TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HALİL NAZİK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2022/99748)
Karar Tarihi: 8/4/2026
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Basri BAĞCI
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Selahaddin MENTEŞ
Kenan YAŞAR
Ömer ÇINAR
Raportör
:
Nur Hilal MERMER
Başvurucu
:
Halil NAZİK
Vekili
:
Av. Burak ÖZMEN
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi ve bu bedelin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu; Çanakkale'nin Gelibolu ilçesi, Cevizli Mahallesi'nde bulunan 287 ada 42 parsel sayılı ve 11.804,69 m² yüz ölçümüne sahip taşınmazın malikidir. Karayolları Genel Müdürlüğü (İdare) tarafından başvurucuya ait taşınmazın Kınalı-Tekirdağ-Çanakkale-Savaştepe otoyolunun yol, emniyet ve inşaat sahası kapsamında kalması dolayısıyla kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Taraflar arasında kıymet takdiri sonucunda belirlenen 588.109,66 TL tutarındaki bedele ilişkin olarak uzlaşma sağlanamaması üzerine İdare, Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) başvurucu aleyhine kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası açmıştır.
3. Mahkemece yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda taşınmazın tarla vasfında olduğu dikkate alınarak net gelir metoduna göre değeri hesaplanmıştır. Bu kapsamda taşınmazın sulu tarım arazisi olması dolayısıyla kapitalizasyon faizi %4 oranında kabul edilmiş, Gelibolu İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü (İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü) verileri kapsamında münavebeye esas olan ürünler birinci olarak buğday, ikinci olarak ise silajlık mısır, ayçiçeği ve pırasa olarak belirlenmiş; bu kapsamda taşınmazın m² birim değeri 40,24 TL olarak tespit edilmiştir. Öte yandan bulunduğu konum dikkate alınarak taşınmaza %35 oranında objektif değer artış oranı uygulanmış; taşınmazın m² birim değeri 54,32 TL, toplam kamulaştırma bedeli ise 641.230,76 TL olarak hesaplanmıştır.
4. Mahkemece söz konusu rapor hükme esas alınmak suretiyle davanın kabulüne ve kamulaştırma bedelinin 641.230,76 TL olarak tespitine karar verilmiş, aynı zamanda taşınmazın başvurucu adına olan tapusunun iptali ile İdare adına yol olarak terkinine hükmedilmiştir. Karara karşı taraflarca yapılan istinaf başvurusu neticesinde Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince (Bölge Adliye Mahkemesi) karar kaldırılmış, yeniden hüküm kurulmuştur. Kararda Yargıtayın üretim giderlerinin brüt gelirin 1/3'ü kadar olacağına yönelik içtihadı kapsamında yeniden hesaplama yapılması, taşınmazın m² birim değerinin 60,25 TL olması gerektiği ifade edilmiştir. Sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemesince toplam kamulaştırma bedeli 711.232,57 TL olarak belirlenmiştir.
5. Karara karşı taraflarca temyiz başvurusunda bulunulmuştur. Başvurucu 19/11/2021 tarihli temyiz dilekçesinde münavebede kullanılan ürün deseninin çelişkili olduğunu, aynı bölgedeki taşınmazların farklı münavebe ürünleriyle değerlendirilerek fahiş fiyat farkı oluşmasına sebebiyet verildiğini, objektif değer artış oranının düşük belirlendiğini ileri sürmüştür. Tarafların temyiz başvuruları Yargıtay 5. Hukuk Dairesince (Yargıtay Dairesi) reddedilmiş, karar onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
6. Başvurucu, nihai kararı 2/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 17/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
7. Komisyon makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu; aynı bölgede yer alan ve aynı kamulaştırma kapsamında kamulaştırılan taşınmazlar arasında m² birim değerleri bakımından fiyat farkı olduğunu, münavebeye esas alınan ürünler bakımından hatalı değerlendirmeler yapıldığını belirterek Yargıtay Dairesince bu noktada bozma kararları verildiğini, başvuruya konu taşınmaz bakımından ise söz konusu hatanın gözden kaçırıldığını ifade etmiştir. Objektif değer artış oranının çok düşük belirlendiğini, taşınmazın m² birim değerinin 150-200 TL civarında belirlenmesi gerekirken 60,25 TL olarak tespit edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bloke edilen bedelin %4 oranında nemalandırılması ve bedelin ödenmesinin gecikmesi nedeniyle enflasyon karşısında zararının oluştuğunu belirterek mülkiyet hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvuruya konu davaya ilişkin İdareden temin edilen bilgi ve belgeler ile Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
10. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.
A. Kamulaştırma Bedelinin Düşük Belirlenmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
11. Anayasa Mahkemesi kamulaştırma bedelinin/kamulaştırmasız el atma tazminatının taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığı yönündeki şikâyetleri daha önce çeşitli kararlarında mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2013/817 , 19/12/2013), Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511 , 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964 , 23/2/2017), Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814 , 16/11/2021) ve Hilmi Kocabey ([1. B.], B. No: 2019/21192 , 21/5/2024) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle bedel tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin taşınmazın bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret bulunduğunu vurgulamıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırma bedeli olarak gerçek değerin ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre müdahalenin ölçülü olabilmesi için gerçek değerin ödenmesini sağlayabilmek amacıyla gerekli usule ilişkin güvencelerin etkili bir biçimde uygulanması, mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gerçek değeri belirlemeleri gerekir.
