Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2023/2832 E. K.

AYM 08.04.2026 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

SİNAN KOÇUM BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2023/2832)

Karar Tarihi: 8/4/2026

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Selahaddin MENTEŞ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Şeyda Nur ÜN

Başvurucu

:

Sinan KOÇUM

Vekili

:

Av. Veysi ÇETİN

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda kullanılmasına imkân tanınan savunma hazırlama programının amacına uygun kullanılmamasından ötürü kınama cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, başvuru tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçlarından hükümlü olarak İzmir 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu/idare) bulunmaktadır.

3. Ceza İnfaz Kurumu görevlilerince düzenlenen 30/9/2022 tarihli tutanağa göre başvurucuya aynı tarihte savunma hazırlama programından faydalanmak üzere bilgisayar kullanma imkânı tanınmış ancak başvurucunun bilgisayarda takılı olan USB cihazına savunma programının amacına aykırı ve hukuki savunmasıyla alakalı olmayan yazılar yazdığı tespit edilmiştir. Bu nedenle uyarılan başvurucu, söz konusu yazının savunmasına ait olduğunu ifade etmiştir. Yazının savunmayla ilgili olmayıp daha ziyade öykü/roman tarzı bir düz yazı olduğu, bu durumun da programın amacına uygun olmadığı söylenerek savunma hazırlama faaliyeti sonlandırılan başvurucu koğuşa gönderilmiştir. Tutanak ekinde yer aldığı şekliyle başvurucunun savunma olduğunu iddia ederek kaleme aldığı yazı şöyledir:

"'Senin tezin tamamlandı mı?'

'Kısmen.'

'Neden tamamen değil?'

'Senin yazılımlarınla yeni bir toplum modeli daha denememiz lazım.'

'Olur. Bununla işin bittiyse Sanalya'nın fişini çekiyorum.'

Programları tamamen kapattı. Yeniden başlamadan önce Berke'den yeni toplum modellerinin detaylarını alması ve bilgisayara yüklemesi gerekiyordu.

'Yine coğrafi ve bireysel ayrımları oluşturalım.' diye başladı Berke. 'Siteler oldun, görev dağılımları da olsun. Ama ticaret olmayacak.'

Aril bir deftere notlar alıyordu. Berke devam etti. 'Yine her bireyin belirli görevleri olacak ama bu görevler karşılığında ücret almayacaklar.'

'Ne yani, evde çoluk çocuk taş mı yiyecek?'

'Harika bir soru. Karşılıklı olarak birbirlerinin ihtiyaçlarını gideren üretimler yapacaklar ve bila bedel birbirleriyle değişecekler.'

'Bila bedel?'

'Ücretsiz olarak yani.'

'Anlaşılan daha ilkel bir durum oluşturuyoruz. Yani paranın icadından önceki dönemi; öyle mi?'

'Tam tersi. Daha ileri bir çağı canlandırıyoruz.'

'Bunun neresi ileri? takas ekonomisinden bahsediyorsun.' dedi Aril ve bilmiş bir tonla ekledi: 'o kadar iktisat biliyoruz yani.'

'Yok, bu bahsettiğim takas değil.'"

4. Tutanağa istinaden başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Yapılan soruşturma sonucu Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu) 13/10/2022 tarihinde "..tarihli tutanak ile de sabit olduğu üzere başvurucunun dava dosyasını incelemek için kullanımına tanzim edilen bilgisayarı amacı dışında kullandığı..." gerekçesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 39. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (j) bendinde düzenlenen "idarece verilen eşya ve benzeri şeyleri kötü kullanmak" eyleminin gerçekleştiğinden bahisle başvurucuya kınama cezası verilmesine karar vermiştir.

