Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2018/5075 E. K.

AYM 2022-03-15 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

NECLA KARA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/5075)

Karar Tarihi: 15/3/2022

R.G. Tarih ve Sayı: 25/5/2022-31846

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yapı kullanma izni bulunmayan, ticari amaçla

kullanılan ve izinsiz patlayıcı madde üretimi yapılan binada meydana gelen

patlama sonucu yirmi bir kişinin ölmesi, çok sayıda kişinin yaralanması, olay

nedeniyle başlatılan ceza soruşturmasında bir kamu görevlisi hakkında

zamanaşımından düşme, diğer bazı kamu görevlileri hakkında da hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle yaşam hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 14/2/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. 2018/5138, 2018/5158, 2018/5178, 2018/5188, 2018/5367,

2018/5387, 2018/5499, 2018/6014, 2018/7045, 2019/27295, 2019/27805 numaralı

bireysel başvuru dosyaları, aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması

nedeniyle 2018/5075 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş olup

inceleme 2018/5075 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

9. İstanbul'un Zeytinburnu ilçesi Maltepe Mahallesi

sınırları içinde yer alan ve ticari amaçla kullanılan binanın üçüncü katındaki

S.B.ye ait işyerinde 31/1/2008 tarihinde saat 09.30 sıralarında patlama meydana

gelmiştir. Patlamadan tüm bina ve etrafında bulunan yapılar ciddi zarar

oluşacak biçimde etkilenmiştir. Patlama sonucu S.B.nin ve başvurucuların

yakınlarının da aralarında olduğu 21 kişi hayatını kaybetmiş, 115 kişi

yaralanmış ve büyük çapta maddi hasar meydana gelmiştir. Patlama sonrası

itfaiye ekipleri saat 09.38'de müdahalede bulunmuş ve olay yerinde çıkan yangın

saat 10.30'da tamamen söndürülmüştür.Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi

tarafından 2008 yılının Şubat ve Mart aylarında düzenlenen otopsi raporlarına

göre vefat eden kişiler, binada meydana gelen patlamaya bağlı olarak

gerçekleşen genel beden travması (beyin kanaması, doku harabiyeti, iç kanama,

büyük damar yırtılması vb.) nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

10. Patlamanın meydana geldiği binanın bodrum ve çekme

katı dâhil altı katlı olduğu, inşaatına 1988 yılında başlandığı, inşaatın 1992

yılında tamamlandığı, yapı izin belgesinin (ruhsat) 1990 yılında Zeytinburnu

Belediye Başkanlığı (Belediye) tarafından düzenlendiği, binanın yapı kullanma

izin (iskân) belgesinin, itfaiye onay belgesinin bulunmadığı anlaşılmıştır.

Patlamanın meydana geldiği işyerinin sahibi S.B. bağımsız bölümün kiracısı olup

asıl mülk sahibi Res.K. ve Rem.K.dır.

11. Meydana gelen patlamaya ilişkin olarak Bakırköy

Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 2008/10357 sayılı dosya üzerinden

soruşturma başlatmıştır. Patlamanın akabinde olay yerinden toplanan numuneler

(metal çubuk, plastik malzeme, toz karışım, karton) Emniyet Genel Müdürlüğü

Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi Başkanlığına getirilmiş ve numuneler

üzerinde yapılan inceleme sonucu 12/2/2008 tarihli ekspertiz raporu

düzenlenmiştir. Patlama merkezinden elde edilen maddelerin ne olduğuna ilişkin

tespitlere yer verilen raporda; numunelerin baryum nitrat, potasyum klorat,

stronsiyum karbonat, kükürt, sodyum nitrat, klor, magnezyum gibi kimyasal

bileşenler içeren ve eğlence amaçlı kullanılan, patlayıcı özellikte olan moon

stars, silver meşale (meşale, oyuncak tabanca, yıldız saçan vb.)

gibi piroteknik malzemeler olduğu ifade edilmiştir.

12. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire

Başkanlığı tarafından patlamaya ilişkin olarak düzenlenen 13/2/2008 tarihli

raporda "mahalde kaçak imal edilmekte olan piroteknik ürünlerin ısınmak

amaçlı kullanılan elektrikli ısıtıcılar ile kontrol dışı ısınıp tutuştuğu ve

imalat için hazırlandığı tahmin edilen bir miktar karışımı patlattığı, bu

patlamanın oluşturduğu yüksek ısı sebebiyle ikinci büyük patlamanın meydana

geldiği" tespitine yer verilmiştir.

13. İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen

19/2/2008 tarihli inceleme raporunda ise öncelikle patlamada vefat eden yirmi

bir kişinin kimlik bilgilerine ve patlamanın meydana geldiği yerden alınan kimyasal

maddelere ilişkin -yukarıda yer verilenlere koşut- tespitlere yer verilmiştir.

İki bomba uzmanı tarafından yapılan belirlemelere yer verilen raporun sonuç

kısmında patlamanın meydana geldiği yerden elde edilen maddelerin maytap,

meşale, yıldızsaçan gibi eğlence/gösteri amaçlı ürünlerin yapımında kullanılan

kimyasal bileşenler olduğu, patlamanın bu kimyasal madde bileşenlerinin infilak

etmesi sonucu meydana geldiği, söz konusu maddelerin canlılar üzerinde

öldürücü, yaralayıcı etkilerinin bulunduğu ifade edilmiştir.

14. Ayrıca olay yerinden alınan numuneler İstanbul Teknik

Üniversitesi Kimya Metalurji Fakültesi tarafından incelenmiş ve bu inceleme

sonucu düzenlenen 17/3/2008 tarihli raporda numunelerin kuvvetli oksitleyici,

toksik ve patlayıcı özellikte olduğu, hazım ve solunum yoluyla alındıklarında

dahi hayati tehlike oluşturabileceği, bu tür kimyasalların temininde,

kullanılmasında, taşınmasında ve imhasında özel tedbirlerin alınmasının zorunlu

olduğu ifade edilmiştir.

15. Soruşturma sürecinde (olayın hemen ardından) S.B.ye

ait işyerinde çalışmış olan Ö.T. ve H.A.nın kolluk kuvvetleri tarafından

ifadeleri alınmıştır. Söz konusu ifadelerde öz olarak işyerinde izinsiz olarak

eğlence amaçlı maytap, torpil, meşale ve plastik oyuncak üretimi yapıldığı, çalışanların

sigortasız olduğu, işyerinin beş yıldır faaliyette olduğu, Belediyenin işyerine

patlayıcı madde imalatı için ruhsat vermediği, üretimde kullanılan

kimyasalların temini ve satışıyla S.B.nin ilgilendiği, kimyasal elementlerin

birleşiminin binanın dördüncü katında yapıldığı, daha önce işyerinde bazı küçük

çaplı kazalar (yangın) yaşandığı ifade edilmiştir. Bu hususlara ek

olarak H.A. patlamanın olduğu gün etraftaki tozları süpürdüğünü, sonra yangın

çıktığını görmesi üzerine kaçtığını, binadaki insanları da kaçmaları için

uyardığını, patlamadan bir ay önce belediye ekiplerinin gelerek S.B.ye ruhsat

alması için telkinde bulunduklarını, aksi hâlde kendilerinin de zor durumda

kalacaklarını belirttiklerini, birkaç kez de İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi

(İSKİ), Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ) görevlilerinin geldiğini, başka

bir resmî kurumdan memur geldiğine şahit olmadığını ifade etmiştir.

16. Soruşturma nedeniyle Belediye tarafından Başsavcılığa

gönderilen 4/3/2008 tarihli yazıda; binanın iskân izni ve yangın güvenlik

belgeleri olmadığı hususlarının yanında binadaki diğer işyerlerine ilişkin

olarak daha önceki yıllarda defalarca mühürleme işlemleri yapıldığı, bazı

işyerlerinin ruhsatının olduğu, bazılarının ruhsat için başvurduğu, S.B.ye ait

işyerinin de 15/1/2008 tarihinde denetlenerek ruhsatsız çalıştığının tespit

edildiği, 25/1/2008 tarihinde S.B.nin plastik atölyesi için ruhsat başvurusunda

bulunduğu, olay tarihi itibarıyla işletme ruhsatının olmadığı belirtilmiştir.

Ayrıca soruşturma sürecinde elde edilen verilerden işyerinin 2007 yılı içinde

ruhsatsız çalıştığının tespit edildiği ancak ruhsat alınması için süre

verilmesi dışında bir işlem yapılmadığı anlaşılmıştır.

17. Meydana gelen patlamaya ilişkin olarak olayın

aydınlatılması için delilleri toplayan ve tanık ifadelerine başvuran Başavcılık

ayrıca bilirkişi incelemesi de yaptırmıştır. 31/3/2008 tarihli rapor; yüksek

inşaat mühendisi, yüksek kimya mühendisi, yangın ve patlayıcı madde uzmanı,

makine mühendisi ve hukukçu bilirkişilerden oluşan heyet tarafından

hazırlanmıştır. Raporda öncelikle binanın yapı izin belgesinin 23/3/1990

tarihinde düzenlendiği ancak binanın yapı kullanma izin belgesi olmadığı, iskân

sırasında istenen itfaiye onayının da bulunmadığı, Zeytinburnu Belediyesi

tarafından sunulan dosyada binaya ait statik/mimari plan/projenin yer almadığı,

yapı inşaat kalitesinin yetersiz olduğu, bu yetersizliğin patlamanın yarattığı

etkiyi artırdığı ifade edilmiştir. Raporun devamında, yukarıda alıntısı yapılan

raporlarda olay yerinden toplanan numunelere ilişkin tespitlerle örtüşen

tespitler yapılmıştır. Bölgenin çeşitli sanayi kollarından irili ufaklı

yüzlerce imalathaneye ev sahipliği yaptığı ifade edilen raporda

yapılaşmanın/planlamanın çok karışık ve tehlike anında müdahaleyi zorlaştıran

bir görünüm arz ettiği vurgulanmıştır. Raporun sonuç kısmında özetle;

- Patlamada vefat eden işyeri sahibi S.B.nin işyerinin

kaçak ve ruhsatsız olması, iş ve sosyal güvenlik, belediye mevzuatı uyarınca

sorumluluklarını yerine getirmemesi, işyerinde yapılan faaliyete uygun önlemler

almaması, faaliyet konusunda uzmanlığı olmayan eğitimsiz personel çalıştırması

nedeniyle 2/10 oranında,

- İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ruhsatlandırma ve

denetleme görevlerini yerine getirmemesi, iskânsız binaya su ve kanalizasyon

hizmeti vermesi nedeniyle 3/10 oranında,

- Zeytinburnu Belediyesinin ruhsatsız çalışan işyerini

denetlememesi, iskânsız ve itfaiye onaysız binanın kullanımına izin vermesi

nedeniyle 3/10 oranında,

- BEDAŞ' ın iskânsız binaya elektrik bağlaması nedeniyle

1/10 oranında,

- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kontrol, teftiş

ve denetleme yetkisini kullanmaması nedeniyle 1/10 oranında kusurlu olduğu,

anılan kurumların kusuru ile yangın ve patlama olayı arasında da illiyet bağı

bulunduğu ifade edilmiştir.

18. Soruşturma evresinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğünden alınan 26/5/2008 tarihli cevap

yazısında; işyeri sahibi S.B.nin patlamanın meydana geldiği işyerini selüloit

ve plastik muhtelif eşya üreten işyeri olarak bildirdiği, fişek ve maytap işini

sakladığı, bölge müdürlüklerinin tescili yapılan işyerlerinin tamamını teftiş

etmesi gerektiğine yönelik mevzuatın bulunmadığı, işyerlerindeki işçi sağlığı

ve iş güvenliğini sağlama görevinin esas itibarıyla işverenlere ait olduğu

ifade edilmiştir.

19. Başsavcılığın ayrıca İSKİ ve BEDAŞ ile aboneliklerin

nasıl yapıldığına ilişkin detayların anlaşılması adına yazışmalar yaptığı,

Belediyeyle yaptığı yazışmalarla da işyerinin inşa edildiği tarihten patlamanın

gerçekleştiği tarihe kadar olan dönemde kimlerin konuyla ilintili birimlerde

görev aldığını tespit ettiği görülmüştür.

20. Başsavcılık, Belediyede görevli kişilerin şüpheli

sıfatıyla ifadelerini almıştır. İmar ve Şehircilik Müdürü H.K. suça konu

işyerinin iskân ruhsatının olmadığını, talep edilmesi hâlinde şartları varsa

verilebileceğini, binada ruhsatsız işyerleri olup olmadığını bilmediğini, böyle

bir görevinin de bulunmadığını ifade etmiştir. İmar ve Şehircilik Müdürü Ş.Y.;

patlamanın olduğu dönemde Belediyede görevli olmadığını, inşaat kalitesinden

binayı yapan mühendisin sorumlu olduğunu, kendisinin inşaat projesini kontrol

etmekle yükümlü olduğunu, bu sorumluluğu da yerine getirdiğini beyan etmiştir.

Ruhsat ve Denetim Müdürü R.T.; ilgili işyerinin patlamadan dört beş gün önce

ruhsat müracaatının olduğunu ancak bunun gerçeğin saklanmak suretiyle patlayıcı

üretimi yapıldığı belirtilmeyen bir müracaat olduğunu, Belediyede personel

sayısının yetersiz olduğunu, bu nedenle denetim görevinin gereği gibi yerine

getirilemediğini, daha önce işyerine ekibinin bir defa gittiğini ve işyerinin

ruhsatsız olduğunu tespit ettiğini belirtmiştir. Zabıta Müdürü F.K. ilgili

işyerini denetlemenin kendi görevleri olduğunu, aynı binadaki kot atölyesinin

daha önce İSKİ'den gelen talep üzerine mühürlendiğini, patlamanın olduğu

işyerinin ruhsatsız olup olmadığından haberdar olmadığını ifade etmiştir. İmar

ve Planlama Müdürü S.K. ise kendisinden sonra bu görevi sırasıyla Ş.Y. ve

H.K.nın üstlendiğini, binanın yapım süreci ile ilgili herhangi bir işleminin,

imzasının bulunmadığını beyan etmiştir.

21. Başsavcılık yürüttüğü soruşturma sonunda Zeytinburnu

Belediyesinde görevli olan Zabıta Müdürü F.K. (2000-...), Ruhsat ve Denetim

Müdürü R.T. (2004-...), İmar ve Şehircilik Müdürü Ş.Y. (2004-...), İmar ve

Şehircilik Müdürü H.K. (2007-...), İmar ve Planlama Müdürü S.K. (2000-2004)

hakkında görevi kötüye kullanma ve taksirle öldürme suçu isnadıyla iddianame

düzenlemiştir. 28/10/2009 tarihli iddianamede ayrıca patlamanın meydana geldiği

binanın sahipleri Rem.K. ve Res.K. ile işyerinde işçi olarak çalışan H.A.nın da

taksirle öldürme suçu isnadıyla cezalandırılmaları istenmiştir. İddianamenin

ilgili kısmı şöyledir:

"Maktül [S.B.]'ın önce babası ile birlikte,

daha sonra tek başına 31.12.2004 tarihinden itibaren patlamanın meydana geldiği

tarihe kadar işletme izin belgesi ve çalışma ruhsatı olmadan bu işyerinde

parlayıcı ve patlayıcı proteknik madde imalatı yaptığı anlaşılmıştır. Burada

işçi olarak çalışan [Ö.A.] ve şüpheli [H.A.]nın ifadelerine göre

bu işyerine Zeytinburnu Belediyesi yetkililerinin denetim amacıyla bir çok defa

gittikleri halde kapatılıp mühürlenmesi yönünde hiç bir işlem yapmadıkları,

ilgili emniyet birimlerine bildirmedikleri ve böylece olayın oluşumuna sebep

oldukları anlaşılmıştır.

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi

kanununun 7. Maddesine göre 1. Sınıf gayri sıhhi müesseseleri ruhsatlandırmak

ve denetlemek görev ve yetkisi Büyükşehir Belediyelerine verilmiştir, madde

içeriğine göre ... patlayıcı ve yanıcı madde üretim ve depolama yerlerini

tespit etmek, fabrika ve sanayi kuruluşları ile kamu kuruluşlarını yangına ve

diğer afetlere karşı alınacak önlemler yönünden denetlemek izin ve ruhsatları

vermekle görevlendirilmiştir, ancak; Büyükşehir Belediyesinde görev yapan

yetkili ve sorumlular haiz oldukları bu yetki ve görevlerini bu işyerinde

imalat yapan maktül [S.B.]'ye

karşı kullanmamışlardır ve bu olayın meydana gelmesinde kusurlu bulunmuşlardır.

3194 sayılı İmar Yasasına göre yapı

ruhsatiyesi, yapı kullanma ruhsatiyesi olmadan binalarda herhangi bir sınai

faaliyette bulunulamaz, elektrik- su ve kanalizasyon hizmeti verilemez hükmünün

açıkça yer almasına rağmen patlamanın meydana geldiği binada yapı kullanma izni

olmadığı halde binanın tümünün kiralandığı ve atölyeler halinde sınai faaliyetlerde

bulunulduğu anlaşılmıştır.

Bu nedenlerle bilirkişi heyeti

Zeytinburnu Belediyesinin yanısıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi, BEDAŞ, İSKİ

ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına da kusur izafe etmiş ise de;

Büyükşehir Belediyesi sorumlu ve yetkilileri ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürü haklarında 4483 sayılı yasa gereğince

soruşturulmaları valilik iznine tabi bulunmaları nedeni ile İstanbul

Valiliğinden soruşturma yapılması için izin talep edilmiş, ancak soruşturma izni

verilmemiştir. Bunun üzerine yasal süre içinde izin verilmemesine ilişkin

karara karşı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığına itirazda bulunulmuş

ise de; yapılan itiraz mahkemenin kayıtlarına yasal sürede girmediği gerekçesi

ile süre aşımı nedeni ile itiraz red edilmiş olmakla haklarında Kovuşturma

Yapılmasına Yer Olmadığına Dair, İSKİ'nin yetkili ve sorumlu personeli ile

BEDAŞ'ın yetkili ve sorumlu personeli haklarında ise TCK.nun 184/6 madde ve

fıkrasına göre suçun unsurları oluşmadığından Kovuşturma Yapılmasına Yer

Olmadığına Dair; Zeytinburnu Belediyesi eski Ruhsat Müdür [H.A.] hakkında suça konu yer maktül

[S.B.]'ye kiraya verilmeden önce tayinle Küçükçekmece Belediyesine atanarak

gittiği ve yüklü suçu işlemediği anlaşılmakla Kovuşturma Yapılmasına Yer

Olmadığına Dair Ek Karar verilmiştir.

Yukarıda kimlikleri yazılı şüphelilerden [F.K.], [R.T], [H.K.], [Ş.Y] ve

[S.K.]'nın Zeytinburnu Belediyesinin yetkili ve görevlileri oldukları yasa

ile kendilerine verilen görev ve yetkilerin aynı zamanda bir sorumluluğu da

içerdiği, ruhsatsız işletilen kot yıkama atölyesinin ruhsat işlemi kamuoyunda

aşırı tepki doğurmamasına rağmen çok defa denetlenip mühürlendiği ve Cumhuriyet

Savcılığına suç duyurusunda bulunulduğu halde aynı binanın 3. Katında ruhsatsız

olarak patlayıcı madde depolayıp imalatını yapan maktül [S.B.]'ın 4 yıl

boyunca hiç bir işlem yapılmaması göre ve yetkinin içerdiği sorumlulukla

bağdaşamaz.

Her ne kadar şüpheliler savunmalarında

suçlamayı kabul etmemiş iseler de; görev ve yetkilerini kullanma ya da

kullanmamak suretiyle doğacak sorumluluğu kabul etmemek, onu dışlamak yasanın

içeriğine aykırı olduğu açıktır. Bu nedenle şüphelilerin görevlerini kötüye

kullanmak suretiyle olayın meydana gelmesine, 21 kişinin ölmesine ve 115

kişinin yaralanmasına sebebiyet verdikleri ve böylece yüklü suçları

işledikleri; şüpheliler [Rem.K.]

ile [Res.K.]'nın binanın sahipleri oldukları, inşaatta deniz kumunu

kullandıkları, çimento dozajının az olduğu bu nedenle beton dayanımının minimum

160 KG/ santimetrekare altında ortalama 65-80 Kg/santimetrekare olduğu ve bu

nedenle de patlamanın boyutlarını arttırdığı anlaşılmakla yüklü suçu

işledikleri; şüpheli [H.A]'nın olay günü işyerinde kimyasal maddelerin

oluşturduğu toz karışımını süpürmek suretiyle önce yangın, sonra da patlamanın

oluşumuna neden olduğu ve böylece tüm şüphelilerin kendilerine yüklenen suçu

işledikleri, olay yerinde yapılan inceleme ve keşiften, muhafaza altına alınan

patlayıcı maddelerden, ekspertiz raporlarından, bilirkişi heyetinin tanzim

ettiği rapordan ve tüm evrak kapsamından anlaşılmakla;

Şüphelilerin yargılanmalarının yapılarak

eylemlerine uyan ve yukarıda yazılı yasa maddeleri uyarınca ayrı ayrı

CEZALANDIRILMALARINA karar verilmesi kamu adına iddia olunur."