12. Başvuruya konu olay değerlendirilmeden önce gerçek kamulaştırma bedelinin net gelir yöntemine göre belirlendiği kamulaştırma davalarında başvuru konusu taşınmazda yetiştirilen mutat münavebe ürünlerinin hesaplamaya esas alınması gerektiği vurgulanmalıdır. Somut olayda da yargılama makamlarınca hükme esas alınan bilirkişi raporunda net gelir yöntemi esas alınarak ve münavebeye esas ürünler İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre bölgede mutat olarak yetiştirildiği belirtilen buğday, silajlık mısır, ayçiçeği ve pırasa olarak belirlenerek hesaplama yapıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda sulu tarım arazisi vasfındaki dava konusu taşınmazın m² birim değerinin -%35 oranında objektif değer artış oranı da uygulanmak suretiyle- 60,25 TL olarak belirlendiği görülmüştür.
13. Başvurucu, aynı bölgede yer alan ve aynı kamulaştırma kapsamında kamulaştırılan taşınmazlar arasında m² birim değerleri bakımından fiyat farkı olduğunu, söz konusu taşınmazlara ilişkin münavebeye esas alınan ürünler bakımından hatalı değerlendirmeler yapıldığına dair Yargıtay Dairesince bozma kararları verildiğini de belirterek başvuruya konu taşınmaz bakımından söz konusu hatanın gözden kaçırıldığından yakınmış; başvuru formunda söz konusu kararların tarih ve numaralarına da yer vermiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 23/6/2022 tarihli ve E.2021/13746, K.2022/11567 sayılı kararı; 9/6/2022 tarihli ve E.2021/11853, K.2022/10517 sayılı geri çevirme kararı).
14. Başvurucunun emsal olarak gösterdiği Yargıtay bozma ve geri çevirme kararlarında taşınmazda birinci yıl buğday ve silajlık mısır, ikinci yıl ayçiçek, üçüncü yıl pırasa şeklinde münavebe sistemi uygulanması, bahse konu ürünlerin münavebe ürünleri olarak alınmasının uygun olup olmadığının denetlenememesi dolayısıyla eleştirilmiş; İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden 2018 yılında yörede sulu tarım arazilerinde yaygın olarak uygulanan münavebe ürünlerinin neler olduğu sorularak karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yargıtay Dairesince verilen karar sonrasında Bölge Adliye Mahkemesince yeniden yapılan inceleme sonucunda da münavebeye esas ürünler bakımından değişikliğe gidilmediği ve taşınmazın m² birim değerlinin 60,25 TL olarak belirlendiği (başvuruya konu taşınmaz gibi) anlaşılmıştır (Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 26/4/2023 tarihli ve E.2022/2015, K.2023/989 sayılı kararı). Dolayısıyla başvurucunun aynı yörede bulunan ve aynı kamulaştırma işlemi kapsamında kamulaştırılan taşınmazlar arasında m² birim değerleri bakımından fiyat farkı olduğuna dair iddiasının yerinde olmadığı, bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince münavebeye esas alınan ürünler ve taşınmazın m² birim değeri bakımından ulaşılan kanaatin keyfî ve temelsiz olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
15. Öte yandan başvurucu objektif değer artış oranının çok düşük belirlendiğini, bu kapsamda taşınmazın m² birim değerinin 150-200 TL civarında belirlenmesi gerekirken 60,25 TL olarak tespit edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak başvurucunun dava konusu taşınmazın m² birim değerinin 150-200 TL civarında belirlenmesini gerektiren somut verileri açıklamadığı, bu hususta başvuru formu ve eklerinde herhangi bir bilgi ve belge sunmadığı gözetildiğinde bu aşamada daha öte bir inceleme yapılmasına gerek olmadığı değerlendirilmiştir.
16. Sonuç olarak başvurucunun bedelin belirlenmesine ilişkin sürece katılarak savunma ve itirazlarını ortaya koyma imkânına sahip olduğu, taşınmazın gerçek bedelinin ödenmesi gerekliliğine ilişkin ilkeler de dikkate alındığında başvurucuya mülkiyet hakkının usuli güvencelerinin sağlandığı, ödenen bedelin gerçek bedel olmadığına ilişkin şikâyetlerinin ilgili ve yeterli gerekçelerle karşılandığı görülmüştür. Bu kapsamda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği, kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
17. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Kamulaştırma Bedelinin Değer Kaybına Uğratılması Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
18. Başvurucu, bloke edilen bedelin %4 oranında nemalandırıldığını ve ödenmesinin gecikmesi nedeniyle enflasyon karşısında değer kaybına uğratıldığını ileri sürmüştür.
19. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Ali Şimşek ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2014/2073 , 6/7/2017), Mehmet Akdoğan ve diğerleri , Kadir Çakar ([1. B.], B. No: 2015/18908 , 21/3/2018), Hanım Çeyiz ve Mehmet Gündüz ([1. B.], B. No: 2015/19289 , 17/7/2018), Türkan Poyraz ([1. B.], B. No: 2015/15388 , 13/9/2018) ve Emine Dilek Onaran ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2017/19987 , 12/2/2020) kararlarında kamulaştırma bedellerinin ve kamulaştırmasız el atma tazminatlarının enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasına veya uğratılarak ödenmesine ilişkin şikâyetleri inceleyerek uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede kamulaştırma bedellerinin enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılmasının veya uğratılarak ödenmesinin başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda da anılan kararlarda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
20. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
21. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile tür belirtmeksizin 960.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.
22. Kamulaştırma bedelinin değer kaybetmesi nedeniyle tespit edilen mülkiyet hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875 , 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506 , 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949 , 21/1/2021, §§ 93-100).
23. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğratılması nedeniyle İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesine (E.2019/2837, K.2021/1892) iletilmek üzere Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2018/558, K.2019/300) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.