çıkarıldığı ve sorgusunu müteakip tutuklanması karşısında başvurucunun tazminat taleplerinin hiçbirinin dosya kapsamı itibarıyla gerçekleşmediği ifade edilerek tazminat davası reddedilmiştir.

41. Tüm bu açıklamalar ışığında bozmaya karşı ifadesi alınamadığından hakkındaki davada düşme kararı verilen başvurucunun iddiasının aksine gözaltı ve tutukluluğa ilişkin zarar yönünden 466 sayılı mülga Kanun uyarınca bir tazmin yolu öngörülmediğine yönelik olarak Yargıtayın görüşüyle (bkz. §§ 25-27) uyumlu olan Ağır Ceza Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararının keyfîlik ya da bariz bir takdir hatası barındırmadığı anlaşılmakla başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

42. Başvurucunun 26/2/2021 tarihinde gerçekleştirdiği 2021/12326 sayılı bireysel başvuruda ilettiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiası yönünden 16/11/2021 tarihinde ihlal kararı ile birlikte tazminat ödenmesine karar verildiği ancak bu hususun başvuru formunda bildirilmediği görülmüştür. Başvurucunun söz konusu ihlal kararından sonraki döneme ilişkin olarak ilettiği kanaatine varılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair iddiasının Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837 , 27/4/2023) ve Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635 , 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 22/7/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.