22. İddianameyi 8/12/2009 tarihinde kabul eden Bakırköy

6. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) dava dosyasını şüpheli A.T. (Çalışma ve Sosyal

Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürü) ile M.A. (Zeytinburnu Belediye

Başkanı) hakkında açılan dosyalar ile birleştirmiştir. Mahkeme; kovuşturma evresinde

Belediyeye yazılan müzekkereler ile gerek Belediye bünyesinde imar,

ruhsatlandırma ve denetim birimlerinde görev alan kişileri gerekse patlamanın

gerçekleştiği işyerinin hukuki durumunu tespit etmeye çalışmıştır. Mahkeme

ayrıca şüphelilerin patlamanın meydana gelmesinde kusurlarının olup olmadığını,

varsa hangi oranda olduğunu tespit etmek amacıyla bilirkişi incelemesi

yaptırmıştır. Bilirkişi heyeti makine, inşaat, kimya, elektrik elektronik

mühendisliği ile idare hukuku alanında öğretim üyesi olan akademisyenler ile

biri inşaat, biri makine alanında çalışan iki mühendisten teşekkül

ettirilmiştir.

23. 15/1/2014 tarihli raporda şüphelilerin

kusurları/kusur oranları yönünden yapılan tespitlere yer verilmiştir:

"- İş yeri sahibi müteveffa [S.B.], gerekli izinleri almadan

tehlikeli maddeleri taşıması/depolaması, üretmesi ve ticaretini yapması,

güvenli bir çalışma ortamı oluşturmaması nedeniyle patlamanın meydana

gelmesinde asli kusurlu,

- Binayı inşa eden ve sahibi olan [Rem. K.] ile [Res. K.],

binayı yeterli mukavemete sahip olacak şekilde inşa etmemeleri, iskan izni

olmadan kiracı kabul etmeleri, kiracıların beyan ettikleri amaç dışında binayı

kullanıp kullanmadıklarını denetlememeleri ve aksi davranışı resmi makamlara

bildirmemeleri nedeniyle tali kusurlu,

-Zeytinburnu Belediyesi çalışanları

zabıta müdürü [F.K.],

ruhsat ve denetim müdürü [R.T.], imar ve şehircilik müdürü [Ş.Y.],

imar ve şehircilik müdürü [H.K.], imar ve planlama müdürü [S.K.]

ise, yapılan işin niteliğinin ve arz ettiği tehlikenin zamanında tespit

edilememesi, patlamanın gerçekleştiği işyerinin yeterince denetlenmemesi,

tehlikenin risk gerçekleşmeden ortaya çıkarılamaması, patlamanın önlenememesi,

gereken izin ve ruhsatların alınmasının sağlanmaması nedeniyle tali kusurlu,

- İSKİ ve BEDAŞ yetkilileri, patlama ile

elektrik ve su bağlanması arasında ilinti bulunmadığı için kusursuz,

- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

çalışanları, sigortasız çalışmaya ilişkin bildirim bulunmadığından kusursuz,

- Zeytinburnu Belediye Başkanı [M.A.], belediyenin ruhsat ve denetim

için ayrı ayrı birimleri bulunduğundan ve başkanın kendisinin bizzat denetim

yapması söz konusu olmayacağından kusursuz,

- İşyerinde çalışan [H.A.], kimyasal maddeler ile ilgili

eğitime tabi tutulmadan istihdam edildiği için kusursuzdur."

24. Süreçte BEDAŞ ve İSKİ çalışanları hakkında suçun

unsurları oluşmadığından ve eski Belediye Ruhsat Müdürü H.A. hakkında da binada

patlayıcı madde imalatına başlanmadan başka belediyeye nakledildiği

anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği anlaşılmıştır.

25. Mahkeme 14/7/2014 tarihli kararı ile sanıklar H.A.,

A.T. ve M.A.nın beraatine, binayı inşa eden ve sahibi olan Rem.K. ile Res.K.nın

ayrı ayrı 5 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, Zeytinburnu

Belediyesi çalışanları olan Zabıta Müdürü F.K.nın 7 yıl 6 ay; Ruhsat ve Denetim

Müdürü R.T.nin 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına; İmar ve

Şehircilik Müdürü Ş.Y.nin 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının

30.400 TL adli para cezasına çevrilmesine; İmar ve Şehircilik Müdürü H.K.nın 3

yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın 18.200 TL adli para cezasına

çevrilmesine; İmar ve Planlama Müdürü S.K.nın da 5 yıl hapis cezası ile

cezalandırılmasına, cezanın 30.400 TL adli para cezasına çevrilmesine

hükmetmiştir. Mahkemenin mahkûmiyet hükümlerine esas aldığı suç, taksirle

öldürme suçudur. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Müteveffa [S.B.]'nın 31/12/2014 tarihinden

itibaren Zeytinburnu İlçesi, Çifte Havuzlar Caddesi, 1 nci Site Sokak,

No:44-3-4 adresinde binanın üçüncü katını ve çatı katını Sanıklar [R.K.]

ve [R.K.]'dan kiralayıp, işletme izin belgesi ve çalışma ruhsatı almadan

önceleri babası ile birlikte bilahare yalnız başına plastik madde imalatı

yaptığı görüntüsü altında gizleyerek parlayıcı ve patlayıcı piroteknik madde

imalatı yaptığı, yanında Katılan Sanık [H.A.] ile birlikte üç işçi

çalıştırdığı, patlamanın olduğu zamana kadar tanık beyanlarından anlaşıldığı

üzere Zeytinburnu Belediye Başkanlığınca mahalde defalarca denetim yapıldığı,

ancak patlama anına kadar patlamanın olduğu işyerinin hiç bir şekilde

Zeytinburnu Belediye Başkanlığı yetkililerince mühürlenmediği, faaliyetinin

engellenmediği, olay günü olan 31/01/2008 tarihinde saat 9.30 sıralarında

mahalde kaçak olarak üretilmekte olan piroteknik ürünlerin mahalde ısınma

amacıyla kullanılan elektrik ısıtıcılarının yaydığı ısı ile temas etmeleri

üzerine ilk patlamanın meydana geldiği, bu patlamanın yaydığı ısının ise

yaklaşık 1.5-2 dakika sonra mahaldeki diğer tüm piroteknik malzeme ile temas

ettiği ve ikinci büyük patlamanın meydana geldiği, her iki patlama sonucunda da

üzücü, facia niteliğinde neticenin meydana geldiği, iş bu işyerinde çalışmakta

olan iki kişi ile birlikte toplam 21 kişinin öldüğü, 115 kişinin çeşitli şekillerde

yaralandığı, patlama sonucunda işyerinin bulunduğu binan 3 üncü normal kat ve

çatı katının tamamen çöktüğü, çevre binalardaki işyerlerinde ve konutlarda,

parketmiş araçlarda çökme yıkılma boyutuna varacak ağır hasarlar ve maddi

zararların oluştuğu tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, mahkememizce oluşun bu

şekilde kabulünde vicdani ve hukuki zorunluluk görülmüş,

...

...somut olay ile sanıklar arasında

spesifik olarak öngörü ilişkisinin tesbit edilememiş olması nedeniyle

sanıkların neticeyi öngördüklerinden ve dolayısıyla bilinçli taksir sahibi

olduklarından bahsolunamayacağı, mahkumiyetine karar verilen sanıkların

tamamının iş bu nedenlerle tamamının adiyen taksir sahibi oldukları düşünülmüş

ve değerlendirilmiş,

...

Müteveffa [S.B.] nın kusurluluk durumu;

Müteveffa [S.B.] nın patlamanın olduğu yerdeki

işyerinde ruhsatsız olarak parlayıcı ve patlayıcı piroteknik maddeleri üreterek

... işyerini ... işyeri açma ve çalışma ruhsatı almadan faaliyete geçirmiş

olması, ... doldurması gereken formu doldurup yetkili idareye teslim etmemiş

olması, dolayısıyla ... asli kuralları ihlal etmiş olması,

Keza Müteveffa [S.B]'nın ... patlayıcı maddelerin

üretildiği veya işlendiği işyerlerinin kurulmasında dikkat edilmesi gereken

güvenlik uzaklıklarını hiç gözetmediği, ... bu maddelerin imal edildiği

işyerlerinin tek katlı, duvarları yanmaz, tavanları hafif ve kaymaz, tabanları

düz, yanmaz, sızdırmaz, çarpmayla büyük parçalar halinde etrafa dağılmayacak ve

zarar vermeyecek mika, telli cam gibi nitelikleri taşıması gerektiğini

gözetmediği, böylece iş bu konuda vazedilmiş zikrolunan iş bu aslikuralları

ihlal ettiğinin tereddütsüz olması,

Bunun gibi müteveffanın patlamanın

olduğu işyerinde ruhsatsız olarak parlayıcı ve patlayıcı madde imalatı ve

depolaması yaparken,... iş sağlığı ve güvenliği açısından elzem önlemlerinin

hiç birisini almadığı, böylece iş bu konuda da vazedilmiş zikrolunan iş bu asli

kuralları ihlal ettiğinin saptanmış olması,

Yine müteveffanın patlamanın olduğu

işyerinde ruhsatsız olarak parlayıcı ve patlayıcı madde imalatı ve depolaması

yaparken 506 sayılı Sayılı Yasadan kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal ettiği

gibi mahalde sigortasız işçi çalıştırdığı, böylece iş bu konuda da vazedilmiş

zikrolunan iş bu asli kuralları ihlal ettiğinin belirlenmiş olması,

...

karşısında, Müteveffa [S.B.]nın meydana gelen netice

açısından asli kusurlu olduğu hususunda mahkememizde hiç bir tereddüt

oluşmamış,

...

Sanıklar [Ş.Y.] ,[S.K.] ve [H.K.]

nın kusurluluk durumları;

Zeytinburnu Belediye Başkanlığından soruşturma

ve kovuşturma evresinde gelen cevabi müzekkerelerden Sanıklardan [S.K.] nın mimar olup, suç tarihinde

fiilen Zeytinburnu Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yapmakta olduğu,

2000 ila 27/08/2004 tarihleri arasında Zeytinburnu Belediye Başkanlığı İmar ve

Şehircilik Müdürlüğü görevini ifa ettiği,

Sanıklardan [Ş.Y.] nin inşaat mühendisi olup,

27/08/2004 tarihi ila 17/12/2007 tarihinden patlamanın olduğu tarihe kadar

Zeytinburnu Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü görevini ifa

ettiği, Sanıklardan [H.K.] nın inşaat mühendisi olup, 17/12/2007

tarihinden patlamanın olduğu tarihe kadar Zeytinburnu Belediye Başkanlığı İmar

ve Şehircilik Müdürlüğü görevini ifa etmekte olduğu belirlenmiş,

Yine kovuşturma ve soruşturma evresine

gelen cevabi müzekkerelerden, davaya konu patlamanın olduğu binaya Zeytinburnu

Belediye Başkanlığınca 26/09/1989 tarihinde temel ruhsatının verildiği,

23/03/1990 tarihinde ise temel üstü ruhsat izni tesis edilerek yapı ruhsatı

düzenlendiği, yapının inşasının 1992 yılında tamamlanarak, yapının iskan

edilmeye başlandığı belirlenmiş,

...bu nedenle Zeytinburnu Belediye

Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünce...binanın derhal mühürlenmesi, bina

sahiplerine imara aykırılıkları gidermesi hususunda kanundaki sürenin

verilmesi, bu süre içerisinde imara aykırılıkların giderilmemesi halinde

binanın yıktırılması görevlerinin bulunduğu ve bu görevlerin yerine

getirilmeyip 1990 yılında 2008 yılına kadar patlamanın olduğu yapıya ilişkin

olarak imar açısından herhangi bir denetimin yapılmamış olduğu, binanın bu

şekilde kullanılmasına sebebiyet verilmiş olduğu, bu şekilde iş bu sanıklarda

denetim görevlerinin yerine getirilmediği değerlendirilmiş,

...imar müdürü sanıkların İmar Kanunun

32 nci maddesinden kaynaklanan yükümlülükleri nedeniyle zikrolunan durumu

tesbit ettirmeleri ve kanunun 32 nci maddedeki müeyyideleri tereddütsüz

uygulamaları/uygulattırmalarının gerektiği, oysa bu yönde hiç bir adımın

atılmamış, işlemin tesis edilmemiş olduğu, öte yandan 1999 depreminden sonra

patlama anına kadarki süre içerisinde deprem mevzuatına göre yapılması gereken

denetim ve tesbit faaliyetlerine ilişkin amir hükümlerin dahi bu sanıklarca

yerine getirilmediği, binanın deprem karşısındaki durumunun ne olduğunun tesbit

edilmediği, yapının birinci grup sanayii alanında kalıyor olmasından

kaynaklanan kamuya yönelik tehlikeliliğinin açık olmasına karşın denetlenme

hususunda öncelikli sıralara da çekilmediği, dolayısıyla patlama olan binada

zikrolunan bu denetimleri müdürlüğünü yaptıkları dönemde denetleme yapmak

suretiyle tesbit edemeyen sanıkların iş bu eylemlerinin tali kusur olduğu ve

neticenin meydana gelmesinde katkısının bulunduğu düşünülmüş ve

değerlendirilmiş,

İşbu nedenlerle savunmanın patlamanın

olduğu bina için 12/10/2004 tarihinden önce yapılan binalar için yapı iskan

belgesi alınmasına hukuki gerek olmadığı savunmasına itibar olunmamış, kaldı

ki, bu savunmaya itibar olunması halinde dahi bu durum iş bu sanıkların tali

kusurlarını ortadan kaldırır mahiyette görülmemiş, zira mahalde piroteknik malzeme

üretildiği, iş bu maddelerin İşyeri Açma ve çalışma Ruhsatlarına Dair

Yönetmelik gereğince özel yapı şeklini gerektiren işyerinde üretilebileceği, bu

nitelikli işyerinin ise iskan belgesi olmadan üretime geçemeyeceği

değerlendirilmiş,

Sanıklar [F.K.] ve [R.T.]nin kusurluluk

durumları;

...belediye sınırların içerisinde

faaliyet gösteren işyerlerine ruhsat verilmesi, faaliyete geçirilmesi,

denetlenmesi, izinsiz veya verilen izne aykırı faaliyette bulunan işyerlerinin

faaliyetten menedilmesi görevinin belde belediyelerine ait olduğu, buna göre

belediyenin belde sınırları içerisindeki izinsiz faaliyet gösteren işyerlerini

saptaması ve bunlardan Valilik ve Büyükşehir Belediyesi ya da diğer mercilerin

iznine tabi olanları bu yerlere yönlendirmesi ve kurallara aykırı veya izinsiz

faaliyet gösteren işyerlerinin tesbiti halinde derhal faaliyetten men edilmesi

gerektiği, bu bağlamda belde belediyelerinin izinsiz faaliyet gösteren

işyerlerine gerekli izin alınıncaya kadar geçici olarak faaliyete devam için

izin verme yetkilerinin ve görevlerinin kesinlikle bulunmadığı, bu yönde

verilmiş izinlerin tamamının hukuka aykırı olduğu, davaya konu olayda Müteveffa

[S.B.]nın önceleri

babası ile birlikte bilahare tekbaşına 31/12/2004 tarihinden itibaren

patlamanın olduğu mahalde binanın üçüncü katı ile çatı katında işletme izin

belgesi ve çalışma ruhsatı olmadan parlayıcı ve patlayıcı madde imalatı

yaptığı, Zeytinburnu Belediye Başkanlığından gelen cevabi müzekkerelerden aynı

binada yeralan diğer işyerlerine Zeytinburnu Belediye Başkanlığınca muhtelif

zamanlarda denetim yapıldığının, ... mühürleme tedbiri uygulandığının

anlaşılmış olmasına rağmen, müteveffanın işyerinde patlama anının hemen

öncesinde kadar hiç bir denetim yapılmamış olmasının sanıkların her kisininin

de görevlerini gereği gibi yerine getirmediklerini gösterdiği, Sanık [H.A.]nın

belediye görevlilerinin defalarca mahalle geldiğine ve Müteveffa [S.B.]

ile yazıhanesinde müteveffa ile yalnız görüştüğüne dair savunmaları Tanık [Ö.]nün

tamamen bu sanığın beyanın teyid eder beyanları, dinlenen pek çok tanığın

mahalle çok sık aralıklarla belediye zabıtalarının geldiğine ve müteveffanın

işyerine çıktıklarına ilişkin beyanlarınınm da mahkememizin iş bu kabulunu

teyit ettiği, öte yandan [S.B.]nın işyerinin işyeri açma ve çalışma

ruhsatının bulunmadığının belediye görevlilerince işyeri açma izin harcı ile

ilgili yoklama fişi tanzim edilmesi esnasında 09/08/2007 tarihinde tesbit

olunduğu, bu tesbitten sonra müteveffanın işyeri açma ve çalışma ruhsatı

bulunmadığına ilişkin yoklama yazısının 13/08/2007 tarihinde Zeytinburnu

Belediye Başkanlığı Ruhsat ve Denetim Şube Müdürlüğüne gönderildiği, esasen iş

bu tarihte müteveffanın ruhsatsız işyerinin derhal mühürlenmesi ve faaliyetten

menedilmesinin gerektiği, ancak Ruhsat Şube Müdürlüğünün müdürlüklerine gelen

yazıyı tam beş ay kadar nezdinde bekletip, 04/01/2008 tarihinde Zabıta

Müdürlüğüne gönderdiği, zabıta Müdürlüğünün ise burayı derhal mühürlemesi

gerekir iken mühürlemediği, iş bu dönem içerisinde zikrolunan mahallin

mühürlenmesinin gerekmesine rağmen mühürlenmemesinin idarenin ehemmiyetli tali

kusuru olduğu ve mühürlenmesi halinde patlamanın meydana gelmemiş olabileceği,

Ruhsat Şube Müdürlüğünce hazırlanan tebliğatta müteveffaya yedi gün içerisinde

ruhsat için müracaat etmesinin, aksi halde mahallin mühürleneceğinin ihtar

olunduğu, bu tebliğin yapılmasından sonra müteveffanın 25/01/2008 tarihinde

plastik üretimi yapacağından bahisle Zeytinburnu Belediye Başkanlığına müracaat

ettiği, bu müracaat üzerine belediye zabıta görevlilerin 30/01/2008 tarihinde

mahalle gittikleri ve mahalde hiç bir denetleme yapmadan müteveffanın ruhsat

için başvurduğunu tesbit ile yetindikleri, halbuki mühürlenmesi gereken

işyerinin mühürlenmemesi halinde bile en azından beyan olunan faaliyete ilişkin

imalat yapılıp yapılmadığının tesbit edilmesi ve yapılmıyor ise derhal

mühürlenmesinin ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına bildirilmesi

hukuki gereğinin hiç değerlendirilmediği, kaldı ki Zeytinburnu Belediyesinin

patlamanın meydana geldiği işyerinde müteveffanın 4 yıl işyeri açma ve çalışma

ruhsatı almadan çalıştığını tesbit edememesi, tesbit ettikten sonraki 5 ay

boyunca belediyenin hiç bir işlem tesis etmemesi, işlem tesis etmeye başlama

kararı alındığında bu kararı hukuki zorunluluğa rağmen mühürleyerek işyerini

kapatma olarak belirlememesi hususlarının Müteveffa [S.] nin ruhsatsız

imalatının belediyenin ilgili birimlerince bilindiği ancak korunarak

faaliyetine göz yumulduğu hususunda mahkememizde vicdani kanaat oluşturduğu, iş

bu nedenlerle bu sanıkların patlamanın meydana gelmesinde ihlal ettikleri

ehemmiyetli oranda tali kusura işaret eder kural ihlallerinin bulunduğu

değerlendirilmiş ve bu sanıkların eylemlerinin neticenin meydana gelmesindeki

katkısının fazlalığı kısa kararda hüküm kurulur iken gözetilmiş,

...