5. Başvurucu, Disiplin Kurulunun kararına karşı infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. Şikâyet dilekçesinde başvurucu "ceza infaz kurumunun yetkisini aştığını, bir dokümanın savunma için kullanılıp kullanılmayacağına ancak ilgili mahkemenin karar verebileceğini, ceza infaz kurumu idaresinin savunmanın sınırını belirlemeye yönelik bir yetkisi olmadığını, savunmasını öykü formatında hazırladığını, ceza infaz kurumu yetkililerinin savunmaya konu dosya içeriğine ve dava konusu olaya vakıf olmaksızın ilgili yazının dava ile ilgili olup olmadığını ispat edemeyeceğini, böyle bir hususun ispat edilmesinin de mümkün olmadığını, kaldı ki kendisine isnat edilen eylem ile mevzuatta yer alan disiplin cezasının içeriğinin de birbiri ile örtüşmediğini" belirtmiştir.

6. Şikâyeti inceleyen İzmir 3. İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) 9/11/2022 tarihinde şikâyetin reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... Dosya kapsamına göre; 5275 sayılı Kanun'un 39/2-j maddesi uyarınca hükümlü veya tutukluların idarece verilen eşya ve benzeri şeyleri kötü kullanması durumunda disiplin cezası ile cezalandırılacakları nazara alındığında, anılan ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan Sinan Koçum'un devam etmekte olan ceza davasına ilişkin savunmalarını hazırlamak üzere bilgisayar kullandığı esnada, bilgisayarda takılı olan USB cihazına savunma programı amacına aykırı ve hukuki savunmasıyla alakalı olmayan yazılar yazdığının görevli memurlar tarafından tespit edildiği, hükümlünün bu tavrı ile ilgili olarak daha önce de uyarıldığı ve bu durumun tutanakla tespit edilmesine rağmen tekrar hukuki savunması ile alakalı olmayan yazılarına devam ettiğinin tespit edildiği, anılan Kanun'un 39/2-k maddesinde yer alan 'kötü kullanmak' ibaresinin yalnızca fiziki olarak zarar vermek olarak anlaşılmaması ve hükümlünün kendisine savunma yapmak için verilen bilgisayarı savunma amacı dışında kullanmak suretiyle de söz konusu eşyayı kötü kullandığının kabulü gerektiği, nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2021/10172 Esas ve 2021/13167 Karar sayılı ilamının da bu noktaya vurgu yaptığı, bu kapsamda hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığını tespit açısından idarenin denetim yükümlülüğünün bulunduğu nazara alındığında;

Ş ikayet edenin eylemi nedeniyle 5275 sayılı Kanun'un 39/2-m maddesi uyarınca verilen kınama cezasının eylem ile orantılı ve oluşa uygun olduğu, kurum disiplin kurulunun takdirinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı..."

7. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiş; itirazı inceleyen İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 25/11/2022 tarihinde kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.

8. Başvurucu, nihai kararı 30/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 30/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Komisyon adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

10. Başvurucu;

i. Savunma hazırlama programı kapsamında bilgisayar kullandığı esnada Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin ekrana bakarak ekranda yazılı hususların savunmayla ilgili olmadığından bahisle bilgisayar kullanımını sonlandırdığını, Ceza İnfaz Kurumu personelinin ilgili mevzuat kapsamında böyle bir yetkisi olmadığını,

ii. Bir davaya ilişkin savunma yaparken öykü/roman gibi farklı sanatsal argümanlardan faydalanılabileceğini, buna ilişkin yasal bir engel bulunmadığını, nitekim İnfaz Hâkimliğine yazdığı şikâyet dilekçesine de kısa bir öykü anlatımı ile başladığını, şikâyetini söz konusu öykü üzerine kurarak ve anlatımı güçlendirerek yaptığını, tutanakta geçtiği şekliyle bilgisayar ekranındaki yazının öykü tarzında olmasının söz konusu yazının savunma ile ilgili olmadığı anlamına gelmeyeceğini,

iii. Yazdığı metnin yargılandığı davayla ilgili olup olmadığının ispatının Ceza İnfaz Kurumu yetkilileri tarafından yapılmasının mümkün olmadığını, böyle bir tespitin nihai olarak ve ancak dosyanın görüldüğü mahkeme tarafından yapılabileceğini,

