Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Genel Kurul 2014/221 E. K.

AYM 2017-11-30 Genel Kurul
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

AYLA AKAT ATA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/221)

Karar Tarihi: 30/11/2017

Resmi Gazete

Tarih ve Sayı: 12/1/2018-30299

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, protesto eylemi esnasında polis tarafından yapılan

müdahalenin ölçüsüz olduğuna dair şikâyetin sonuçsuz kalmasının insan haysiyeti

ile bağdaşmayacak muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/1/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. İkinci Bölümün 17/6/2016 tarihinde yaptığı toplantıda,

niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görülen

başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28. maddesinin (3) numaralı

fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, başvuru tarihinde Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)

Batman milletvekilidir. Başvurucu, Yüksek Seçim Kurulunun 12 Haziran 2011

tarihli 24. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'ne

ilişkin almış olduğu bazı kararlarını protesto etmek amacıyla 21 Nisan 2011

tarihinde BDP Batman İl Teşkilatının organize ettiği protesto yürüyüşüne katılmıştır.

8. Polis Batman Belediyesi önünde başlayan gösteri yürüyüşü

bilgisini haber alarak yürüyüş güzergâhında gerekli güvenlik önlemlerini

almıştır. Güvenlik gerekçesiyle yürüyüşe izin vermeyen polis, kendisine

taşlarla saldıran gruba gaz bombalarıyla müdahale etmiştir. Başvurucu, içinde

bulunduğu topluluğa yönelik olarak polis tarafından gerçekleştirilen müdahalede

orantısız güç kullanılması sonucunda yaralandığını ileri sürerek sorumlu polis

amiri ve memurlarından şikâyetçi olmuştur.

9. Batman Cumhuriyet Başsavcılığınca ilgililer hakkında görevi

kötüye kullanma suçundan soruşturma izni talep edilmiş, Batman Valilik

Makamının 16/4/2012 tarihli ve 2418 sayılı görevlendirme emri ile alınan ön

inceleme raporuna dayanılarak Batman İl İdare Kurulu tarafından 4/5/2012

tarihli kararıyla soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.

10. Anılan karara karşı yapılan itiraz, Diyarbakır Bölge İdare

Mahkemesinin (BİM) 5/10/2012 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bu kararın

başvurucunun vekiline tebliğ edilip edilmediği başvuru dosyasından

anlaşılamamıştır.

11. Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 9/1/2013 tarihli kararı

ile BİM'in anılan kararı gerekçe gösterilerek kamu

adına inceleme yapılmasına yer olmadığına itiraz yolu açık olmamak üzere karar

verilmiştir.

12. Kesin olarak verilen Cumhuriyet Başsavcılığı kararına karşı

başvurucu 13/2/2013 tarihinde itirazda bulunmuştur. Diyarbakır 1. Ağır Ceza

Mahkemesi 4/4/2013 tarihli kararı ile Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

verilen incelemeye yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu

gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Anılan ret kararı başvurucuya 10/12/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 6/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV.İLGİLİ HUKUK

14. 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu

Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasının

(b) bendi ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Soruşturma izni yetkisi;

...

b) İlde ve merkez ilçede görevli memurlar ve

diğer kamu görevlileri hakkında vali,

....

Yokluklarında ise vekilleri tarafından bizzat

kullanılır.

Yetkili

mercilerin saptanmasında, memur veya kamu görevlisinin suç tarihindeki görevi

esas alınır."

15. 4483 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve

diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi

bir ihbar veya şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde

ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten

başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikâyette bulunulan memur

veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini

ilgili makama göndererek soruşturma izni isterler."

16. 4483 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:

"Yetkili merci, soruşturma izni

verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına,

hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa

şikâyetçiye bildirir.

Soruşturma

izni verilmesine ilişkin karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya

diğer kamu görevlisi; soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise

Cumhuriyet başsavcılığı veya şikâyetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi,

yetkili merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür.

İtiraza,

3 üncü maddenin (e), (f), (g) (Cumhurbaşkanınca

verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için Danıştay İkinci Dairesi,

diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu bölge idare mahkemesi

bakar. İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ay içinde karara bağlanır.

Verilen kararlar kesindir."

17. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 257.

maddesi şöyledir:

"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin

mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir

(Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) menfaat ,

sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) altı

aydan iki yıla kadar, hapis cezası ile cezalandırılır.