Sanıklar [Rs. K.] ve [Rm. K.] nın

kusurluluk durumları;

...işbu sanıkların herşeyden önce

patlamanın olduğu binayı inşa eden müteahhitler oldukları, binayı suç tarihinde

ve halen yasaların öngördükleri şekilde inşa etmedikleri, Zeytinburnu Belediye

Başkanlığından gelen cevabi müzekkere ve eklerinden binanın mimari projeye

aykırı olarak yapıldığı, binanın iskan ruhsatının alınmadığı, yapı iskan

belgesi alınmadan kiraya verilmiş olduğu, çatı katının ruhsat ve eklerinde

olmamasına rağmen binaya kaçak olarak eklendiğinin anlaşılmakta olduğu

belirlenmiş, ... patlama neticesinin meydana gelmesinde tali kusurlu

olduklarını kabulde mahkememizde tereddüt oluşmamış, özellikle sanıkların

patlamanın meydana geldiği piroteknik ürünlerin kaçak olarak üretildiği çatını

katını; daha fazla haksız ekonomik menfaat elde etmek için idarece verilen

ruhsatlara ve mimari projeye tamamen aykırı olarak inşa etmiş olmaları ve

patlamanın bu kaçak çatı katında yapılmış olması karşısında iş bu eylemleri ile

ölüm ve yaralanma neticeleri arasında tali kusura varan bir irtibatın varlığını

kabul etmek gerekmiş ...

...iş bu sanıkların inşa etmiş olduğu

binanın beton dayanımındaki eksikliğin, patlamaya eklenen tali bir sebep olduğu

ve patlamanın neticelerini ehemmiyetli ölçüde attırdığı, dolayısıyla beton

dayanımındaki eksikliğin patlamaya eklenen ve neticeyi tali oranda meydana

getiren bir sebep olması nedeniyle sanıkların bu eylemleri nedeniyle de tali

kusurlu sayılmaları gerektiği değerlendirilmiş,

...işbu sanıkların 1 nci sınıf gayri

sıhhı müesseseler için öngörülen binalarda ve tedbirler ile üretilebilecek

piroteknik malzemenin bu vasıflara hiç bir şekilde uymayan kiralamış oldukları

işyerlerinde üretilmesine göz yumdukları, bu eylemlerinin de patlamaya eklenen

kusur olduğu, tali kusurlu kabul edilmeleri gerektiği düşünülmüş ve

değerlendirilmiş,

Sanıklar [M. A.] ve [A.T.] nin

kusurluluk durumları;

Mahkememizden her ne kadar bu iki

sanığın sevk maddeleri gereğince cezalandırılmaları istenilmiş ise de,

mahkememizce iş bu sanıklara ceza hukuku açısından atfedilebilecek asli veya

tali kusur bulunduğu hususunda vicdani kanaat oluşmamış,

Sanık [M.A.]'nın suç tarihlerinde ve öncesinde Zeytinburnu

Belediye Başkanı olduğu, 5393 Sayılı Belediye kanunun ve 5216 Sayılı Yasanın ilçe

ve belde belediyeleri görevlerini düzenlediği, kanunların belediyelere verdiği

görevlerin yine kanuna uygun olarak kurulan belediye birimleri arasında

yönetmeliklerle paylaştırıldığı, ... belediye başkanının denetim görevini

gereği gibi yerine getirmemesinin meydana gelen neticeye katkısını gözetmek

gerekeceği, mahkememizce imar ve şehircilik müdürlüğünün, zabıta müdürlüğünün,

ruhsat ve denetim müdürlüğünün patlamanın meydana gelmesinde tali kusurları

görülmüş ise de, Sanık [M.A.]nın eyleminin bu müdürlüklerin eylemini

özenle denetlememekten ibaret sayılabileceği, zira patlama sonucunu meydana

gelmesini denetlemesi gereken kişilerin eylemlerini denetlememenin bu sanığın

denetim görevinin denetleyenleri denetleme şeklinde üst denetim mekanizması

olması nedeniyle patlama sonucunda meydana gelen ölüm ve yaralanma neticeleri

ile bu sanığın üst denetim görevini yerine getirmemesi arasında hukuki illiyet

bağının olmadığı, dolayısıyla bu sanığın eyleminin taksirle birden fazla

kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet suçu olarak nitelendirmeye yasal

imkan bulunmadığı düşünülmüş,

...toplanan delillerden sanığın başkanı

olduğu belediyeyi genel olarak denetleme görevi hususunda bir eksikliğinin

saptanamadığı, patlama sonucunu oluşturan ve tali kusur olarak kabul edilen

sebeplerin hiçbirisinde de kişisel imzasının ya da dahlinin görülemediği, iş bu

nedenlerle bu sanığın üzerin görevi kötüye kullanmak veya ihmal etmek suçlarını

işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak kesin ve

inandırıcı delillerin bulunmadığı değerlendirilmiş,

Mahkememizce Sanık [A.T.] nin görevi kötüye kullanmak ve

taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet vermek

suçlarından dolayı cezalandırılması da istenilmiş ise de, mahkememizce bu

sanığın da her iki suçu da sabit görülmemiş, zira bu sanığın Çalışma Ve Sosyal

Güvenlik İstanbul İl Müdür olduğu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının il

teşkilatı görevinin kayıt dışı faaliyet gösteren işyerlerinin ve burada

çalıştırılan sigortaya tabi işçilerin tescil edilmesi ve kayıt altına alınması

ile ilgili olduğu, iş bu görevin bu teşkilata izinsiz faaliyet gösteren

işyerlerini mühürleme ve faaliyetten menetme yetkisini vermeyeceği, iş bu

sanığında İstanbul il müdürü olarak patlamanın olduğu yeri bu açıdan

müfettişlerine denetlettirebileceği, denetleme görevinin dahi bu sanığa ait

olmadığı, denetlemenin yapılıp yapılmadığın gözetmesinin ise işyerinin kayıt

dışı faaliyet gösteren işyerlerinden olup olmadığı hususunda ve işyerinde

çalıştırılan sigortaya tabi işçilerin tescil edilmesi ve kayıt altına altına

alınması ile ilgili olduğu, dolayısıyla iş bu denetim faaliyetinde yeterli özen

gösterilmemiş olmasının patlama sonucunu doğuran uygun sebep olarak kabul

olunamayacağı, bu sanığında üzerine atılı her iki suçun yasal unsurlarının

oluştuğuna dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve

inandırıcı delillerin elde edilemediği düşünülmüş,

Sanık [H.A.] nın kusurluluk durumu;

...sanığa atfedilen eyleminin

iddianamede kimyasal maddelerin oluşturduğu toz karışımını süpürmek suretiyle

yangının ve patlamanın oluşmasına sebebiyet vermek olarak nitelendirildiği,

oysa ... sanığın olay zamanı herhangi bir ısı kaynağı ile piroteknik maddelerin

temasını sağlayacak herhangi bir eylemi tesbit olunamadığın iş bu sanığın

üzerine atılı suçu işlediğine dair delillerin elde edilemediği, başka bir

anlatım ilem ile bu sanığın meydana gelen ölüm ve yaralanma neticelerini tevlit

edecek fiillerinin tesbit edilemediği, iş bu nedenlerle sanığın üzerine atılı

suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve

inandırıcı deliller elde edilemediği hususunda mahkememizde vicdani kanaat

oluştuğu, beraatine karar vermek gerektiği düşünülmüş ve değerlendirilmiş,

EYLEME MÜMAS KANUN MADDELERİ VE HUKUKİ

GEREKÇELER:

Mahkememizce Sanıklar [F.K.], [R.T.], [S.K.],

[Ş.Y.], [Rs. K.], [Rm.K.], [H.K.] eylemleri TCK.nın

85/2 nci maddesi kapsamında görülmüş, ... iş bu sanıkların ihlal ettikleri

kurallara göre tali kusurları ile ölüm ve yaralanma neticelerinin meydana

gelmesine sebebiyet verdikleri belirlendiğinden eylemlerini bu madde kapsamında

görmekte hukuki ve vicdani zorunluluk görülmüş,

Mahkememizce katılan tarafın sanıkların

eylemlerinin TCK.nın 83 üncü maddesi kapsamında kabul edilmesine ilişkin taleplerine

itibar olunamamış, zira TCK.nın 83 üncü maddesinin '[1] Kişinin yükümlü olduğu

belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm

neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren

yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.[2] İhmali ve icrai

davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai

davranışta bulunmak hususunda kanunî düzenlemelerden veya sözleşmeden

kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği

davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum

oluşturması gerekir. [3] Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan

kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine

yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan

yirmi yıla kadar, diğer hâllerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına

hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.' şeklinde düzenleme

ile kişinin yükümlü olduğu bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla

ölüm neticesinin meydana gelmesi halinde bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren

yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerektiğini emrettiği,

kanunun bu maddesinin ikinci fıkrasında da yükümlülük ihmalinin icrai davranışa

eşdeğer kabul edildiği iki hali tahdidi ve tadadi olarak saydığı, katılanlar ve

vekilleri sanıkların eylemlerinin bu madde kapsamında kaldığını iddia etmiş

iseler de bu düzenlemenin TCK.nın 83 üncü maddesinde düzenlendiği, TCK.nın 81

ve 82 nci maddelerinin yaşam hakkının kasten ihlalini cezai müeyyideye

bağladığı, TCK.nın 83 üncü maddesinin dahi düzenlendiği yer itibarıyla yaşam

hakkının kasten ihlalini cezalandırdığı, ancak bu bu eylemin ihmali davranışla

gerçekleştirmesini aradığı, dolayısıyla ihmali davranışla olsa ile kişilerin bu

madde gereğince cezalandırılabilmeleri için öldürme kastına sahip olmaları

gerektiği, oysa yukarıda izah olunduğu üzere mahkum olan sanıkların hiç birinin

ne doğrudan ve nede olası kasta sahip olmadıkları hususunda mahkememizde tam

bir vicdani kanaat oluştuğu, iş bu duruma göre de sanıkların eylemlerini bu

madde kapsamında kabul edebilmeye yasal imkan bulunmadığı değerlendirilmiş,

Mahkememizce mahkumiyetine karar verilen

sanıkların eylemleri her ne kadar iddianamede TCK.nın 85/1 ve hemde TCK.nın

257/1 inci maddesi kapsamında görülerek her iki kanun maddesi gereğince ayrı

ayrı cezalandırılmaları talep olunmuş ise de, TCK.nın 44/1 inci maddesinin '[1]

İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren

kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.'

şeklinde düzenlemesi ile bir fiil ile kanunun farklı hükümlerini ihlal eden

sanığa en ağır cezayı gerektiren suçtan ceza verilmesini emrettiği, dolayısıyla

mahkumiyetine karar verilen sanıkların aynı eylemleri ile hem TCK.nın 85/2 ve

hem de TCK.nın 257/1 inci maddesi gereğince ihlal etmiş oldukları

saptandığından sanıkların eylemlerini en ağır cezayı gerektiren TCK.nın 85/2

inci maddesi kapsamında görmek ve mahkum olan sanıkların cezalarını bu madde

gereğince kurmak gerektiği hususunda vicdani kanaate ulaşılmış,

...

Mahkememizce mahkum olan sanıkların

eylemlerinde TCK.nın 22/3 üncü maddesindeki maddesindeki 'Kişinin öngördüğü

neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir

vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar

artırılır.' hükmünün uygulanmasına yasal imkan görülmemiş, zira patlama

neticesinin meydana gelmesinde yukarıda gerekçeleri izah olunduğu üzere sanıkların

doğrudan veya olası kastlarının bulunmadığı, sanıkların neticeyi öngörebilmiş

olmaları nedeniyle bilinçli taksirli olduklarının kabulune de yasal imkan

bulunmadığı değerlendirilmiş,

...

Bu kabullere göre ...hüküm kurmak

gerekmiştir..."

26. Söz konusu hüküm, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin

26/10/2017 tarihli kararı ile kısmen onanmış; kısmen de bozulmuştur. Beraat

hükümleri ile sanık Res.K. ve Rem.K. hakkında verilen mahkûmiyet hükümleri

yönünden karar Daire tarafından onamıştır. Kararın S.K. hakkındaki kısmı

bozulmuş ve S.K. hakkındaki dava yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı

verilmiştir. Zeytinburnu Belediyesi çalışanı olan diğer görevliler hakkında

verilen hüküm de suç nitelemesinde hata yapıldığı gerekçesiyle bozulmuştur.

Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"

...

[S.K.] hakkındaki hükme yönelik

temyiz istemlerinin incelenmesinde;

[S.K.] nın 07.12.2000 ile 27.08.2004

tarihleri arasında Zeytinburnu Belediyesi İmar İşleri Müdürü olarak görev

yaptığı, her ne kadar sanığın eylemi taksirle öldürme suçu kapsamında

değerlendirilerek bu suçtan sanığın mahkumiyetine karar verilmiş ise de; 3194

sayılı İmar Kanunu ile ilgili mevzuat hükümleri incelendiğinde, binaya 1989

yılında temel ruhsatı, 1990 yılında ise temel üstü yapı ruhsatı düzenlenmesi akabinde

beyanlara göre binanın tamamlandığı 1992 yılından sonra binada iskan edilmeye

başlandığı halde, olay tarihine kadar aradan geçen zamanda iskan izni

bulunmayan ve inşai açıdan imara aykırılıkları bulunan binada, İmar Kanunu'nun

29, 30, 31, 32. maddeleri kapsamında herhangi bir imar denetimi yapılmadığı,

yapının imar durumunun tespit edilmediği, buna dair gerekli yaptırımların

uygulanmadığı, İmar Mevzuatı'nda belirtilen süreler dikkate alındığında yapı

ruhsatı verilen binanın tamamlanması akabinde iskan belgesi alınmadan

kullanılmaya başlanması sebebiyle, fiilen ve hukuken tamamlanmamış olan binanın

bu suretle yapı ruhsatının da hükümsüz hale geldiği, yapı ruhsatında

bulunmamasına rağmen, yapıda ruhsata aykırı olarak çatı katı inşaa edilmesinin,

yapının mimari proje ile ruhsat ve eklerine aykırı inşaa edildiğinin en büyük

göstergesi olduğu, tüm bu tespitler kapsamında Zeytinburnu Belediyesi İmar ve

Şehircilik Müdürlüğü'nün aradan geçen onca zamanda yapıdaki imara aykırılığı

denetimler yolu ile tespit ederek mevzuat kapsamında görevlerini gereği gibi

yerine getirmediği, bu nedenlerle 07.12.2000 ile 27.08.2004 tarihleri arasında

Zeytinburnu Belediyesi İmar İşleri Müdürü olarak görevli olan sanık [S.K.]nın

eyleminin taksirle öldürme suçu kapsamında değil, 5237 sayılı TCK'nın 257/2.

maddesinde düzenlenen ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu kapsamında

değerlendirilerek bu suçun unsurlarının oluştuğunun kabulünde zorunluluk

bulunduğu, sanık [S.K.]'nın İmar ve Şehircilik Müdürlüğü görevinin 2004

yılında sona ermesi sebebiyle bu sanık bakımından ihmal suretiyle görevi kötüye

kullanma suçunun suç tarihinin görevinin bittiği tarih olan 27.08.2004 tarihi

olduğunun kabul edildiği, sanığın işlediği sabit olan bu suçun, suç tarihi

itibariyle yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 230. ve 204. maddelerinde

karşılığının bulunduğu, zamanaşımı bakımından sanık lehine olması sebebiyle 765

sayılı TCK hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmiş; Sanığa isnat

edilen bu suç 765 sayılı TCK'nın 102/4. maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımına

tabi olup kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu

süre 104/2. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, suç tarihi

olan 27.08.2004tarihinden itibaren 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2.

maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık zamanaşımı süresine bu sanık hakkında

soruşturma izninin istendiği 07.11.2008 tarihi ile soruşturma izninin verilmesi

kararının kesinleştiği 11.03.2009 tarihleri arasında geçen süre eklendiğinde

dahi, sanık hakkında zamanaşımının hüküm tarihinden önce gerçekleştiği

gözetilmeden, yargılamaya devamla ve suç vasfında yanılgıya düşülerek sanık

hakkında yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, kanuna aykırı olup, sanık

müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu

sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan

1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, yeniden yargılama

yapılmasını gerektirmeyen bu hususta CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye

dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkında açılan kamu

davasının sanık lehine olan 765 sayılı TCK’nın 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı

CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince DÜŞMESİNE;

Sanıklar [Ş.Y.], [H.K.], [F.K.]

ve [R.T.] hakkındaki hükümlere yönelik temyiz istemlerinin

incelenmesinde;

a-Sanık [Ş.Y.]m'ın 27.08.2004 tarihi ile

17.12.2007 tarihleri arasında Zeytinburnu Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürü

olarak görev yaptığı, sanık [H.K.]'nın ise 17.12.2007 tarihinden

itibaren olay tarihinde ve sonrasında Zeytinburnu Belediyesi İmar İşleri Müdürü

olarak görev yaptığı, sanık [Ş.Y.] için suç tarihinin görevinin sona

erdiği 17.12.2007 tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği, sanık [S.K.]

hakkındaki bölümde irdelendiği üzere, bu sanıkların da İmar ve Şehircilik

Müdürü olarak görev yaptıkları kendi dönemlerinde, yapıdaki imara aykırılığı

denetimler yolu ile tespit etmeyerek mevzuat kapsamında görevlerini gereği gibi

yerine getirmedikleri, bu nedenlerle belirtilen tarihlerde Zeytinburnu

Belediyesi İmar İşleri Müdürü olarak görevli olan sanıkların eyleminin taksirle

öldürme suçu kapsamında değil, 5237 sayılı TCK'nın 257/2. maddesinde düzenlenen

ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilerek bu

suçun unsurlarının oluştuğunun kabulünde zorunluluk bulunduğu gözetilmeden suç

vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması;

b-Sanık [R.T.]nin 21.04.2004 tarihinden

itibaren olay tarihinde halen görevde olan Zeytinburnu Belediyesi Ruhsat İşleri

Müdürü olarak, sanık [F.K] nın ise 19.06.2000 tarihinden itibaren olay

tarihinde halen görevde olan Zeytinburnu Belediyesi Zabıta Müdürü olarak görev

yaptığı, 3572 sayılı İş Yeri Açma ve Çalışma Ruhsatları Kanunu ile buna dair

yönetmelikler ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile 5393 sayılı

Belediye Kanunu hükümleri incelendiğinde, birinci sınıf gayrisıhhi

müesseselerin ruhsatlandırma işlemlerinin Büyükşehir Belediyesi tarafından

yürütültüğü, ancak ölen [S.B.]'ın, faaliyet konusunu ikinci sınıf

gayrisıhhi müessese kapsamında olan 'plastik imalatı' olarak beyan etmesine

rağmen kaçak yollardan ve ruhsatsız olarak iş yerinde parlayıcı ve patlayıcı

piroteknik madde imalatı yaptığı, patlamanın meydana geldiği aynı binada kot

yıkama atölyesi olarak faaliyet gösteren I... Tekstil isimli iş yeri tarafından

üretimden kaynaklanan endüstriyel nitelikli atık suların arıtılmadan direkt

olarak alıcı ortama verildiğinin tespiti üzerine İSKİ tarafından ilk olarak

2004 yılında durumun Zeytinburnu Belediyesi'ni bildirilmesi akabinde

Belediye'nin zabıta memurları tarafından mahallinde yapılan denetimler

sırasında iş yerinde mühürlemeler yapıldığı, akabinde İSKİ'nin çeşitli

dönemlerde aynı iş yeri ile ilgili benzer ihbarlarda bulunması üzerine

Belediye'nin zabıta memurlarının birçok kez aynı iş yerinde yaptıkları

denetimlerde iş yeri sahibinin mühür fek-i yaptığı tespit edilerek iş yerinin

her seferinde yeniden mühürlendiği, Belediye zabıtaları tarafından her

seferinde İSKİ'den gelen ihbar üzerine yeniden olay yerine gidilerek tutanaklar

tanzim edildiği, bu işlemlerin 2007 yılına kadar sürdüğü ve en son kontrolün

12.09.2007 tarihinde yapıldığı, yine aynı iş hanında bulunan birçok firmanın

ruhsatlarının bulunup bulunmadığının tespiti ve ruhsat işlemlerinin

tamamlanması aşamalarında aynı iş hanına birçok kez giden, belediyenin kolluk

görevlileri olarak görev yapan belediye zabıta memurlarının olaya konu ölen [S.B.]'ye

ait iş yerinde kaçak yollardan patlayıcı madde üretildiğini tespit

edemedikleri, dosya kapsamından olaya konu iş yerinde olay öncesi Ruhsat ve

Denetim Müdürlüğü ile Zabıta Müdürlüğü tarafından gerekli denetimlerin

yapıldığına dair herhangi bir belgeye rastlanılmadığı, özellikle ölen [S.B.]nin

iş yerinde çalışan katılan sanık [H.A.] ile tanık [Ö.A.]'nın

beyanları ve aynı iş hanında farklı iş yerlerinde çalışan mağdur ve tanıkların

beyanları incelendiğinde, hiçbir güvenlik önlemi alınmadan ve tüm mevzuat

hükümleri hiçe sayılarak binanın çatı katında ve çatı katının altındaki üçüncü

katın ölene ait bölümünde patlayıcı madde imalatının yapıldığı, Belediye zabıta

ekiplerinin iş yerine birçok kez geldikleri, her seferinde öleni ruhsat

alınması konusunda uyardıkları, ölen tarafından bu iş yerinde patlayıcı madde

imalatı yapıldığının iş hanında çalışan diğer kişiler tarafından da bilindiği,

maytap üretiminde kullanılan kimyasalların farklı şekilde koku yaydığı,

beyanlar ile de sabit olduğu üzere iş yerinde bulunan çuvallarca kimyasal

maddenin kimseye görünmeden binanın en üst katına taşınmasının da mümkün

olamayacağı, böyle bir durumda ölenin büyük bir gizlilikle imalat yaptığından

söz edilemeyeceği gibi, ölenin ruhsatsız bir şekilde tehlikeli patlayıcı madde

imal ettiğinin Zeytinburnu Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü ile Zabıta