iv. Disiplin soruşturması esnasındaki savunma istem yazısının içeriğinin mevzuata uygun olmadığını, bu hâliyle soruşturmanın usule uygun yürütülmediğini ancak İnfaz Hâkimliğinin yalnızca süreler yönünden usul denetimi yaptığını,

v. İnfaz Hâkimliğinin kararı üzerine süre tutum dilekçesi vermesine rağmen detaylı itiraz dilekçesinin beklenmeksizin dosyanın itiraz makamına gönderildiğini,

vi. Gerçekleştirdiği iddia edilen eylem ile mevzuatta yer alan disiplin cezasına konu eylemin birbiri ile örtüşmediğini, nitekim bir eşyayı amacı dışında kullanmanın kötü kullanma olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek adil yargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine yönelik şikâyetleri hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

12. Ceza İnfaz Kurumunda bilgisayar kullandığı esnada yazdığı yazıdan ötürü hakkında disiplin cezası uygulanan başvurucunun bu yöndeki şikâyetlerinin bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

14. Ceza İnfaz Kurumunda bilgisayar kullandığı esnada yazdığı yazı nedeniyle hakkında disiplin cezası uygulanan başvurucunun ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur. Müdahaleye dayanak olarak gösterilen 5275 sayılı Kanun'un 39. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (j) bendinde " idarece verilen eşya ve benzeri şeyleri kötü kullanmak" eyleminin kınama disiplin cezasına konu olacağına dair düzenleme mevcuttur. Başvurucunun disiplin cezasına konu eyleminin savunma hazırlaması amacıyla verilen bilgisayarı amacı dışında kullanma iddiasına yönelik olduğu dikkate alındığında başvurucunun eyleminin idarece verilen eşyayı kötü kullanmak kapsamında kalıp kalmadığı ve nihai olarak anılan maddenin kanunla sınırlama ölçütünü karşılayıp karşılamadığı noktasında tereddüt hasıl olmuşsa da söz konusu incelemenin müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması ölçütü bağlamında yapılmasının gerektiği değerlendirilmiştir. Öte yandan müdahalenin ceza infaz kurumunun düzen ve disiplinini tesis etme genel amacına hizmet ettiği, dolayısıyla Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen kamu düzeni meşru amacına dayandığı anlaşılmaktadır. Bu aşamadan sonra müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı incelenmelidir.

15. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir ( Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151 , 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343 , 4/6/2015, §§ 70-72; Ferhat Üstündağ [1. B.], B. No: 2014/15428 , 17/7/2018, § 45).

16. Herkes gibi hükümlü ve tutuklular da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına ( Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/583 , 10/12/2014, § 65) ve bu bağlamda ifade özgürlüğüne de sahiptir ( Murat Karayel (5) [2. B.], B. No: 2013/6223 , 7/1/2016, § 27). Öte yandan ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olmadığı ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlandırılabileceği unutulmamalıdır. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir ( Murat Karayel (5) , § 29).

17. Disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğinde olan 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesi uyarınca kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki şartlar da gerçekleşmelidir. 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesine göre ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre hükümlü hakkında kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6 , K.2013/111, 10/10/2013; Memiş Berber [1. B.], B. No: 2017/38744 , 20/10/2021, § 22).

18. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi ceza infaz kurumunda yapılacak bir eylemin 5275 sayılı Kanun'un 39. ile 44. maddeleri arasında öngörülen disiplin suçunu oluşturduğu açık olsa dahi bu durumun disiplin cezası verilmesi için tek başına yeterli olmayacağını, eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (AYM, E.2013/6 , K.2013/111, 10/10/2013; Murat Karayel (5) , §§ 43, 44; Cihat Özdemir [2. B.], B. No: 2015/214 , 9/5/2018, § 22). Dolayısıyla somut olayda başvurucunun eyleminin kurumdaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek nitelikte kabul edilmesinin mümkün olup olmadığı da yapılacak değerlendirmede dikkate alınmalıdır.