(2)

Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini

yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun

zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (Değişik ibare: 08/12/2010-6086

S.K./1.mad.) menfaat, sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare: 08/12/2010-6086

S.K./1.mad.) üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 30/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu; katıldığı protesto eylemine kolluk tarafından

gerçekleştirilen müdahalede keyfî, aşırı ve orantısız güç kullanıldığını,

atılan gaz fişeği nedeniyle yaralandığını, milletvekili olması nedeniyle temsil

ettiği kişilerin önünde küçük düşürüldüğünü, sorumluların eyleminin işkence ya

da kötü muamele olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu tür suçların

soruşturulmasının soruşturma iznine bağlanamayacağını, ayrıca soruşturma izni

istenen kurulun yapısı nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir karar vermesinin

beklenemeyeceğini belirterek Anayasa’nın 17., 34. ve 36. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin (1) numaralı

fıkrası uyarınca bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru

yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekir.

21. Başvurucunun şikâyetleri kapsamında Batman Cumhuriyet

Başsavcılığı 14/10/2011 tarihinde Batman Valiliğinden soruşturma izni talep

etmiş ve Batman İl İdare Kurulunun 4/5/2012 tarihli soruşturma izni

verilmemesine yönelik kararına yapılan itiraz BİM'in

5/10/2012 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bunun üzerine Batman Cumhuriyet

Başsavcılığı 9/1/2013 tarihli kararı ile incelemeye yer olmadığına karar vermiş

ve bu karara yapılan itiraz Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/4/2013

tarihli kararı ile reddedilmiştir.

22. 4483 sayılı Kanun, kapsamında bulunan görevliler ve suçlar

bakımından ceza soruşturması açılabilmesi için "izin koşulunu" kabul

etmiştir. İzin süreci sonucunda soruşturma izni alınamaması durumunda ceza

soruşturması başlamadığı için suç işlendiğine yönelik ihbar ve şikâyetler

hakkında Cumhuriyet başsavcılığı "inceleme/işlem yapılmasına yer olmadığı"

kararı verebilecektir. Ancak başsavcılığın aldığı bu karar 4/12/2004 tarihli ve

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172. ve 173. maddeleri kapsamında bir

karar olmadığından bu karara yapılan itirazda, itiraz merciinin

"incelemeye yer olmadığına" karar

vermesi gerekir (Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 28/5/2006 tarihli ve E.2006/4098,

K.2006/13142 sayılı kararı). Bu kapsamda idarenin soruşturma izni verilmemesine

yönelik kararına yapılan itirazın BİM tarafından reddedilmesi hâlinde

Cumhuriyet başsavcılığının vereceği karar, şikâyet veya ihbar ile başlayan

sürecin bitirilmesine yönelik olup bölge idare mahkemesinin kararına aykırılık

içeremeyecektir (Günnur Coşkun,

B. No: 2012/836, 20/3/2014, § 23).

23. Somut olayda BİM'in 5/10/2012

tarihli kararı ile sorumlu kolluk görevlileri hakkında soruşturma izni

verilmemesi hususu kesin olarak karara bağlanmıştır. Batman Cumhuriyet

Başsavcılığının 9/1/2013 tarihli incelemeye yer olmadığına dair kararının BİM

kararı üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvuru

yolları 5/10/2012 tarihinde BİM'in kararı ile

tüketilmiş olup başvurucunun anılan nihai karardan en geç Cumhuriyet

Başsavcılığının incelemeye yer olmadığına dair kararın itiraz tarihi olan

13/2/2013 tarihinde haberdar olduğunun kabulü gerekmektedir. BİM kararına karşı

da Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun en son 15/3/2013 tarihine kadar

yapılması gerekirken yaklaşık on ay sonra 6/1/2014 tarihinde yapılmış olduğu

görülmektedir. İtiraz yolu kapalı olan incelemeye yer olmadığına dair karara

karşı Ağır Ceza Mahkemesine başvurucu tarafından itiraz edilmiş olması bireysel

başvuru için öngörülen otuz günlük sürenin yeniden başlaması sonucunu

doğurmayacaktır.

24. Ayrıca başvurucu, kendisine karşı gerçekleştirilen kolluk

eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunun yanı sıra işkence ve zor kullanma

yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçlarını oluşturduğundan bahisle ilgililer

hakkında yapılacak soruşturmada 4483 sayılı Kanun'un 2. maddesinin beşinci

fıkrası uyarınca izin prosedürünün uygulanmaması gerektiğini ileri sürmüştür.