Müdürlüğü tarafından yerinde ve etkin bir denetim yapılması halinde kolaylıkla tespit

edilebileceği, teknik bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere Mevzuat

açısından ölen [S.B.]'ın 25.01.2008 tarihinde plastik atölyesi

işleteceğini beyan ederek ruhsat başvurusunda bulunması akabinde iş yerine

30.01.2008 tarihinde giden memurların, iş yeri için ruhsat başvurusunda

bulunulduğunu tespit etmekten başka bir şey yapmadıkları, oysa ki iş yerine

giden zabıta memurlarının iş yerindeki kaçak patlayıcı madde üretimini fark

etmemelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, Zeytinburnu Belediyesi

Ruhsat Müdürlüğü ile Zabıta Müdürlüğü tarafından patlamanın meydana geldiği iş

yerinin dört yıl boyunca iş yeri açma ve çalışma ruhsatı olmadan faaliyette

bulunduğu tespit edilemediği gibi, iş yeri açma ve çalışma ruhsatına sahip

olmadığı tespit edildikten sonra ise yaklaşık beş ay iş yerini kapatmak için

hareketsiz kalınarak herhangi bir girişimde bulunulmadığı, bu iş yerine yönelik

işlemlere başlandığı aşamada ise ruhsatsız patlayıcı madde üretilen bu iş

yerini Mevzuat'ın emrettiği şekilde kapatmak yerine, sahibine ruhsat

başvurusunda bulunması için süre verilerek faaliyetine devam etmesine izin

verildiği, Zeytinburnu Belediyesi Ruhsat Müdürlüğü ile Zabıta Müdürlüğü

tarafından patlamanın meydana geldiği iş yerinin dört yıl boyunca iş yeri açma

ve çalışma ruhsatı olmadan faaliyette bulunduğu tespit edilemediği gibi, iş

yeri açma ve çalışma ruhsatına sahip olmadığı tespit edildikten sonra ise

yaklaşık beş ay iş yerini kapatmak için hareketsiz kalınarak herhangi bir

girişimde bulunulmadığı, bu iş yerine yönelik işlemlere başlandığı aşamada ise

ruhsatsız patlayıcı madde üretilen bu iş yerini Mevzuat'ın emrettiği şekilde

kapatmak yerine, sahibine ruhsat başvurusunda bulunması için süre verilerek

faaliyetine devam etmesine izin verildiği, ancak Mevzuat kapsamında iş yerinin

izinsiz faaliyet gösterdiğinin tespit edilmesi halinde Belediye'nin gerekli

izin alınıncaya kadar bu iş yerini faaliyetten derhal men etmesi zorunlu olup,

iş yerinin ruhsat alınıncaya kadar faaliyetine geçici olarak devam etmesine

izin veren herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, ayrıca 09.08.2007 tarihli

yoklama fişinin Mali Hizmetler Müdürlüğü tarafından 13.08.2007 tarihinde Ruhsat

ve Denetim Müdürlüğü'ne gönderilmesi akabinde, bu iş yeri ile ilgili Ruhsat ve

Denetim Müdürlüğü tarafından yaklaşık 5 ay boyunca işlem yapılmama gerekçesinin

de anlaşılamadığı;

Tüm bu belirlemeler karşısında olaya

konu iş yerinde patlayıcı madde imal edildiğini bildiklerine dair açık bir

tespit bulunmayan olay tarihinde Ruhsat ve Denetim Müdürü olan sanık [R.T] ile Zabıta Müdürü olan sanık [F.K.]'nın,

iş yerini yeterince denetlemeyerek, yapılan işin niteliğini ve çevre için

oluşturduğu tehlikeyi zamanında ortaya çıkarıp önlemeyerek, gerekli ruhsat

belgesinin almasını sağlamayarak görevlerinin gereklerine aykırı hareket edip

kişilerin mağduriyetlerine sebebiyet verdikleri, sanıkların eylemlerinin 5237

sayılı TCK'nın 257/1. maddesindeki görevi kötüye kullanma suçunun kapsamında

değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek

yazılı şekilde hüküm kurulması;

...

Kanuna aykırı olup, sanıklar müdafileri

ile katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden,

... BOZULMASINA; 26.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi."

27. Mahkeme, bozma kararına uymak suretiyle 17/1/2019

tarihinde bozulan kısımlar için yeniden hüküm kurmuştur. Buna göre Mahkeme,

görevi kötüye kullanma -görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle-

suçunu işledikleri gerekçesine yer vererek İmar ve Şehircilik Müdürü Ş.Y.nin

takdirî indirimle 10 ay, İmar ve Şehircilik Müdürü H.K.nın takdirî indirimle 10

ay, Zabıta Müdürü F.K.nın takdirî indirimle 1 yıl 8 ay, Ruhsat ve Denetim

Müdürü R.T.nin takdirî indirimle 1 yıl 8 ay hapis cezası ile

cezalandırılmalarına hükmetmiş ve şartları oluştuğu için dört sanık için de

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Mahkeme;

takdirî indirim için sanıkların geçmişteki hâlleri, sosyal durumları, suç

sonrası ve yargılama sürecinde dosyaya yansıyan tutum ve davranışları ile

verilen cezanın sanıkların geleceği üzerindeki olası etkilerini gerekçe

göstermiştir. Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünden ise

sanıkların daha önceden kasıtlı bir suçla mahkûm edilmemiş olması, sanıkların

kişilik özellikleri itibarıyla yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaat

oluşması, basit bir araştırma ile tespit edilebilecek somut ve ölçülebilir bir

zararın meydana gelmemesi hususlarına gerekçesinde yer vermiştir. Karar

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

" ...

İstanbul ili, Zeytinburnu İlçesi,

Maltepe Mahallesi, Site Sokak No:44 adresinde bulunan, Topkapı Sanayi Bölgesi

içinde kalan binanın üçüncü katı ile bu katın üzerindeki çatı katında, resmi

kayıtlara göre plastik oyuncak imalatı alanında faaliyet gösteren ölenlerden [S.B.]'ın, kaçak yoldan maytap ve

havai fişek imalatı yaptığı iş yerinde olay günü saat 09.30 sıralarında, ilk

olarak üçüncü kattaki bölümde meydana gelen patlamanın yaklaşık bir buçuk

dakika sonra çatı katındaki bölüme sirayet etmesi sonucu art arda meydana gelen

patlamada binanın 3, 4, 5. katlarının tamamen çöktüğü, patlama sonucu işveren [S.B.]

dahil 21 kişinin öldüğü ve çok sayıda kişinin çeşitli yerlerinden

yaralandıkları olayda,

Sanıklar [Ş.Y.] ve [H.K.] yönünden

yapılan değerlendirmede;

3194 sayılı İmar Kanunu ile ilgili

mevzuat hükümleri gereğince binaya 1989 yılında temel ruhsatı, 1990 yılında ise

temel üstü yapı ruhsatı düzenlenmesi akabinde beyanlara göre binanın

tamamlandığı, 1992 yılından sonra binada iskan edilmeye başlandığı halde, olay

tarihine kadar aradan geçen zamanda iskan izni bulunmayan ve inşai açıdan imara

aykırılıkları bulunan binada, İmar Kanunu'nun 29, 30, 31, 32. maddeleri

kapsamında herhangi bir imar denetimi yapılmadığı, yapının imar durumunun

tespit edilmediği, buna dair gerekli yaptırımların uygulanmadığı, İmar

Mevzuatı'nda belirtilen süreler dikkate alındığında yapı ruhsatı verilen

binanın tamamlanması akabinde iskan belgesi alınmadan kullanılmaya başlanması

sebebiyle, fiilen ve hukuken tamamlanmamış olan binanın bu suretle yapı

ruhsatının da hükümsüz hale geldiği, yapı ruhsatında bulunmamasına rağmen,

yapıda ruhsata aykırı olarak çatı katı inşaa edilmesinin, yapının mimari proje

ile ruhsat ve eklerine aykırı inşaa edilmiş olduğu, bu tespitler kapsamında

Zeytinburnu Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü'nün aradan geçen zamanda

yapıdaki imara aykırılığı denetimler yolu ile tespit ederek mevzuat kapsamında

görevlerini gereği gibi yerine getirmedikleri, sanık [Ş.Y.]'ın 27/08/2004-17/12/2007

tarihleri arasında Zeytinburnu İmar ve Şehircilik İl Müdürü, sanık [H.K.]'ün

17/12/2017 tarihinden olay tarihine kadar Zeytinburnu İmar ve Şehircilik İl

Müdürlüğünde İmar ve Şehircilik Müdürü olarak görev yaptıkları, görev

yaptıkları sırada yapıdaki imara aykırılığı denetimler yolu ile tespit

etmeyerek mevzuat kapsamında görevlerini gereği gibi yerine getirmediklerinden

görevi ihmal suçunu işledikleri sabit görülmüştür.

Sanıklar [F.K.] ve [R.T.] yönünden

yapılan değerlendirmede; [F.K.]'nın Haziran 2000 tarihinden patlamanın

olduğu tarihe kadar Zeytinburnu Belediye Başkanlığı zabıta Müdürlüğü görevini,

sanık [R.T.]nin 2004 yılından patlamanın olduğu tarihe kadar Zeytinburnu

Belediye Başkanlığı Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü görevini ifa ettiği, olay

tarihinden önce ve 09.08.2007 tarihinde olayın gerçekleştiği iş yerinde

Zeytinburnu Belediyesi Mali Hizmetler Müdürlüğü tarafından yapılan inceleme

sonucu düzenlenen yoklama fişi ile ölenin plastik imalatı konulu iş yerinde

ruhsatsız faaliyet gösterdiğinin tespit edilmesi üzerine, bu durumun Mali

Hizmetler Müdürlüğü tarafından 13.08.2007 tarihinde Zeytinburnu Belediyesi

Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü'ne yazılı olarak bildirildiği, ancak o tarihte

Zeytinburnu Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürü olan sanık [R.T.]

tarafından yaklaşık 5 ay sonra Zabıta Müdürlüğü'ne bildirildiği, bu iş yerine

yönelik işlemlere başlandığı aşamada ise ruhsatsız patlayıcı madde üretilen bu

iş yerini Mevzuat'ın emrettiği şekilde kapatmak yerine, sahibine ruhsat

başvurusunda bulunması için süre verilerek faaliyetine devam etmesine izin

verildiği, oysa ki ilgili mevzuat gereğince iş yerinin izinsiz faaliyet

gösterdiğinin tespit edilmesi halinde Belediye'nin gerekli izin alınıncaya

kadar bu iş yerini faaliyetten derhal men etmesi zorunlu olup, iş yerinin

ruhsat alınıncaya kadar faaliyetine geçici olarak devam etmesine izin veren

herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, müteveffa [S.B.]'nın 25/01/2008

tarihinde plastik üretimi yapacağından bahisle Zeytinburnu Belediye

Başkanlığına müracaat ettiği, bu müracaat üzerine belediye zabıta görevlilerin

30/01/2008 tarihinde mahale gittikleri ve mahalde hiç bir denetleme yapmadan

müteveffanın ruhsat için başvurduğunu tesbit ile yetindikleri, ruhsat

işlemlerinin tamamlanması için iş yerine bir çok kez giden zabıta

görevlilerinin patlayıcı madde üretildiğini tespit edemedikleri, dosya

kapsamından anlaşıldığı üzere yerinde ve dikkatli bir denetim yapılsaydı

durumun tespit edilebileceği hususları dikkate alındığında, olaya konu iş

yerinde patlayıcı madde imal edildiğini bildiklerine dair açık bir tespit

bulunmayan olay tarihinde Ruhsat ve Denetim Müdürü olan sanık [R.T.] ile

Zabıta Müdürü olan sanık [F.K.]'nın, iş yerini yeterince denetlemeyerek,

yapılan işin niteliğini ve çevre için oluşturduğu tehlikeyi zamanında ortaya

çıkarıp önlemeyerek, gerekli ruhsat belgesinin alınmasını sağlamayarak

görevlerinin gereklerine aykırı hareket edip kişilerin mağduriyetlerine

sebebiyet verdiklerinden dolayı görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri sabit

görülmüştür."

28. Söz konusu hükme dair başvurucuların öz olarak

yargılamaya konu fiilin taksirle ölüme neden olma suçuna vücut verdiği

iddiasıyla yaptığı itirazı, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi 25/3/2019 tarihinde

reddetmiştir.

29. Bu süreçte başvurucular ayrıca yargılama devam

etmekte iken 2012 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde yaşam

ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda

bulunmuştur. AİHM, başvuruyu kabul edilemez bulmuştur (Neşe Saday ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 17992/12, 21/11/2017). Kararın gerekçesinde

öncelikle somut olayda olduğu gibi tehlikeli faaliyetlerle bağlantılı olarak

meydana gelen can kayıpları ve ciddi yaralanmalar bağlamında ceza

soruşturmasının vazgeçilmez olduğu vurgulanmış, söz konusu başvuru için

tazminat vermeyi amaçlayan yargı yollarının yaşam hakkı kapsamındaki

yükümlülüklerin yerine getirilmesi adına yeterli olmayacağı belirtilmiştir. Bu

tespitin ardından ceza yargılaması sürecinin devam ettiği yargılamanın sona

ermesinin ardından yeniden başvuru yapılmasının mümkün olduğu ifade edilerek

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilmiştir. Kararda, binada yürütülen faaliyetin arz ettiği riske ve suçun

nitelendirilmesi ile ilgili bağlantılı olarak soruşturmanın etkililiğine

ilişkin şu değerlendirme yapılmıştır:

"Mahkeme bu bağlamda, başvurunun

asıl, ruhsatsız olarak gizlice havai fişek üretimi yapan bir atölyede meydana

gelen patlama sebebiyle başvuranların yakınının ölmesiyle ilgili olduğunu ve

bunun gibi atölyelerin şüphesiz ki, uygun şekilde düzenlenmemiş ve denetlenmemiş

ise, insanların güvenliğini tehlikeye sokabilecek tehlikeli bir faaliyet

olduğunu kaydetmektedir.

...Ek olarak, bireylerin cezai

sorumluluğuna ilişkin benzeri iç hukuk sorunlarının incelenmesi Mahkemenin

görevleri arasında değildir, zira bu konu ulusal mahkemelerin takdirine

bırakılmıştır. Yine bu bağlamda suçlu-suçsuz kararı vermek de Mahkemenin görevi

değildir. Mahkeme, tehlikeli faaliyetlerden kaynaklanan ölümler kapsamında

bile, 2. madde kapsamındaki hakkın, etkililik açısından belli asgari standartları

karşılayan ve tehlikeli faaliyetlerden kaynaklanan ölümle ilgili cezai

müeyyidelerin soruşturmada bulunan bulgularla desteklendiği hâllerde ve ölçüde

uygulanmasını sağlayacak bağımsız ve tarafsız bir resmi soruşturma prosedürünün

temin edilmesiyle sınırlı olduğunu kaydeder. Somut davada, olayla ilgili ceza

soruşturması başlatılmış ve bazı kamu görevlilerine ve özel kişilere karşı ceza

davası açılmıştır. Bu kişiler yalnızca Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi gereği

görevlerinin gereklerini yapmakta ihmal göstermekten mahkûm edilmemişler,

bunlardan bazıları aynı zamanda ilk derece mahkemesi tarafından Türk Ceza

Kanunu’nun 85 § 2 maddesi kapsamında taksirle ölüme neden olma suçundan mahkûm

edilmişlerdir. Ayrıca, kamu görevlileri de dâhil olmak üzere, mahkûm edilenlerden

bazıları ciddi cezalara çarptırılmıştır. İlk derece mahkemesinin kararına karşı

temyiz başvurusunda bulunulmuş ve Yargıtay nezdinde temyiz yargılamalarının

hâlen derdest olduğu görülmektedir."

30. Başvurucular, Yargıtay kararı (bkz. § 26) ile Bakırköy

7. Ağır Ceza Mahkemesinin süreci sona erdiren itirazın reddine dair kararını

tebellüğ etmelerinin ardından bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

31. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun

"yapı kullanma izni" kenar başlıklı 30. maddesinin ilk fıkrası

şöyledir:

"Yapı tamamen bittiği takdirde

tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu

kısımlarının kullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren belediye, valilik

bürolarından; 27 nci maddeye göre ruhsata tabi olmayan yapıların tamamen veya

kısmen kullanılabilmesi için ise ilgili belediye ve valilikten izin alınması

mecburidir. Mal sahibinin müracaatı üzerine, yapının ruhsat ve eklerine uygun

olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespiti

gerekir."

32. 3194 sayılı Kanun'un 31. maddesi şöyledir:

"İnşaatın bitme günü, kullanma

izninin verildiği tarihtir. Kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılarda

izin alınıncaya kadar elektrik, su ve kanalizasyon hizmetlerinden ve

tesislerinden faydalandırılmazlar. Ancak, kullanma izni alan bağımsız bölümler

bu hizmetlerden istifade ettirilir."

33. 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine göre; ruhsat

alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine veya ruhsat alınmadan

yapılabilecek yapılarda projelerine ve ilgili mevzuatına aykırı yapı yapıldığı

ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir

şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki

inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Yapının imar mevzuatına aykırı olduğuna dair bilgi, tapu kayıtlarının beyanlar

hanesine kaydedilmek üzere ilgili idaresince tapu dairesine en geç yedi gün

içinde yazılı olarak bildirilir. Aykırılığın giderildiğine dair ilgili

idaresince tapu dairesine bildirim yapılmadan beyanlar hanesindeki kayıt

kaldırılamaz.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı

yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir

nüshası muhtara bırakılır, bir nüshası da Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne

gönderilir.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay

içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak,

belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu

aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata

uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe

kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir,

ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare

kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı

sahibinden tahsil edilir. Yapı tatil tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren

bir ay içinde yapı sahibi tarafından yapının ruhsata uygun hale

getirilmediğinin veya ruhsat alınmadığının ilgili idaresince tespit edilmesine

rağmen iki ay içinde hakkında yıkım kararı alınmayan yapılar ile hakkında yıkım

kararı alınmış olmasına rağmen altı ay içinde ilgili idaresince yıkılmayan

yapılar, yıkım maliyetleri döner sermaye işletmesi gelirlerinden karşılanmak

üzere Bakanlıkça yıkılabilir veya yıktırılabilir. Yıkım maliyetleri %100

fazlası ile ilgili idaresinden tahsil edilir. Bu şekilde tahsil edilememesi

halinde ilgili idarenin 5779 sayılı Kanun gereğince aktarılan paylarından

kesilerek tahsil olunur. Tahsil olunan tutarlar, Bakanlığın döner sermaye

işletmesi hesabına gelir olarak kaydedilir.