19. Başvuruya konu olayda Disiplin Kurulu başvurucunun savunma hazırlama programı kapsamında bilgisayar kullandığı esnada hazırladığı metnin savunması ile ilgili olmadığını tespit etmiş ve başvurucunun kendisine tahsis edilen bilgisayarı amacı dışında kullandığını belirterek kınama cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Disiplin Kurulu kararına karşı şikâyet üzerine dosyayı inceleyen İnfaz Hâkimliği de bilgisayarın amacı dışında kullanımının ilgili mevzuatta yer alan kötü kullanım kapsamında kalacağını belirterek şikâyetin reddine karar vermiştir. Başvurucunun itirazı üzerine dosyayı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi ise daha fazla bir değerlendirmede bulunmaksızın itirazın reddine karar vermiştir.

20. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmalarını sunma ve adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir ( Güher Ergun ve diğerleri [1. B.], B. No: 2012/13 , 2/7/2013, § 38). Anayasa Mahkemesine göre de iddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Anayasa Mahkemesi, bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını kaygıya kapılmadan serbestçe yapmaları gerektiğini belirtmiştir. Bu serbestlik davanın aydınlığa kavuşmasına, diğer bir deyişle hakkın meydana çıkmasına yol açma amacına hizmet etmelidir (AYM, E.1963/163 , K.1965/36, 8/6/1965; E.1979/38 , K.1980/11, 29/1/1980). Bu kapsamda savunma serbestîsi adil yargılanmanın temel unsurlarından biridir.

21. Öte yandan ceza infaz kurumlarında bilgisayar kullanımının ancak gerekli hâllerle sınırlı olduğu, barındırılan mahpusların sayısı ve hangi suç türleriyle bağlantılı olarak kurumda bulundukları ile bilgisayar imkân kapasitesi gözetilerek kurum düzen ve disiplininde zafiyet oluşmayacak şekilde bir organizasyon yapılmasında zorunluluk olduğu hatırda tutulmalıdır. Bu nedenle ceza infaz kurumu idaresinin mahpusların yargılandıkları davalarda savunmalarını daha kolay şekilde hazırlamalarına imkân sağlama amacıyla bilgisayara erişime izin verdiği dikkate alındığında bu amaç dışındaki faaliyetlerin denetlenmesi ve gerekliyse disiplin cezası verme yoluna gidilerek düzenin tesis edilmesi elzem bir durum olabilir. Bununla birlikte bir yargılamada ve daha özelde bir ceza yargılamasında hazırlanan savunmanın gerçekten bir savunma metni olup olmadığının tespiti özellikli hukuk bilgisi gerektiren teknik bir iştir.

22. Nitekim eldeki başvuruya konu uyuşmazlıkta başvurucu, Ceza İnfaz Kurumu görevlilerince savunma olmadığı değerlendirilen ifadelerin öykü/roman tarzında bir savunma olduğunu iddia etmiştir. Esasen başvurucunun savunmasına dayanak yapacağını ileri sürdüğü öykü tarzındaki ifadelerin ilk bakışta bir suç ithamına karşı savunma olmadığı düşünülebilir ancak ilk olarak başvurucunun yazdığı ifadelerin kurum personelinin müdahalesiyle yarıda kaldığı gözetildiğinde bu ifadelerin hakikaten savunmayla bir ilgisi olup olmadığının anlaşılabilmesinin mümkün olmadığı da söylenebilir. Dolayısıyla başvurucunun yazdığı ifadelerin savunma olmadığı yönünde ikaz edilmesinin ve bunun tutanağa bağlanmasının kurum denetim görevi kapsamında kaldığı söylenebilirse de başvurucunun savunma metnini bitirmesine fırsat tanınmamasının bu konuda net bir belirleme yapma imkânını ortadan kaldırdığı görülmüştür. İkinci olarak nihayete erdirilmesine imkân tanınmayan metnin bir savunma olup olmadığı konusunda belirleme yapma yetkisinin kurum personeline ait bir iş olmadığı da açıktır. Aksi hâlde infaz işiyle görevli personelin bir ceza yargılamasında hangi ifadelerin savunma olup olmadığına karar vermesinin uygun olduğu sonucuna varmak gerekir ki bu yetki aşımı anlamına geldiğinden bu, savunma hakkına saygı ilkesiyle de bağdaşmaz.