Başvurucunun açıkça temelsiz olmayan bu iddialarının ele alınabilmesi,

soruşturma izni ile ilgili sürecin incelendiği BİM'in

nihai kararının tebliği ya da öğrenilmesi üzerine otuz günlük süre içinde

bireysel başvuru yapılması durumunda mümkün olabilecektir. Bu kapsamda somut

başvuruda bireysel başvuru için öngörülen süre kuralından sapmayı gerektiren

farklı bir husus belirlenmemiş ve başvurunun süresinde yapılmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

25. Açıklanan nedenlerle başvuru yollarının tüketildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Muammer TOPAL ve Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamışlardır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun süre aşımı

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Muammer TOPAL ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

30/11/2017 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Bireysel başvurunun konusu, toplantı ve gösteri yürüyüşü eylemi

sırasında gaz fişeği atarak keyfi ve orantısız güç kullandığı ileri sürülen

polis memuru hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle Anayasa'nın 17/3.

maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkındadır.

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması

Hakkında Kanunun 9. maddesinde, yetkili merciin soruşturma izni vermeme kararı

üzerine yerine göre Danıştay veya bölge idare mahkemesine itiraz edilebileceği

ve itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu belirtilmektedir. Öncelikle

olayın, önleyici kolluk hizmetlerinin yürütüldüğü sırada polisin silah kullanma

eylemi şeklinde meydana geldiğine ve 2559 sayılı PVSK’nın

Ek 9/1-A maddesi uyarınca 4483 sayılı Kanun gereği izne tabi bulunduğuna

ilişkin çoğunluk görüşüne katılmaktayız. Buna karşın Mahkeme çoğunluğu 4483

sayılı Kanunun 9. maddesinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu öncesindeki

olaylar bakımından uygulanmasına ilişkin yorumundan hareketle, C.

Başsavcılığının sonraki aşamada aksi yönde bir karar veremeyeceği gerekçesiyle,

30 günlük başvuru süresini bu kararın öğrenilmesinden başlatmış ve sürenin geçtiğini

kabul etmiştir. Fakat bu kabul, anayasal haklar dolayısıyla devletin etkili

soruşturma yükümlülüğü kapsamında kanun koyucunun 5271 sayılı CMK hükümlerinde

öngördüğü hukuk düzenini gözardı etmek anlamına

gelmektedir.

Gerçekten, çoğunluk gerekçesinde belirtilen yorum 5271 sayılı

Kanun hükümleri ve uygulamasıyla çelişmektedir. Yürürlükten kaldırılan CMUK

döneminde aksini öngören bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle ‘memur

soruşturması’ tümüyle 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yürütülmekte ve bunun

için C. Savcılığına şikayette bulunulması dahi

gerekmemekte, soruşturma izni verilmediğinde de ‘soruşturmanın’ başlamamış

olduğu kabul edilerek, C. Savcısının ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı

veremeyeceği ve yalnızca ‘incelemeye yer olmadığı’ kararı verebileceği kabul

edilmekteydi. Böylece anılan karara karşı kanun yoluna da gidilemiyordu. Fakat

5271 sayılı CMK’nın 158/4. maddesinde ilk kez yapılan

düzenleme ile; “Bir kamu görevinin

yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle,

ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar ve şikayet

gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.” hükmü

yer almıştır. Bu yükümlülüğün yaptırımı TCK’nın “kamu görevlisinin suçu

bildirmemesi” başlıklı 279. maddesinde düzenlenmiştir. Bir suç ihbarını alan C.

Savcısı, soruşturma izne tabi olsa dahi “ivedilikle toplanması gerekli ve

kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespit” ettikten sonra yetkili merciden

izin ister (4483/m.4/1). Böylece, izne tabi olsa dahi soruşturmayı başlatma,

fiili niteleme ve yapılmasında zorunluluk bulunan acil soruşturma tedbirlerini

aldıktan sonra yetkili idari merciden izin isteme (ve idari ön inceleme

sürecini başlatma) yetkisi C. savcısına verilmiştir. Bununla paralel olarak

aynı Kanunun 172/1. maddesinde ise “Cumhuriyet

savcısı soruşturma evresi sonunda … kovuşturma olanağının bulunmaması

hallerinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verir. Bu karar, suçtan zarar gören

ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda

itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.” hükmü düzenlenmiştir.

Cumhuriyet savcısının kovuşturmama kararına karşı da CMK’nın 73. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün

içerisinde sulh ceza hakimliğine itiraz yolu bulunmaktadır. Şu halde mevcut yasal hükümlere göre, izni gerektiren bir suçta

dahi soruşturma konusunda C. Savcısı baştan sona kadar yetkilidir. Soruşturma

izni verilmese dahi sonradan elde edilen (bunun içerisinde idarenin ön inceleme

dosyasındakiler de dahildir) delillere göre fiilin izni gerektirmeyen bir suç

olduğu görüşünde ise soruşturmayı tamamlayıp kamu davası açması mümkündür. C.