İdare tarafından ruhsata bağlanamayacağı

veya aykırılıkların giderilemeyeceği tespit edilen yapıların ruhsatı üçüncü

fıkrada düzenlenen bir aylık süre beklenmeden iptal edilir ve mevzuata aykırı

imalatlar hakkında beşinci fıkra hükümleri uygulanır."

34. 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun

"Belediyenin yetki ve imtiyazları" kenar başlıklı 15. maddesinin

(b), (c) ve (ı) bentleri sırasıyla şöyledir:

"b) Kanunların belediyeye verdiği

yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarmak, belediye yasakları koymak ve uygulamak,

kanunlarda belirtilen cezaları vermek.

c) Gerçek ve tüzel kişilerin

faaliyetleri ile ilgili olarak kanunlarda belirtilen izin veya ruhsatı vermek.

...

l) Gayrisıhhî müesseseler ile umuma açık

istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek."

35. 5393 sayılı Kanun'un 48. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Belediye teşkilâtı, norm kadroya

uygun olarak yazı işleri, malî hizmetler, fen işleri ve zabıta birimlerinden

oluşur.

Beldenin nüfusu, fizikî ve coğrafî

yapısı, ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri ile gelişme potansiyeli dikkate

alınarak, norm kadro ilke ve standartlarına uygun olarak gerektiğinde sağlık,

itfaiye, imar, insan kaynakları, hukuk işleri ve ihtiyaca göre diğer birimler

oluşturulabilir."

36. 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir

Belediyesi Kanunu'nun 7. maddesinin büyükşehir belediyelerinin görev, yetki ve

sorumluluklarını belirleyen birinci fıkrasının (j) ve (u) bentleri sırasıyla

şöyledir:

" j) Gıda ile ilgili olanlar dâhil

birinci sınıf gayrisıhhî müesseseleri ruhsatlandırmak ve denetlemek, yiyecek ve

içecek maddelerinin tahlillerini yapmak üzere laboratuvarlar kurmak ve

işletmek.

...

u) İl düzeyinde yapılan plânlara uygun

olarak, doğal afetlerle ilgili plânlamaları ve diğer hazırlıkları büyükşehir

ölçeğinde yapmak; gerektiğinde diğer afet bölgelerine araç, gereç ve malzeme

desteği vermek; itfaiye ve acil yardım hizmetlerini yürütmek; patlayıcı ve

yanıcı madde üretim ve depolama yerlerini tespit etmek, konut, işyeri, eğlence

yeri, fabrika ve sanayi kuruluşlarıile kamu kuruluşlarını yangına ve diğer afetlere

karşı alınacak önlemler yönünden denetlemek, bu konuda mevzuatın gerektirdiği

izin ve ruhsatları vermek."

37. 10/8/2005 tarihli ve 25902 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik'in

(Yönetmelik) "Tanımlar" kenar başlıklı 4. maddesinin (a), (b),

(c) ve (n) bentlerinin ilgili kısmı sırasıyla şöyledir:

"a) Yetkili idare: Belediye

sınırları ve mücavir alanlar dışı ile kanunlarda münhasıran il özel idaresine

yetki verilen hususlarda il özel idaresini, büyükşehir belediyesi sınırları

içinde büyükşehir belediyesinin yetkili olduğu konularda büyükşehir

belediyesini, bunların dışında kalan hususlarda büyükşehir ilçe belediyesini,

belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde belediyeyi...,

b) Gayrisıhhî müessese: Faaliyeti

sırasında çevresinde bulunanlara biyolojik, kimyasal, fiziksel, ruhsal ve

sosyal yönden az veya çok zarar veren veya vermesi muhtemel olan ya da doğal

kaynakların kirlenmesine sebep olabilecek müesseseleri,

c) Birinci sınıf gayrisıhhî müessese:

Konutlardan ve insan ikametine mahsus diğer yerlerden mutlaka uzak

bulundurulmaları gereken müesseseleri,

...

n) İşyeri açma ve çalışma ruhsatı:

Yetkili idareler tarafından bu Yönetmelik kapsamındaki işyerlerinin açılıp

faaliyet göstermesi için verilen izni,"

38. Yönetmelik'in "İşyerlerinde aranacak genel

şartlar" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (h)

bentleri ile ikinci fıkrası şöyledir:

"a) İş sağlığı ve güvenliği ile

ilgili olarak mevzuatta öngörülen tedbirlerin alınmış olması,

...

h) Umuma açık istirahat ve eğlence

yerleri; patlayıcı, parlayıcı ve yanıcı maddelerin üretildiği, satıldığı ve

depolandığı işyerleri;otuz kişiden fazla çalışanın bulunduğu her türlü

işyerleri, ana giriş kapıları dışında cadde ve sokağa doğrudan bağlantısı

olmayan ve birden fazla işyerinin bir arada bulunduğu iş hanı, çarşı ve benzeri

işyerlerinde yangına karşı gerekli önlemlerinin alındığını gösteren itfaiye

raporunun alınması, diğer işyerlerinde ise yangına karşı gerekli tedbirlerin alınmış

olması,

...

Yetkili idareler, işyeri açma ve çalışma

ruhsatının verilmesinden sonra yapacakları denetimlerde bu hususların yerine

getirilip getirilmediğini kontrol eder."

39. Yönetmelik'in "İşyeri açılması"

kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Yetkili idarelerden usulüne uygun

olarak işyeri açma ve çalışma ruhsatı alınmadan işyeri açılamaz ve

çalıştırılamaz. ... İşyeri açma ve çalışma ruhsatı alınmadan açılan işyerleri

yetkili idareler tarafından kapatılır."

40. Yönetmelik'in "Gayrisıhhi Müesseseler" başlıklı

Üçüncü Kısmı'nda yer alan "İnceleme Kurulları" kenar başlıklı

15. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

"Büyükşehir belediyelerinde birinci

sınıf gayrisıhhî müesseseleri inceleme kurulu, beş kişiden az olmamak üzere

büyükşehir belediye başkanı veya görevlendireceği yetkilinin başkanlığında

çevre, sağlık, hukuk, imar ve küşat birimleri görevlileri, sanayi ve ticaret il

müdürlüğü temsilcisi, ilgili meslek odalarının temsilcileri ile tesisin özelliğine

göre belediye başkanı tarafından belirlenecek diğer kuruluş temsilcilerinden

oluşur.

İl belediyelerinde birinci sınıf

gayrisıhhî müesseseleri inceleme kurulu, üçüncü fıkrada belirtilen esasa göre

oluşturulur."

41. Yönetmelik'in 17. maddesinin ilk fıkrası şöyledir:

"Gayrisıhhî müessese açmak isteyen

gerçek veya tüzel kişiler ... başvuru formunu doldurarak yetkili idareye

başvurur."

42. Yönetmelik'in "Yer seçimi ve tesis kurma

izni" kenar başlıklı 18. maddesinin ilk fıkrası şöyledir:

"Birinci sınıf gayrisıhhî

müesseseleri inceleme kurulu, ilgilinin başvurusundan itibaren en geç yedi gün

içinde tesisin kurulacağı yeri mahallinde inceleyerek, ... yer seçimi raporu

formunu düzenler ve görüşünü bildirir. Yer seçimi inceleme kurulunun raporu,

ilgili birimin teklifi üzerine yetkili idarenin en üst amiri veya

görevlendireceği yetkili tarafından üç gün içinde değerlendirilerek yer seçimi

ve tesis kurma izni kararı verilir."

43. Yönetmelik'in "Açılma ruhsatı" kenar

başlıklı 21. maddesinin birinci ve ikinci fıkrası şöyledir:

"Yer seçimi ve tesis kurma izni

verilmiş veya deneme izni sonunda çalışmasında sakınca bulunmadığı anlaşılan

birinci sınıf gayrisıhhî müesseselerin çalışabilmesi için müracaatı takip eden

yedi gün içinde yetkili idarenin inceleme kurulu tarafından yerinde inceleme

yapılır. Çevre izni veya çevre izin ve lisans belgesi mevzuat hükümlerine uygun

olan yerler için diğer tüm bilgi ve belgeler de dikkate alınmak suretiyle, ...

açılma izni raporu düzenlenir ve yetkili idareye sunulur. Yetkili idarenin en

üst amiri veya görevlendireceği yetkili tarafından üç gün içerisinde işyeri

açma ruhsatı düzenlenir.

Birinci sınıf gayrisıhhî müessese

başvuru ve beyan formunda yer alan bilgiler esas alınarak bir ay içinde yapılan

denetimlerde, beyan edilen hususlara aykırı bir durumun tespiti halinde

ilgililer hakkında gerekli kanunî işlem yapılır. Aykırılık ve noksanlıklar

toplum ve çevre sağlığı açısından bir zarar doğurmuyorsa, tedbirlerin alınması

ve noksanlıkların giderilmesi için bir yılı geçmemek üzere süre verilir.

Verilen süre içinde aykırılık ve noksanlıklarını gidermeyen işletmelerin

faaliyeti söz konusu aykırılık ve noksanlıklar giderilinceye kadar

durdurulur."

44. Yönetmelik'in "Denetim" kenar başlıklı 24.

maddesi şöyledir:

"Gayrisıhhî müesseseler, çevre ve

toplum sağlığı açısından yetkili idareler tarafından denetlenir. Yetkili

idarenin en üst amiri veya görevlendireceği kişi gerekli tedbirleri almak veya

aldırmakla sorumludur."

45. Yönetmelik'in ek-2 kısmının birinci sınıf gayrisıhhi

müesseseleri belirleyen (A) bendinin 4.6. numaralı sırasında patlayıcı madde

üretim tesisleri ve depolarına yer verilmiştir.

46. 29/9/1987 tarihli ve 19589 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Tekel Dışı Bırakılan Patlayıcı Maddelerle Av Malzemesi ve

Benzerlerinin Üretimi, İthali, Taşınması, Saklanması, Depolanması, Satışı,

Kullanılması, Yok Edilmesi, Denetlenmesi Usul ve Esaslarına İlişkin Tüzük'ün

(Tüzük) kapsamını belirleyen 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Av ve taş barutlarının, ..., şenlik

fişeklerinin, havai fişeklerin, maytapların ve benzerlerinin ... üretilmesi

için işyeri kurulması ve işletilmesi, üretilen maddelerin ambalajlanması,

taşınması, saklanması, depolanması, ithali, satışı, kullanılması, yokedilmesi,

denetimi, ... ve alınacak güvenlik önlemlerine ilişkin usul ve esaslar bu

Tüzükte gösterilmiştir."

47. Tüzük'ün 2. maddesinde, Tüzük maddelerinde geçen "işyeri"

ifadesinin bu Tüzük kapsamına giren maddelerin üretildiği ve işlendiği yerleri

ifade ettiği belirtilmiştir.

48. Tüzük'ün 4., 5., 6, 7., 9. ve 10. maddeleri sırasıyla

şöyledir:

" İşyeri kurmada ön izin

Madde 4 – Bu Tüzük kapsamına giren

patlayıcı maddelerin üretimi ve işlenmesi için işyeri kurmak isteyenler,

üretecekleri patlayıcı maddelerin cins ve özellikleri ile işletmenin kapasitesi

ve nerede kurulacağına ilişkin bilgileri içeren bir dilekçeyle İçişleri

Bakanlığından ön izin belgesi almak üzere iş yerinin kurulacağı il valiliğine

başvururlar. Girişimci gerçek kişi ise nüfus cüzdanının onaylı örneğinin,

tüzelkişi ise temsile yetkili olanların nüfus cüzdanlarının onaylı örneğinin,

başvuru dilekçesine eklenmesi gerekir. Başvurunun yapıldığı valilik, dilekçe ve

eki belgeleri inceleyerek görüşü ile birlikte İçişleri Bakanlığına gönderir.

İçişleri Bakanlığınca, ön izin belgesi

isteyenin genel güvenlik bakımından durumunun uygun olduğunun belirlenmesinden

ve kuruluş yeri bakımından Genelkurmay Başkanlığının görüşünün alınmasından

sonra, ilgiliye ön izin belgesi verilir."

Kuruluş izni için gerekli belgeler

Madde 5 – Patlayıcı madde üretmek ve

işlemek üzere işyeri kurmak isteyenler aşağıda yazılı belgeleri sağlamak

zorundadırlar:

A - İşyerinin kurulacağı yerin 1/1000

veya 1/2000 ölçekli halihazır haritası üzerine çizilmiş ve Bayındırlık ve İskan

Bakanlığınca onanmış dört nüsha mevzi imar planı,

B - İşyerinin kurulacağı yerin yüzölçümü

ve sınırlarını gösteren, il bayındırlık ve iskan müdürlüğünce onanmış 1/500

ölçekli dört nüsha vaziyet planı,

C - 1/50 Ölçekli ve il bayındırlık ve

iskan müdürlüğünce onanmış inşaat projesi,

D

- İşyeri alanını sınırlayan, çevre duvarı veya en az iki metre yüksekliğindeki

sağlam direklere bağlı sık tel örgüyü,sütre ve taş duvarları, denetime tabiana

giriş kapısı ile gerekli diğer kapıları gösterir vaziyet planı ve detay

resimleri,

E - 3194 sayılı İmar Kanununun 21 inci

maddesi hükümlerine göre alınmış yapı ruhsatı,

F - İşyerinin Ek: 1 sayılı çizelgede

belirlenen güvenlik uzaklıklarını gösteren krokisi,

G -Yapılacak yerüstü depolarında Ek-1

çizelgenin dip notunun (D) bendinde gösterilen uzaklıkların içinde kalan

alanın, girişimcinin, mülkiyetinde olduğunu veya kiralandığını ya da sahip veya

zilyetlerinden muvafakat alındığını gösterir noter onaylı belge.

H - Üretilecek patlayıcı maddelerin cins

ve özelliklerini açıklayan belge,

İ - İşyerinde üretilecek her madde için

ayrı ayrı yıllık üretim kapasitesini belirten belge,

K - İşyerindeki deneme ve yok etme

yerlerini gösteren kroki,

L - Sağlık ve Sosyal Yardım

Bakanlığından 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununa göre alınacak gayri sıhhi

müessese belgesi,

M - Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

bölge çalışma müdürlüğünden 1475 sayılı İş Kanununa ve İşçi Sağlığı ve İş

Güvenliği Tüzüğüne göre alınacak kurma izni,

N - Sanayi ve Ticaret Bakanlığından

alınacak imalat belgesi,

O - Çevre Bakanlığından alınacak iş

yerinin çevreye olumsuz etkisi olmadığını belirten belge,

P -İş yeri alanını sınırlayan tüm

çevrenin harekete duyarlı sensörler ile çalışacak aydınlatma ve alarm sistemi

ile birlikte ayrıca, kameralarla bir merkezden izlenecek şekilde düzenlenmiş

donanımların kurulduğunu gösterir belge,

Kuruluş izin belgesinin verilmesi

Madde 6 – Patlayıcı madde üretmek ve

işlemek üzere işyeri kurmak isteyenler, kuruluş izin belgesi almak için, bir

dilekçeyle İçişleri Bakanlığına başvurmak zorundadırlar. Başvuru dilekçesine,

ön izin belgesiyle 5 inci maddede yazılı belgelerin eklenmesi gerekir.

Yapılan inceleme sonunda, işyerinin

kurulması uygun görülürse, başvuru tarihinden başlayarak bir ay içinde kuruluş

izin belgesi verilir.

Kuruluş izin belgesi, iki yıl için

geçerlidir. Kuruluş, zorlayıcı ya da kabul edilebilir nedenlerle

gerçekleştirilmezse, bu süre İçişleri Bakanlığınca uzatılır.

İşyerinin genişletilmesi, yeni tesisler

eklenmesi, kapasite artırılması için de yukarıda öngörülen usul ve esaslara

göre yeniden izin belgesi alınması zorunludur.

İşletme izni için gerekli belgeler

Madde

7 – Kuruluş izin belgesi alınan işyerlerine işletme izni verilebilmesi için

aşağıda yazılı belgelerle valiliğe başvurulur:

A - İşyerinin, bu Tüzük hükümlerine

uygun olarak yapıldığına ilişkin il bayındırlık ve iskan müdürlüğü raporu,

B - Belediye veya valilikçe verilen yapı

kullanma izni,

C - Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

bölge müdürlüğünce verilmiş işletme belgesi,

D - Çevre Bakanlığından alınacak, iş

yerinde arıtma tesis veya sistemleri kurulduğuna ve işletmeye elverişli

olduğuna ilişkin belge,

E - Yangın yönünden gerekli önlemlerin

alındığına ilişkin itfaiye kuruluşu raporu,

F - İşyerinin teknik sorumluluğunu

yüklenecek kimya yüksek mühendisi, kimya mühendisi veya kimyagerin bu konuda

vereceği noterlikçe onaylı kabul belgesi,

G - İşyeri sahibince hazırlanan ve il

sanayi ve ticaret müdürlüğünce onaylanmış işletme ve çalışma yönergesiyle

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüğünce onaylanmış teknik

güvenlik yönergesi.

Dilekçe ve ekleri valilikçe, İçişleri

Bakanlığına gönderilir. İşyerinin, plan ve projelerine ve bu Tüzük hükümlerine

uygunluğu saptandığında İçişleri Bakanlığınca, işletme izin belgesi verilir.

İşletme izin belgesi almak için

başvuranın kuruluş izin belgesi sahibinden başka bir kişi olması halinde,

ayrıca, durumunun genel güvenlik yönünden uygun görülmesi gerekir.

Güvenlik uzaklıkları

Madde 9 – Patlayıcı maddelerin

üretildiği veya işlendiği her işyerinin kurulmasında Ek: 1 sayılı çizelgede

gösterilen en az güvenlik uzaklıklarına uyulması zorunludur.

Bu işyerlerinin çevresine, güvenlik

uzaklıklarından geçen tel örgü veya taş duvar çekilir.

Binalar ve tesisat

Madde 10 – İşyeri binaları tek katlı

yapılır. Ancak teknolojinin gerektirdiği hallerde çok katlı da olabilir.

Duvarlar yanmaz, tavanlar hafif ve yanmaz, tabanlar düz, yanmaz, sızdırmaz,

çarpmayla kıvılcım çıkarmaz, yumuşak malzemeden, kolay temizlenir ve hafif

eğimli, pencereler büyük parçalar halinde etrafa dağılmayacak ve zarar

vermeyecek mika, telli cam gibi maddelerden yapılır.

Üretimin özelliğine göre binaların

tabanları, statik elektriği iletici özel asfalt veya içerisine demir oksit

karıştırılmış betonla yapılır. Ayrıca, kapılara statik elektriğe karşı

topraklanmış pirinç, bakır veya alüminyum levhalar konur.

Binalardaki giriş ve çıkış kapıları,

pencereler, pancurlar ve havalandırma menfezlerinin kapakları basınç karşısında

dışarıya doğru açılacak, tehlike anında bina içinde bulunanların kolayca

kaçabilmelerini sağlayacak biçimde yapılır. Binanın pencerelerinde parmaklık

veya kafes bulunmaz. Birden çok bölümleri bulunan işyeri binalarında

bölümlerden herbirinin, biri doğrundan doğruya dışarıya,diğeri ana koridora

açılan en az iki kapısı bulunur.

Güvenliksiz patlayıcı maddelerin

bulunduğu yerlerin çevresi, yapılan işin özelliğine göre, tamamen veya kısmen

ya da ayrı ayrı sütrelenir veya taş duvar çekilir. Duvar veya sütrenin taban

kenarları binalardan en az bir buçuk metreuzaklıkta başlar. Toprak sütrelerin

üstleri en az bir metre genişliğinde olur ve kenarlarının eğimleri doğal

eğiminden çok olamaz.

Sütreler bina çatısının en üst

noktasından en az bir metre daha yüksek olur. Duvarların çimento harçlı olarak

taştan yapılması halinde üst genişlik en az ellisantimetre, betonarme olması

halinde, en az on santimetre olur. Sütre giriş kapıları ve geçitler,

çalışanları patlama basıncı ve alevden koruyacak biçimde yapılır."

49. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Zaman bakımından uygulama" kenar başlıklı 7. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

"(2) Suçun işlendiği zaman

yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri

farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur."

50. 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle öldürme"

kenar başlıklı 85. maddesi şöyledir:

"Taksirle bir insanın ölümüne neden

olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da

bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin

yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır."

51. 5237 sayılı Kanun'un "Görevi kötüye

kullanma" kenar başlıklı 257. maddesi şöyledir:

"(1) Kanunda ayrıca suç olarak

tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek

suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak

tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme

göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır."