23. Disiplin cezası konusunda yargısal denetim yapan makamların belirttikleri gerekçelere bakıldığında Disiplin Kurulu yönünden yukarıda yapılan değerlendirmelerden ayrılmayı gerektiren bir durum olmadığı anlaşılmaktadır zira İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi de benzer gerekçeyle söz konusu metnin savunmayla ilgili olmadığı değerlendirmesi yapmıştır. Bununla birlikte ilgili idare ve yargı mercilerinin kararları incelendiğinde başvurucunun disiplin cezasıyla cezalandırılmasına neden olan metnin öykü/roman tarzında olmasının tek başına savunma kapsamında değerlendirilmesine nasıl engel olacağına yahut başvurucunun iddialarına neden itibar edilemeyeceğine dair bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür. Aynı zamanda anılan kararlarda 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesinde öngörüldüğü şekliyle disiplin cezasına konu metnin öykü/roman tarzında yazılıp savunmayla ilgili olmaması şeklindeki eylem nedeniyle Ceza İnfaz Kurumunun güvenliğinin veya disiplininin nasıl bozulduğuna yönelik bir değerlendirmenin de yapılmadığı anlaşılmıştır. Oysa başvurucunun savunma hazırlaması için tanınan imkânı yerinde kullanmamasının kurumdaki işleyişi nasıl aksattığının ya da güvenliği ne şekilde zafiyete uğrattığının somut olay özelinde gerekçelendirilmesi önem arz etmektedir.

24. Son olarak Disiplin Kurulunun başvurucunun eylemini bilgisayarı amacı dışında kullanma olarak değerlendirerek söz konusu eylemin 5275 sayılı Kanun'un 39. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (j) bendinde düzenlenen "kötüye kullanma" kapsamında kaldığına yönelik değerlendirmesinin de eylemin niteliği ile ne denli uyuştuğu noktasında tereddüt hasıl olmuştur zira her ne kadar İnfaz Hâkimliği kararında amacı dışında kullanımın Yargıtay içtihatları da gözönüne alınarak kötüye kullanım niteliği taşıyacağı belirtilmiş ise de yukarıda yer verilen açıklamalar (bkz. §§ 22,23) dikkate alındığında başvurucunun eyleminin idarece verilen eşya ve benzeri şeyleri kötü kullanma disiplin suçu kapsamında kaldığına yönelik sonuca incelenen olay özelinde uygun usul takip edilmeden ve buna göre ilgili ve yeterli bir gerekçe oluşturulmadan varıldığı değerlendirilmiştir. Bu itibarla müdahalenin kanuni bir dayanağı olmadığı da belirtilmelidir (bkz. § 14).

25. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerinin ilgili ve yeterli olup olmadığını denetler (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577 , 25/10/2017, § 58; Bekir Coşkun , § 56; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128 , 7/7/2015, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635 , 26/7/2019, § 120; Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143 , 3/10/2019, § 60; hükümlü ve tutuklulara uygulanan disiplin cezaları bağlamında bkz. Eşref Arslan [2. B.], B. No: 2014/14655 , 18/7/2018, §§ 50-54; Abdulhamit Babat (3) [1. B.], B. No: 2015/3370 , 9/1/2020, §§ 33-37). Olayda idare ve yargı mercileri başvurucunun eylemi nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösterememiştir. Bu nedenle başvurucunun ifade özgürlüğüne kınama cezası vermek suretiyle yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun gösterilemediği sonucuna varılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

27. Başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi ve buna ilişkin aşağıda hükmedilen giderim türü gözetildiğinde adil yargılanma hakkı bağlamında ileri sürülen ihlal iddialarının ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

III. GİDERİM

28. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

29. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875 , 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506 , 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949 , 21/1/2021, §§ 93-100).

30. Ayrıca ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 3. İnfaz Hâkimliğine (E.2022/15461, K.2022/16319) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.