Savcısı, fiilin yine izne tabi bulunduğu görüşünde ise bu kez CMK’nın 172/1. maddesi gereği dava şartı olan izin

koşulunun ve dolayısıyla kovuşturma olanağının bulunmaması nedeniyle

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermelidir. Bu karara karşı itiraz yolu açık

olup, kanun koyucu tarafından kovuşturmama kararının itiraz mercii tarafından

incelenerek ‘etkili soruşturma yükümlülüğüne’ riayetin denetlenmesi

istenilmiştir. Dolayısıyla bireysel başvuru süresi bakımından kanunda öngörülen itiraz kanun yolunun dikkate alınması

gerekir. Tersi yöndeki yorum ile iç hukukta tanınmış olan olağan yasa yolu gözardı edilmiş olacağı gibi Kanunda kurulmuş olan hukuk

düzeni de bozulmuş olacaktır.

Nitekim, kamu görevlisi hekimin taksirle ölüme neden olma fiili

hakkında 4483 sayılı Kanun kapsamında soruşturma izni verilmemesi ve itirazın

da bölge idare mahkemesince reddi nedeniyle C. Başsavcılığınca “işlem

yapılmasına yer olmadığı” kararı verilmesi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin

16.6.2010 tarihli ve 2010/12165 E. – 2010/11886 K. sayılı kararında; “yetkili

idari makamca soruşturma izni verilmemesi durumunda soruşturma ve kovuşturma

şartı niteliğindeki iznin bulunmaması dolayısıyla ve 5271 sayılı CYY’nın 172/1. maddesi gereği ‘kovuşturma olanağının

bulunmaması’ nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesinin yasal

zorunluluk olduğu…” değerlendirmeleri yapılmıştır. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin

4.11.2009 tarihli ve 23011/18510 E/K sayılı ve 1.5.2007 tarihli ve 3609/4141

E/K sayılı kararlarında da aynı görüş açıklanmıştır. Böylece Yargıtay da 5271

sayılı CMK hükümlerinden sonra izin verilmese dahi C. Savcısının CMK sistemine

uygun biçimde kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermesi ve bu kararında aynı

Kanunun 173. maddesinde yazılı itiraz kanun yolu denetimine tabi kılınması

gerektiği görüşündedir.

Çoğunluk görüşünün, CMK’daki itiraz yolunun etkili bulunmadığı gerekçesinden

hareketle benimsendiği savunulabilir. Fakat Anayasa'nın 148/3. maddesinde

başvuru için “olağan kanun yollarının tüketilmesi” şartı getirilmesi

karşısında, iç hukukta tanınan olağan kanun yolunun etkili bulunmaması hali AYM

tarafından re’sen dikkate alınamamalıdır. Nitekim

Anayasa Mahkemesince, hukuk davalarında temyiz kanun yolundan sonra geçerli

olan karar düzeltme yolunun etkili olacağı düşüncesinde olan başvuranların

anılan yola müracaat etmeleri durumunda 30 günlük başvuru süresi, bu yol

sonunda verilecek kararın öğrenilmesinden itibaren başlatılmaktadır. Aksi durumda,

başvuran karar düzeltme yolunu etkisiz görmüşse süre, temyiz sonucunda verilen

kararın öğrenilmesinden başlatılmaktadır. Nitekim incelenen dosyada C.

Başsavcılığının aslında kovuşturmaya yer olmadığı kararı niteliğindeki

‘incelemeye yer olmadığı kararı’ hakkında başvuran, mahkemeye itirazda bulunmuş

olup merciin itirazı reddeden kararının tebliğ tarihine göre başvuru süresi

geçmemiştir. Diğer yandan Mahkememizin süre başlangıcını öne alan yorumu,

mevcut hukuk kurallarına göre itiraz sonucunu bekleyen başvurucuları da

yanıltıcı bir işlev görmektedir.

Açıklanan hukuki nedenlerle başvuru süresinin geçmediği

düşüncesinde olduğumuzdan, çoğunluğun süre aşımı nedeniyle başvurunun kabul

edilemezliğine ilişkin görüşüne katılamamaktayız.

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Murat ŞEN

Başvurucu

:

Ayla AKAT

ATA

Vekili

:

Av. Cihan

AYDIN

Üye

Muammer TOPAL

Üye

Hasan Tahsin GÖKCAN