52. S.K.nın görev yaptığı dönemde yürürlükte olan

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılımülga Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"Kanunda başka türlü yazılmış olan

ahvalin maadasında hukuku amme davası:

...

4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere

ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet

cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,

... geçmesiyle ortadan kalkar."

53. 765 sayılı mülga Kanun'un 104. maddesi şöyledir:

"Hukuku amme davasının müruru

zamanı, mahkümiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli

makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın

açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan

iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden

itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanın kesen muameleler

müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar.

Ancak bu sebepler müruru zaman müddetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan

müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz."

54. 765 sayılı mülga Kanun'un 228. ve 230. maddelerinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Devlet memurlarından her kim bir

şahıs veya memur hakkında memuriyetine ait vazifeyi suiistimal ile kanun ve

nizamın tayin ettiği ahvalden başka suretle keyfi bir muamele yapar veya

yapılmasını emreder veya ettirirse altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile

cezalandırılır. Bu muamelede hususi maksat veya siyasi saik veya sebep mevcut

ise cezası üçte birden yarıya kadar artırılır."

"Hangi nedenle olursa olsun

memuriyet görevini yapmakta savsama ve gecikme gösteren veya üstünün yasaya

göre verdiği buyrukları geçerli bir neden olmadan yapmayan memur üç aydan bir

yıla kadar hapis ve bin liradan beşbin liraya kadar ağır para cezası ile

cezalandırılır.

Bu savsama ve gecikmeden veya üstünün

yasal buyruklarını yapmamış olmaktan Devletçe bir zarar meydana gelmişse,

derecesine göre altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile ... "

55. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun "Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri

bırakılması" kenar başlıklı 231. maddesinin (5), (6), (8), (10), (11)

ve (12) numaralı fıkraları şöyledir:

"(5) Sanığa yüklenen suçtan

dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli

hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün

açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç

doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan

mahkûm olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik

özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak

yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya

kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin

suretiyle tamamen giderilmesi,

gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde,

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.

(8) Hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine

tâbi tutulur…

…

Denetim süresi içinde dava zamanaşımı

durur.

(10) Denetim süresi içinde kasten yeni

bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere

uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan

kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.

(11) Denetim süresi içinde kasten yeni

bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere

aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar…

(12) Hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararına itiraz edilebilir."

B. Uluslararası

Hukuk

56. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan

haklarına saygı yükümlülüğü" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi

yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde

açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."

57. Sözleşme'nin "Yaşam hakkı" kenar başlıklı

2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

58. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 2.

maddesi 1. maddesiyle birlikte yorumlandığında devletin yaşam hakkı

kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul

etmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No:

18984/91, 27/9/1995, § 161). AİHM, yaşam hakkı kapsamında incelediği McCann

ve diğerleri/Birleşik Krallık başvurusunda verdiği kararla devletin etkili

soruşturma yükümlülüğü bulunduğunu ilk kez belirgin bir şekilde karar altına

almıştır.

59. AİHM'e göre bu yükümlülük, sadece bir kamu

görevlisinin eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından

geçerli değildir (Salman/Türkiye [BD], B. No: 21986/93, 27/6/2000, §

105; Can ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 27446/12, 25/11/2014, §

37). Devletin doğal olmayan her ölüm olayında -öldürmeme ya da yaşamı korumama

yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa

sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü

vardır.

60. AİHM'e göre kasten gerçekleştirilen ölümlerde etkili

bir cezai soruşturma yürütme zorunluluğu bulunmakla birlikte ihmal nedeniyle

meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir yaklaşımın

benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün

ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma

yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının

açık olması yeterli olabilir (Vo/Fransa [BD], B. No: 53924/00, 8/7/2004,

§ 90; Mastromatteo/İtalya [BD], B. No: 37703/97, 24/10/2002,

§§ 90, 94, 95; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], B. No: 32967/96,

17/1/2002, § 51).

61. AİHM; yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet

verilmediği olaylarda kullanılabilecek birden fazla başvuru yolu bulunup da

başvurucuların bu yolların tamamını kullandıkları durumlarda etkili yargısal

sistem kurma yükümlülüğünün yerine getirilebilmesi için söz konusu yolların

tamamının etkili yürütülmesi gerekmediğini, bu nedenle incelemenin sadece

devletin bu yollardan herhangi biriyle etkili yargısal sistem kurma

yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini denetlemekten ibaret olacağını

belirtmiştir (Anna Todorova/Bulgaristan, B. No: 23302/03, 24/5/2011, §

74; Nurettin Demir ve Çiçek Demir/Türkiye (k.k.), B. No: 34885/06,

13/11/2012, § 71).

62. Bununla birlikte AİHM; ihmal suretiyle meydana gelen

ölüm olaylarında kamu görevlilerinin bu konuda muhakeme hatasını veya

dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, başka bir ifadeyle olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek

tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve

yeterli önlemleri almadıkları durumlarda -bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi

hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanların hayatının tehlikeye

girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmamasının ya da

bu kişilerin yargılanmamasının yaşam hakkının ihlaline neden olabileceğine

karar vermiştir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, §

93; Budayeva ve diğerleri/Rusya, B. No: 15339/02, 20/3/2008,§ 140).

Kararın somut olayla ilgili kısmı şöyledir:

"116. Söz konusu davada,

4 Nisan 1996 tarihli bir kararla İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi, adı geçen iki

Belediye Başkanı’nı, Ceza Kanunu’nun 230 § 1 maddesinin kapsamı uyarınca (bkz.

yukarıdaki 23 paragraf) görevi ihmalden 610.000 TL (o dönem için yaklaşık 9,70

EUR) para cezasına çarptırmış ve bu cezayı ertelemiştir. Hükümet, AİHM’de, iki

Belediye Başkanı’na neden yalnızca bu iki hükmün uygulandığını ve neden

öngörülen en düşük cezaya çarptırıldıklarını açıklamaya çalışmıştır (bkz.

yukarıdaki 82. paragraf). Ancak, bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin benzeri

iç hukuk sorunlarının incelenmesi AİHM’nin görevleri arasında değildir, bu konu

ulusal mahkemelerin takdirine bırakılmıştır. Yine bu bağlamda suçlu-suçsuz

kararı vermek de AİHM’nin görevi değildir.

Görevlerine ilişkin olarak AİHM,

sözkonusu davada tartışılan cezai işlemlerin tek amacının, yetkili makamların,

Ceza Kanunu’nun insan hayatını tehlikeye sokan eylemlerle ya da 2. madde

uyarınca yaşama hakkının korunmasıyla hiçbir ilişkisi olmayan 230. maddesi

uyarınca 'görevi ihmal' suçundan sorumlu tutulup tutulamayacağının belirlenmesi

olduğuna dikkat çekecektir.

Aslında, 4 Nisan 1996 tarihli karardan,

ilk derece mahkemesinin İdare Meclis tarafından verilen lüzumu muhakeme

kararının gerekçelerine bağlı kalmış ve başvuranın dokuz akrabasının ölümünde

yetkili makamların muhtemel sorumluluğuna ilişkin bir yorumda bulunmamıştır.

Görüldüğü gibi, 4 Nisan 1996 tarihli karar, 28 Nisan 1993’te meydana gelen

ölümlere davanın bir öğesi olarak yaklaşan kısımlar içermemektedir. Ancak bu

durum yaşama hakkını koruyamamaktan kaynaklanan sorumluluğun kabul edildiği anlamına

gelmemektedir. Kararın işlevsel hükümleri bu hususta yorum yapmamakta ve

üstelik, ilk derece mahkemesinin, kazanın son derece ciddi sonuçlarına gereken

önemi verdiğini düşündürmemektedir; sorumlu tutulan kişiler sonuçta gülünç

sayılabilecek cezalara çarptırılmış, dahası bu cezalar ertelenmiştir.

117. Buna göre, Türk cezai adalet

sisteminin trajediye yaklaşım biçiminin, bu Devlet görevlilerinin veya

makamlarının olaydaki mesuliyetlerini tamamen tespit ettiğini ve yaşama hakkına

saygı duyulmasını garanti eden iç hukuk hükümlerinin, özellikle de Ceza

Kanunu’nun caydırıcı işlevinin etkin bir şekilde uygulanmasını sağladığını

söylemek mümkün değildir."

63. Diğer taraftan AİHM, ölüm olaylarına ilişkin olarak

Türkiye'de yürürlükte bulunan ulusal hukukun mahkemelere HAGB kararı

vermelerine olanak sağladığını ancak mahkemelerin takdir yetkilerini, ilgili

eylemlere hiçbir şekilde müsamaha edilmeyeceğini göstermek için kullanmaktan

ziyade ciddi bir suç teşkil eden eylemin sonuçlarını hafifletmek ya da ortadan

kaldırmak için kullandıklarını belirtmektedir (Kasap ve diğerleri, B.

No: 8656/10, 14/1/2014, § 60; hâkimlerin takdir haklarını kullanmalarına

ilişkin benzer yöndeki eleştiriler için bkz. Okkalı/Türkiye, B. No:

52067/99, 17/10/2006, § 75). Ayrıca AİHM, HAGB kararı verilmesiyle

faillerin cezadan tamamen muaf kaldığını çünkü HAGB kararının uygulanması

sonucunda -failin denetimli serbestlik tedbirlerine uyması koşuluyla- verilen

kararın içerdiği ceza da dâhil olmak üzere tüm hukuki sonuçlarıyla ortadan kalktığını

ifade etmektedir (Kasap ve diğerleri/Türkiye, § 60).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

64. Anayasa Mahkemesinin 15/3/2022 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

65. Başvurucular, ilgili kamu görevlileri tarafından

tehlikeli faaliyetin/patlamanın öngörülebilir olduğunu ancak kamu görevlileri

tarafından gerekli tedbirlerin alınmadığını ve nihayetinde bu ihmale/kusura

bağlı olarak çok sayıda insanın/yakınlarının hayatını kaybettiğini, patlamanın

meydana gelmesinde kusuru bulunan S.K. hakkında açılan davanın zamanaşımı

nedeniyle düşmesi ve diğer kamu personeli hakkında HAGB'ye karar verilmesinin

de böyle ciddi/vahim bir olayda cezasızlık sonucunu doğurduğunu belirterek

yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

66. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama ... hakkına sahiptir.”

67. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri"

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri,

…Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

68. Başvurucular Ebru Çolak, Miyeser Kızılçam ve Nebiye

Kara'nın bireysel başvurunun gerçekleştirilmesinden sonra vefat etmiş oldukları

anlaşıldığından Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 80. maddesi uyarınca anılan

başvurucular için başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir

nedenin kalmaması nedeniyle sadece Ebru Çolak, Miyeser Kızılçam ve Nebiye Kara

için başvurunun düşmesine karar verilmesi gerekir.

69. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvuru, olayı çevreleyen koşullar ve ileri sürülen iddialar dikkate

alınarak maddi ve usul boyutunu kapsayacak şekilde bir bütün olarak yaşam hakkı

kapsamında değerlendirilecektir. Başvurucuların iddiaları kamu görevlilerinin

ihmali ve koruma yükümlülüğü üzerine kuruludur. Bununla beraber süreçte,

başvurucuların şikâyetinin dışında kalan bazı kamu görevlileri hakkında

(örneğin dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanı, Çalışma ve Sosyal

Güvenlik Bakanlığı görevlileri) beraat kararları veya soruşturma izni

verilmemesi yönünde tasarruflarda bulunulmuştur. Başvurucular, bu görevliler

hakkında verilen beraat kararları/soruşturma izni verilmemesi vb. tasarruflarla

ilgili bir iddia ileri sürmemiştir. Dolayısıyla kamu görevlisi olmayan şahıslar

ile olaydaki sorumlulukları nedeniyle sürece bir biçimde dâhil olan ancak

başvurucuların şikâyetine konu olmayan diğer kamu görevlileri yönünden ayrıca

inceleme yapılmayacaktır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

70. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular,

vefat eden kişilerin yakınları olduğundan somut olayda başvuru ehliyeti

açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

71. Başvurucular, yaşam hakkının kasten ihlal edildiğini

ileri sürmemiş olup somut olayda başvurucuların yakınlarının ölümüne kasten

sebebiyet verildiği izlenimi edinilmesini gerektirecek bir unsur

saptanmamıştır. Aşağıda "Genel İlkeler" kısmında (bkz. §§

73-84) açıklandığı üzere kasıtlı olmayan eylemler nedeniyle meydana gelen ölüm

ve yaralanmalara ilişkin olarak her olayda etkili yargısal sistem kurma

yükümlülüğünün yerine getirilmesi için mutlaka etkili bir ceza yargılaması

yürütülmesi gerekmemektedir. Kasıtlı olmayan, kamusal güç/cebir kullanılmayan

fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü

açısından farklı bir yaklaşım benimsenebilir. Bu kapsamda yaşam hakkının veya

vücut bütünlüğünün ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda mağdurlara

hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli

olabilir. Ancak eylem kasıtlı olmasa dahi ölüm olayı kamu makamlarının muhakeme

hatası, dikkatsizliği aşan bir kusuru neticesinde yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkiler

kapsamında tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için

gerekli ve yeterli önlemleri almaması sonucu meydana gelmiş ise mutlaka etkili

bir ceza soruşturması yürütülmesi gerekecektir.

72. Bu açıdan bakıldığında somut olayda kasıtlı olmayan

eylemler sonucu meydana gelen ölümlere ilişkin yerleşik içtihattan ayrılmayı

gerektiren durumun bulunup bulunmadığı ilk bakışta anlaşılamadığından söz

konusu ölüm olayına ilişkin devletin yaşam hakkına dair usul yükümlülüğünün

mutlaka ceza soruşturmasını gerektirip gerektirmediği esas incelemesi ile

birlikte ele alınacaktır. Bu belirlemeler ışığında kamu görevlilerinin ihmal

göstermesi sonucu ölümlerin meydana geldiği ve bu bağlamda etkili ceza

soruşturması yapılmadığı iddialarına ilişkin olarak yaşam hakkına dair şikâyet

yönünden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve -başvuru yollarının

tüketilmesi kriteri dışında- kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşıldığından -başvuru yollarının

tüketilmesi kriteri esas aşamasında değerlendirilmek üzere- kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

73. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50). Devlet,

bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten

korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51; AYM,

E.2005/151, K.2008/37, 3/1/2008; E.2010/58, K.2011/8, 6/1/2011). Devletin sorumluluğunu

gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda

Anayasa’nın 17. maddesi devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşam hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili

idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal

olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet

bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

74. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve

risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı ve bununla da

yetinmeyerek gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin

yaşamını her türlü tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51). Pozitif yükümlülükler kapsamında

devletin sahip olduğu koruma yükümlülüğü, hem hukuki hem de fiilî tedbirler

alınmasını gerektirmektedir. Bu tedbirler kişilerin etkili bir şekilde

korunmalarını sağlamalı, yetkililerin bilgi sahibi oldukları veya olmaları

gerektiği durumlarda makul adımlar atmalarını içermelidir (R.K., B. No:

2013/6950, 20/4/2016, § 75).

75. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir

tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gereken

durumlarda makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir ancak özellikle

insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar

değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate

alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak

şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

76. Öte yandan yaşam hakkının gerektirdiği pozitif

yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin

belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur. Hak ve

özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve

mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız

olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbir ile yerine getirilebilir (Bilal

Turan ve diğerleri, B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 59).

77. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

usule ilişkin yönü, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir

soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir. Yürütülecek bu soruşturmanın temel

amacı yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını, kamu

görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları altında meydana gelen

ya da diğer bireylerin filleriyle gerçekleşen ölümler nedeniyle ilgililerin

hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

78. Yaşam hakkına ilişkin usule yönelik bu yükümlülük

olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla

yerine getirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm

olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespiti ile

cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte cezai soruşturma yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminat

davaları sonucunda idari yaptırım veya tazminata hükmedilmesi; ihlali gidermek,

dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55). Kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana

gelen ölüm olaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir

yaklaşım benimsenebilir. Bu kapsamda yaşam hakkının veya vücut bütünlüğünün

ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda pozitif yükümlülük her olayda

mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59). Bununla birlikte kasıtlı olmayan fiiller

nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası,

dikkatsizliği aşan bir kusuru olduğu veya olası sonuçların farkında olmalarına

rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli

bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almadığı durumlarda -ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş

olsalar dahi- kişilerin hayatının tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında

mutlaka bir ceza soruşturması yürütülmesi gerekir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 60).

79. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri

gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin

belirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yükümlülüğüne

aykırılık oluşturabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57). Ceza

soruşturmasının fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin

kamu denetimine açık olması, ayrıca her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının

sağlanması gerekir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58). Hukuk

devletine bağlılığın sağlanması ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik

gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi amacıyla ceza soruşturmasının

makul bir özen ve süratle yürütülmesi şarttır (Salih Akkuş, B. No:

2012/1017, 18/9/2013, § 30).

80. Başvuru konusu olaydaki gibi doğal olmayan her ölüm

olayında olası cezai sorumluluğun tespiti için soruşturma sonrasında kovuşturma

aşamasına geçildiği durumlarda, ilk derece mahkemesi önündeki yargılama aşaması

dâhil bütün sürecin 17. maddenin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olması

gerekmektedir. Böylece derece mahkemeleri mağdur olan kişilerin yaşam hakkına

ve maddi ve manevi varlığına karşı yapılan saldırıların hiçbir durumda cezasız

bırakılmamasını teminat altına alabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 77).

81. Anayasa'nın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri

bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete

tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi de yüklemez. Bu, bir sonuç

yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 56). Soruşturma yükümlülüğünün sonuç yükümlülüğü

değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olması, her soruşturmada

mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir sonuca varılması

gerektiği anlamına gelmemektedir ancak soruşturma kural olarak olayın

gerçekleştiği koşulların belirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun

kanıtlanması hâlinde sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak

nitelikte olmalıdır (Doğan Demirhan, B. No: 2013/3908, 6/1/2016, § 66).

Temel anlayış bu yönde olmakla birlikte -her somut olayın şartlarında ayrıca

değerlendirilmesi yapılmak koşuluyla- derece mahkemelerinin yaşam hakkına

yönelik eylemlerin cezasız kalmasına imkân vermemeleri de gerekmektedir (Filiz

Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 32).

82. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi tarafından ele alınması

gereken önemli bir diğer husus da derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin

yürüttükleri yargılamalarda bir sonuca varırken Anayasa’nın 17. maddesinin

gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarını ya

da ne ölçüde yaptıklarını değerlendirmektir zira derece mahkemeleri tarafından

bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra

ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu

önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Filiz Aka, § 32). Bu husus

hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve

teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi yönünden bir

gerekliliktir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668, 16/9/2015,

§ 91).

83. Diğer taraftan olayların oluşumuna ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir (Rıfat Bakır ve

diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68). Anayasa Mahkemesinin ilgili

soruşturma ve yargılama makamlarının yerine doğrudan geçecek şekilde delillerin

değerlendirmesini yapmasının veya yürütülmesi gerekli olan soruşturma

işlemlerini belirlemesinin söz konusu olamayacağı belirtilmelidir. Başka bir

ifadeyle Anayasa Mahkemesinin görevi, bu makamların maddi olaylara ilişkin

yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir (Hıdır

Öztürk ve Dilif Öztürk, B. No: 2013/7832, 21/4/2016, § 185). Anayasa

Mahkemesinin bu husustaki görev ve yetkisi ilgili yargısal sürecin Anayasa'nın

17. maddesinde teminat altına alınan yaşam hakkının güvencelerinde aranan

hususların sağlanıp sağlanmadığının incelemesinden ibarettir.

84. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin

etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap

vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların

kullanılması yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır

(Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 127). Ancak

usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle

orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol

Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 105).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

85. Somut süreçte özetle başvurucuların yakınlarının

Zeytinburnu ilçesi sınırları içinde yer alan bir binanın patlayıcı madde

(maytap, meşale) üretimi ve ticareti için kullanılan üçüncü katındaki işyerinde

31/1/2008 tarihinde saat 09.30 sıralarında meydana gelen patlama sonucu

hayatını kaybettiği ve yürütülen ceza muhakemesi sonunda iki kamu görevlisinin

görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, diğer iki kamu

görevlisinin de görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle suçlu

bulunarak hapis cezası ile cezalandırıldığı ancak bu görevliler hakkında HAGB

kararı verildiği anlaşılmıştır. Bunun yanında tali kusurlu oldukları kabul

edilen bina sahipleri için de ayrı ayrı 5 yıl 6 ay hapis cezası verildiği,

cezaların ertelenmediği veya HAGB kararı (ilgili kanuna göre bu müesseselerin

uygulanmasının olanaklı olup olmadığından bağımsız olarak) verilmediği

görülmüştür.

i. Yaşam

Hakkının Maddi Boyutu (Koruma Yükümlülüğü)

86. İhlal iddiasına ilişkin değerlendirmede öncelikle

yapılması gereken, yetkili kamu makamlarının kaçak olarak patlayıcı üretimi

yapılan ve iskân izni olmayan işyerinde yangın, patlama gibi insanların

hayatını tehlikeye atacak bir riskin gerçekleşmesi ihtimalini (izinsiz/denetimsiz

tehlikeli faaliyet yürütüldüğünden haberdar olunup olunmadığı) bilip

bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin (öngörülebilirliğin)

ortaya konulması, böyle bir durum söz konusu ise kamu görevlilerinin yetkileri

çerçevesinde kendilerinden makul olarak beklenebilecek etkin ve pratik

tedbirleri alıp almadıklarının açıklığa kavuşturulmasıdır. Bu doğrultuda ilk

olarak patlama ile sonuçlanan ve 21 insanın hayatını kaybettiği olaylar

dizisinde insan yaşamına yönelen gerçek ve yakın riskin varlığının kamu

makamları tarafından bilindiği veya bilinmesi gerektiğinin söylenebileceği

durumun, bir başka ifadeyle öngörülebilirliğin somut olayda var olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

(1) Riskin

Öngörülebilirliğine Dair İnceleme

87. Bu değerlendirmeye geçilmeden önce patlayıcı madde

(maytap, meşale) üretimi yapılan işyerlerinin hukuki durumunun, arz ettiği

önemin ve tehlikenin hatırlatılması yerinde olacaktır. "İlgili

Hukuk" kısmında aktarıldığı (bkz. §§ 31-48) üzere maytap, meşale gibi

patlayıcı ürünlerin üretildiği, depolandığı, ticaretinin yapıldığı işyerleri

birinci sınıf gayrisıhhi müessese niteliğindedir. Bu işyerlerinin belediye

birimleri tarafından ruhsatlandırılacağı ve denetleneceği açıktır.

Yönetmelik'te, bu işyerlerini çevresindekilere zarar verme olasılığı bulunan

müesseseler olarak tanımlanmıştır. Anılan Yönetmelik'te işyerlerinin

kurulması için gereken koşullar (gerekli güvenlik önlemlerinin alınması vb.)

sayılmış; gayrisıhhi müesseselerin kurulması ve faaliyet göstermesi için

ayrıca/ek olarak yer seçimi ve tesis kurma izni gibi sıkı denetim içeren

süreçler öngörülmüştür. Bunun yanı sıra havai fişeklerin, maytapların

üretildiği işyerlerini kapsamına alan Tekel Dışı Bırakılan Patlayıcı Maddelerle

Av Malzemesi ve Benzerlerinin Üretimi, İthali, Taşınması, Saklanması,

Depolanması, Satışı, Kullanılması, Yok Edilmesi, Denetlenmesi Usul ve

Esaslarına İlişkin Tüzük hükümleri gereği anılan işyerleri için birçok kamu

kurumunun sürece dâhil olduğu, farklı kurumlardan temin edilecek belgelerin

arandığı, sıkı denetim içeren bir kurulma/izin safahatı belirlemiştir. Anılan

Tüzük hükümleri incelendiğinde (bkz. §§ 46-48) havai fişek, maytap gibi

ürünlerin üretildiği işyerlerinin kurulması ve faaliyet gösterebilmesi için

aydınlatma ve alarm sistemlerinden çevredeki binalara uzaklığa, üretim

yapılacak yer için aranan özel yapı şartlarından imar planı düzenlemelerine

kadar birçok koşulun sağlanması gerektiği görülmektedir. Bu bağlamda söz konusu

işyerlerinin sıradan işyerleri olmadığı, çevresi için tehlike arz eden ve bu

nedenle özel güvenlik tedbirleri gerektiren, kamu idaresinin üzerinde

hassasiyetle durduğu, detaylı mevzuat hükümleri ile kuruluşunu ve faaliyet

göstermesini sıkı koşullara bağladığı müesseseler olduğu açıktır.

88. İTÜ Kimya Metalurji Fakültesi tarafından düzenlenen

raporda da (bkz. § 14) havai fişek, maytap gibi ürünlerin üretiminde kullanılan

malzemelerin patlayıcı özellikte olmasının yanında solunum, hazım yoluyla dahi

ölümcül olabileceği, bu maddelerin taşınmasında ve kullanımında özel

tedbirlerin alınması gerektiği ifade edilerek yapılan üretimin taşıdığı riske

vurgu yapılmıştır.

89. Patlamanın yaşandığı işyerinin kaçak olarak maytap,

meşale, havai fişek üretimi yapılan bir işyeri olduğu konusunda duraksama

bulunmamaktadır. Zira bu durumu, gerek işyerinde çalışmış olan/patlama

sırasında işyerinde olan kişilerin ifadeleri gerek patlama sonrası olay

yerinden toplanan numunelere ilişkin -birden fazla- inceleme raporları ve

itfaiye raporu gerekse Zeytinburnu Belediyesinin olaydan kısa süre önce yaptığı

denetim açıkça ortaya koymaktadır. Bununla beraber işyerinin bulunduğu binanın

yapı ruhsatı olmasına karşın iskân izninin bulunmadığı, inşaat kalitesinin

oldukça zayıf olduğu, bu nedenle patlamanın zarar verici etkilerinin arttığı

hususları da yargısal süreçte düzenlenen bilirkişi raporlarından ve Zeytinburnu

Belediyesi tarafından yargı mercilerine sunulan evraktan açıkça

anlaşılmaktadır.

90. Somut olayda özetle tehlike içeren üretim faaliyeti

bir kenara mesken olarak dahi kullanılması mümkün olmayan bir binada

izinsiz/kaçak olarak yürütülen oldukça riskli ticari faaliyete ilişkin olarak

baştan sona denetimsizlik ve hukuksuzluğun hâkim olduğu bir durum söz

konusudur.

91. Bu duruma dair, bir başka ifadeyle insan yaşamına

yönelen gerçek ve yakın bir riskin varlığı hususunda kamu makamlarının bilgi

sahibi olup olmadığı ve/veya bilgi sahibi olmaları gerektiğinin söylenebileceği

bir durumun öngörülebilirliğin somut olayda var olup olmadığı yönünden elde

bulunan verilere bakıldığında öncelikle -soruşturma sürecinde alınan ifadeler

ile olaydan kısa süre önce ruhsat başvurusu yapılmış olmasından anlaşıldığı

üzere- belediye ekiplerinin olaydan kısa süre önce ilgili işyerine geldikleri,

ruhsat alınması konusunda uyarıda bulundukları görülmüştür. Buna ek olarak aynı

binada faaliyet gösteren farklı iş kollarındaki işletmelerin Belediye

tarafından defalarca denetlendiği, mühürlendiği bizzat Belediye tarafından

Başsavcılığa iletilen yazılı belge ile ifade edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu

binaya belediye ekiplerinin patlamadan önce birden fazla kez olmak üzere

geldikleri hatta patlamanın yaşandığı işyerine gelerek işyerinin ruhsatsız

olduğunu tespit ettikleri açıktır.

92. Buna göre patlamanın yaşadığı binada daha önce

denetim ve mühürleme işlemleri yapan hatta patlamanın gerçekleştiği işyerini

olaydan kısa süre önce ruhsat alması konusunda uyaran, anılan işyerini hem

yürütülen faaliyet hem de imar bakımından denetlemek gerektiğinde işlem

yapmakla mükellef olan belediye görevlilerinin detaylı mevzuat hükümleriyle

düzenlenen, sıkı koşullara bağlanan, taşıdığı risk yüksek olan ancak mevcut

durumda kaçak olarak yapılan patlayıcı üretim faaliyetine dair gerçek ve yakın

bir riskin varlığından haberdar olduğu, bir başka deyişle yaşamsal açıdan ciddi

sonuçlar doğuracak bu olayın öngörülebilir olduğu şüpheye yer bırakmayacak

şekilde açıktır.

(2) Öngörülebilir

Risk Karşısında Makul Adımların Atılıp Atılmadığının İrdelenmesi

93. Bu aşamada tespiti gereken husus, riskin varlığından

haberdar olan kamu makamlarının yaşamı koruma yükümlülüğü bağlamında

kendilerinden beklenen etkili/pratik tedbirleri almak adına makul adımlar atıp

atmadığıdır. Bir başka ifadeyle kamu makamlarının önleyici nitelikte uygun

önlemler alarak patlamayı ve ölümcül sonuçlarını engellemek için gereken özeni

gösterip göstermediğinin belirlenmesi gerekmektedir.

94. "İlgili Hukuk" kısmında aktarılan

mevzuat hükümlerinden de açıkça anlaşıldığı üzere belediye görevlilerinin

meskenleri imar mevzuatına uygunluk açısından denetlemek ve tespit ettikleri aykırılıklar

nedeniyle cezai işlem uygulamakla mükellef oldukları izahtan varestedir.

95. Ayrıca belediyelerin salt imar mevzuatı açısından

değil işyerlerini ruhsatlandırmak, işyerinde gösterilen faaliyet için gereken

izin ve ruhsatların alınıp alınmadığı denetlemek ve tespit ettikleri

aykırılıklar nedeniyle de işlem yapmak (gerektiğinde faaliyeti durdurmak)

yönünde kesin yükümlülükleri bulunmaktadır.

96. Yukarıda aktarıldığı üzere patlamanın gerçekleştiği

binanın iskân izni yoktur. Ayrıca süreçte alınan bilirkişi raporları ile

ruhsata aykırı olarak çatı katı inşa edildiği ve yapı malzemesinin patlamanın

etkisini, vehametini artıracak şekilde zayıf olduğu tespit edilmiştir. Bununla

birlikte patlamanın yaşandığı işyerinde yapılan ve oldukça yüksek risk barındırması

nedeniyle sıkı şartlara bağlanan üretim faaliyetine ilişkin olarak alınmış bir

ruhsat söz konusu değildir. Binanın 1992 yılında kullanılmaya başlandığı ve

patlamanın yaşandığı 2008 yılına değin uzun bir süre iskânsız olarak

kullanıldığı, bu dönemde imar mevzuatı bağlamında herhangi bir işlem

yapılmadığı görülmüştür. Bir başka ifadeyle 16 yıl gibi bir süre boyunca bina,

imar mevzuatına aykırı bir biçimde ve üstelik riskli üretim faaliyetlerini de

içerecek şekilde ticari bir alan olarak hiçbir engelle karşılaşılmadan

kullanılmıştır.

97. Bunun yanında patlamanın sebebi olan üretim

faaliyetinin işyerinde çalışanların beyanlarına göre yaklaşık beş yıldır devam

ettiği, bu süre zarfında binaya başka işletmelerin denetimi, mühürlenmesi için

belediye ekiplerince defalarca gelindiği hatta 2007 yılı içinde ve patlamadan

kısa süre önce işyerinin ruhsatsız çalıştığının anlaşılması üzerine belediye

ekiplerinin işyerine geldiği anlaşılmıştır. Patlamaya sebep olan işletmenin

patlamadan kısa süre önce ve 2007 yılı içinde ruhsatsız çalıştığı tespit

edilmişse de bu tespit sonucu herhangi bir işlem yapılmadığı, üretimin

durdurulması, işyerinin mühürlenmesi gibi bir edimde bulunulmadığı

anlaşılmıştır. İşyerinde yürütülen faaliyetin sıradan bir üretim faaliyeti

olmayıp oldukça yüksek risk içeren, sıkı denetim sürecine ve izin prosedürüne

bağlanan patlayıcı madde üretimi olduğu dikkate alındığında işyerinin ruhsatsız

olduğunun anlaşılıp üretime devam edilmesi, herhangi bir yaptırım uygulanmaması

suretiyle buna zımnen izin verilmesi yaşamı koruma yükümlülüğüne dair makul

adımların atılmadığı noktasında ciddi ve belirleyici bir veridir.

98. Bu veriler ışığında mesken olarak dahi kullanılması

mümkün olmayan, 16 yıl boyunca iskânsız olarak kullanılan binada oldukça riskli

üretim faaliyetinin ruhsatsız/izinsiz yürütüldüğünün anlaşılmasına karşın

üretim faaliyetinin durdurulması adına herhangi bir işlem yapılmaması nedeniyle

idarenin yaşamı koruma yükümlülüğü bağlamında makul adımlar atmadığı,

tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek hiçbir önlem almadığı görülmüştür.

Sonuç olarak kamu makamlarının ellerindeki hukuki/kurumsal altyapı ile

desteklenmiş kamusal gücü, yaşamı koruma yükümlülüğü doğrultusunda etkili bir

biçimde devreye soktuğu söylenemeyecek olup tehlikeli/kaçak yapılan üretim

faaliyetine dair risk yönünden sonuç doğurmaya elverişli tedbirlerin

alınması ve uygulanması konusunda yetersiz kalındığı, yaşamı koruma

yükümlülüğüne aykırı davranıldığı açıktır.

99. Yaşamı koruma yükümlülüğüne ilişkin yapılan bu

tespitlerin ardından başvuru yollarının tüketilmesi kuralı ile doğrudan

bağlantılı olması nedeniyle yaşam hakkına ilişkin etkili yargısal korumanın

sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilmelidir.

(3) Etkili

Yargısal Yolun Tespiti

100. Bu değerlendirme yapılırken öncelikle Anayasa

Mahkemesinin içtihadının yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmeyen

durumlarda etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün

mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık

olması ile yerine getirilmiş sayılabileceği ancak kamu makamlarının olası

sonuçların farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkiler kapsamında

oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı

durumlarda bireylerin hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine

hiçbir suçlamada bulunulmamasının ya da bu kişilerin yargılanmamasının yaşam

hakkının ihlaline neden olabileceği yönünde olduğunu hatırlatmak gerekir (Kadri

Ceyhan [GK], B. No: 2014/1924, 17/5/2018, § 89). Tehlikeli bir faaliyet (madencilik,

patlayıcı üretimi vb.) kapsamında öngörülebilir bir riskin bulunduğu ve bu

riskin bertaraf edilmesi için alınması gereken birtakım önlemler olduğu

durumlarda, etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü bakımından etkili bir ceza

soruşturması yürütülmesi gerekliliği bulunmadığı söylenemez (Naziker Onbaşı

ve diğerleri, B. No: 2014/18224, 9/5/2018, § 53). Bu perspektiften olay ele

alındığında bu aşamada karar verilmesi gereken husus, devletin etkili yargısal

sistem kurmaya ilişkin pozitif yükümlülüğü kapsamında hangi tür yargısal

başvuru yolunun öngörülebilen tehlikelere rağmen ihmal gösterilerek makul

tedbirler alınmaması sonucu ölümlere yol açılan bu olaylara verilmesi gereken

(yeterli) yargısal cevap olabileceğidir.

101. Yukarıda da aktarıldığı üzere somut olayda mesken

olarak dahi kullanılması mümkün olmayan bir binada izinsiz/kaçak olarak

yürütülen oldukça riskli ticari faaliyete ilişkin olarak baştan sona

denetimsizlik ve hukuksuzluğun hâkim olduğu bir görünüm söz konusudur.

Patlamanın gerçekleştiği işyerinde yürütülen faaliyet sıradan bir üretim

faaliyeti olmayıp oldukça yüksek risk içeren, sıkı denetim sürecine ve izin

prosedürüne bağlanan patlayıcı madde üretimidir. Bu kaçak üretime karşın

işyerinin ruhsatsız olduğun anlaşılıp üretime devam etmesine herhangi yaptırım

uygulanmaması suretiyle zımnen izin verilmesi söz konusudur. Bu bağlamda somut

olayı çevreleyen koşullar, kamu görevlilerinin basit hatası ya da

dikkatsizliğini aşan bir hâlin söz konusu olduğunu açıkça görünür kılmaktadır.

102. Tehlikeli bir faaliyet kapsamında kişilerin yaşamı

ile vücut bütünlüğü üzerinde ortaya çıkan risklerin en aza indirilmesi gerekli

önlemlerin alınması konusunda sorumluluğu bulunan kişilerin tespit edilebilmesi

ve tespit edilen sorumluluklar karşısında devletin göstereceği yargısal tepki,

benzer olayların yaşanmaması bakımından da önem taşımaktadır. Somut başvuruda

yaşam hakkının güvenceleri bağlamında ceza soruşturmasını gerektirecek şekilde

kamu makamlarının olası sonuçların farkında olmalarına rağmen kendilerine

verilen yetkiler kapsamında oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve

yeterli önlemleri almadığı bir süreç söz konusudur. Bu durumda somut olay için

devletin yaşam hakkına dair usul yükümlülüğünün bir ceza soruşturması

yürütülmesini gerektirdiği kanaatine ulaşılmıştır. Diğer taraftan AİHM'in somut

olay için etkili yargısal yol olarak ceza muhakemesini tespit etmesi de (bkz. §

29) ulaşılan sonucu destekler niteliktedir. Bu itibarla tazminat davasının

başvuru yollarının tüketilmesi ve etkili yargısal koruma sağlama gereklilikleri

yönünden somut başvuruya etkisi olmadığı değerlendirilmiştir.

(4) Giderimin

Değerlendirilmesi

103. Bu noktada, öngörülebilir olan tehlikeli/kaçak

yapılan üretim faaliyetine dair risk yönünden sonuç doğurmaya elverişli tedbirlerin

alınması ve uygulanması konusunda yetersiz kalındığı tespit edilip devletin

etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünün bulunduğu belirlendikten sonra

kamu görevlileri hakkında suçlu oldukları yönünde hüküm kurulan ceza

yargılaması ile yaşamı koruma yükümlülüğüne ilişkin müdahale bakımından etkili

bir giderim sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilmelidir. Bununla birlikte etkili

bir telafi sağlanıp sağlanmadığının değerlendirmesi yapılırken eyleme ve suç

türüne ilişkin belirlemenin mahkemenin takdirinde olduğunun altı çizilmelidir.

104. Bir yargısal yolun sadece hukuken mevcut

bulunmasının yeterli olmadığı, bu yolun uygulamada da etkili olması gerektiği

açıktır. Etkililikten söz edilebilmesi için ise yargısal yolun hak ihlalini

önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak

ihlalini tespit edip uygun bir giderim sunabilmesi gerekmektedir. Bu

bağlamda yaşam hakkı ihlalleri ile ortaya çıkan mağduriyetin giderildiğinden

söz edilebilmesi için yargı mercilerinin öncelikle yaşam hakkı ihlalini açıkça

ortaya koyması/hukuki sorumluluğu tespit etmesi ve bu durumu etkili bir giderim

ile karara bağlaması gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. Şenol Gürkan,

B. No: 2013/2438, 9/9/2015; Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014). Yaşam hakkına ilişkin ihlalin/mağduriyetin ortadan kaldırıldığı

sonucuna ulaşılabilmesi için bu hususların yerine getirilmesi gerekmektedir.

105. Yargılama sürecine bakıldığında Mahkemenin olayı

çevreleyen koşulları aydınlattığı, olayda sorumluluğu bulunan kamu

görevlilerini tespit ettiği, tespit ettiği kamu görevlilerinin suçunu, kusurunu

patlama sonucuyla ilinti kurarak belirlediği, hapis cezalarına hükmettiği ancak

HAGB kararı verdiği anlaşılmıştır. Bir başka ifadeyle ölümle sonuçlanan olayda kamu

makamlarının görevlerinin gereklerini yerine getirmeyerek kişilerin

mağduriyetine neden oldukları tespit edilmiş ve böylece yaşam hakkının esas

boyutu bağlamında ihlal, öz olarak ortaya konmuştur (bkz. §§ 25-27). Usul

boyutuna ilişkin olarak yapılacak incelemenin de konusu olmakla birlikte HAGB

hükmünün başvurucular açısından yeterli ve etkili bir telafi imkânı sunup

sunmadığının, diğer bir ifade ile yargılama sonucunun mağdur sıfatını ortadan

kaldırıp kaldırmadığının incelenmesi gerekmektedir. Her ne kadar şahsi cezai

mesuliyete ilişkin konulara değinmek ya da kişilerin suçlu olup olmadıklarına

yönelik karar vermek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında değil ise de kamu

görevlilerinin ihmalleri, suçları için yapılan uygulamalara ilişkin olarak

suçun, ihmalin ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık orantısızlığın

bulunduğu durumlarda Anayasa Mahkemesinin anayasal denetim yapma görevi

bulunmaktadır (benzer değerlendirme için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 76).

106. Bu noktada öncelikle ilgili mevzuatın derece

mahkemelerine HAGB olanağı verdiğini belirtmek gerekir. Ancak bu bir zorunluluk

olmayıp bu konuda hâkime tam bir takdir yetkisi tanınmıştır. Hâkimin

takdiriyle, sanığın beş yıllık deneme süresi içinde yeni bir suç işlememesi

durumunda kararın uygulanmaması ve söz konusu davanın ilgili kanun gereğince

otomatik olarak düşmesi söz konusudur.

107. Kamu görevlilerinin yargılanmasına neden olan fiil

güç kullanımına (şiddet, cebir) ilişkin olmasa da görevi ihmal/kötüye kullanma

suretiyle işlenen bir suç olsa da ağır/vahim sonuçlar doğurmuş bulunan

eylemlerdir (eylemsizlik hâlleridir). Kamu görevlileri yönünden HAGB kararı ile

sonuçlanan yargılama sürecine temel olan olayın 21 kişinin öldüğünün, yüzden

fazla kişinin yaralandığının, geniş çaplı bir alana etki eden sonuçları

itibarıyla ağır bir patlama olduğunun altını çizmek gerekir. Bir başka ifadeyle

kamu görevlilerinin eylemi/eylemsizliği, sonuçları itibarıyla ağırdır. Üstelik

patlamanın gerçekleştiği işyerinde yürütülen faaliyetin sıradan bir ticari

faaliyet olmaması, binanın iskânsız olması, faaliyetin taşıdığı risk nedeniyle

sıkı denetim ve izin prosedürüne bağlanmış olması, daha önce belediye

ekiplerince ruhsatsız olduğu tespit edilmesine rağmen işyerinin faaliyetinin

durdurulmaması, hemen akabinde patlamanın meydana gelmiş olması hususları

eylemsizlik hâlinin vahametine ve ağırlığına işaret eden önemli verilerdir.

108. Ayrıca derece mahkemelerinin yaptıkları yargılama

sonucunda verdikleri mahkûmiyet kararı sonrası HAGB kararı verilebilmesi için

objektif birtakım koşulların yanında bir de subjektif koşul bulunmaktadır. Bu

subjektif koşul, kanunda "sanığın kişilik özelikleri ile duruşmadaki

tutum ve davranışları" olarak belirtilmiş ve buna göre sanığın bir

daha suç işlemeyeceği yönünde mahkemede bir kanaat oluşması gerekliliğine vurgu

yapılmıştır. Şüphesiz bu durumun takdiri hâkimlere ait olmakla birlikte sanığın

kişilik özellikleri değerlendirilirken sanığın bir devlet görevlisi olduğu

ve sonuçları itibarıyla ağır bir ihmal gösterdiği gözönünde tutularak bu husus

karar gerekçesinde tartışılmalı ve buna uygun bir takdir hakkı kullanıldığı

kararda gösterilmelidir. Ağır bir ihmal sonucu gerçekleşen sonuçları itibarıyla

da vahim olan somut sürece dair ceza yargılaması neticesinde ulaşılan hükümde,

gerek HAGB gerekse de takdirî indirim için olayın niteliğini ve kamu

görevlilerinin gösterdiği ihmalin derecesini ele alan, bu niteliği haiz bir

değerlendirmenin varlığından söz edilemeyeceği açıktır.

109. Yaşam hakkının ihlal edildiği derece mahkemelerince kabul

edilmiş ise de HAGB kararı verilmesi nedeniyle ihlale ilişkin olarak yeterli ve

uygun giderim sağlanamamıştır. Bu bağlamda oldukça riskli ve kaçak üretim

faaliyetine yönelik denetimsizlik ile vücut bulan ve ağır sonuçlar doğuran suç

için yasal zorunluluğun var olmadığı ve bu konuda tam bir takdir yetkisi

bulunduğu hâlde, sanıklar hakkında hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı kanunda

açıkça belirtilen HAGB müessesesinin uygulanmasıyla hâkimlerin takdir

yetkilerini, hukuka aykırı ve vahim sonuçlar doğuran bir eylemin hiçbir şekilde

hoş görülemeyeceğini göstermek yerine bu eylemin sonuçlarını olabildiğince aza

indirgemek yönünde kullandıkları ve bu nedenle sanıklar açısından caydırıcılık

ile mağduriyet açısından etkili giderim sağlanmadığı, başvurucuların mağdur

sıfatının devam ettiği, kamu görevlileri hakkında ihlale ilişkin olarak uygun

ve yeterli bir giderim sağlamayan HAGB kararı verilmesinin Anayasa'nın 17.

maddesi bağlamında koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğinin derece mahkemesince

kabul edildiği anlamına gelmediği kanaatine ulaşılmıştır.

110. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının maddi

boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ ihlal sonucuna ek gerekçeyle

katılmıştır.

ii. Yaşam

Hakkının Usul Boyutu (Etkili Soruşturma Yükümlülüğü)

111. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, meydana gelen ölüm olayının tüm

yönleriyle ortaya konulmasını, sorumluluğun belirlenmesine imkân tanıyan etkili

bir soruşturma yürütülmesini ve tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı

cezalar verilmesini gerektirmektedir. Tehlikeli bir faaliyet kapsamında

kişilerin yaşamı ile vücut bütünlüğü üzerinde ortaya çıkan risklerin en aza

indirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması konusunda sorumluluğu bulunan kişilerin

tespit edilebilmesi ve tespit edilen sorumluluklar karşısında devletin

göstereceği yargısal tepki, benzer olayların yaşanmaması bakımından da önem

taşımaktadır.

112. Başvuruda, olaya ilişkin etkili soruşturma

yürütülmediği ileri sürülmüştür. Başvurucular, etkili soruşturma yürütülmediği

sonucuna iki temel şikâyet noktasından hareket ederek ulaşmaktadır. Birinci

şikâyet, belediye görevlilerinden S.K. hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme

kararı verilmesine, ikinci şikâyet ise diğer kamu görevlileri hakkında

cezasızlık izlenimi oluşturacak şekilde HAGB müessesinin uygulanmasına

ilişkindir.

113. Başvurucuların soruşturmanın resen ve derhâl

başlatılmadığına, soruşturmanın bağımsız ve süratle yürütülmediğine,

soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini

sağlayabilecek bütün delillerin toplanmadığına ilişkin bir şikâyeti bulunmadığı

gibi somut olayda etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin söz konusu

ilkelere aykırı hareket edildiğine ilişkin bir bilgi veya bulguya da ulaşılamamıştır.

114. Zeytinburnu Belediyesinin eski imar işleri eski

müdürü olan S.K. 27/8/2004 tarihinde görevinden ayrıldığından suç tarihi S.K.

için en son 27/8/2004 olarak tespit edilmiştir. Yargısal süreçte S.K.nın

görevinden ayrıldığı tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı mülga Kanun

hükümleri uyarınca ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu için 7 yıl 6

aylık munzam zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu, dolayısıyla 2008 yılında

meydana gelen patlama nedeniyle oluşan bu suça ilişkin dava zamanaşımı süresinin

S.K. yönünden ilk hüküm tarihi olan 2014 yılından önce (yaklaşık 2012 yılının

başı) dolduğu tespit edilerek düşme kararı verilmiştir. Düşme kararının

yargısal süreçteki gecikmeden ziyade yukarıda aktarılan fiilî durum -görevden

ayrılma- nedeniyle suç tarihinin patlamadan uzun süre önce gerçekleşmiş

olmasından ileri geldiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla S.K. yönünden davanın

düşmesi, mahkemenin takdiri veya yargısal süreçte yaşanan gecikmeden ileri

gelmediği için S.K. yönünden kurulan hükmün etkili soruşturma yükümlülüğüne

yönelik bir ihlal doğurmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

115. Bununla beraber 2008 yılının hemen başında meydana

gelen patlamaya ilişkin olarak 2008 ve 2009 yılları içinde Başsavcılık;

bilirkişi raporu, ilgili kurumlardan elde edilen belgeler ve ifadeler dâhil

olmak üzere deliller toplanmış ve 2009 yılının sonuna doğru kamu davası

açılmıştır. Mahkeme ilk hükmünü 2014 yılının ortasında patlamanın meydana

gelmesinden yaklaşık altı buçuk yıl sonra vermiştir. Suçun nitelenmesinden

dolayı verilen bozma kararı nedeniyle nihai hüküm 2019 yılının Mart ayında

kesinleşmiştir. Bozma hükmü öncesi ve sonrası verilen hükümler aynı delillere

dayanmaktadır, farklılık suçun nitelenmesine dair hukuki yoruma ilişkindir.

Sonuç itibarıyla ceza soruşturması yaklaşık 11 yıllık bir zaman dilimine

yayılmıştır. Somut olayda, yargısal sürece katılan sayısı çok olmakla birlikte

olayın oluş biçiminin ve koşullarının patlamanın ardından uzun bir süre

geçmeden düzenlenen bilirkişi raporları ve tanık ifadeleri ortaya çıkarılmış

olması, suç nitelemesine dair bozma kararı ile sürecin uzaması dikkate

alındığında hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların niteliği,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller gibi kıstaslar çerçevesinde

başvuru konusu olayın 11 yıllık süreyi makul kılacak ölçüde karmaşık görünüm

arz etmediği, başvurucuların da yargılamanın uzamasına sebep olacak tutum ve

usule ilişkin haklarını kullanırken özensizliğini gösteren bir unsurun da

saptanmadığı anlaşıldığından yargısal süreçte makul sürenin aşıldığı sonucuna

ulaşılmıştır.

116. Diğer taraftan soruşturma yükümlülüğü bir sonuç

yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğünü oluşturduğundan

yargılamanın nihai olarak mutlaka belli bir ceza türüyle sonuçlanması gerektiği

söylenemeyecektir. Ancak HAGB kurumunu uygulama olanağı mahkemelerin takdirinde

olmakla birlikte mahkemelerin sanıkların fiilen cezasız kalmalarını sağlayacak

şekilde hukuku uyguladıklarının tespiti hâlinde soruşturmanın etkinliğinin

sağlanamadığı sonucuna varılabilmektedir (S.D. B. No: 2013/3017,

16/12/2015; Yunus Kalkan, B. No: 2013/4383, 18/2/2016; Mehmet Şah

Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016).

117. Cezasızlık, işlenen bir suçun somut olarak cezasız

kalmasını ifade etmektedir. Cezasızlık; sorumluların adalet önüne

çıkarılmaması, işledikleri suçla orantılı bir biçimde cezalandırılmaması veya

mahkûm edildikleri cezanın infazının sağlanmaması şeklinde ortaya

çıkabilmektedir. Cezasızlığın önlenmesi durumunda bir yandan mağdurlar

açısından gerekli giderim sağlanırken bir yandan yeni ihlallerin

gerçekleşmesini engelleyecek caydırıcı bir etki ortaya çıkması mümkün

olacaktır. İşlenen suç ile verilen cezalar arasında orantısızlık olması ya da

hiç ceza verilmemesi durumunda bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayabilecek

caydırıcı bir etki ortaya koymaktan oldukça uzak kalınmakta, yaşam hakkının

idari ve yasal mevzuat aracılığıyla korunması hususundaki pozitif yükümlülüğün

yerine getirilememesi sonucu doğmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. S.D.

§ 102).

118. HAGB kurumu, 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinde

düzenlenmiştir. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç

doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe

sahip bulunan HAGB kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun

işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, geri bırakılan hükmün

ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesi uyarınca

düşürülmesi sonucunu doğurduğundan bu özelliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai

nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birini oluşturmaktadır (Tahir

Canan, § 30). Bu bağlamda HAGB kararı, asıl olarak kişiyi ceza tehdidi

altında bırakmaktadır. Somut olayda olduğu gibi suçu işlediği sübuta eren

kişinin cezalandırılması ancak denetim süresi içinde kasten yeni bir suç

işlemesi şartına bağlanmakta, böylelikle sorumluluğu mahkeme kararıyla sabit

olan eylemi -yeni bir suç işlemediği takdirde- fiilî olarak cezasız

kalmaktadır. Kanun koyucunun, işlediği suçtan dolayı kişinin tekrar topluma

kazandırılması amacıyla getirdiği bu cezasızlık kurumunun uygulanıp

uygulanmayacağı değerlendirilirken her olayın somut koşulları çerçevesinde

suçun niteliği ve sonuçlarının ağırlığı ile orantılı olarak yaptırımın

caydırıcılığı hususunun da gözardı edilmeden yorumlanması gerekmektedir.

119. Maddi yükümlülüğüne ilişkin değerlendirmede de

belirtildiği üzere yargılanmaya konu fiiller (ihmaller) sonuçları itibarıyla

ağır bir etki yaratmış, çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Kamu

görevlilerinin görevi kötüye kullanmak suçuna vücut veren ihmalleri, yüksek

risk içeren bir üretim faaliyeti yapan ve iskânsız bir binada bulunan işyerine

ilişkindir. Bu işyerinin ruhsatsız faaliyet gösterdiği kamu görevlilerince

olaydan kısa süre önce tespit edilmiş ancak faaliyet durdurulmamış ve kısa süre

sonra patlama meydana gelmiştir. Mahkemenin HAGB kararı sonucunda sanıkların

deneme süresi içinde suç işlememesi hâlinde bu ceza hiç verilmemiş sayılarak

adli sicile yansımayacaktır. Verilen bu karar cezanın infazının ertelenmesinden

daha güçlü bir etkiye sahiptir ve sanığın cezadan muaf tutulması ile

sonuçlanmaktadır. Bu tespitler ışığında süreç bir bütün olarak

değerlendirildiğinde Mahkeme, bu kararıyla, HAGB'ye ilişkin yetkisini söz

konusu eylemlere hiçbir şekilde müsamaha edilmeyeceğini göstermek için

kullanmak yerine ağır bir mağduriyet meydana getiren eylemin sonuçlarını

hafifletmek ya da ortadan kaldırmak için kullanmayı tercih ettiği izlenimini

vermiştir.

120. Bu hâle göre soruşturmanın etkinliğinin sağlanmasının

koşullarından biri olan sorumluların fiilleriyle orantılı ceza almaları

koşulunun yerine getirilmediği ve cezasızlık sonucunun doğduğu anlaşılmıştır.

Bu durum benzer ihlallerin önüne geçebilmek amacıyla caydırıcılığın sağlanması

için devletin sorumluların uygun ve yeterli cezalarla cezalandırılmalarını

sağlayabilecek nitelikte bir ceza soruşturması yürütme konusundaki

yükümlülüklerine açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Ulaşılan bu sonucun bu tür

durumlara hoşgörü ile yaklaşıldığı izlenimini uyandırdığı ve bireylerin bu

kapsamda devlete ve adalet mekanizmalarına olan güvenlerini de zedeleyebileceği

açıktır.

121. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun da ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ ihlal sonucuna ek gerekçeyle

katılmıştır.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

122. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

123. Başvurucular, ihlalin tespiti ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

124. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

125. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

126. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

127. İncelenen başvuruda yaşam hakkının maddi ve usul

boyutlarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin kamu

görevlilerinin eylemi ile bu eylemle ilgili ceza yargılaması kapsamında

mahkemenin işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

128. Bu durumda yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının

ihlaline bağlı sonuçların ortadan kaldırılması için 6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre yapılması gerekenlere hükmedilmelidir.

Bu sebeple kararın bir örneğinin başvuruya konu yargılama sürecinde tespit

edilen eksikliklerin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy

6. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

129. Öte yandan somut olayda etkili soruşturma

yükümlülüğünün (usul boyutunun) ihlal gerekçelerinden biri makul sürede

yargılamanın tamamlanmamasıdır. Bu nedenle ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun

uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır.

Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için yaşam hakkının maddi ve usul

boyutlarının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvuruculara tazminat ödenmesi de gerekmektedir.

Bu nedenle etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edilmesine bağlı olarak

ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvuruculara toplamda net 1.200.000 TL manevi tazminatın ekli listede

belirtildiği şekilde ödenmesi gerekmektedir.

130. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin ve tazminata ilişkin diğer

taleplerin reddine karar verilmesi gerekir.

131. Dosyadaki belgelerden tespit edilen yargılama giderlerinin

ekli listede belirtildiği şekilde başvuruculara ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucu Ebru Çolak, Miyeser Kızılçam ve Nebiye Kara

yönünden başvurunun vefat nedeniyle DÜŞMESİNE,

B. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 17. maddesinin

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesine (ihlal E.2017/523, K.2019/12 sayılı

karara ilişkindir) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvuruculara net 1.200.000 TL manevi tazminatın [Ekli

Liste] de belirtildiği şekilde ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin

REDDİNE,

F. Yargılama giderlerinin ekli listede belirtildiği

şekilde başvuruculara ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 15/3/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

FARKLI GEREKÇE

Başvuruya konu somut olayda bazı kamu görevlilerinin

görevi kötüye kullanma -görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle-

suçunu işledikleri gerekçesiyle 10 ay ile 1 yıl 8 ay arasında değişen hapis

cezaları ile cezalandırıldıkları ve bu cezaların açıklanmalarının geri

bırakıldığı anlaşılmıştır.

İlk olarak, olayların oluşumuna ilişkin delillerin

değerlendirilmesinin idari ve yargısal makamların ödevi olduğu, Anayasa

Mahkemesinin ilgili makamlarının yerine geçecek şekilde delillerin

değerlendirmesini yapmasının veya yürütülmesi gerekli olan soruşturma

işlemlerini belirlemesinin söz konusu olamayacağı belirtilmelidir (bkz. § 83).

İkinci olarak, Anayasa Mahkemesinin başvuruya konu soruşturma ya da kovuşturmaların

nasıl sonuçlanacağı veya sorumlularının suçluluk/sorumluluk dereceleri ile

doğrudan ilgilenmediği vurgulanmalıdır. Sonuç olarak, kişilerin cezai

sorumluluğu ile ilgili meseleleri çözmek Anayasa Mahkemesinin doğrudan

görevleri arasında değildir.

Diğer taraftan, başvuruya konu kovuşturmaya bakıldığında,

kamu görevlilerinin 5237 sayılı Kanunda insan hayatını tehlikeye atan suçlarla

ve dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesi gereğince yaşam hakkının korunmasıyla

hiçbir ilişkisi olmayan “görevi kötüye kullanma” suçundan sorumlu tutuldukları

görülmüştür. Hal böyle olunca; yetkili makamların, söz konusu kamu

görevlilerinin, görevlerinin gereklerini yerine getirmediklerini tespit etmekle

birlikte başvurucuların akrabalarının ölümleri ile ilgili sorumlulukları bulunup

bulunmadığına ilişkin bir değerlendirme yapmadıkları sonucu ortaya çıkmaktadır.

Bu durum ise olayda yaşam hakkını koruyamamaktan kaynaklanan sorumluluğun

dolaylı olarak da olsa kabul edildiği anlamına gelmemektedir. Başvuruya konu

kararda yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edilmesinden kaynaklı bir sorumluluk

tespit edilmemiştir. Kamu görevlilerinin yerine getirmedikleri sorumlulukları

ile ölümler arasındaki illiyet bağı tartışılıp göz önünde tutulmamıştır. Bu

durum ise yetkili mercilerin kazanın son derece trajik ve ciddi sonuçlarına

gereken önemi verdiklerini düşünebilmeyi mümkün kılmamaktadır. Bu eksiklik

olaydan sorumlu kişilerin sonuçta yetersiz cezalarla cezalandırılmalarına yol

açmıştır.

Buna göre, başvuruya konu yargısal süreçte, söz konusu kamu

görevlilerinin olaydaki sorumluluklarının tespit edildiğini ve benzer olayların

gerçekleşmesi önlenerek yaşam hakkının korunması amacıyla Türk Ceza Kanunu’nun

caydırıcı işlevinin etkili şekilde uygulandığını söylemek mümkün değildir.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Volkan ÇAKMAK

Başvurucular

:

Necla KARA ve diğerleri

(bkz. ekli liste)

Vekilleri

:

(bkz. ekli liste)

Üye

Selahaddin MENTEŞ